Kutsal Ramazan ayı – Nasıl oruç tutulur?

Ramazan ayında oruç tutma zamanı geldiğinde arkadaşlarımın en iyi nasıl oruç tutacağını tartıştıklarını duyuyorum. Tartışma, orucun ne zaman başlayıp durdurulacağı üzerine odaklanıyor. Ramazan yazın geldiğinde ve yaklaşık 16 saat veya daha fazla gün ışığı olan kuzeyde yaşadığımız için, oruç için başka bir gün ışığı standardı (Mekke’de gün doğumundan gün batımına kadar) kullanılıp kullanılamayacağı sorusu ortaya çıkıyor. Arkadaşlarım bu ve neyin caiz olup neyin izin verilmediğine dair benzer sorularla ilgili çeşitli âlimlerin farklı hükümlerini takip ediyorlar.

Bu tartışmalar ne kadar önemli olsa da, orucumuzun Allah’ı razı edebilmesi için nasıl yaşayacağımızla ilgili eşit derecede önemli soruyu sık sık unutuyoruz. Peygamberler şunları yazdılar ve iyi bir oruç için uygun yaşama konusundaki mesajları bugün olduğu kadar önemlidir.

Yeşaya Peygamber (A.S.), müminlerin dini yükümlülüklerini (dua ve oruç gibi) katı bir şekilde yerine getirdiği bir dönemde yaşadı. Dindarlarlardı.

Yeşaya Peygamber’in (A.S.) Zebur’daki diğer peygamberlerle birlikte Tarihsel Zaman Çizelgesi

Ama aynı zamanda büyük bir yozlaşma dönemiydi (bkz. Zebur’un tanıtımı i. İnsanlar sürekli kavga ediyor ve tartışıyorlardı. Böylece Peygamber onlara bu mesajı getirdi.

Gerçek Oruç

“Avaz avaz bağırın, çekinmeyin,

Sesinizi boru sesi gibi yükseltin;

Halkıma isyanlarını,

Yakup soyuna günahlarını bildirin.

Bana her gün danışıyor,

Yollarımı öğrenmekten zevk duyuyorlarmış!

Doğru davranan,

Tanrısı’nın buyruğundan ayrılmayan bir ulusmuş gibi…

Benden adil yargılar diliyor,

Bana yaklaşmaktan zevk alıyorlarmış.

Diyorlar ki, ‘Oruç tuttuğumuzu neden görmüyor,

İsteklerimizi denetlediğimizi neden farketmiyorsun?’

“Bakın, oruç tuttuğunuz gün keyfinize bakıyor,

İşçilerinizi eziyorsunuz.

Orucunuz kavgayla, çekişmeyle,

Şiddetli yumruklaşmayla bitiyor.

Bugünkü gibi oruç tutmakla

Sesinizi yükseklere duyuramazsınız.

İstediğim oruç bu mu sanıyorsunuz?

İnsanın isteklerini denetlemesi gereken gün böyle mi olmalı?

Kamış gibi baş eğip çul ve kül üzerine mi oturmalı?

Siz buna mı oruç, RAB’bi hoşnut eden gün diyorsunuz?

Benim istediğim oruç,

Haksız yere zincire, boyunduruğa vurulanları salıvermek,

Ezilenleri özgürlüğe kavuşturmak,

Her türlü boyunduruğu kırmak değil mi?

Yiyeceğinizi açla paylaşmak değil mi?

Barınaksız yoksulları evinize alır,

Çıplak gördüğünüzü giydirir,

Yakınlarınızdan yardımınızı esirgemezseniz,

Işığınız tan gibi ağaracak,

Çabucak şifa bulacaksınız.

Doğruluğunuz önünüzden gidecek,

RAB’bin yüceliği artçınız olacak.

O zaman yardım çağrılarınızı RAB yanıtlayacak,

Feryat ettiğinizde, ‘İşte buradayım’ diyecek.

“Eğer boyunduruğa, başkalarını suçlamaya,

Kötücül konuşmalara son verirseniz,

Açlar uğruna kendinizi feda eder,

Yoksulların gereksinimini karşılarsanız,

Işığınız karanlıkta parlayacak,

Karanlığınız öğlen gibi ışıyacak.

RAB her zaman size yol gösterecek,

Kurak topraklarda sizi doyurup güçlendirecek.

İyi sulanmış bahçe gibi,

Tükenmez su kaynağı gibi olacaksınız.

Halkınız eski yıkıntıları onaracak,

Geçmiş kuşakların temelleri üzerine

Yeni yapılar dikeceksiniz.

‘Duvardaki gedikleri onaran,

Sokakları oturulacak hale getiren’ denecek sizlere

Yeşaya 58: 1-12

Gerçek oruçtan bereketli yaşam vaatleri harikulade değil mi? Ama o zamanlar insanlar peygamberi dinlemediler ve tövbe etmediler (peygamber Yahya’nın A.S. tövbe hakkında öğretişleri -. Böylece Hz. Musa’nın (A.S.) peygamberlik ettiği gibi yargılandılar. Bu mesaj, Yeşaya’nın oruç tutarken nasıl davrandıklarını açıklamasından beri bizim için bir uyarı olmaya devam ediyor.

İmamlarımızın izin verdiği kurallar ne olursa olsun oruç tutmanın faydası olmayacak, yine de Allah’ı rencide edecek şekilde yaşayarak Allah’ı memnun edemeyecekler. Öyleyse Allah’ın lütfunu Hz. İsa Mesih’ten A.S. nasıl alacağınızı anlayın. (receive His mercy through the Prophet Isa al Masih PBUH.)

O Gün: İnşikak & Tur ve Mesih

İnşikak Suresi (84. Sure) Yargı günü yerin ve gökyüzünün nasıl sarsılıp yok edileceğini anlatır.

Gök yarıldığı ve Rabbine boyun eğdiği zaman -ki ona yaraşan budur-, Yer dümdüz edildiği, içinde bulunanları atıp boşaldığı ve Rabbini dinleyip O’na hakkıyla itaata mecbur kılındığı vakit (insanoğlu yaptıkları ile karşılaşır). Ey insan! Şüphesiz, sen Rabbine (kavuşuncaya kadar) didinip duracak ve sonunda didinmenin karşılığına kavuşacaksın. Amel defteri kendisine sağından verilen kimse, kolay geçireceği bir hesaba çekilir ve arkadaşlarının yanına sevinçle döner. Ama amel defteri kendisine arkasından verilen kimse: “Mahvoldum” diye bağırır ve çılgın alevli cehenneme girer.  

İnşikak Suresi 84:1-12

İnşikak Suresi ‘Sağ eline’ iyi işler kaydı verilmeyenlerin o Gün ‘alevli ateşe’ gireceği konusunda uyarır.

İyi işler sicilinizin sağ elinize mi yoksa arkanızdan mı verileceğini biliyor musunuz?

Tur Suresi (52. Sure) Yargı Gününde yeryüzünün ve insanların sarsılmasını ayrıntılı olarak anlatır

Artık sen çarpılacakları günlerine kadar onları kendi hâllerine bırak. O gün tuzakları kendilerine hiçbir fayda vermeyecektir ve kendilerine yardım da edilmeyecektir. Şüphesiz zulmedenlere bundan başka bir azap daha var. Fakat onların çoğu bilmezler.

Tur Suresi 52:45-47

O Günün hükmünü verebilmeniz için ‘yanlış yapmadığınız’ ve gerçeği asla yanlış (yalan) olarak görmediğinizden emin misiniz?

Hz İsa Mesih A.S. Kıyamet günü amel kayıtlarının kendilerine nasıl verileceğinden emin olmayanlara yardıma geldi. Yardımı olmayanlara yardım etmeye geldi. İncil’de şöyle dedi:

Bunun için İsa yine, “Size doğrusunu söyleyeyim” dedi, “Ben koyunların kapısıyım. 8Benden önce gelenlerin hepsi hırsız ve hayduttu, ama koyunlar onları dinlemedi. Kapı Ben’im. Bir kimse benim aracılığımla içeri girerse kurtulur. Girer, çıkar ve otlak bulur. Hırsız ancak çalıp öldürmek ve yok etmek için gelir. Bense insanlar yaşama, bol yaşama sahip olsunlar diye geldim. Ben iyi çobanım. İyi çoban koyunları uğruna canını verir. Koyunların çobanı ve sahibi olmayan ücretli adam, kurdun geldiğini görünce koyunları bırakıp kaçar. Kurt da onları kapar ve dağıtır. Adam kaçar. Çünkü ücretlidir ve koyunlar için kaygı duymaz. Ben iyi çobanım. Benimkileri tanırım. Baba beni tanıdığı, ben de Baba’yı tanıdığım gibi, benimkiler de beni tanır. Ben koyunlarımın uğruna canımı veririm. Bu ağıldan olmayan başka koyunlarım var. Onları da getirmeliyim. Benim sesimi işitecekler ve tek sürü, tek çoban olacak. Canımı, tekrar geri almak üzere veririm. Bunun için Baba beni sever. Canımı kimse benden alamaz; ben onu kendiliğimden veririm. Onu vermeye de tekrar geri almaya da yetkim var. Bu buyruğu Babam’dan aldım.”

Yuhanna 10:7-18

İsa Mesih Peygamber ‘koyununu’ korumak ve onlara hayat vermek için büyük bir yetki iddia etti – gelecek olan o Gün için bile. Bu yetkiye sahip mi? Musa’nın Tevratı A.S. onun otoritesini altı günde dünyanın yaratılışından bile önceden gördü Sonra Zebur ve sonraki peygamberler onun gelişinin ayrıntılarını kehanet ettiler , böylece onun gelişinin gerçekten cennetten bir plan olduğunu anlayabiliriz. Ama biri nasıl “onun koyunu” olur ve “Ben koyunlar için canımı bırakırım” derken neyi kastediyordu? Buna burada bakıyoruz.

İsa Mesih Peygamber’in öğretileri her zaman insanları böldü. Bu onun zamanında da geçerliydi. Bu tartışma nasıl sonuçlandı ve onu duyan insanlar nasıl bölündü?

Bu sözlerden dolayı Yahudiler arasında yine ayrılık doğdu. Birçoğu, “O’nu cin çarpmış, delidir. Niçin O’nu dinliyorsunuz?” diyordu.

Başkaları ise, “Bunlar, cin çarpmış bir adamın sözleri değil” dediler. “Cin, körlerin gözlerini açabilir mi?” O sırada Yeruşalim’de Tapınağın Açılışını Anma Bayramı kutlanıyordu. Mevsim kıştı. İsa tapınağın avlusunda, Süleyman’ın Eyvanı’nda yürüyordu. Yahudi yetkililer O’nun çevresini sararak, “Bizi daha ne kadar zaman kuşkuda bırakacaksın?” dediler. “Eğer Mesih isen, bize açıkça söyle.”

İsa onlara şu karşılığı verdi: “Size söyledim, ama iman etmiyorsunuz. Babam’ın adıyla yaptığım işler bana tanıklık ediyor. Ama siz iman etmiyorsunuz. Çünkü benim koyunlarımdan değilsiniz. Koyunlarım sesimi işitir. Ben onları tanırım, onlar da beni izler. Onlara sonsuz yaşam veririm; asla mahvolmayacaklar. Onları hiç kimse elimden kapamaz. Onları bana veren Babam her şeyden üstündür. Onları Baba’nın elinden kapmaya kimsenin gücü yetmez. Ben ve Baba biriz.”

Yahudi yetkililer O’nu taşlamak için yerden yine taş aldılar. İsa onlara, “Size Baba’dan kaynaklanan birçok iyi işler gösterdim” dedi. “Bu işlerden hangisi için beni taşlıyorsunuz?”

Şöyle yanıt verdiler: “Seni iyi işlerden ötürü değil, küfrettiğin için taşlıyoruz. İnsan olduğun halde Tanrı olduğunu ileri sürüyorsun.”

İsa şu karşılığı verdi: “Yasanızda, ‘Siz ilahlarsınız, dedim’ diye yazılı değil mi? Tanrı, kendilerine sözünü gönderdiği kimseleri ilahlar diye adlandırır. Kutsal Yazı da geçerliliğini yitirmez. Baba beni kendine ayırıp dünyaya gönderdi. Öyleyse ‘Tanrı’nın Oğlu’yum’ dediğim için bana nasıl ‘Küfrediyorsun’ dersiniz? Eğer Babam’ın işlerini yapmıyorsam, bana iman etmeyin. Ama yapıyorsam, bana iman etmeseniz bile, yaptığım işlere iman edin. Öyle ki, Baba’nın bende, benim de Baba’da olduğumu bilesiniz ve anlayasınız.”

