Tevrat Bereketler & Lanetler ile Son Bulur

Bir önceki yazımızda , Allah’ın gerçek peygamberleri anlamamız için belli standartlar verdiğini görmüştük – mesajlarının bir bölümü olarak geleceği öngördüklerini görmüştük. Musa Peygamber (A.S.), eğer mesajı yalnızca Allah’tan geliyorsa gerçekleşecek olabilecek -İsraillilerin geleceği ile ilgili- varsayımlarda bulunarak bu kuralı uygulamıştı. Bu varsayımlar İsraillilere gelecek olan Lanetler ve Bereketlerdi. Bereketler ve Lanetlerin tümünü burada okuyabilirsiniz. Ana noktalar aşağıdadır.

Musa’nın Bereketleri

Musa Peygamber (A.S.) İsraillilerin, On Emir’e itaat etmeleri durumunda alacakları harika bereketleri anlatarak başlar. Bu bereketler diğer ulusların da anlamaları için onların gözü önünde olacaktı. Şöyle yazılmıştır;

Yeryüzündeki bütün uluslar RAB’be ait olduğunuzu görecek, sizden korkacaklar. 

Yasa’nın Tekrarı 28:10

Ancak, eğer Emirlere uymak konusunda başarısız olurlarsa, o zaman Bereketlerin tam tersi olan Lanetleri alacaklardı. Lanetler Bereketlere uyup onlara ayna olacaklardı. Bu lanetler de çevredeki uluslar tarafından görüleceklerdi.

RAB’bin sizi süreceği bütün uluslar başınıza gelenlerden dehşete düşecek; sizi aşağılayacak, sizinle eğlenecekler

Yasa’nın Tekrarı 28:37)

Ve Lanetler İsraillilerin kendileri için olacaktı.

Bu lanetler siz ve soyunuz için sonsuza dek bir belirti, şaşılası bir olay olarak kalacak.

Yasa’nın Tekrarı 28:46

Allah Lanetlerin en kötü tarafının başkalarından gelecekleri olması konusunda uyardı.

“RAB uzaktan, dünyanın öbür ucundan bir ulusu –dilini bilmediğiniz bir ulusu, yaşlılara saygı, küçüklere sevgi beslemeyen acımasız bir ulusu– birden çullanan bir kartal gibi başınıza getirecek. 51 Siz yok oluncaya dek hayvanlarınızın yavrularını, toprağınızın ürününü yiyip bitirecekler. Size ne tahıl, ne şarap, ne zeytinyağı, ne sığırlarınızın buzağılarını, ne de sürülerinizin kuzularını bırakacaklar; ta ki, siz ortadan kalkıncaya dek. 52 Güvendiğiniz yüksek, dayanıklı surlar yerle bir oluncaya dek ülkenizdeki bütün kentlerde sizi kuşatacaklar. Tanrınız RAB’bin size verdiği ülkedeki bütün kentleri kuşatacaklar.

Yasa’nın Tekrarı 28:49-52

Ve daha da kötüye gidecekti.

Size iyilik yapmak, sizi çoğaltmak RAB’bi nasıl sevindirdiyse, sizi yıkmak ve yok etmek de öyle sevindirecektir. Mülk edinmek için gideceğiniz ülkeden sökülüp atılacaksınız “RAB sizi dünyanın bir ucundan öbür ucuna, bütün halklar arasına dağıtacak. Orada sizin de atalarınızın da tanımadığı, ağaçtan ve taştan yapılmış başka ilahlara tapacaksınız. Bu uluslar arasında ne esenliğiniz ne de dinlenecek bir yeriniz olacak. Orada RAB size titreyen yürekler, umutsuzluk ve bakmaktan yorulmuş gözler verecek.

Yasa’nın Tekrarı 28:63-65

Bu Bereketler ve Lanetler bir antlaşma ile kurulmuştu. 

Bugün Tanrınız RAB’bin ant içerek sizinle yaptığı bu antlaşmayı geçerli kılmak için burada duruyorsunuz. Öyle ki, bugün sizi kendi halkı olarak belirlesin ve size söylediği gibi, atalarınız İbrahim’e, İshak’a, Yakup’a içtiği ant uyarınca Tanrınız olsun. Antla yapılan bu antlaşmayı yalnız sizinle, bugün burada bizimle birlikte Tanrımız RAB’bin önünde duranlarla değil, yanımızda olmayanlarla da yapıyorum.

Yasa’nın Tekrarı 29:12-15

Bir başka deyişle, bu antlaşma çocuklar veya gelecek nesilleri de kapsayacaktı. Hatta bu antlaşma gelecek nesillere yönelikti – hem İsrailliler hem de yabancılar.

Bu Yasa Kitabı’nda yazılı antlaşmada yer alan bütün lanetler uyarınca, RAB onu felakete uğraması için İsrail’in bütün oymakları arasından ayıracaktır. “Sizden sonraki kuşak, çocuklarınız ve uzak ülkeden gelen yabancılar ülkenizin uğradığı belaları, RAB’bin ülkeye gönderdiği hastalıkları görecekler. Bütün ülke yanacak, tuz ve kükürtle örtülecek; tohum ekilmeyecek, filiz sürmeyecek, ot bitmeyecek. Ülke RAB’bin kızgın öfkesiyle yerle bir ettiği Sodom, Gomora, Adma ve Sevoyim gibi yıkıma uğrayacak. Bütün uluslar, ‘RAB bu ülkeye neden bunu yaptı?’

diye soracaklar, ‘Bu büyük öfke neden alevlendi? “Yanıt şöyle olacak: ‘Atalarının Tanrısı RAB kendilerini Mısır’dan çıkardığında onlarla yaptığı antlaşmayı bıraktılar. Tanımadıkları, RAB’bin kendilerine pay olarak vermediği başka ilahlara yöneldiler; onlara tapıp önlerinde eğildiler. İşte bu yüzden RAB’bin öfkesi bu ülkeye karşı alevlendi; bu kitapta yazılı bütün lanetleri oraya yağdırdı. 

Yasa’nın Tekrarı 29:21-27

Musa’nın Bereketleri ve Lanetleri Geçti mi?

Vaadi verilen Bereketler harikaydı ama tehdidi verilen Lanetler çok ağırdı. Fakat, sorabileceğimiz en önemli soru şuydu: ‘Bunlar gerçekleşti mi?’ Buna yanıt vererek Musa’nın (A.S.) gerçek bir peygamber olup olmadığını göreceğiz ve günümüzde hayatlarımız için rehberlik kazanacağız.

Cevap avucumuzun içindedir. Kutsal Kitap’ın Eski Antlaşması’nın büyük bir kısmı İsrail Oğullarının tarihinin kaydıdır ve bu nedenle daha sonra olacakları görebiliriz. Ayrıca Eski Antlaşma’nın dışında, Josephus gibi Yahudi tarihçilerin ve Tacitus gibi Graeco-Roma’lı tarihçilerin de kayıtları ve birçok arkeolojik anıtları vardır. Bütün bu kaynaklar aynı fikirde ve İsraillilerin bütün resmi tamamlayıcı etkenlerdedir. Bu bizim için bir başka İşarettir. Burada, İsraillilerin tarihinde onlara ne olduğunu daha iyi anlamamıza yardımcı olacak, genel bakışa sahip bir zaman çizelgesi bulunuyor.

Tarihten ne görüyoruz? Evet, Musa’nın Lanetleri korkunç olsalar da, tüm bunlar olmadan önce, KESİNLİKLE geçtiler – tıpkı binlerce yıl önce yazmış olduğu gibi. (Unutmayın, bu tahminler olaylar olduktan sonra değil, olmadan önce yazılmışlardı.)

Fakat Musa’nın Laneti burada bitmedi. Devam etti. Musa (A.S.) bu lanetleri şu şekilde sonuçlandırdı“Bütün bu olaylar önünüze serdiğim kutsama ve lanetler başınıza geldiğinde, Tanrınız RAB’bin sizi dağıttığı uluslar arasında bunları anımsayacaksınız. Bugün size ilettiğim buyruklar uyarınca siz ve çocuklarınız Tanrınız RAB’be döner, bütün yüreğinizle, bütün canınızla O’na uyarsanız, Tanrınız RAB size acıyacak, sizi sürgünden geri getirecek. Sizi dağıttığı ulusların arasından yeniden toplayacak.  Dünyanın öbür ucuna sürülmüş olsanız bile, Tanrınız RAB sizleri toplayıp geri getirecek. Sizi atalarınızın mülk edindiği ülkeye ulaştıracak. Orayı miras alacaksınız. Tanrınız RAB üzerinize iyilik getirecek ve sizi atalarınızdan daha çok çoğaltacak.

Yasa’nın Tekrarı 30:1-5

Ve (tekrar) sorulması gereken bariz soru: Bunlar gerçekleşti mi? Tarihin devamını görmek için buraya tıklayınız.

Tevrat’ın Sonu – Beklenilen Zebur

Bu Bereketler ve Lanetler ile Tevrat son bulur. Musa Peygamber (A.S.) tamamlandıktan kısa bir süre sonra hayatını kaybeder. Daha sonra İsrailliler, Musa’nın yerine geçen Yeşua ile Topraklara girdiler. İsrail Oğulları Tarihinde açıklandığı gibi, büyük Kral Davut iktidara gelene kadar orada kralsız ve baş kentsiz yaşadılar. Eski Antlaşma’da, Kur’an’ın da tasdik ettiği, Zebur adında bir bölüm başlattı. Tevrat’ta başlayan, İncil’i anlamamıza yardımcı olacak İşaretler ile devam ettiği için, Zebur’u anlamamız gerekiyor. Bir sonraki bölümde (Next), Kur’an ve İsa Mesih’in, Davut (A.S.) ve Zebur’dan nasıl bahsettiklerini görüyoruz.

Tevrat’ın Peygamber İşareti

Musa (A.S.) ve Harun (A.S.) Peygamberler, 40 yıl boyunca İsraillileri yönettiler. Emirleri ve kurbanlıkları yönettiler böylelikle Tevrat’ta birçok İşaret oldu. Yakında bu peygamberlerin ölme zamanı gelecek. Tevrat’ın kapanışından önce, Tevrat’taki bazı desenleri inceleyelim.

Tevrat’taki Desenleri İnceleme

O halde Tevrat’taki İşaretlerin deseni nedir?

Tevrat’ta Kurban

Kurbanların ne kadar önemli olduklarına ve ne sıklıkta verildiklerine dikkat edin. Daha önce bakmış olduklarımızı düşünün:

Bu kurbanların hepsi temiz hayvanlardı – koyun, keçi veya boğa. Düve hariç hepsi erkekti.

Bu kurbanlar, kurbanları sunan insanların telafisi için oldu. Bu da onların bir örtü olduğunu, kurbanı sunan kişinin suçunun ve utancının örtüldüğünü ifade eder. Bu Adem ile başladı; kendisi, ona sunulan deriler şeklinde Allah’ın Merhametini aldı Onun çıplaklığını örten bu deriler, bir hayvanın ölmesini gerektirdi. Sorulması gereken önemli bir soru şudur: Neden artık kurban sunulmuyor? Cevabını daha sonra göreceğiz.

Tevrat’ta Doğruluk

The Israelites could get righteousness if they could – but they had to ‘Doğruluk’ kelimesi sürekli olarak karşımıza çıktı. Bunu ilk Adem’de, Allah ona ‘en iyisinin doğruluk giysileri’ olduğunu söylediğinde görmüştük. İbrahim, gelecek olan bir oğul vaadine inanmayı seçtiğinde, doğruluk itibarını aldığını görmüştük.İsrailoğulları, Emirleri koruyabilselerdi doğruluk elde edebilirlerdi – ama onları her zaman tutmak zorundaydılar.

Tevrat’ta Yargı

Aynı zamanda, bu emirlere uymamanın, Allah’ın Yargısı ile sonuçlandığını da gördük. Bu Adem’le başladı, kendisinin yargılanmak için sadece bir kez itaatsizlik etmesi yetmişti. Yargının sonucu her zaman ölüm oldu. Ya yargılanan kişi öldü ya da kurban edilen hayvan… Aşağıdakileri düşünün:

Bu ne demektir? Devam ettikçe göreceğiz. Fakat şimdi, Musa ile Harun (A.S.) Tevrat’ı bitirecek. Bunu Allah’tan direkt olan hem geleceğe yönelik hem de şu an bizler için önemli olan mesajlarla yapıyorlar. Gelecek olan Peygamber ve gelecek olan Lanetler & Bereketler. Peygambere burada bakıyoruz.