O’nu yine yakalamaya çalıştılarsa da, ellerinden sıyrılıp kurtuldu.

Tekrar Şeria Irmağı’nın karşı yakasına, Yahya’nın başlangıçta vaftiz ettiği yere gitti ve orada kaldı. Birçokları, “Yahya hiç mucize yapmadı, ama bu adam için söylediklerinin hepsi doğru çıktı” diyerek İsa’ya geldiler. Ve orada birçokları O’na iman etti.

Yuhanna 10:19-42

O Gün: Al-Masad & Al-Hadid and The Masih

Tebet Suresi (111. Sure) Son Gün olacak olan Alevli Yargı konusunda bizi uyarır. 

Ebu Leheb’in iki eli kurusun! Kurudu da. Malı ve kazandıkları ona fayda vermedi. O, alevli bir ateşte yanacak. Odun taşıyıcı olarak ve boynunda hurma lifinden bükülmüş bir ip olduğu halde karısı da (ateşe girecek).

Tebet Suresi 111:1-5

Tebet Suresi yok olabileceğimiz konusunda uyarıyor. Bize yakın olanlar bile, eşlerimiz gibi, Kıyametin Son Günü cezası tehdidiyle de karşı karşıyadır.

Öyleyse tüm utanç verici sırlarımızı bilen Allah’ın imtihanına hazırlanmak için ne yapabiliriz?

Hadid Suresi (57. Sure) Bizi utanç verici sırlarımızın Karanlığından Işığa götürmek için İşaretler gönderdiğini söyler.

O, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kulu Muhammed’e apaçık âyetler indirendir. Şüphesiz Allah, size karşı çok esirgeyici, çok merhametlidir.

Hadid Suresi 57:9

Ama Karanlıkta yaşayanların o Gün çılgınca Işığı arayacakları konusunda uyarıldık.

 İkiyüzlü erkek ve kadınlar müminlere: “Bizi de gözetin; ışığınızdan faydalanalım” dedikleri gün, onlara: “Ardınıza dönün de ışık arayın” denir; inananlarla ikiyüzlüler arasına, kapısının içinde rahmet ve dışında azap olan bir sur çekilir. İkiyüzlüler, inananlara: “Biz sizinle beraber değil miydik” diye seslenirler. Onlar: “Evet öyle; fakat sizler kendinizi aldattınız, bize pusu kurdunuz, Allah’ın buyruğu gelene kadar dinde şüpheye düştünüz; sizi kuruntular aldattı; sizi şeytanlar Allah’a karşı da ayarttı.”

Hadid Suresi 57:13-14

Ya o Gün Nur alacağımız bir şekilde yaşamadıysak? Bizim için umut var mı?

Hz İsa Mesih A.S. O gün bize yardım etmeye geldi. O utanç verici karanlıkta olanlarımız için kıyamet gününde ihtiyaç duyulacak  Işık olduğunu açıkça söyledi.

İsa yine halka seslenip şöyle dedi: “Ben dünyanın ışığıyım. Benim ardımdan gelen, asla karanlıkta yürümez, yaşam ışığına sahip olur.”

Ferisiler, “Sen kendin için tanıklık ediyorsun, tanıklığın geçerli değil” dediler.

İsa onlara şu karşılığı verdi: “Kendim için tanıklık etsem bile tanıklığım geçerlidir. Çünkü nereden geldiğimi ve nereye gideceğimi biliyorum. Oysa siz nereden geldiğimi, nereye gideceğimi bilmiyorsunuz. Siz insan gözüyle yargılıyorsunuz. Ben kimseyi yargılamam. Yargılasam bile benim yargım doğrudur. Çünkü ben yalnız değilim, ben ve beni gönderen Baba, birlikte yargılarız. Yasanızda da, ‘İki kişinin tanıklığı geçerlidir’ diye yazılmıştır. Kendim için tanıklık eden bir ben varım, bir de beni gönderen Baba benim için tanıklık ediyor.”

O zaman O’na, “Baban nerede?” diye sordular.

İsa şu karşılığı verdi: “Siz ne beni tanırsınız, ne de Babam’ı. Beni tanısaydınız, Babam’ı da tanırdınız.”

İsa bu sözleri tapınakta öğretirken, bağış toplanan yerde söyledi. Kimse O’nu yakalamadı. Çünkü saati henüz gelmemişti.

İsa yine onlara, “Ben gidiyorum. Beni arayacaksınız ve günahınızın içinde öleceksiniz. Benim gideceğim yere siz gelemezsiniz” dedi.

Yahudi yetkililer, “Yoksa kendini mi öldürecek?” dediler. “Çünkü, ‘Benim gideceğim yere siz gelemezsiniz’ diyor.”

İsa onlara, “Siz aşağıdansınız, ben yukarıdanım” dedi. “Siz bu dünyadansınız, ben bu dünyadan değilim. İşte bu nedenle size, ‘Günahlarınızın içinde öleceksiniz’ dedim. Benim O olduğuma iman etmezseniz, günahlarınızın içinde öleceksiniz.”

O’na, “Sen kimsin?” diye sordular.

İsa, “Başlangıçtan beri size ne söyledimse, O’yum” dedi. “Sizinle ilgili söyleyecek ve sizleri yargılayacak çok şeyim var. Beni gönderen gerçektir. Ben O’ndan işittiklerimi dünyaya bildiriyorum.”

İsa’nın kendilerine Baba’dan söz ettiğini anlamadılar. Bu nedenle İsa şöyle dedi: “İnsanoğlu’nu yukarı kaldırdığınız zaman benim O olduğumu, kendiliğimden hiçbir şey yapmadığımı, ama tıpkı Baba’nın bana öğrettiği gibi konuştuğumu anlayacaksınız. Beni gönderen benimledir, O beni yalnız bırakmadı. Çünkü ben her zaman O’nu hoşnut edeni yaparım.”

Bu sözler üzerine birçokları O’na iman etti.

Yuhanna 8: 12-30

İsa Mesih A.S. “Dünyanın Işığı” olarak büyük bir otorite olduğunu iddia etti ve itiraz edildiğinde “Yasaya” atıfta bulundu. Bu, onun gelişi ve otoritesi hakkında kehanette bulunan A.S.’nin Tevrat’ıdır Bunu, iddia ettiği yetkiye sahip olduğunu bilmek için Zebur ve onun gelişinin ayrıntılarını tahmin eden sonraki peygamberler izledi. ‘İnsan Oğlu’ nedir ve İsa Mesih, ‘İnsan Oğlu’nu yükselttiği zaman’ derken neyi kastetti? ‘Hayat ışığına’ sahip olmak ne demektir? Buna burada bakıyoruz. Bunu bugün yapın, çünkü Hadid’in uyardığı gibi, Yargı Günü o zaman bakmaya başlamak için çok geç olacaktır.

Bugün artık ne sizden, ne de inkâr edenlerden bir fidye alınır. Barınağınız ateştir. Size yaraşan odur. Orası gidilecek ne kötü yerdir!

Hadid Suresi 57:15

İsa Mesih Peygamber bu vesileyle öğretisini bu şekilde tamamlamıştır.

İsa kendisine iman etmiş olan Yahudiler’e, “Eğer benim sözüme bağlı kalırsanız, gerçekten öğrencilerim olursunuz. Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak” dedi.

“Biz İbrahim’in soyundanız” diye karşılık verdiler, “Hiçbir zaman kimseye kölelik etmedik. Nasıl oluyor da sen, ‘Özgür olacaksınız’ diyorsun?”

İsa, “Size doğrusunu söyleyeyim, günah işleyen herkes günahın kölesidir” dedi. “Köle ev halkının sürekli bir üyesi değildir, ama oğul sürekli üyesidir. Bunun için, Oğul sizi özgür kılarsa, gerçekten özgür olursunuz. İbrahim’in soyundan olduğunuzu biliyorum. Yine de beni öldürmek istiyorsunuz. Çünkü yüreğinizde sözüme yer vermiyorsunuz. Ben Babam’ın yanında gördüklerimi söylüyorum, siz de babanızdan işittiklerinizi yapıyorsunuz.”

“Bizim babamız İbrahim’dir” diye karşılık verdiler.

İsa, “İbrahim’in çocukları olsaydınız, İbrahim’in yaptıklarını yapardınız” dedi. “Ama şimdi beni –Tanrı’dan işittiği gerçeği sizlere bildireni– öldürmek istiyorsunuz. İbrahim bunu yapmadı. Siz babanızın yaptıklarını yapıyorsunuz.”

“Biz zinadan doğmadık. Bir tek Babamız var, o da Tanrı’dır” dediler.

İsa, “Tanrı Babanız olsaydı, beni severdiniz” dedi. “Çünkü ben Tanrı’dan çıkıp geldim. Kendiliğimden gelmedim, beni O gönderdi. Söylediklerimi neden anlamıyorsunuz? Benim sözümü dinlemeye dayanamıyorsunuz da ondan. Siz babanız İblis’tensiniz ve babanızın arzularını yerine getirmek istiyorsunuz. O başlangıçtan beri katildi. Gerçeğe bağlı kalmadı. Çünkü onda gerçek yoktur. Yalan söylemesi doğaldır. Çünkü o yalancıdır ve yalanın babasıdır. Ama ben gerçeği söylüyorum. İşte bunun için bana iman etmiyorsunuz. Hanginiz bana günahlı olduğumu kanıtlayabilir? Gerçeği söylüyorsam, niçin bana iman etmiyorsunuz? Tanrı’dan olan, Tanrı’nın sözlerini dinler. İşte siz Tanrı’dan olmadığınız için dinlemiyorsunuz.”Yahudiler O’na şu karşılığı verdiler: “ ‘Sen, cin çarpmış bir Samiriyeli’sin’ demekte haklı değil miyiz?”

İsa, “Beni cin çarpmadı” dedi. “Ben Babam’ı onurlandırıyorum, ama siz beni aşağılıyorsunuz. Ben kendimi yüceltmek istemiyorum, ama bunu isteyen ve yargılayan biri vardır. Size doğrusunu söyleyeyim, bir kimse sözüme uyarsa, ölümü asla görmeyecektir.”

Yahudiler, “Seni cin çarptığını şimdi anlıyoruz” dediler. “İbrahim öldü, peygamberler de öldü. Oysa sen, ‘Bir kimse sözüme uyarsa, ölümü asla tatmayacaktır’ diyorsun. Yoksa sen babamız İbrahim’den üstün müsün? O öldü, peygamberler de öldü. Sen kendini kim sanıyorsun?”

İsa şu karşılığı verdi: “Eğer ben kendimi yüceltirsem, yüceliğim hiçtir. Beni yücelten, ‘Tanrımız’ diye çağırdığınız Babam’dır. Siz O’nu tanımıyorsunuz, ama ben tanıyorum. O’nu tanımadığımı söylersem, sizin gibi yalancı olurum. Ama ben O’nu tanıyor ve sözüne uyuyorum. Babanız İbrahim günümü göreceği için sevinçle coşmuştu. Gördü ve sevindi.”

Yahudiler, “Sen daha elli yaşında bile değilsin. İbrahim’i de mi gördün?” dediler.

İsa, “Size doğrusunu söyleyeyim, İbrahim doğmadan önce ben varım” dedi.

O zaman İsa’yı taşlamak için yerden taş aldılar, ama O gizlenip tapınaktan çıktı.

Yuhanna 8:31-59

O Gün: Al-Qariah & At-Takathur and the Masih

Kari’a Suresi (101. Sure) Yargı Gününü şöyle açıklamıştır;

Kapı çalan! Nedir o kapı çalan? O kapı çalanın ne olduğunu bilir misin? İnsanların, ateşin etrafını sarmış pervaneler gibi olduğu, dağların da atılmış renkli yüne dönüştüğü gündür (o Kâria!) O gün kimin tartılan ameli ağır gelirse işte o, hoşnut edici bir yaşayış içinde olur. Ameli yeğni olana gelince, işte onun anası (yeri, yurdu) Hâviye’ dir.

Kari’a 101:2-9

Kari’a Suresi bize, ağır bir iyilik dengesine sahip olanların Kıyamet Günü iyi şeyler yapmayı umabileceklerini söyler.

Peki ya iyilik dengesi hafif olan bizler?

Tekasür Suresi (102. Sure) bizi şöyle uyarır;

Çoklukla övünmek sizi, kabirlere varıncaya (ölünceye) kadar oyaladı. Hayır! Yakında bileceksiniz! Elbette yakında bileceksiniz! Gerçek öyle değil! Kesin bilgi ile bilmiş olsaydınız, (orada) mutlaka cehennem ateşini görürdünüz. Sonra ahirette onu çıplak gözle göreceksiniz. Nihayet o gün (dünyada yararlandığınız) nimetlerden elbette ve elbette hesaba çekileceksiniz.