Gelecek Olan Peygamber

Allah Sina Dağı’nda Tabletleri verdiği zaman bunu gücünü korkunç bir şekilde göstererek yaptı. Tevrat Tablet’ler verilmeden önceki durumu şu şekilde açıklar;


 Üçüncü günün sabahı gök gürledi, şimşekler çaktı. Dağın üzerinde koyu bir bulut vardı. Derken, çok güçlü bir boru sesi duyuldu. Ordugahta herkes titremeye başladı. 17Musa halkın Tanrı’yla görüşmek üzere ordugahtan çıkmasına öncülük etti. Dağın eteğinde durdular. 18Sina Dağı’nın her yanından duman tütüyordu. Çünkü RAB dağın üstüne ateş içinde inmişti. Dağdan ocak dumanı gibi duman çıkıyor, bütün dağ şiddetle sarsılıyordu.

Mısırdan Çıkış 19:16-18


İnsanlar korku doluydu. Tevrat onları şöyle açıklar:


 Halk gök gürlemelerini, boru sesini duyup şimşekleri ve dağın başındaki dumanı görünce korkudan titremeye başladı. Uzakta durarak 19Musa’ya, “Bizimle sen konuş, dinleyelim” dediler, “Ama Tanrı konuşmasın, yoksa ölürüz.”

Mısırdan Çıkış 20:18-19

Bu, Musa’nın (A.S.) topluluğu 40 yıl boyunca yönettiği dönemin başında oldu. Sonunda, Allah Musa’ya (A.S.) geçmişteki durumu konuştu, insanlara geçmişteki korkularını hatırlattı ve gelecek için bir vaatte bulundu. Musa (A.S.) Tevrat’a şöyle kaydetmiştir:


Tanrınız RAB size aranızdan, kendi kardeşlerinizden benim gibi bir peygamber çıkaracak. Onu dinleyin.Horev’de toplandığınız gün Tanrınız RAB’den şunu dilemiştiniz ‘Bir daha ne Tanrımız RAB’bin sesini duyalım, ne de o büyük ateşi görelim, yoksaölürüz. RAB bana,‘Söyledikleri doğrudur’ dedi.‘Onlara kardeşleri arasından senin gibi bir peygamber çıkaracağım. Sözlerimi onun ağzından işiteceksiniz. Kendisine buyurduklarımın tümünü onlara bildirecek. Adıma konuşan peygamberin ilettiği sözleri dinlemeyeni ben cezalandıracağım. 20Ancak, kendisine buyurmadığım bir sözü benim adıma söylemeye kalkışan ya da başka ilahlar adına konuşan peygamber öldürülecektir.’“ ‘Bir sözün RAB’den olup olmadığını nasıl bilebiliriz? diye düşünebilirsiniz. Eğer bir peygamber RAB’bin adına konuşur, ama konuştuğu söz yerine gelmez ya da gerçekleşmezse, o söz RAB’den değildir Peygamber saygısızca konuşmuştur Ondan korkmayın.”

Yasa’nın Tekrarı 18:15-22

Allah insanların sağlık bir şekilde saygı duymalarını istedi, bu yüzden Tabletlerdeki On Emri verdiğinde, insanların arasında büyük bir korku yaratacak şekilde verdi. Fakat şimdi Allah geleceğe bakıyor ve İsraillilerin arasından Musa (A.S.) gibi bir peygamber çıkacağını vaat ediyor. Daha sonra rehber olacak iki madde veriliyor:

  1. Allah, eğer gelecek olan Peygamber’edikkat etmezlerse insanları sorumlu tutacak
  2. Allah’ın bir peygamber aracılığıyla konuşup konuşmadığına karar vermenin yolu, mesajın geleceği tahmin edebilmesi ve gerçekleşmesi gerektiğidir.

İlk madde, Musa’dan sonra sadece bir peygamber daha olacağı anlamına gelmez ama özellikle dinlememiz gereken bir peygamber olacağı anlamına gelir, çünkü mesajında eşsiz bir rol oynayacaktı – onlar ‘Allah’ın Sözleri’ olacaktı. Geleceği sadece Allah bildiği için – kesinlikle hiçbir insan bilemez – ikinci madde insanların mesajın gerçekten Allah’tan gelip gelmediğini anlamaları için önemliydi. Daha sonra Musa’nın (A.S.) bu ikinci maddeyi, Tevrat’ı kapatan, İsrailoğullarının Bereketleri ve Lanetlerinde İsraillilerin geleceğini nasıl öngördüğünü görüyoruz.

Peki ya bu ‘gelecek olan Peygamer’? O kimdi? Bazı alimler bunun Hz. Muhammed (SAV) olduğunu ileri sürmüşlerdir. Fakat peygamberliğin, bu peygamberin “İsraillilerin arasından” olacağını söylemesine dikkat edin – yani Yahudi. Bu nedenle Hz. Muhammed (SAV) olamaz. Diğer alimler ise İsa Mesih (A.S.) peygamber olup olmadığını merak etmişlerdir. Kendisi Yahudi’ydi ve büyük yetkiyle öğretti – adeta Allah sözlerini ‘O’nun ağzına’ koymuştu. İsa Mesih’in (A.S.) geleceği İbrahim’in kurbanında, Fısıh Bayramında ve ayrıca ağzında Tanrı’nın sözleri olan ‘peygamber’ peygamberliğinde öngörülmüştü.