Tekasür Suresi 102:1-8

Tekasür Suresi bize, Kıyamet Günü’nde ‘sorgulanacağımız’ zaman cehennem ateşinin bizi tehdit edeceğini söyler.

İyi işler dengemiz hafif olursa o güne hazırlanabilir miyiz?

İsa Mesih, hafif iyilik dengesi olan bizlere yardım etmek için özel olarak geldi. İncil’de şöyle demiştir;

İsa, “Yaşam ekmeği Ben’im. Bana gelen asla acıkmaz, bana iman eden hiçbir zaman susamaz” dedi. “Ama ben size dedim ki, ‘Beni gördünüz, yine de iman etmiyorsunuz.’ Baba’nın bana verdiklerinin hepsi bana gelecek ve bana geleni asla kovmam. Çünkü kendi isteğimi değil, beni gönderenin isteğini yerine getirmek için gökten indim. Beni gönderenin isteği, bana verdiklerinden hiçbirini yitirmemem, son gün hepsini diriltmemdir. Çünkü Babam’ın isteği, Oğul’u gören ve O’na iman eden herkesin sonsuz yaşama kavuşmasıdır. Ben de böylelerini son günde dirilteceğim.”

“Gökten inmiş olan ekmek Ben’im” dediği için Yahudiler O’na karşı söylenmeye başladılar. “Yusuf oğlu İsa değil mi bu?” diyorlardı. “Annesini de, babasını da tanıyoruz. Şimdi nasıl oluyor da, ‘Gökten indim’ diyor?”

İsa, “Aranızda söylenmeyin” dedi. “Beni gönderen Baba bir kimseyi bana çekmedikçe, o kimse bana gelemez. Bana geleni de son günde dirilteceğim. Peygamberlerin yazdığı gibi, ‘Tanrı onların hepsine kendi yollarını öğretecektir.’ Baba’yı işiten ve O’ndan öğrenen herkes bana gelir. Bu, bir kimsenin Baba’yı gördüğü anlamına gelmez. Baba’yı sadece Tanrı’dan gelen görmüştür. Size doğrusunu söyleyeyim, iman edenin sonsuz yaşamı vardır. Yaşam ekmeği Ben’im. Atalarınız çölde man yediler, yine de öldüler. Gökten inen öyle bir ekmek var ki, ondan yiyen ölmeyecek. Gökten inmiş olan diri ekmek Ben’im. Bu ekmekten yiyen sonsuza dek yaşayacak. Dünyanın yaşamı uğruna vereceğim ekmek de benim bedenimdir.”

Yuhanna 6:35-51

İsa Mesih, “cennetten indiğini” ve kendisine inanan herkese “sonsuz yaşam” vereceğini iddia etti. Onu dinleyen Yahudiler, bu otoriteyi kanıtlamasını talep ettiler. Peygamber, gelişini ve otoritesini kehanet eden önceki peygamberlere atıfta bulundu. Musa Tevrat’ın onun gelişini nasıl önceden tahmin ettiğini ve Musa’dan A.S. sonraki peygamberlerin kehanetlerini görebiliyoruz. Peki ‘ona inanmak’ ne anlama geliyor? Buna burada bakıyoruz.

İsa Mesih de otoritesini şifa ve doğa üzerindeki işaretlerle göstermiştir. Öğretiminde açıkladı

Bayramın yarısı geçmişti. İsa tapınağa gidip öğretmeye başladı. Yahudiler şaşırdılar. “Bu adam hiç öğrenim görmediği halde, nasıl bu kadar bilgili olabilir?” dediler.

İsa onlara, “Benim öğretim benim değil, beni gönderenindir” diye karşılık verdi. “Eğer bir kimse Tanrı’nın isteğini yerine getirmek istiyorsa, bu öğretinin Tanrı’dan mı olduğunu, yoksa kendiliğimden mi konuştuğumu bilecektir. Kendiliğinden konuşan kendini yüceltmek ister, ama kendisini göndereni yüceltmek isteyen doğrudur ve O’nda haksızlık yoktur. Musa size Kutsal Yasa’yı vermedi mi? Yine de hiçbiriniz Yasa’yı yerine getirmiyor. Neden beni öldürmek istiyorsunuz?”

Kalabalık, “Cin çarpmış seni!” dedi. “Seni öldürmek isteyen kim?”

İsa, “Ben bir mucize yaptım, hepiniz şaşkına döndünüz” diye yanıt verdi. “Musa size sünneti buyurduğu için –aslında bu, Musa’dan değil, atalarınızdan kalmadır– Şabat Günü birini sünnet edersiniz. Musa’nın Yasası bozulmasın diye Şabat Günü biri sünnet ediliyor da, Şabat Günü bir adamı tamamen iyileştirdim diye bana neden kızıyorsunuz? Dış görünüşe göre yargılamayın, yargınız adil olsun.”Yeruşalimliler’in bazıları, “Öldürmek istedikleri adam bu değil mi?” diyorlardı. “Bakın, açıkça konuşuyor, O’na bir şey demiyorlar. Yoksa önderler O’nun Mesih olduğunu gerçekten kabul ettiler mi? Ama biz bu adamın nereden geldiğini biliyoruz. Oysa Mesih geldiği zaman O’nun nereden geldiğini kimse bilmeyecek.”

O sırada tapınakta öğreten İsa yüksek sesle şöyle dedi: “Hem beni tanıyorsunuz, hem de nereden olduğumu biliyorsunuz! Ben kendiliğimden gelmedim. Beni gönderen gerçektir. O’nu siz tanımıyorsunuz. Ben O’nu tanırım. Çünkü ben O’ndanım, beni O gönderdi.”

Bunun üzerine O’nu yakalamak istediler, ama kimse O’na el sürmedi. Çünkü O’nun saati henüz gelmemişti. Halktan birçok kişi ise O’na iman etti. “Mesih gelince, bunun yaptıklarından daha mı çok mucize yapacak?” diyorlardı.

Ferisiler halkın İsa hakkında böyle fısıldaştığını duydular. Başkâhinler ve Ferisiler O’nu yakalamak için görevliler gönderdiler.

İsa, “Kısa bir süre daha sizinleyim” dedi, “Sonra beni gönderene gideceğim. Beni arayacaksınız ama bulamayacaksınız. Ve benim bulunduğum yere siz gelemezsiniz.”

Bunun üzerine Yahudiler birbirlerine, “Bu adam nereye gidecek de biz O’nu bulamayacağız?” dediler. “Yoksa Grekler arasında dağılmış olanlara gidip Grekler’e mi öğretecek? ‘Beni arayacaksınız ama bulamayacaksınız. Ve benim bulunduğum yere siz gelemezsiniz’ diyor. Ne demek istiyor?”

Bayramın son ve en önemli günü İsa ayağa kalktı, yüksek sesle şöyle dedi: “Bir kimse susamışsa bana gelsin, içsin. Kutsal Yazı’da dendiği gibi, bana iman edenin ‘içinden diri su ırmakları akacaktır.’ ”

Bunu, kendisine iman edenlerin alacağı Ruh’la ilgili olarak söylüyordu. Ruh henüz verilmemişti. Çünkü İsa henüz yüceltilmemişti. Halktan bazıları bu sözleri işitince, “Gerçekten beklediğimiz peygamber budur” dediler.

Bazıları da, “Bu Mesih’tir” diyorlardı.

Başkaları ise, “Olamaz! Mesih Celile’den mi gelecek?” dediler. “Kutsal Yazı’da, ‘Mesih, Davut’un soyundan, Davut’un yaşadığı Beytlehem Kenti’nden gelecek’ denmemiş midir?”

Böylece İsa’dan dolayı halk arasında ayrılık doğdu. Bazıları O’nu yakalamak istedilerse de, kimse O’na el sürmedi.

Yuhanna 7:14-44

Vaat ettiği Yaşam Suyu , Pentikost’ta gelen ve bizi Kıyamet Gününde ölümden koruyan Yaşamı özgürce veren Ruh’tu. Sadece susuzluğumuzu kabul etmemiz gerekiyor.

O Gün: Tarık, Adiyat & Mesih

Tarık Suresi (86. Sure) gelecek olan Yargı Günü konusunda bizi şöyle uyarır;

Şüphesiz Allah, Gizliliklerin ortaya çıkacağı gün, insanı tekrar yaratmaya Kadir’dir. O gün, insanın gücü de, yardımcısı da olmaz

Tarık Suresi 86:8-10

Tarık Suresi bize, Allah’ın tüm gizli ve utanç verici düşüncelerimizi ve amellerimizi, hükmünün imtihanından bizi savunmaya yardım edecek kimse olmaksızın inceleyeceğini söyler. Benzer şekilde Adiyat Suresi (100. Sure) aynı Günü açıklar;

İnsan gerçekten Rabbine karşı pek nankördür. Doğrusu kendisi de bunların hepsine şahittir. Gerçekten mala da pek düşkündür. İnsan, kabirlerde bulunanların çıkarılacağı ve kalblerde olanların ortaya konulacağı bir zamanın geleceğini bilmez mi? Doğrusu Rableri o gün onların her şeyinden haberdardır.

Adiyat Suresi 100:6-11

Adiyat Suresi, Allah’ın bu amellerimizi bile çok iyi bildiği için, sadece kendi göğsümüzün içinde bilinen utanç verici sırların bile açığa çıkacağı konusunda uyarmaktadır.

Gelecek olan Günü düşünmekten kaçınabilir ve bizim için işe yaramasını umabiliriz, ancak Tarık ve Adiyat Sureleri’nin O Gün hakkında çok net uyarıları vardır.

Hazırlanmak daha iyi değil mi? Ama nasıl?

O güne hazırlıklı olmak isteyenler için Hz. İsa Mesih A.S. geldi. İncil’de şöyle der:

Baba nasıl ölüleri diriltip onlara yaşam veriyorsa, Oğul da dilediği kimselere yaşam verir. Baba kimseyi yargılamaz, bütün yargılama işini Oğul’a vermiştir. Öyle ki, herkes Baba’yı onurlandırdığı gibi Oğul’u onurlandırsın. Oğul’u onurlandırmayan, O’nu gönderen Baba’yı da onurlandırmaz.

“Size doğrusunu söyleyeyim, sözümü işitip beni gönderene iman edenin sonsuz yaşamı vardır. Böyle biri yargılanmaz, ölümden yaşama geçmiştir. Size doğrusunu söyleyeyim, ölülerin Tanrı Oğlu’nun sesini işitecekleri ve işitenlerin yaşayacakları saat geliyor, geldi bile. Çünkü Baba, kendisinde yaşam olduğu gibi, Oğul’a da kendisinde yaşam olma özelliğini verdi. O’na yargılama yetkisini de verdi. Çünkü O İnsanoğlu’dur.  

Yuhanna 5:21-27

Hz İsa Mesih A.S. Kıyamet Günü’nü denetlemek için bile büyük bir yetki iddia ediyor. Musa Peygamber’in Tevrat’ında dünyanın altı günde Yaratılışı ile yetkisini nasıl kehanet ettiği ile kanıtlanmıştır. Zebur ve sonraki peygamberler, onun bu yetkisinin kendisine Allah tarafından verildiğini kanıtlayarak gelişinin ayrıntılarını kehanet ettiler Peygamber, “Sözümü işiten ve beni gönderene iman eden sonsuz yaşama sahiptir ve mahkum edilmeyecektir” derken neyi kastetti? Burada görüyoruz.

O Gün: Hümeze & Mesih

Hümeze Suresi (104. Sure) bizi Yargı Günü hakkında şu şekilde uyarır:

Mal toplayan ve onu durmadan sayan, insanları arkadan çekiştiren, kaş göz işaretiyle alay eden her kişinin vay hâline! O, malının, kendisini ebedîleştirdiğini sanır. Hayır! Andolsun ki o, Hutâme’ye atılacaktır. Hutame’nin ne olduğunu sen ne bileceksin? Allah’ın tutuşturulmuş ateşidir.

Hümeze Suresi 104:1-6

Hümeze Suresi, özellikle açgözlü davranırsak ve başkaları hakkında kötü konuşursak, Allah’ın gazabının ateşinin bizi beklediğini söyler. Yardım isteyen herkese karşı sürekli cömert davranan, zengin bir kişinin servetini asla kıskanmayan, bir başkası hakkında asla kötü konuşmayan ve parayla ilgili olarak hiç kimseyle tartışmayanlar, umutlarını sürdürebilirler: O gün parçalara ayrılmayacaklar ve Allah’ın gazabına uğramayacaklar.

Peki ya diğerlerimiz ne olacak?

İsa Mesih A.S. Allah’ın gazabından korkanlar için özel olarak geldi. İncil’de söylediği gibi:

Gökten inmiş olan İnsanoğlu’ndan başka hiç kimse göğe çıkmamıştır. Musa çölde yılanı nasıl yukarı kaldırdıysa, İnsanoğlu’nun da öylece yukarı kaldırılması gerekir. Öyle ki, O’na iman eden herkes sonsuz yaşama kavuşsun.

“Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlu’nu verdi. Öyle ki, O’na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun. Tanrı, Oğlu’nu dünyayı yargılamak için göndermedi, dünya O’nun aracılığıyla kurtulsun diye gönderdi. O’na iman eden yargılanmaz, iman etmeyen ise zaten yargılanmıştır. Çünkü Tanrı’nın biricik Oğlu’nun adına iman etmemiştir. Yargı da şudur: Dünyaya ışık geldi, ama insanlar ışık yerine karanlığı sevdiler. Çünkü yaptıkları işler kötüydü. Kötülük yapan herkes ışıktan nefret eder ve yaptıkları açığa çıkmasın diye ışığa yaklaşmaz. Ama gerçeği uygulayan kişi yaptıklarını, Tanrı’ya dayanarak yaptığını göstermek için ışığa gelir.”

Yuhanna 3:13-21

İsa Mesih A.S. büyük bir otorite sahibi olduğunu “cennetten geldiğini” iddia etti. Peygamber, bir Samiriyeli ile yaptığı bir sohbette (burada – daha ayrıntılı olarak açıklanmıştır) ‘yaşam suyu’ olduğunu iddia etti.

İsa kadına şu yanıtı verdi: “Eğer sen Tanrı’nın armağanını ve sana, ‘Bana su ver, içeyim’ diyenin kim olduğunu bilseydin, sen O’ndan dilerdin, O da sana yaşam suyunu verirdi.”

Kadın, “Efendim” dedi, “Su çekecek bir şeyin yok, kuyu da derin, yaşam suyunu nereden bulacaksın? Sen, bu kuyuyu bize vermiş, kendisi, oğulları ve davarları ondan içmiş olan atamız Yakup’tan daha mı büyüksün?”

İsa şöyle yanıt verdi: “Bu sudan her içen yine susayacak. Oysa benim vereceğim sudan içen sonsuza dek susamaz. Benim vereceğim su, içende sonsuz yaşam için fışkıran bir pınar olacak.”

Yuhanna 4:10-14

Bu iddialar konusundaki yetkisi, Musa Peygamber Tevratının, dünyanın altı günde Yaratılışı ile yetkisini nasıl kehanet ettiği ile kanıtlanmıştır (. Sonra Zebur ve sonraki peygamberler, onun gelişinin cennetten planlandığını gösteren ayrıntılarını kehanet ettiler . Ama peygamber, “kendisine inanan herkes sonsuz yaşama sahip olabilsin” diye “yükselmeliler” derken ne demek istedi? Bu burada açıklanmaktadır (explained here.)

Yusuf kimdi? İşareti neydi?

Yusuf Suresi (12. Sure – Yusuf) Hazreti Yusuf’un hikayesini anlatır. Yusuf, Hazreti İbrahim’in oğlu olan Hazreti İshak’ın oğlu olan Hazreti Yakup’un oğludur. Yakup’un biri Yusuf olmak üzere on iki oğlu oldu. Yusuf’un on bir erkek kardeşi ona komplo kurmuştu ve ona karşı olan planları Yusuf’un hikayesini oluşturur. Bu hikaye ilk olarak 3500 yıl önce Musa Tevrat’ta kaydedilmiştir. Tevrat’taki tam hikayeyi burada bulabilirsiniz. Yusuf Suresi’ndeki (12. Sure – Yusuf) hikayeyi burada bulabilirsiniz. Yusuf Suresi bize bunun sadece bir hikaye olmadığını söyler;

Andolsun, Yûsuf ve kardeşlerinde (hakikati arayıp) soranlar için ibretler vardır.

Yusuf Suresi 12:7

Yusuf ve kardeşlerinin hikayesindeki ‘işaret’ nedir? Bu “işaretleri” anlamak için hem Tevrat hem de Yusuf Suresi’ndeki hikayeyi gözden geçiriyoruz.

Önce secde…?

Açık bir işaret, Yusuf’un babası Yakup’a şöyle söylediği rüyadır.

Hani Yûsuf, babasına “Babacığım! Gerçekten ben (rüyada) on bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm. Gördüm ki onlar bana boyun eğiyorlardı” demişti.

Yusuf Suresi 12:4

Ve hikayenin sonunda şunu gerçekten görüyoruz;

Ana babasını tahtın üzerine çıkardı. Hepsi ona (Yûsuf’a) saygı ile eğildiler. Yûsuf dedi ki: “Babacığım! İşte bu, daha önce gördüğüm rüyanın yorumudur. Rabbim onu gerçekleştirdi. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra; Rabbim beni zindandan çıkararak ve sizi çölden getirerek bana çok iyilikte bulundu. Şüphesiz Rabbim, dilediği şeyde nice incelikler sergileyendir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

Yusuf Suresi 12:100

Kuran’ın tamamında ‘secde’den defalarca bahsedilir. Ama hepsi Yüce Allah’ın önünde, dua ederken, Kabe’de veya Allah’ın mucizelerinin önünde (Musa ile Mısır’ın büyücüleri gibi) secdeye atıfta bulunurlar. Burada bir insanın (Yusuf) önünde ‘secde’ edilmesiyle ilgili bir istisna vardır. Buna benzer tek olay, meleklere Hz. Adem’in önünde ‘secde etmeleri’ emredildiği zamandır (Taha 116 ve Araf 11). Ancak melekler insan değildi, genel kural, insanların yalnızca Rab’be secde etmesidir.

Ey iman edenler, rükû edin, secde edin, Rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.

Hac Suresi 22:77

Yusuf hakkında, babası Yakup ve kardeşlerinin önünde secdeye varmaları için muafiyet kılan neydi?

İnsan Oğlu


 Hz. Daniel ve Zebur’un diğer peygamberlerini gösteren Tarihsel Zaman Çizelgesi

Aynı şekilde Kutsal Kitap’ta da bize sadece RAB’be secde etmemiz veya ibadet etmemiz emredilmiştir, ancak bir muafiyet de vardır. Daniel peygamber, gelcek zaman içinde Tanrı’nın Krallığının kurulacağı zamanı çok ileriye taşıyan bir vizyon gördü ve vizyonunda bir “İnsan Oğlu” gördü.

“Gece görümlerimde insanoğluna benzer birinin göğün bulutlarıyla geldiğini gördüm. Eskiden beri var Olan’ın yanına doğru ilerledi, O’nun önüne getirildi. Ona egemenlik, yücelik ve krallık verildi. Bütün halklar, uluslar ve her dilden insan ona tapındı. Egemenliği hiç bitmeyecek sonsuz bir egemenlik, krallığı hiç yıkılmayacak bir krallıktır.”

Daniel 7:13-14

Vizyonunda, Yusuf’un ailesi Yusuf’un önünde secde ederken, halk ‘insan oğlu’nun’ önünde secde eder.  

‘İnsan Oğlu’, İsa Mesih’in A.S. çoğu zaman kendisi için kullandığı terimdi. O yeryüzündeyken öğretme , iyileştirme ve doğa üzerinde büyük bir otorite sergiledi. Ama Daniel’in öngördüğü gibi “cennet bulutlarıyla” gelmedi. Bunun nedeni, bu vizyonun, ikinci gelişine ilk gelişini geçtikten sonra geleceğe daha yakından bakıyor olmasıydı – Deccal’ı (Hz. Adem’e önceden bildirildiği gibi yıkmak ve Tanrı’nın Krallığını kurmak için tekrar yeryüzüne dönüyordu

Meryem Ana aracılığıyla ilk gelişi, insanları Tanrı’nın Krallığında (Kingdom of God) vatandaşlık almaları için kurtarmak oldu ( Ama o zaman bile, bulutların üzerinde döndüğünde insanları nasıl ayıracağından bahsetti. Yusuf’un kardeşlerinin Yusuf’a secde etmeleri gibi, O’nun önünde secde eden bütün milletleri önceden görmüştü. İşte Mesih’in öğrettiği şudur:

“İnsanoğlu kendi görkemi içinde bütün melekleriyle birlikte gelince, görkemli tahtına oturacak. Ulusların hepsi O’nun önünde toplanacak, O da koyunları keçilerden ayıran bir çoban gibi, insanları birbirinden ayıracak. Koyunları sağına, keçileri soluna alacak.

“O zaman Kral, sağındaki kişilere, ‘Sizler, Babam’ın kutsadıkları, gelin!’ diyecek. ‘Dünya kurulduğundan beri sizin için hazırlanmış olan egemenliği miras alın! Çünkü acıkmıştım, bana yiyecek verdiniz; susamıştım, bana içecek verdiniz; yabancıydım, beni içeri aldınız. Çıplaktım, beni giydirdiniz; hastaydım, benimle ilgilendiniz; zindandaydım, yanıma geldiniz.’

“O vakit doğru kişiler O’na şu karşılığı verecek: ‘Ya Rab, seni ne zaman aç görüp doyurduk, susuz görüp su verdik? Ne zaman seni yabancı görüp içeri aldık, ya da çıplak görüp giydirdik? Seni ne zaman hasta ya da zindanda görüp yanına geldik?’

“Kral da onları şöyle yanıtlayacak: ‘Size doğrusunu söyleyeyim, bu en basit kardeşlerimden biri için yaptığınızı, benim için yapmış oldunuz.’

“Sonra solundakilere şöyle diyecek: ‘Ey lanetliler, çekilin önümden! İblis’le melekleri için hazırlanmış sönmez ateşe gidin! Çünkü acıkmıştım, bana yiyecek vermediniz; susamıştım, bana içecek vermediniz; yabancıydım, beni içeri almadınız; çıplaktım, beni giydirmediniz; hastaydım, zindandaydım, benimle ilgilenmediniz.’

“O vakit onlar da şöyle karşılık verecekler: ‘Ya Rab, seni ne zaman aç, susuz, yabancı, çıplak, hasta ya da zindanda gördük de yardım etmedik?’

“Kral da onlara şu yanıtı verecek: ‘Size doğrusunu söyleyeyim, mademki bu en basit kardeşlerimden biri için bunu yapmadınız, benim için de yapmamış oldunuz.’

“Bunlar sonsuz azaba, doğrular ise sonsuz yaşama gidecekler.” Matta 25: 31-46

Hazreti Yusuf ve İsa Mesih

Hz.Yusuf ve İsa Mesih, diğer insanların kendilerine secde etmeleri muafiyetinin yanı sıra benzer olaylara maruz kalmıştır. Hayatlarının ne kadar benzer olduğuna dikkat edin.