Harun’un İşareti: 1 İnek, 2 Keçi

Musa’nın 2. İşaretinde Sina Dağı’nda verilen Emirlerin çok katı olduklarını görmüştük. Sizi, kendinize bu Emirler her zaman yerine getirdiğinizi mi yoksa getirmediğinizi mi sormaya davet etmiştim (çünkü Yasa’nın amacı budur). Eğer Yasa’yı her zaman yerine getirmiyorsanız, benim gibi, sizin de başınız belada – Yargı askıda kalır. Fakat öyleyse ne yapılabilir? Harun (Musa’nın kardeşi), ve onun soyundan gelenler bu soruya kurban sunarak cevap verdi – ve bu kurbanlar günahları telafi etti veya üzerlerini örttüler. Harun, Allah’ın Yasa’nın başlangıcında işlenen günahların üzerlerini nasıl kapatacağını anlamak için İşaret olan iki kurban sundu. Bunlar İnek (Düve) ve İki Keçi kurbanıydı. Bakara Suresi adını Harun’un İnek kurbanından alır. Ama öncelikle Keçiler ile başlayalım.

Günah Keçisi ve Kefaret Günü

Musa’nın 1. İşaretinden beri Fısıh Bayramı (halen daha!) Firavun’dan kurtulmuş olmanın anısına, Yahudiler tarafından kutlanır. Fakat Tevrat başka festivalleri de emreder. Özellikle önemli olan bir tanesi Kefaret Günüdür. Tevrat’taki hikayesini okumak için buraya tıklayın.

Neden Kefaret Günü için bu denli dikkatli ve detaylı talimatlar verilmiştir? Nasıl başladığını görüyoruz:RAB, RAB’a yaklaşırken ölen Harun’un iki oğlunun ölümünden sonra Musa ile konuştu. RAB, Musa’ya şöyle dedi: “Kardeşinize Aaron’a, gemideki kefaret örtüsünün önündeki perdenin arkasındaki En Kutsal Yeri seçtiğinde gelmeyeceğini, yoksa öleceğini söyledi.

RAB, RAB’a yaklaşırken ölen Harun’un iki oğlunun ölümünden sonra Musa ile konuştu. RAB, Musa’ya şöyle dedi: “Kardeşinize Aaron’a, gemideki kefaret örtüsünün önündeki perdenin arkasındaki En Kutsal Yeri seçtiğinde gelmeyeceğini, yoksa öleceğini söyledi.

Levililer 16:1-2

Daha önce olmuş olan, Harun’un iki oğlunun, RAB’bin Varlığının bulunduğu Çadır’a acımasızca girdiklerinde ölmüş olmalarıydı. Tanrı’nın Kutsal varlığında Yasa’yı tutma konusundaki başarısızlıkları (burada gördüğümüz gibi) ölmelerine neden oldu. Neden? Çadırda Antlaşma Sandığı vardı. Kur’an-ı Kerim’de bu Antlaşma Sandığından bahseder. Şöyle der:

Ve (ayrıca) peygamberleri onlara şöyle dedi: “Otoritesinin bir işareti, Rab’binizin güvencesinde (bir güvenceyle) ve Musa’nın ailesi tarafından bırakılan emanetler ile, ahit Sandığı’nın size geleceğidir. ve melekler tarafından taşınan Aaron ailesi. İnancınız varsa, bu sizin için bir semboldür. ”

Suresi 2: 248 (İnek

Söylenmiş olduğu gibi, ‘Antlaşma Sandığı’ bir yetki İşaretiydi çünkü Gemi, Musa’nın Yasa’sındabir antlaşma simgesiydi. Üzerinde On Emrin yazılı olduğu Taş Tabletler bu Geminin içerisinde tutuluyordu. Bütün Yasa’ya sahip çıkamayan her kimse – bu Geminin huzurunda – ölecekti. Harun’un en büyük iki oğlu Çadır’a girdiklerinde ölmüşlerdi. Bu nedenle detaylı talimatlar verilmişti, talimatların arasında Harun’un, tüm yıl içindeki hangi gün Çadır’a gireceği de yer alıyordu – Kefaret Günü. Eğer başka herhangi bir gün girseydi, o da ölecekti. Fakat tüm yıl içinde Harun’un Antlaşma Sandığı huzuruna gidebileceği tek günde bile şunları yapması gerekiyordu;

Harun boğaya kendi günlüğü için kendisi ve hanehalkı için kefaret etmeyi teklif etmeyi teklif edecek… ve tütsü dumanı, sözleşmeyle ilgili yasaların tabletlerinin üzerindeki kefalet örtüsünü gizleyecek, böylece ölmeyecek.

Leviticus 16: 6,13

Harun’un Yasa’ya karşı işlemiş olduğu günahları örtmek veya telafi etmek için bir boğanın kurban edilmesi gerekiyordu. Hemen sonrasında, Harun iki keçiyle ilgili olan olağanüstü törenini gerçekleştirdi.

Boğa kendi günahları için kurban edildikten sonra Harun iki keçi alır, rasgele seçim yapardı. Bir keçi günah keçisi olarak seçilirdi. Diğeri ise günaha karşılık kurban edilirdi. Neden?

“Daha sonra, halka günah teklif eden keçiyi kesecek… Bu şekilde İsraillilerin temizliği ve isyanı nedeniyle, günahları ne olursa olsun, En Kutsal Yer için kefaret yaratacak.

Leviticus 16: 15-16

Peki günah keçisine ne olurdu?

Aaron… canlı keçiyi öne çıkarır. Her iki elini de canlı keçinin başına koymak, İsraillilerin bütün kötülüklerini ve isyanlarını, tüm günahlarını itiraf etmek ve onları keçinin başına koymak. Keçiyi vahşi doğaya gönderir… Keçi bütün günahlarını uzaktaki bir yere götürür…

Leviticus 16: 20-22

Kurban edilen boğa, Harun’un günahları içindi. Kurban edilen ilk keçi, İsrail halkının günahları içindi. Sonrasında Harun ellerini, halkın günahlarını keçinin üzerine koymayı sembolize etmek için günah keçisinin üzerine koyardı. Keçi daha sonra, insanların günahlarının artık insanlardan uzak olduğunun bir işareti olarak ıssız bir yere salınırdı. Bu kurbanlar sayesinde günahları telafi edilirdi. Bu, her yıl, Kefaret Gününde yapılırdı.