Hazreti Yusuf’un hayatındaki olaylar İsa Mesih’in hayatındaki olaylar
İsrail’in 12 oymağı olan kardeşleri Yusuf’tan nefret eder ve onu reddederler. Aşiretler milleti olarak Yahudiler İsa Mesih’ten nefret ediyor ve onu Mesih olarak reddediyorlar
Yusuf, kardeşlerinin İsrail’e gelecekteki secdesini ilan eder (Yakup’un adı Tanrı tarafından verilir) İsa Mesih kardeşlerinin (Yahudi kardeşlerinin) İsrail’e gelecekteki secdesini önceden bildiriyor İsa, “Benim” dedi. “Ve sizler, İnsanoğlu’nun Kudretli Olan’ın sağında oturduğunu ve göğün bulutlarıyla geldiğini göreceksiniz.” (Markos 14:62)
Yusuf, babası Yakup tarafından kardeşlerine gönderilir, ancak onlar onu reddeder ve canını almak için ona karşı komplo kurarlar. İsa Mesih, Babası tarafından yahudilere kardeşlerine gönderilmiş, “ama kendinden olanlar onu kabul etmemiştir.” (Yuhanna 1:11) ve “onun canını almak için plan yapmışlardır.” (Yuhanna 11:53)
Onu topraktaki bir çukura atarlar İsa Mesih topraktaki çukura iner
Yusuf satılır ve bertaraf edilmek üzere yabancılara teslim edilir İsa Mesih satılır ve bertaraf edilmek üzere yabancılara teslim edilir
Kardeşleri ve babasının öldüğünü düşünmesi için çok uzağa götürülür İsrail ve kardeşleri olan Yahudiler İsa Mesih’in hala ölü olduğunu düşünür
Yusuf köle olarak alçaltılır İsa Mesih, “bir hizmetkarın doğasını” aldı ve “kendini alçalttı” (Filipililer 2: 7)
Yusuf haksız yere günahla suçlanır Yahudiler yanlış bir şekilde “onu birçok şeyle suçladılar” (Markos 15: 3)
Yusuf, esirlerden bazılarının zindanın (fırıncı) karanlığından kurtulacağını öngördüğü hapishaneye köle olarak gönderilir. İsa Mesih, “… kalbi kırılanları iyileştirmek, tutsakları kurtarmak ve mahkumları karanlıktan kurtarmak için …” gönderildi (Yeşaya 61: 1)
Yusuf, diğer tüm güçlerin üzerinde Mısır tahtına sadece Firavun’un altında çıkar. Ona gelen halklar önünde secde ederler “İsa’nın adı anıldığında gökteki, yerdeki ve yer altındakilerin hepsi diz çöksün ve her dil, Baba Tanrı’nın yüceltilmesi için İsa Mesih’in Rab olduğunu açıkça söylesin…” (Filipililer 2:10-11)
Kardeşleri tarafından hala reddedilip öldüğüne inanılırken, uluslar kendilerine sağlayabileceği ekmek için Yusuf’a gelirler. Yahudi kardeşleri tarafından hala reddedilip öldüğüne inanılırken, uluslar İsa Mesih’e ancak onun sağlayabileceği yaşam ekmeği için gelirler.
Yusuf kardeşlerinin ihanetinden bahsediyor Siz bana kötülük düşündünüz, ama Tanrı bugün olduğu gibi birçok halkın yaşamını korumak için o kötülüğü iyiliğe çevirdi. (Yaratılış 50:20) İsa Mesih, Yahudi kardeşlerinin ihanetinin Tanrı’nın isteği olduğunu ve birçok canın kurtulacağını söylüyor Size doğrusunu söyleyeyim, sözümü işitip beni gönderene iman edenin sonsuz yaşamı vardır. Böyle biri yargılanmaz, ölümden yaşama geçmiştir. (Yuhanna 5:24)
Kardeşleri ve uluslar Yusuf’un önünde secde ederler Daniel, İnsan Oğlu hakkında “her ulustan ve her halktan insanların tüm dillerde ona tapındıklarını” kehanet ediyor.

Birçok Desen – Birçok İşaret

Tevrat’ın neredeyse tüm eski peygamberlerinin yaşamları İsa Mesih’e, yani onun gelişinden yüzlerce yıl önce ortaya konan desenlere sahipti. Bu bize Mesih’in gelişinin aslında Tanrı’nın planı olduğunu ve bir insan fikri olmadığını göstermek için yapıldı, çünkü insanlar geleceği önceden bilemezler.

Hz. Adem’den başlayarak, Mesih’in bir kehaneti vardı . İncil diyor ki Hz. Adem

… gelecek olanın (yani İsa Mesih) bir desenidir.

Romalılar 5:14

Yusuf kardeşlerinin secdesine varmasına rağmen, kardeşlerinin reddi, fedakarlığı ve yabancılaşması hayatında vurgulanır. Mesih’in kurban edilmesine yapılan bu vurgu, İbrahim Peygamber’in kurban deseninde de görülmektedir. Yusuf’tan sonra Yakup’un on iki oğlu Musa Peygamber’in Mısır’dan çıkardığı İsrail’in on iki oymağı oldu. Bunu yapma şekli, Mesih’in kurbanının ayrıntılarını önceden bildiren bir desendi. Aslında Tevrat’ın, Mesih’in gelişinden binlerce yıl önce yazılmış birçok ayrıntılı işareti vardı . Zebur ve diğer peygamberler, Mesih’ten yüzlerce yıl önce, Acı Çeken Hizmetkar’ın kehanetinde reddedilen daha fazla ayrıntıyı yazdılar . Yüzlerce yıl sonraki geleceği kimse bilmediğine göre, bu peygamberler Tanrı’dan ilham almadıkları sürece bu ayrıntıları nasıl bilebilirlerdi? Allah’tan ilham almışlarsa İsa Mesih’in reddi ve kurbanı onun planı olmalıdır.

Bu desenlerin veya kehanetlerin çoğu, kurtulabilmemiz ve Tanrı’nın Krallığına girebilmemiz için Mesih’in kendisini sunduğu ilk gelişiyle ilgiliydi.

Ancak Yusuf’un deseni aynı zamanda Krallığın ne zaman başlayacağını ve İsa Mesih’in yeryüzüne dönmesi üzerine tüm milletlerin kendisine secde edeceklerini daha da ileriye taşımaktadır. Şimdi Tanrı’nın Krallığına davet edildiğimiz zamanda yaşadığımız için, Mearic’teki Kurtarıcı bulmak için O Gün’e kadar bekleyen aptal adam gibi olmayalım. Mesih’in size sunduğu yaşam teklifini şimdi daha fazlasını öğrenin.

Mesih’in yeniden gelişinin şöyle olacağını bildirir:

“O zaman Göklerin Egemenliği, kandillerini alıp güveyi karşılamaya çıkan on kıza benzeyecek. Bunların beşi akıllı, beşi akılsızdı. Akılsızlar yanlarına kandillerini aldılar, ama yağ almadılar. Akıllılar ise, kandilleriyle birlikte kaplar içinde yağ da aldılar. Güvey gecikince hepsini uyku bastı, dalıp uyudular.

“Gece yarısı bir ses yankılandı: ‘İşte güvey geliyor, onu karşılamaya çıkın!’ Bunun üzerine kızların hepsi kalkıp kandillerini tazelediler.

“Akılsızlar akıllılara, ‘Kandillerimiz sönüyor, bize yağ verin!’ dediler.

“Akıllılar, ‘Olmaz! Hem bize hem size yetmeyebilir. En iyisi satıcılara gidin, kendinize yağ alın’ dediler.

“Ne var ki, onlar yağ satın almaya giderlerken güvey geldi. Hazırlıklı olan kızlar, onunla birlikte düğün şölenine girdiler ve kapı kapandı.

 “Daha sonra gelen öbür kızlar, ‘Efendimiz, efendimiz, aç kapıyı bize!’ dediler.

“Güvey ise, ‘Size doğrusunu söyleyeyim, sizi tanımıyorum’ dedi.

“Bu nedenle uyanık kalın. Çünkü o günü ve o saati bilemezsiniz.”“Göksel egemenlik, yolculuğa çıkan bir adamın kölelerini çağırıp malını onlara emanet etmesine benzer.

“Adam, her birinin yeteneğine göre, birine beş, birine iki, birine de bir talant vererek yola çıktı. Beş talant alan, hemen gidip bu parayı işletti ve beş talant daha kazandı. İki talant alan da iki talant daha kazandı. Bir talant alan ise gidip toprağı kazdı ve efendisinin parasını sakladı.

“Uzun zaman sonra bu kölelerin efendisi döndü, onlarla hesaplaşmaya oturdu. Beş talant alan gelip beş talant daha getirdi, ‘Efendimiz’ dedi, ‘Bana beş talant emanet etmiştin; bak, beş talant daha kazandım.’

“Efendisi ona, ‘Aferin, iyi ve güvenilir köle!’ dedi. ‘Sen küçük işlerde güvenilir olduğunu gösterdin, ben de seni büyük işlerin başına geçireceğim. Gel, efendinin şenliğine katıl!’

“İki talant alan da geldi, ‘Efendimiz’ dedi, ‘Bana iki talant emanet etmiştin; bak, iki talant daha kazandım.’

“Efendisi ona, ‘Aferin, iyi ve güvenilir köle!’ dedi. ‘Sen küçük işlerde güvenilir olduğunu gösterdin, ben de seni büyük işlerin başına geçireceğim. Gel, efendinin şenliğine katıl!’

“Sonra bir talant alan geldi, ‘Efendimiz’ dedi, ‘Senin sert bir adam olduğunu biliyordum. Ekmediğin yerden biçer, harman savurmadığın yerden devşirirsin. Bu nedenle korktum, gidip senin verdiğin talantı toprağa gömdüm. İşte, al paranı!’

“Efendisi ona şu karşılığı verdi: ‘Kötü ve tembel köle! Ekmediğim yerden biçtiğimi, harman savurmadığım yerden devşirdiğimi bildiğine göre paramı faize vermeliydin. Ben de geldiğimde onu faiziyle geri alırdım… Haydi, elindeki talantı alın, on talantı olana verin! Çünkü kimde varsa, ona daha çok verilecek ve o bolluk içinde olacak. Ama kimde yoksa, kendisinde olan da elinden alınacak. Şu yararsız köleyi dışarıya, karanlığa atın. Orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacaktır.’ ”

Matta 25:1-30

Eyüp Peygamber kimdi? Günümüzde neden önemlidir?

Beyyine Suresi (98. Sure) iyi bir insan olmak için gerekenleri açıklar.  Şöyle yazar;

Hâlbuki onlara, ancak dini Allah’a has kılarak, hakka yönelen kimseler olarak O’na kulluk etmeleri, namazı kılmaları ve zekâtı vermeleri emredilmişti. İşte bu dosdoğru dindir.

Beyyine Suresi 98: 5

Benzer şekilde, Asr Suresi (103. Sure) Allah katında kaybetmemek için hangi niteliklere ihtiyacımız olduğunu anlatır.

İnsan hiç şüphesiz hüsran içindedir. Ancak inanıp yararlı iş işleyenler, birbirlerine gerçeği tavsiye edenler ve sabırlı olmayı tavsiye edenler bunun dışındadır.

Asr Suresi 103:2-3

Eyüp Peygamber A.S. Beyyine ve Asr Surelerinde tanımlanan adam gibiydi.  Eyüp Peygamber çok fazla bilinmez.  Kur’an’da ismi dört kez geçer.

Biz, Nûh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyüb’e, Yûnus’a, Hârûn’a ve Süleyman’a da vahyetmiştik. Davûd’a da Zebûr vermiştik.

Nisa Suresi 4:163

Biz ona İshak’ı ve Yakub’u armağan ettik. Hepsini hidayete erdirdik. Daha önce Nûh’u da hidayete erdirmiştik. Zürriyetinden Dâvud’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yûsuf’u, Mûsâ’yı ve Hârûn’u da. İyilik yapanları işte böyle mükâfatlandırırız.  

Enam Suresi 6:84

Eyyûb’u da hatırla. Hani o Rabbine, “Şüphesiz ki ben derde uğradım, sen ise merhametlilerin en merhametlisisin” diye niyaz etmişti.

Enbiya Suresi 21:83

(Ey Muhammed!) Kulumuz Eyyûb’u da an. Hani o, Rabbine, “Şeytan bana bir yorgunluk ve azap dokundurdu” diye seslenmişti.

Sad Suresi 38:41

Eyüp, Kutsal Kitap’ta yer alan bir kitap yazdığı için İbrahim, İsa Mesih, Davut gibi peygamberler listesinde yer alır. Kitabı hayatını anlatır. Nuh Peygamber ile İbrahim A.S. arasındaki zamanda yaşadı. Kutsal Kitap onu şöyle tarif eder:

Ûs ülkesinde Eyüp adında bir adam yaşardı. Kusursuz, doğru bir adamdı. Tanrı’dan korkar, kötülükten kaçınırdı. Yedi oğlu, üç kızı vardı. Yedi bin koyuna, üç bin deveye, beş yüz çift öküze, beş yüz çift eşeğe ve pek çok köleye sahipti. Doğudaki insanların en zengini oydu.

Oğulları sırayla evlerinde şölen verir, birlikte yiyip içmek için üç kızkardeşlerini de çağırırlardı. Bu şölen dönemi bitince Eyüp onları çağırtıp kutsardı. Sabah erkenden kalkar, “Çocuklarım günah işlemiş, içlerinden Tanrı’ya sövmüş olabilirler” diyerek her biri için yakmalık sunu sunardı. Eyüp hep böyle yapardı.

Eyüp 1:1-5

Eyüp, Beyyine Suresi ve Asr Suresi’nin gerekli ilan ettiği tüm güzel niteliklere sahipti. Ama sonra Şeytan RAB’bin önüne geldi. Eyüp kitabı konuşmalarını kaydeder;

Bir gün ilahi varlıklar RAB’bin huzuruna çıkmak için geldiklerinde, Şeytan da onlarla geldi. RAB Şeytan’a, “Nereden geliyorsun?” dedi.