Bakara ve Tevrat’ta Geçen Düve veya İnek

Harun’un, düve gibi (erkek boğa yerine dişi inek) kurban etmesi gereken başka şeyler de vardı. 2. (buraya) Sure’nin adının ‘İnek’ olmasının nedeni bu düve ve bu kurbandır. Görebildiğiniz gibi, normal erkek bir hayvanı değil de bu kurban için bir ineğin (yani dişinin) kullanılmasının emredilmesi insanları çok şaşırttı. Şöyle biter:

Böylece Tanrı: bahsedilen Biz Yani “(düve) bir parça (vücudu) Grev.” Dertlerinden ölüleri ve showeth size O’nun İşaretler : Perchance siz anlayabilirsiniz.

Bakara Suresi 2:73-İnek

Bu da dikkat etmemiz gereken İşaretlerden biridir. Peki bu düve nasıl bir İşaret oluyor? Ölüm ve yaşam ile ilgili olduğunu okuyoruz. Bu kurban hakkında Harun’a Tevrat’ta verilen asıl talimatları incelerken “bir ihtimal anlayabilelim diye”.  Tevrat’taki bütün bölümü okumak için buraya tıklayın. Şunu görüyoruz;

Düve yakılacak – derisi, eti, kanı ve bağırsakları. Papaz, sedir ağacı, hyssop ve kırmızı yün almak ve onları yanan düvelerin üstüne atmaktır.

Çölde Sayım19:5-6

Çördükotu yapraklı bir ağacın dalıydı. Fısıh zamanı, ölümün onlardan geçip gitmesi için İsrailliler Fısıh kuzusunun kanını kapılarına boyayacakları zaman, onlara şu emredilmişti;

Bir demet çuval bezi alın, havzadaki kana batırın ve kanın bir kısmını… kapı kasasına koyun

Mısırdan Çıkış 12:22

Çördükotu düve ile kullanılmıştı ve düve, çördükotu, yün ve sedir, geride sadece külleri kalacak şekilde beraber ateşe verilirdi. Sonrasında;

“Temiz bir adam, düdüğün küllerini toplar ve onları kampın dışında törenle temiz bir yere koyar. İsrailliler topluluğu tarafından temizleme suyunda kullanılmak üzere tutulacaklar; günahtan arınma için.

Çölde Sayım 19:9

Yani küller ‘arınma suyuna’ karıştırılırdı. Temiz olmayan kişi temiz olabilmek için yıkanmasını (ritüel yıkama veya abdest) içine kül girmiş bu suyla yapardı. Fakat küller her türlü kirlilik için değil, sadece belli bir tanesi içindi.

“Bir insan cesedine dokunan kişi yedi gün boyunca kirli olacaktır. Üçüncü günde ve yedinci günde kendilerini suyla (topağın külleriyle karıştırılmış) karıştırmalılar; o zaman temiz olacaklar. Ancak, üçüncü ve yedinci günlerde kendilerini arındırmazlarsa, temiz olmayacaklar. Eğer bir insan cesedine dokunduktan sonra kendilerini arındırmazlarsa, RAB’ın karnesini kirletirler

Çölde Sayım 19:11-13

Yani suyla karışmış olan bu İnek külleri, birisi ölü bir bedene dokunduğu zaman kirlendiğinde abdest alması (yıkanması) içindi. Fakat bir ölü bedene dokunmanın sonucu neden böylesine bir kirliliğe sebep olabilirdi ki? Düşünün! Adem itaatsizliği nedeniyle ölümlü oldu ve tüm çocukları da öyle (sen ve ben de dahiliz). Bu nedenle ölüm kirlidir, çünkü günahın sonucudur – günahın kirli olmasına bağlıdır. Ölü bir bedene dokunan biri de bu nedenle kirlenir. Fakat bu küller, kirliliği arıtacak olan İşaretti. Kirli kişi, ölümünde ‘kirli’ olup, düve külleriyle abdest aldıktan sonra ‘hayat’ bulurdu.

Neden erkek bir hayvan yerine dişi hayvan kullanıldı? Çok net bir açıklama verilmemiştir ama ayetlerden nedenini bulabiliriz. Tevrat (ve diğer Kutsal Kitaplar) boyunca Allah’ın erkek cinsiyeti olarak açıklandığını görebiliriz. İsrail ulusundan ise dişi cinsiyetiyle söz edilir. Evli kadın-erkek ilişkilerinde olduğu gibi, Allah yönetti ve onu takip edenler yanıt verdi. Fakat inisiyatif her zaman Allah’ındı. İbrahim’e oğlunu kurban etme komutunu O verdi, Tabletlerdeki On Emrinverilmesini O söyledi, Nuh’un yargısına O karar verdi, vb. Hiçbir zaman bir insanın (peygamber veya her kimse) isteğiyle başlamadı – takipçileri yalnızca onun yönetimine boyun eğdiler.

Düvenin külleri bir insan ihtiyacını karşılamak için vardı – temizlik. Bu nedenle insan ihtiyacı için düzgün bir İşaret olabilmek için kurban edilen hayvanın dişi olması gerekiyordu. Bu kirlilik, günah işlediğimizde utanmamıza işaret eder, Allah’ın önündeki suçluluğa değil. Ben günah işlediğimde, sadece Yasa’yı yıkmış olmuyorum ama aynı zamanda Yargıç karşısında suçlu olup, utanç ve pişmanlık hissediyorum. Allah utancımızı nasıl alır? Öncelikle, Allah bizim için giysi sağladı. İlk insanlara, çıplaklıklarını ve utançlarını gizlemek için deriden yapılmış giysiler verildi . Ondan sonra da Adem’in Çocukları her zaman kendilerini giysilerle örttüler hatta bu o kadar doğal bir şeydir ki, artık çok nadiren ‘neden?’ diye sorarız. Düvenin külleriyle alınan bu abdest, bizi kirleten şeylerden arınmamız ve de ‘temiz’ hissetmemiz için gereken bir başka yoldu. Düvenin amacı bizi arındırmaktı.