Şeytan, “Dünyada gezip dolaşmaktan” diye yanıtladı.

RAB, “Kulum Eyüp’e bakıp da düşündün mü?” dedi, “Çünkü dünyada onun gibisi yoktur. Kusursuz, doğru bir adamdır. Tanrı’dan korkar, kötülükten kaçınır.”

Şeytan, “Eyüp Tanrı’dan boşuna mı korkuyor?” diye yanıtladı. “Onu, ev halkını, sahip olduğu her şeyi sen çitle çevirip korumadın mı? Elleriyle yaptığı her şeyi bereketli kıldın. Sürüleri bütün ülkeye yayıldı. Ama elini uzatır da sahip olduğu her şeyi yok edersen, yüzüne karşı sövecektir.”

RAB Şeytan’a, “Peki” dedi, “Sahip olduğu her şeyi senin eline bırakıyorum, yalnız kendisine dokunma.” Böylece Şeytan RAB’bin huzurundan ayrıldı.

Eyüp 1: 6-12

Böylece Şeytan, Eyüp’ü şu şekilde felakete sürükledi;

Bir gün Eyüp’ün oğullarıyla kızları ağabeylerinin evinde yemek yiyip şarap içerken bir ulak gelip Eyüp’e şöyle dedi: “Öküzler çift sürüyor, eşekler onların yanında otluyordu. Sabalılar baskın yaptı, hepsini alıp götürdü. Uşakları kılıçtan geçirdiler. Yalnız ben kaçıp kurtuldum sana durumu bildirmek için.”

O daha sözünü bitirmeden başka bir ulak gelip, “Tanrı ateş yağdırdı” dedi, “Koyunlarla uşakları yakıp küle çevirdi. Yalnızca ben kaçıp kurtuldum durumu sana bildirmek için.”

O daha sözünü bitirmeden başka bir ulak gelip, “Kildaniler üç bölük halinde develere saldırdı” dedi, “Hepsini alıp götürdüler, uşakları kılıçtan geçirdiler. Yalnızca ben kurtuldum durumu sana bildirmek için.”

O daha sözünü bitirmeden başka bir ulak gelip, “Oğullarınla kızların ağabeylerinin evinde yemek yiyip şarap içerken ansızın çölden şiddetli bir rüzgar esti” dedi, “Evin dört köşesine çarptı; ev gençlerin üzerine yıkıldı, hepsi öldü. Yalnız ben kurtuldum durumu sana bildirmek için.”

Bunun üzerine Eyüp kalktı, kaftanını yırtıp saçını sakalını kesti, yere kapanıp tapındı. Dedi ki,

“Bu dünyaya çıplak geldim, çıplak gideceğim.

RAB verdi, RAB aldı,

RAB’bin adına övgüler olsun!”

Bütün bu olaylara karşın Eyüp günah işlemedi ve Tanrı’yı suçlamadı.

Eyüp 1:13-22

Şeytan hâlâ RAB’be lanet etmesi için Eyüp’ü kışkırtmaya çalışıyordu. Yani ikinci bir test vardı;

Başka bir gün ilahi varlıklar RAB’bin huzuruna çıkmak için geldiklerinde Şeytan da RAB’bin huzuruna çıkmak için onlarla gelmişti. RAB Şeytan’a, “Nereden geliyorsun?” dedi.

Şeytan, “Dünyada gezip dolaşmaktan” diye yanıtladı.

RAB, “Kulum Eyüp’e bakıp da düşündün mü?” dedi, “Çünkü dünyada onun gibisi yoktur. Kusursuz, doğru bir adamdır. Tanrı’dan korkar, kötülükten kaçınır. Senin kışkırtmaların sonucunda onu boş yere yıkıma uğrattım, ama o doğruluğunu hâlâ sürdürüyor.”

“Cana can!” diye yanıtladı Şeytan, “İnsan canı için her şeyini verir. Elini uzat da, onun etine, kemiğine dokun, yüzüne karşı sövecektir.”

RAB, “Peki” dedi, “Onu senin eline bırakıyorum. Yalnız canına dokunma.”

Böylece Şeytan RAB’bin huzurundan ayrıldı. Eyüp’ün bedeninde tepeden tırnağa kadar kötü çıbanlar çıkardı. Eyüp çıbanlarını kaşımak için bir çömlek parçası aldı. Kül içinde oturuyordu.

Karısı, “Hâlâ doğruluğunu sürdürüyor musun?” dedi, “Tanrı’ya söv de öl bari!”

Eyüp, “Aptal kadınlar gibi konuşuyorsun” diye karşılık verdi, “Nasıl olur? Tanrı’dan gelen iyiliği kabul edelim de kötülüğü kabul etmeyelim mi?”

Eyüp 2:1-10

Bu nedenle Enbiya Suresi, Eyüp’ün sıkıntı içinde ağladığını anlatır ve Sad Suresi, Şeytan’ın kendisine acı çektirdiğini açıklar.

Eyüp’ün sefaletinde onu teselli etmek için kendisini ziyaret eden 3 arkadaşı vardı.

Eyüp’ün üç dostu –Temanlı Elifaz, Şuahlı Bildat, Naamalı Sofar– Eyüp’ün başına gelen bunca kötülüğü duyunca kalkıp bir araya geldiler. Acısını paylaşmak, onu avutmak için yanına gitmek üzere anlaştılar. Uzaktan onu tanıyamadılar; yüksek sesle ağlayıp kaftanlarını yırtarak başlarına toprak saçtılar. Yedi gün yedi gece onunla birlikte yere oturdular. Kimse ağzını açmadı, çünkü ne denli acı çektiğini görüyorlardı.

Eyüp 2:11-13

Eyüp Kitabı, Eyüp’ün neden böyle bir talihsizliği yaşandığına dair olan tartışmaları kaydeder. Konuşmaları birçok bölüme yayılıyor. Özetle, arkadaşları Eyüp’e böylesine büyük bir talihsizliğin yalnızca kötü insanların başına geldiğini söyler, bu yüzden Eyüp gizlice günah işlemiş olmalıdır. Eğer günahlarını itiraf ederse, o zaman belki affedilebilir. Ancak Eyüp sürekli olarak suçsuz olduğunu söyler. Başına neden talihsizlik geldiğini anlayamaz.

Uzun sohbetlerinin her bölümünü takip edemeyiz, ancak sorularının ortasında Eyüp kesin olarak bildiklerini belirtir:

Oysa ben kurtarıcımın yaşadığını,

Sonunda yeryüzüne geleceğini biliyorum.

Derim yok olduktan sonra,

Yeni bedenimle Tanrı’yı göreceğim.

O’nu kendim göreceğim,

Kendi gözlerimle, başkası değil.

Yüreğim bayılıyor bağrımda! Eyüp 19:25-27

Bu trajedilerin neden başına geldiğini anlamamasına rağmen, dünyaya bir “Kurtarıcının” geldiğini biliyordu. Kurtarıcı, günahları için yeterli bir ödeme yapabilen kişidir. Eyüp, Kurtarıcıya “Kurtarıcım” diyor, böylece kurtarıcının kendisi için geldiğini biliyordu. Eyüp’ün “derisi yok edildikten” sonra (öldükten) sonra Tanrı’yı bedenen görecekti.

Eyüp, Kıyamet Günü’nü dört gözle bekliyor. Ama dirilişte Tanrı ile güvenle yüzleşecek çünkü kurtarıcısı yaşıyor ve onu kurtardı.

Mea’ric Suresi (70. Sure – Yükselen Merdivenler) da Diriliş Günü’nde bir kurtarıcıdan söz eder. Ancak Me’aric Suresi, o gün herhangi bir kurtarıcıyı arayan aptal bir adamı anlatır. 

Birbirlerine gösterilirler. Günahkâr kimse ister ki, o günün azabından kurtulmak için oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini fidye olarak versin de, kendisini kurtarsın.

Me’aric Suresi 70:11-14

Me’aric Suresi’ndeki aptal adam, başarısızca onu kurtaracak herhangi birini arıyor. Onu “O Günün Cezası” yani Kıyamet Günü’nden kurtarabilecek bir kurtarıcı arıyor. Çocukları, karısı, erkek kardeşi ve yeryüzündeki kimse onu kurtaramaz. Onların kendilerine ait cezaları olduğu için onu kurtaramazlar.

Eyüp dürüst bir adamdı, yine de o Gün için bir kurtarıcıya ihtiyacı olduğunu biliyordu. Tüm sıkıntılarına rağmen bu kurtarıcıya sahip olduğundan emindi. Tevrat, herhangi bir günahın bedelinin ölüm olduğunu ilan ettiğinden kurtarıcı bedeli canıyla ödemek zorunda kalacaktı. Eyüp, kurtarıcısının “sonunda yeryüzünün üstünde duracağını” biliyordu. Eyüp’ün “kurtarıcısı” kimdi? Şimdiye kadar ölen ve sonra tekrar yeryüzünün üstünde durmak için dirilen tek kişi Hz. İsa Mesih’tir A.S. O, muhtemelen Ceza (Ölüm) ödemesini karşılayabilecek tek kişidir, ancak “sonunda yeryüzünün üstünde durur”.

Eyüp gibi dürüst bir adamın bile bir kurtarıcıya ihtiyacı varsa, cezamızı ödemek için sizin ve benim bir kurtarıcıya çok daha ihtiyacımız yok mu? Beyyine ve Asr Surelerinde listelenen iyi niteliklere sahip adamın bir kurtarıcıya ihtiyacı varsa bizim yok mu? Cezasını telafi edebilecek birini bulmaya çalışmak için Son Gün’e kadar bekleyen Me’aric Suresi’ndeki aptal adam gibi olmayalım. Hz. Eyüp’ün öngördüğü gibi, Hz. İsa Mesih’in A.S. sizi nasıl kurtarabileceğini şimdi anlayın.

Kitabın sonunda Eyüp (burada ile bir karşılaşma yaşar ve onun iyi talihi (burada geri gelir.

Hz. İlyas kimdi? Bugün bize nasıl yol gösterebilir?

İlyas Peygamber En’am ve Saffat surelerinde üç defa ismiyle anılır. Şöyle yazılmıştır;

Zekeriya’yı, Yahya’yı, İsa’yı, İlyas’ı doğru yola erdirmiştik. Bunların hepsi salih kimselerden idi.

En’am Suresi 6:85

Doğrusu İlyas da peygamberlerdendir. Milletine: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah’ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?” demişti. Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah’ın O’na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi. Sonra gelenler içinde, “İlyas’a selam olsun” diye bir ün bıraktık. Doğrusu Biz iyileri böylece mükafatlandırırız. O, inanmış kullarımızdandı.

As-Saffat 37:123-132

İlyas, İncil’in peygamberlerinden biri olduğu için Yahya ve İsa Mesih ile birlikte anılmaktadır. İlyas, belirtildiği gibi, putperest Baal’ın peygamberleriyle yüzleşti. Bu yarışma burada İncil’deçok ayrıntılı olarak kaydedilmiştir. Aşağıda, bizim için kutsamayı (Saffat’ın vaat ettiği ‘sonraki zamanlardaki nesiller’) keşfediyoruz.

İlyas ve Baal peygamberlerinin denenmesi

İlyas, Baal’ın 450 peygamberiyle yüzleşen sert bir adamdı. Bu kadar çok kişiye nasıl karşı çıkabildi? Kutsal Kitap onun akıllıca bir test uyguladığını açıklar. Hem o hem de Baal’ın peygamberleri bir hayvanı kurban edeceklerdi ama kurbanlığı yakmak için ateşi yakmayacaklardı. Her iki taraf da, gökten ateşi yakması için kendi Tanrısını çağıracaktı. Hangi Tanrı kurbanı gökten gelen ateşle yakarsa – gerçek ve yaşayan Tanrı o olacaktı. Bu yüzden bu 450 peygamber bütün gün kurbanlarını gökten aydınlatması için Baal’ı çağırdı – ama ateş olmadı. Sonra İlyas, tek başına, Yaratıcı’yı kurbanını yakmaya çağırdı ve hemen gökten ateş geldi ve tüm kurbanı yaktı. Bu yarışmaya şahit olan insanlar, gerçek Tanrı’nın kim olduğunu ve kimin sahte olduğunu öğrendiler. Baal’ın yanlış olduğu gösterildi.

Bu yarışmaya tanık olmadık, ancak Tanrı’dan bir mesaj veya peygamber gelip gelmediğini bilmek için İlya’nın testinin stratejisini izleyebiliriz. Strateji, yalnızca Tanrı ve elçilerinin başarılı olabileceği ve Baal’ın peygamberleri gibi yalnızca insani yeteneğe sahip olanların başaramayacağı şekilde test etmektir.

Günümüzde İlyas’ın testi

İlyas’ın ruhunda böyle bir sınav nasıl olurdu?

Necm Suresi bize açıklar;

Oysa, Ahiret de dünya da Allah’ındır.

Necm Suresi 53:25

Her şeyin Sonunu, Son olmadan önce bile yalnızca Tanrı bilir. İnsanlar olayların Sonunu gerçekleşmeden önce bilmezler, ancak gerçekleştikten sonra bilirler. Bu nedenle test, mesajın geleceği gerçekleşmeden çok önce doğru şekilde tahmin edip etmediğini görmektir. Bunu hiçbir insan ya da idol yapamaz. Sadece Tanrı yapabilir.

Pek çok kişi Hz İsa Mesih’in A.S. İncil’de bildirildiği gibi, Tanrı’nın gerçek bir mesajı ya da zeki insanlar tarafından uydurulmuş olup olmadığını merak ediyor. Bu soruya İlyas’ın testini uygulayabiliriz. İlyas gibi peygamberlerle birlikte yazılmış olan Tevrat ve Zebur’un kitapları, İsa Mesih’in A.S. zamanından yüzlerce hatta binlerce yıl önce yazılmıştır. Bunlar Yahudi peygamberler tarafından yazılmıştır ve bu nedenle ‘Hristiyan’ yazıları değillerdir. Bu eski yazılar İsa Mesih’in olaylarını doğru bir şekilde öngören kehanetler içeriyor mu? İşte Tevrat’ta verilen kehanetlerin bir özeti. İşte Zebur’daki kehanetlerin ve bundan sonraki peygamberlerin kehanetlerinin bir özeti . Hz. İsa Mesih’in A.S., İncil’de yazıldığı gibi gerçekten Tanrı’dan mı yoksa insanlardan gelen yanlış bir çarpıtma olup olmadığını görmek için artık İlyas gibi test edebilirsiniz.

En’am Suresi, İlyas’ın adını Yahya ve İsa Mesih ile birlikte almıştır. İlginç bir şekilde, Eski Antlaşma’nın son kitabında İlyas’ın Mesih’in gelişine yüreklerimizi hazırlamak için geleceği kehanetinde bulunulur. İncil’de Yahya peygamberin insanlarla yüzleşmek ve onları Mesih’in gelişine hazırlamak için nasıl İlyas gibi geldiğini görüyoruz. İlyas’ın şahsiyeti de Yahya ve Mesih’in kehanetlerine bağlıdır.

Kur’an: Çeşitlilik Yoktur! Hadisler ne der?

“Kur’an orijinal kitaptır – aynı dil, mektuplar ve ezberden gelir. İnsan tercümesine veya bozuk tercümeye yer yoktur … Dünyanın herhangi bir yerinden bir Kuran’ın alırsanız, aralarında bir fark bulamayacağınızdan eminimdir.”

Bana bu notu bir arkadaşım gönderdi. Kur’an-ı Kerim metnini İncil / Kutsal Kitap metniyle karşılaştırıyordu. İncil’in yirmi dört bin kadim el yazması vardır ve bunlardan sadece birkaç kelimenin değiştiği küçük varyasyonları vardır. İsa Mesih’in ölümünde ve dirilişinde “fidyemizi ödemesi” de dahil olmak üzere 24000 el yazmasının tümünde tüm temalar ve fikirler aynı olsa da yukarıda olduğu gibi çoğu kez Kuran’da bir varyasyon olmadığı iddiası öne sürülür. Bu, Kuran’ın İncil’e üstünlüğünün bir göstergesi ve onun mucizevi korumasının bir kanıtı olarak görülür. Peki hadisler bize Kuran’ın oluşumu ve derlenmesi hakkında ne anlatırlar?

Peygamberden Halifelere Kuran’ın Oluşumu

           ` Ömer bin Hattab:

Hişam bin Hakim bin Hizam’ın benimkinden farklı bir şekilde Furkan Suresi’ni okuduğunu duydum. Allah Resulü bunu bana (farklı bir şekilde) öğretmişti. Onunla (namaz sırasında) tartışmak üzereydim ama bitirene kadar bekledim, sonra elbisesini boynuna bağlayıp yakaladım ve onu Allah Resulü’ne getirdim ve “Onun Furkan Sure’sini bana öğrettiğinden farklı bir şekilde okuduğunu duydum,” dedim. Peygamber, onu serbest bırakmamı emretti ve Hişam’dan bunu okumasını istedi. Allah Resulü bunu okuduğunda, “Bu şekilde vahyedilmiştir” dedi. Daha sonra bunu okumamı istedi. Okuduğumda, “Bu şekilde vahyedildi. Kuran yedi farklı şekilde indirildi, öyleyse senin için daha kolay olacak şekilde oku” dedi.

Sahih-i Buhari 2419
44. Kitap, 9. Hadis – Book 44, Hadith 9

İbn Mesud rivayet etti:

Bir kişinin (Kuran) Ayet okuduğunu duydum ve Peygamberimizin aynı Ayeti farklı bir şekilde okuduğunu işitmiştim. Bu yüzden onu Peygamberimize götürdüm ve ona haber verdim ama yüzündeki onaylama işaretini fark ettim ve sonra şöyle dedi: “İkiniz de haklısınız, öyleyse farklılaşmayın, sizden önceki milletler farklılaştı, bu yüzden onlar yok edildi. ”

Sahih-i Buhari 3476
60. Kitap, 143. Hadis – Book 60, Hadith 143

Bu ikisi bize, Hz.Muhammed’in (SAV) yaşamı boyunca, Kur’an’ı okumanın Muhammed (SAV) tarafından kullanılan ve onaylanan çeşitli varyantları olduğunu bize açıkça söylüyor. Peki ölümünden sonra ne oldu?

Ebu Bekir ve Kur’an

Zeyd bin Sâbit anlatıyor:

Ebu Bekir es-Sıddık, Yamama halkı öldürüldüğünde (yani Müseylime’ye karşı savaşan bazı sahabeler) beni çağırdı. (Ona gittim) ve onun yanında oturan Ömer bin Hattab’ı buldum. Ebu Bekir daha sonra (bana) dedi, “Ömer bana geldi ve: Yamama Muharebesi günü Kuran’da Kuran’da (yani Kuran’ı ezbere bilenler) ağır kayıplar yaşandı. Ve korkarım ki, diğer savaş alanlarında Kurra’da daha ağır kayıplar meydana gelebilir, böylece Kuran’ın büyük bir kısmı kaybedilebilir. Bu yüzden size (Eb Abu Bekir) Kuran’ın “Allah’ın Elçisi’nin yapmadığı bir şeyi nasıl yaparsınız?” Diye buyuruyorum. Ömer’e dedim. Ömer, “Allah adına, bu güzel bir proje” dedi. ` Ömer, Allah onun için göğsümü açana kadar teklifini kabul etmem için beni teşvik etmeye devam etti ve ben Ömer’in gerçekleştirdiği fikirdeki iyiliği fark etmeye başladım. Sonra Ebu Bekir (bana) dedi. ‘Akıllı bir gençsiniz ve Sizden hiç şüphemiz yok ve siz de Allah’ın Resulü için İlâhi İlham’ı yazardınız (ﷺ). O halde Kuran’ı (parçalı metinlerini) araştırıp tek kitapta toplamalısınız. Allah’a şükür dağlardan birini kaydırmamı emretmiş olsalardı, bu bana Kuran’ı toplamamı emretmekten daha ağır olmazdı. Sonra Ebu Bekir’e “Allah Resulü’nün (ﷺ) yapmadığı bir şeyi nasıl yapacaksın?” dedim. Ebu Bekir, “Allah adına güzel bir proje” diye cevap verdi. Ebubekir, Ebu Bekir ve Ömer’in sandıklarını açtığı şey için Allah göğsümü açana kadar beni bu fikrini kabul etmeye çağırmaya devam etti. Bu yüzden Kuran’ı aramaya ve onu palmiye saplarından, ince beyaz taşlardan ve ayrıca onu ezbere bilen adamlardan toplamaya başladım, Tevbe Suresi’nin son ayetini Ebu Eyyub el-Ensari ile buldum ve ondan başka kimseyle bulamadım. Ayet şudur: ‘Şüphesiz size aranızdan bir Elçi (Muhammed) geldi. (Tevbe Suresi’nin sonuna kadar) (9.128-129) herhangi bir yaralanma veya zorlukla karşılaşmanız onu üzüyor. Sonra Kuran’ın tam elyazmaları (nüshası) Ebu Bekir’de kaldı. Ömrünün sonuna kadar Ömer’le ve sonra Ömer’in kızı Hafsa ile kaldı.

Sahih-i Buhari 4986
66. Kitap, 8. Hadis – Book 66, Hadith 8

Bu, Ebu Bekir’in doğrudan Muhammed’in (SAV) halefi olduğu zamandı. Muhammed’in (SAV) Kuran’ı asla standart bir metne toplamadığını veya böyle bir şeyin yapılması gerektiğine dair herhangi bir işaret vermediğini anlatır. Kuran’ı ezbere bilenler arasında ağır savaş kayıpları olan Ebu Bekir ve Ömer (2. Halefi oldu), Zaid’i çeşitli kaynaklardan bir Kur’an toplamaya başlaması için ikna ettiler. Zaid başlangıçta isteksizdi çünkü Muhammed (SAV) metni standartlaştırma gereğini asla belirtmemişti. Aşağıdaki hadisin de söylediği gibi, bazı sahabelerine Kuran’ı müritlerine öğretmeleri için güvenmişti.

Masriq anlatıyor:

Abdullah bin Amr, Abdullah ibn Mesud’dan bahsetti ve şöyle dedi: “O adamı her zaman seveceğim, çünkü Peygamber’in (ﷺ) ‘Kuran’ı dörtten al (öğren) dediğini duydum: Abdullah bin Mesud, Salim, Mu’adh ve Ubai bin Ka’b. ”

Sahih-i Buhari 4999
66. Kitap, 21. Hadis – Book 66, Hadith 21

Ancak Peygamber Efendimiz’in (SAV) vefatından sonra sahabeler arasında bu değişik rivayetler nedeniyle anlaşmazlıklar ortaya çıktı. Aşağıdaki hadis 92: 1-3 (Leyl) ile ilgili bir anlaşmazlığı anlatmaktadır.

İbrahim anlatıyor:

Abdullah (bin Mes’ud) ‘un sahabeleri Ebu Darda’ya geldi (ve onlar evine gelmeden önce) onları aradı ve buldu. Sonra onlara sordu: ‘Aranızdan kimler (Kur’an’ı) Abdullah gibi okuyabilir? “Hepimiz” diye cevap verdiler. “Aranızdan kim ezbere biliyor?” Diye sordular. Alkame’yi işaret ettiler, sonra Alkame’ya sordu: “Abdullah bin Mas’ud’un Leyl Suresi’ni okuduğunu nasıl duydunuz?” Alkame, “Erkek ve kadın tarafından” dedi. Ebu Darda, “Peygamberimin de aynısını söylediğini işittiğime tanıklık ediyorum, ancak bu insanlar bunu okumamı istiyorlar: – ‘Ve erkek ve dişi yaratan O’nun aracılığıyla.’ ama Allah’a şükür onlara uymayacağım. ”

6. Cilt, 60. Kitap, 468. Hadis) Vol. 6, Book 60, Hadith 468

Bugünün Kur’an-ı Kerim’inde Leyl Suresi 92: 3 için 2. okuma kullanılmıştır. İlginçtir ki, önceki hadiste özellikle Hz. Muhammed (SAV) tarafından Kur’an okuma yetkilisi olarak seçilen ve dört hadisten biri olan Abdullah ve Ebu Ad-Darda bu ayet için farklı bir okuma kullanmış ve diğerlerini takip etmeye istekli olmamıştır.

Aşağıdaki hadis, İslam imparatorluğunun tüm bölgelerinin farklı okumaları izlediğini göstermektedir; öyle ki, bir kişinin nereden geldiği hangi okumayı kullandığından doğrulanabilir. Aşağıdaki örnekte, Kufeli Iraklılar Abdullah bin Mes’ud’un 92: 1-3 suresini okumasını takip ediyorlardı.