Tam bir inanç güvencesiyle, yüreklerimizi suçlu bir vicdandan arındırmak ve vücudumuzu saf suyla yıkamak üzere serpmek için yüreklerimizi koyarak Tanrı’nın yakınına çekelim:

İbraniler 10:22

Tam tersine, Kefaret Günü erkek keçilerin kurban edilmesi, yalnızca Allah içindi, bu nedenle de erkek hayvan kullanılmıştı. On Emir İşaretiile itaatsizliğin cezasının defalarca ölüm olarak belirtildiğini gördük (ayetlere bakmak için burayatıklayın). Allah Yargıçtı (hala öyle!) ve Yargıç olarak ölümü emretti. Erkek boğanın ölümü öncelikle Allah’ın Harun’un günahı için olan ölüm emrini yerine getirdi. Sonrasında erkek keçinin ölümü Allah’ın İsraillilerin günahı için olan ölüm emrini yerine getirdi. Sonra İsrail halkının günahları, Harun tarafından sembolik olarak günah keçisine kondu ve günah keçisi ıssız bir yere salındığında, toplumun günahlarının gittiğine dair bir işaret oldu.

Bu kurbanlar Harun ve soyu tarafından bin yıldan uzun bir süre kutlandı. İsraillilerin tarihi boyunca, onlara verilen topraklarda, Davut Kral olup (Dawood (or Dawud) became King) oğulları da toprakları yönettiğinde; birçok peygamber uyarı mesajlarıyla geldiğinde; İsa Mesih’in hayatında (life of Isa al Masih) (A.S.) bile, bu kurbanlar bu ihtiyaçları karşılamak için kurban edildiler. Fakat bu kurbanlar, gelecek olan kurtuluşun (coming salvation) gölgesi gibiydiler, onu bir İşaret olarak gösteriyorlardı.

O halde Musa ve Harun’un bu son İşaretleri ile, Tevrat bitmek üzeredir. Yakında halef peygamberler gelecektir ve Zebur (the Zabur) Allah’ın mesajları ile devam edecektir. Ama öncesinde Tevrat’ın son bir mesajı vardır. Musa peygamber (A.S.) gelecek olan bir Peygamber’in (coming of a Prophet) olduğu geleceğe ve İsrail’in soyunun başına gelecek olan bereketlere ve lanetlere bakacaktır.

Musa’nın 2. İşareti: Yasa

Musa’nın İlk İşaretinde– Fısıh – Allah’ın, bir kuzunun kurban edilip kanının kapı direklerine sürüldüğü evler hariç diğer evlerdeki ilk doğan erkeklerin ölümüne karar verdiğini görmüştük. Firavun boyun eğmedi, bu nedenle oğlu öldü ve Musa (A.S.) İsraillileri Mısır’dan çıkardı, Firavun ise onları yakalamaya çalışırken Kızıl Deniz’de boğuldu.

Musa’nın Peygamber olarak rolü, onları sadece Mısır’dan çıkarmak değil, aynı zamanda Allah’ın belirlediği Şeriat Yasalarına göre yaşayarak onlara yeni yaşama giden yolda liderlik etmekti.

Ala Suresi (Sure 87 – En Yüce) Allah’ın dünyayı nasıl doğal yasalara göre işlettiğini hatılatır

Yüce Rabbinin ismini eksikliklerden uzak tut. O ki yarattı, düzene koydu. O ki ölçtü, yol gösterdi. O ki yeşillikler bitirdi. Sonra onu kuruyup kararmış bir samana çevirir.

Ala Suresi 87:1-5

Benzer şekilde, insanoğlunun da ahlak yasalarına göre yaşamasını ister.

Mısır’dan ayrıldıktan kısa bir süre sonra Musa (A.S.) ve İsrailliler Sina Dağı’na geldiler. Musa (A.S.) Şeriyat Yasasını alabilmek için 40 gün boyunca dağa çıktı. Bakara Suresi ile Araf Suresi aşağıdaki ayetlerde bu zamandan bahsederler:

Sina dağını üzerinize kaldırarak bir zamanlar sizden söz almıştık: “Size verdiğimize kuvvetle sarılın, içindekileri hatırlayın ki korunasınız,” demiştik.

Sure 2:63-İnek

Musa ile otuz gece için sözleştik ve ona on gece daha ekledik. Böylece Rabbinin belirlediği vakit kırk geceye tamamlandı. Musa, kardeşi Harun’a, “Halkım içinde benim yerime geç, doğru davran. Bozgunculuk yapanların yoluna da uyma,” dedi.

Sure 7:142-Yükseklik

Peki, Musa’ya (A.S.) verilen Yasa neydi? Yasa’nın tümü oldukça uzun olsa da (neye izin verilip, neye verilmediğine karar vermek için 613 yönetmelik ve komut – neyin haram neyin helal olduğuna karar veren yönetmelikler gibi) ve bu emirlerin çoğu Tevrat’ı oluşturuyordu. Musa ilk önce, Allah tarafından taş tabletler üzerine yazılmış bir dizi özel emir aldı. Bunlar tüm diğer yasaların da temelini oluşturan On Buyruk olarak bilinir. Bu On Buyruk, Yasa’nın en mutlak temelleridir – diğerlerinin önkoşullarıdır. Araf Suresi aşağıdaki ayette bundan bahseder:

Her şeyin detaylı açıklaması ve öğüt olarak her ne varsa Musa için levhalara yazdık: “Bu öğretilere sıkı sarıl, halkına da söyle ona en güzel biçimde sarılsınlar. Yoldan çıkmışların son durağını size göstereceğim.” Yeryüzünde haksız yere büyüklenenleri mucizelerimden çevireceğim. Her türlü mucizeyi de görseler inanmazlar. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler. Ama azgınlık yolunu görseler onu yol edinirler. Zira onlar ayetlerimizi yalanladılar ve aldırış etmediler.

Sure 7:145-146-Yükseklik

On Buyruk

Kur’an-ı Kerim taş tabletlere yazılmış olan bu On Buyruk’un Allah tarafından işaretler olduğunu söylüyor. Peki bu buyruklar nelerdir? Musa’nın (A.S.) taş tabletlerden kopyaladıkları Tevrat’taki Mısırdan Çıkış kitabında tam olarak verilir. (Sadece buyrukları saymak için numara ekledim).

1 Tanrı şöyle konuştu:
2 “Seni Mısır’dan, köle olduğun ülkeden çıkaran Tanrın RAB benim.
3“Benden başka tanrın olmayacak.
4 “Kendine yukarıda gökyüzünde, aşağıda yeryüzünde ya da yer altındaki sularda yaşayan herhangi bir canlıya benzer put yapmayacaksın. 5 Putların önünde eğilmeyecek, onlara tapmayacaksın. Çünkü ben, Tanrın RAB, kıskanç bir Tanrı’yım. Benden nefret edenin babasının işlediği suçun hesabını çocuklarından, üçüncü, dördüncü kuşaklardan sorarım. 6 Ama beni seven, buyruklarıma uyan binlerce kuşağa sevgi gösteririm.

7 “Tanrın RAB’bin adını boş yere ağzına almayacaksın. Çünkü RAB, adını boş yere ağzına alanları cezasız bırakmayacaktır.
8 “Şabat Günü’nü kutsal sayarak anımsa. 9 Altı gün çalışacak, bütün işlerini yapacaksın. 10 Ama yedinci gün bana, Tanrın RAB’be Şabat Günü olarak adanmıştır. O gün sen, oğlun, kızın, erkek ve kadın kölen, hayvanların, aranızdaki yabancılar dahil, hiçbir iş yapmayacaksınız. 11 Çünkü ben, RAB yeri göğü, denizi ve bütün canlıları altı günde yarattım, yedinci gün dinlendim. Bu yüzden Şabat Günü’nü kutsadım ve kutsal bir gün olarak belirledim.

12 “Annene babana saygı göster. Öyle ki, Tanrın RAB’bin sana vereceği ülkede ömrün uzun olsun.
13 “Adam öldürmeyeceksin.
14 “Zina etmeyeceksin.
15 “Çalmayacaksın.
16 “Komşuna karşı yalan yere tanıklık etmeyeceksin.
17 “Komşunun evine, karısına, erkek ve kadın kölesine, öküzüne, eşeğine, hiçbir şeyine göz dikmeyeceksin.”

18 Halk gök gürlemelerini, boru sesini duyup şimşekleri ve dağın başındaki dumanı görünce korkudan titremeye başladı.

Mısırdan Çıkış 20:1-18

Çoğu zaman laik ülkelerde yaşayan bizler bunların buyruk olduklarını unutabiliyoruz. Öneri değiller. Tavsiye değiller. Pazarlık edilemezler. Uyulması gereken – yerine getirilmesi gereken buyruklar. Şeriat Yasası. Ve İsrailliler Tanrı’nın Kutsallığının korkusu içindeydiler.

İtaat Standardı

Haşr Suresi (Sure 59 – Sürgün) On Emir’in Kur’an’ın ifşası ile karşılaştırılarak nasıl verildiğine atıfta bulunur. Kur’an’ın aksine, On Emir korkunç bir şekilde bir dağda verildi.

 Bu Kuran’ı bir dağın üzerine indirseydik, ALLAH’a olan saygıdan ötürü onun titreyip paramparça olduğunu görecektin. Belki düşünürler diye biz insana böyle örnekler vermekteyiz. O ALLAH’tır ki O’ndan başka tanrı yoktur. Tüm gizemleri ve açıktakileri Bilendir. O Rahmandır, Rahimdir.

Haşr Suresi 59:21-22

Önemli bir soru vardır. İtaat edilmesi gereken kaç veya ne kadar çok emir vardı? Aşağıdaki ayet, On Buyruk verilmeden hemen önce gelir:

Musa Tanrı’nın huzuruna çıktı. RAB dağdan kendisine seslendi: “Yakup soyuna, İsrail halkına şöyle diyeceksin: 4Mısırlılar’a ne yaptığımı, sizi nasıl kartal kanatları üzerinde taşıyarak yanıma getirdiğimi gördünüz. Şimdi sözümü dikkatle dinler, antlaşmama uyarsanız, bütün uluslar içinde öz halkım olursunuz. Çünkü yeryüzünün tümü benimdir.

Mısırdan Çıkış 19:3,5

Bu ayet ise On Buyruk verildikten hemen sonra gelir:

Sonra antlaşma kitabını alıp halka okudu. Halk, “RAB’bin her söylediğini yapacağız, O’nu dinleyeceğiz” dedi.

Mısırdan Çıkış 24:7

Musa’nın son mesajı olan Tevrat’ın son kitabında (beş tane vardır) Yasa’ya itaati şu şekilde özetlemiştir:

Sürekli üzerimize iyilik gelmesi ve bugün olduğu gibi sağ kalmamız için Tanrımız RAB bütün bu kurallara uymamızı ve kendisinden korkmamızı buyurdu. Tanrımız RAB’bin önünde, verdiği bu buyruklara uymaya dikkat edersek, bunu bize doğruluk sayacaktır.

Yasa’nın Tekrarı 6:24-25

Doğruluğu Elde Etmek

Burada yine karşımıza ‘doğruluk’ kelimesi çıkıyor. Bu çok önemli bir kelimedir. Bu kelimeyle ilk Adem’in İşaretinde Allah Adem’in çocuklarına (bize!) söylediğinde karşılaşmıştık:

Adem oğulları, size, bedenimizi örtecek ve süsleyecek elbiseler hazırladık. Erdemlilik elbisesi ise daha hayırlıdır. Bunlar, ALLAH’ın işaretleridir, olur ki öğüt alırsınız.

Sure 7:26 – Yükseklik

Daha sonra İbrahim’in 2. İşaretinde Allah İbrahim’e (A.S.) bir oğul vaat ettiğinde ve İbrahim bu vaade güvendiğinde, şöyle söyler:

  Avram RAB’be iman etti, RAB bunu ona [İbrahim’e] doğruluk saydı.

Yaratılış 15:6

 (Doğruluk hakkında kapsamlı açıklamayı okumak için lütfen İbrahim’in 2. İşaretine bakın).

Yasa sayesinde doğruluk kazanma yolu sağlanıyor, çünkü şöyle yazıyor; “Tanrımız RAB’bin önünde, verdiği bu buyruklara uymaya dikkat edersek, bunu bize doğruluk sayacaktır.”