‘Alkame anlatır:

Ebu Darda’yla tanıştım ve bana dedi ki: Hangi ülkeye aitsin? Ben Irak halkından biriyim dedim. Yine dedi ki: Hangi şehre? Cevap verdim: Kufe Şehri. Yine dedi: Abdullah b. Mes’ud’un okuduğu gibi okuyabilir misin? Evet dedim. Dedi ki: Bu ayeti oku (Gece kapladığı zaman) Ben de okudum: (Gece örtüyorken, parladığı gün ve erkek ve dişinin yaratılışı). Güldü ve şöyle dedi: Reslullah’ın (ﷺ) böyle okuduğunu duydum.

6. Kitap, 346. Hadis – Book 6, Hadith 346

İbn Abbas’ın anlattığı:

Ömer dedi ki, Uba (Kuran’ın okunuşunda) en iyisiydi ama onun okuduklarının bir kısmını bırakıyoruz. ” Ubay, ‘Onu Allah’ın Resulü’nün (ﷺ) ağzından aldım ve hiçbir şey için bırakmayacağım’ diyor. Ama Allah, “Vahiylerimizden hiçbiri neshetmiyoruz veya unutulmasına neden olmuyoruz ama daha iyisi veya benzeri bir şey koyuyoruz. “2.106

66. Kitap, 27. Hadis – Book 66, Hadith 27

Ubay, Kuran’ı ‘en iyi’ okuyan olarak görülse de (Muhammed-SAV tarafından daha önce not edilenlerden biriydi), topluluktaki diğerleri onun okuduklarının bir kısmını dışarıda bıraktılar. Neyin iptal edilip neyin iptal edilmeyeceği konusunda anlaşmazlık vardı. Çeşitli okumalar ve fesih konusundaki anlaşmazlıklar gerginliğe neden oluyordu. Aşağıdaki hadiste bu sorunun nasıl çözüldüğünü görüyoruz.

Halife Osman ve Kur’an

Anas bin Malik anlatıyor:

Huzeyfe bin Yeman, Şam halkı ile Irak halkının Arminya ve Adharbijan’ı fethetmek için savaştığı sırada Osman’a geldi. Huzeyfe, Kuran’ın okunmasındaki farklılıklarından (Şam ve Irak halkının) korktuğu için Osman’a, “Ey müminlerin reisi, Yahudilerin ve Hıristiyanların daha önce yaptığı gibi Kitap hakkında ihtilafa düşmeden bu milleti kurtarın ” dedi. ” Böylece Osman, Hafsa’ya, “Kuran nüshalarını bize gönder ki Kuran malzemelerini mükemmel nüshalar halinde derleyelim ve el yazmalarını size iade edelim” dedi. Hafsa bunu Osman’a gönderdi. ` Osman daha sonra Zeyd bin Sâbit’e, Abdullah bin Azzübeyir’e, Sa’id bin el-As ve AbdurRahman bin Harith bin Hişam’a el yazmalarını mükemmel nüshalar halinde yeniden yazmalarını emretti. Osman, üç Kureyşili adama, “Kuran’ın herhangi bir noktasında Zeyd bin Sâbit’e karşı çıkarsanız, Kur’an lehçesiyle yazın, Kuran onların diliyle vahyedilmiştir,” dedi. Bunu yaptılar ve çok sayıda nüsha yazdıklarında, Osman orijinal el yazmalarını Hafsa’ya iade etti. Osman, her Müslüman vilayetine, kopyaladıklarının bir nüshasını gönderdi ve ister parçalar halinde ister tam nüsha olarak yazılmış olsun, diğer tüm Kuran materyallerinin yakılmasını emretti.

66. Kitap, 9. Hadis – Book 66, Hadith 9

Bu nedenle bugün hiçbir varyant okuması yoktur. Muhammed peygamber (SAV) sadece tek bir okuma aldığı veya kullandığı için değil, (yedi tane kullandı) ya da otoriter bir Kuran derlediği için değildi. Böyle yapmadı. Aslında internette sünnette ‘farklı okumalar arartırsanız, Kuran’ın farklı ezberlerini tartışan 61 hadis olduğunu görürsünüz Bugünün Kuran’ı değişmez çünkü Osman (3. halife) okumalardan birini aldı, düzenledi ve diğer tüm ezberleri yaktı. Aşağıdaki hadisler, bu düzenlemenin bugünkü Kuran’da nasıl kaldığını göstermektedir.

İbn Abbas rivayet etti:

Ömer dedi ki, “Korkarım ki uzun bir zaman geçtikten sonra insanlar” Recm’in ayetlerini Kutsal Kitap’ta (taşlanarak) bulamıyoruz “diyebilirler ve dolayısıyla Allah’ın indirdiği bir yükümlülüğü bırakarak yoldan sapabilirler. Ey! Recm’in, yasadışı cinsel ilişkide bulunana, halihazırda evli ise ve suçu tanıklarla veya hamilelikle veya itirafla kanıtlanmışsa cezalandırılacağını teyit ediyorum. ” Ömer, “Muhakkak ki Resulullah (ﷺ) Recm’in azabını yaptı, biz de onun peşinden gittik,” diye ekledi.

Sahih-i Buhari 6829 : 86. Kitap,56. Hadis –  Book 86, Hadith 56

İbn Abbas rivayet etti:

… Allah, Muhammed’i hak ile göndermiş ve ona Kutsal Kitabı indirmiştir ve Allah’ın indirdiği şeyler arasında Recm Ayeti (yasadışı cinsel ilişki yapan evli (erkek ve kadın) taşlanması) vardı ve biz bu âyeti okuduk. Allah Resulü (ﷺ) taşlama azabını yaptı, biz de onun peşinden gittik….

Buhari: 86. Kitap,57. Hadis –  Book 86, Hadith 57

Bugün Kuran’da zina için taşlama (Recm) ile ilgili bir ayet yoktur. Böylece düzenlenmiştir.

İbn Az-Zübeyir rivayet etti: Osman’a dedim ki, “Bakara Suresi’ndeki bu ayet:” Ölen ve dulları geride bırakanlar … onları geri çevirmeden. “Başka bir ayet tarafından neshedilmiştir. Öyleyse neden onu (Kuran’da) yazıyorsun? ” Osman, dedi. “Onu (olduğu yerde) bırakın, … çünkü hiçbir şeyi (yani Kuran’ı) orijinal konumundan değiştirmeyeceğim.”

6.Cilt, 60. Kitap, 60. Hadis – Vol. 6, Book 60, Hadith 60

Burada Osman ile İbn Az-Zübeyr arasında bir ayetin neshinin Kuran’da tutulması veya saklanması gerektiği anlamına gelip gelmediği konusunda bir anlaşmazlık görüyoruz. Osman’ın kendi yolu vardı ve bu nedenle bu ayet bugün Kur’an’dadır. Ancak bununla ilgili tartışmalar vardı.

Osman ve 9. Sure Süreci (Tevbe)

Osman ibn Affan anlatıyor:

Yezid el-Farisi dedi ki: İbn Abbas’ın dediğini duydum: Osman ibn Affan’a sordum: Mi’in (sureler) (yüz ayet içeren) ve Es-sab’u at-tiwal (Kuran’ın ilk uzun sure veya bölümleri) kategorisindeki mathani (Sureler) ‘e ait olan (Surah) al-Enfal’i koymana ve aralarına “Merhametli Allah’ın adıyla” yazmamanıza sebep olan neydi?

Osman cevap verdi: Kuran ayetleri Peygamber Efendimize (ﷺ) indirilince, yazması için birini çağırıp ona şöyle dedi: Bu ayeti şu ve benzerlerinin zikredildiği sureye koyun; ve bir veya iki âyet vahyedilince de aynı şekilde (onlar hakkında) söylerdi. (Sure) Enfal Medine’de vahyedilen ilk suredir ve (Sure) Tevbe Kuran’da son olarak indirilmiştir ve içeriği Enfal ile benzerdir. Bu nedenle, Enfal’in bir parçası olduğunu düşündüm. Bu yüzden onları es-seb’u’t-tuvel (yedi uzun sure) kategorisine koydum ve aralarına ” Merhametli Allah’ın adıyla” yazmadım.

Sünen-i Ebu Davud 786
2. Kitap, 396. Hadis – Book 2, Hadith 396

Sure 9 (Tevbe) Kuran’da ‘Merhametli Allah’ın adıyla’ ile başlamayan tek suredir. Hadis nedenini açıklıyor. Osman, materyal benzer olduğu için Sure 9’un Sure 8’in bir parçası olduğunu düşünüyordu. Sorgulamadan, bunun erken dönem Müslüman cemaatinde tartışmalı olduğunu görebiliriz. Sonraki hadis sahabelerden birinin Osman’ın Kuran’ına verdiği tepkiyi göstermektedir.

Abdullah (b. Mes’ud), (ashabına Kuran nüshalarını gizlemek için) şöyle dedi:

Her şeyi gizleyen, kıyamet gününde gizlediğini getirmeli ve sonra şöyle demeli: Kimin okumasından sonra bana ezbere okumamı emrediyorsun? Aslında, Allah Resulü’nün (ﷺ) yetmişten fazla Kuran suresini okudum ve Allah Resulü’nün (ﷺ) Ashab-ı Allah’ın Kitabını (onlardan) daha iyi anladığımı biliyorlar ve eğer öyleysem Birisinin benden daha iyi anladığını bilsem, ona giderdim. Şakik şunları söyledi: Mübkmmad (ﷺ) Sahabelerinin yanında oturdum ama bunu reddeden (yani onun okunuşunu) veya kusur bulan kimseyi duymadım

Sahih-i Müslim 2462: 44. Kitap, 162. Hadis – Book 44, Hadith 162

Birkaç şey göze çarpıyor:

1. Abdullah b. Mesud, takipçilerine bir sebepten dolayı Kuranlarını gizlemelerini söyler.

2. Görünüşe göre birisi tarafından farklı bir anlatım kullanması emredilmiş. Bu, en iyi, Osman’ın kendi Kuran versiyonunu standartlaştırdığı zamana atıfta bulunmak olarak anlaşılır.

3. İbn Mes’ud’un Kuran’ı okuma şeklini değiştirmesine itirazı şuydu: Ben (Mes’ud) Kitabı daha iyi anlıyorum

4. Şakik, Muhammed’in Ashabının Mes’ud ile aynı fikirde olmadığını söyledi.

Günümüzde Kur’an’ın metinsel versiyonları

Osman’ın baskısının ardından, yine de varyant okumaların olduğunu görüyoruz. Nitekim Peygamber’den (SAV) sonra, 4. yüzyılda farklı okumalara yaptırımlı bir dönüş olduğu görülmektedir. Yani bugün en büyük Arap metin okuması Hafs (veya Hofs) olsa da, çoğunlukla Kuzey Afrika’da kullanılan Warsh, çoğunlukla Batı Afrika’da ve diğerlerinde kullanılan Al-Duri de var. Bu okumalar arasındaki fark, çoğunlukla hecelemede ve bazı küçük ifade varyasyonlarındadır, genellikle anlam üzerinde herhangi bir etkiye sahip değillerdir, ancak yalnızca anlık bağlamda anlam üzerinde etkisi olan, fakat daha geniş düşüncede olmayan bazı farklılıklar vardır.

Yani Kuran’ın hangi versiyonunun kullanılacağına dair bir seçim vardır.

Bugün Kuran’ın çeşitli Arapça okumaları olduğunu ve Hz. Muhammed’in (SAV) ölümünden sonra bir düzeltme ve seçme sürecinden geçtiğini öğrendik. Bugün Kuran metninde bu kadar az varyasyon olmasının nedeni, diğer tüm metin türlerinin o dönemde yakılmış olmasıdır. Kuran’ın alternatif okuma dipnotları yoktur, alternatif okumaları olmadığı için değil, yok edildikleri içindir. Osman, muhtemelen Kuran’ın iyi bir okunuşunu yapmıştır, ancak tek olan bu değildi ve tartışmasız yapılmadı. Bu nedenle, Kuran’ın “orijinal kitap – aynı dil, mektuplar ve ezberden – olduğu genel kabul gören fikirdir. İnsan yorumuna yer yok ifadesi yanlıştır. İncil ve Kuran’ın çeşitli okumaları olmasına rağmen, her ikisi de metnin bugün olduğu haliyle aslına yakın olduğunu gösteren güçlü el yazması kanıtlarına sahiptir.  Her ikisi de bize orijinalin güvenilir bir temsilini verebilir. Birçoğunun dikkati, Kuran’ın korunma tarzına yersiz bir saygı duyarak ve İncil’in korunma biçimini gereksiz yere küçümseyerek Kitapların mesajını anlamaya çalışmaktan alıkonmuştur. Kitapları anlamaya odaklansak daha iyi olur. İlk etapta verilmelerinin nedeni buydu. Adem ile başlamak iyi olur.