Yasa’nın Tekrarı 6:25

Fakat doğruluk kazanmanın şartı çok ağırdır. “Bütün bu Yasa’ya uymamızı’, ancak o zaman doğru sayılacağımızı söyler. Bu bize Adem’in İşaretini hatırlatır. Allah’ın onları yargılaması ve Cennet’ten kovması için tek bir itaatsizlik eylemi yetmişti. Allah birden fazla itaatsizliklerini görmeyi beklemedi. Aynı şey Lut’un İşaretinde de Lut’un karısı için de geçerli. Bunun ciddiyetini gerçek anlamda anlayabilmemiz için bu linkte Tevrat’ta Yasa’ya itaat konusunu vurgulayan birçok ayet vardır.

Bunun ne anlama geldiğini düşünelim. Bazen aldığım bazı üniversite derslerinde, profesör bize sınavda birçok soru verirdi (örneğin 25 soru), ama sadece seçtiğimiz birkaç soruya cevap vermemizi isterdi. Mesela 25 soruluk bir sınavın sadece 20 sorusuna cevap vermeyi seçebilirdik. Biri bir sorunun çok zor olduğunu düşünüp o soruyu geçebilir, bir başkası da başka bir soruyu zor bulup o soruyu geçebilirdi. Bu şekilde, profesör bizim için sınavı kolaylaştırdı.

Birçok insan da On Buyruk’u aynı şekilde görüyor. Allah On Buyruk’u verdikten sonra, “Bu On Buyruk’tan herhangi beşini yapmaya çalışın,” demiş gibi düşünüyorlar. Fakat hayır, bu şekilde verilmedi. BÜTÜN buyruklara uymaları ve itaat etmeleri gerekiyordu, sadece seçtiklerine değil. Bütün Yasa’ya uydukları zaman ‘doğru sayılacaklardı’.

Peki neden bazı insanlar Yasa’ya böyle davranır? Çünkü yasaya uymak çok zordur, özellikle de sadece bir gün için değil, hayatınız boyunca uymanız gerektiği için. Bu yüzden kendimizi kandırmak ve standartlarımızı düşürmek kolay olur. Bu buyrukları inceleyin ve kendinize şunu sorun, “Ben bunlara itaat edebilir miyim? Hepsine? Her gün? Başarısız olmadan?” Bu soruyu kendimize sormamızın nedeni On Buyruk’un hala daha geçerli ve etkili olmasıdır. Allah, Musa’dan (A.S.) sonra da gelen peygamberler olduğu gibi (İsa Mesih ve Muhammed SAV da dahil olmak üzere – buraya bakınız buyruklarını da sürdürdü. Bunlar putperestlik, Tek Tanrı’ya tapmak, zina, hırsızlık, cinayet, yalan vs. ile ilgili temel buyruklar olduklarından zaman aşımına uğramazlar; bu yüzden hepimizin itaat etmesi gerekir. Kimse bu soruya başkası adına cevap veremez – yalnızca kendisi için cevap verebilir. Kıyamet Gününde de, Allah’ın huzurunda da yine bu sorulara cevap verecek.

Allah’ın Huzurundaki En Önemli Soru

Sizlere kişisel olması ve kendiniz adına cevap verebilmeniz için Yasa’nın Tekrarı 6:25’ten modifiye edilmiş bir soru yönelteceğim. Yasa’nın bu beyanına cevap verme şeklinize göre, Yasa sizin üzerinizde o şekilde çeşitli yollarla işler. Sizinle ilgili doğru olduğunu düşündüğünüz cevabı seçin. Size uygun cevaba tıklayın.

Yasa’nın Tekrarı 6:24-25’ten siçin için kişiselleştirilmiş:

Sürekli üzerime iyilik gelmesi ve bugün olduğu gibi sağ kalmam için Tanrım RAB bütün bu kurallara uymamı ve kendisinden korkmamı buyurdu. Tanrım RAB’bin önünde, verdiği bu buyruklara uymaya dikkat edersem, bunu bana doğruluk sayacaktır.

Evet – bu benim için doğru.

Hayır – hepsine uymadım ve bu benim için doğru değil.

Musa’nın 1. İşareti: Fısıh

İbrahim Peygamber’den (AS) beri yaklaşık 500 yıl geçti ve şimdi İ.Ö. yaklaşık 1500 yılındayız. İbrahim öldükten sonra, oğlu İshak sayesinde oluşan ve şimdi İsrailliler olarak tanınan soyu sayı olarak çok büyümüştür ama aynı zamanda Mısır’da köle olmuşlardır. Bunun nedeni, İbrahim’in (AS) büyük torunu Yusuf’un Mısır’a köle olarak satılması ve yıllar sonra ailesinin onu takip etmiş olmasıdır. Bunun hepsi, Musa’nın Tevrat’taki İlk Kitap’ı olan Yaratılış kitabının 45 ve 46. bölümlerinde açıklanır.

Şimdi de, Tevrat’ın ikinci kitabında bahsedilen, başka bir büyük Peygamberin işaretine geliyoruz – Musa (AS). Musa’ya (AS) Tanrı tarafından Mısır Firavunu ile buluşması emredilmiş ve bu, Musa (AS) ile Firavun’un büyücüleri arasında çekişmeye neden olmuştu. Bu çekişme onun işaretleri olan, Firavun’a karşı ünlü dokuz veba veya felakete sebep olmuştu. Fakat Firavun, Rab’bin iradesine teslim olmadı ve bu işaretlere itaatsizlik ediyor.

Naziat Suresi (Sure 79 – Söküp Çıkaranlar) olayları bu şekilde açıklar:

Musa’nin haberi sana geldi mi?

Hani Rabbi ona kutsal vaadi Tuva’da seslenmisti:

“Haydi, demisti, git Firavun’a, çünkü o çok azdi.”

De ki: Ister misin arinasin?

Seni Rabbinin yoluna ileteyim de ondan korkasin.

Musa Firavun’a o büyük mucizeyi gösterdi.

Naziat Suresi 79:15-20

Muzzammil Suresi (Sure 73 – Örtülmüş Olan) Firavun’un yanıtını açıklar:

 Ancak Firavun, elçiye karşı geldi; biz de onu feci bir biçimde yakaladık.

Muzzammil Suresi 73:16

Naziat Suresinde bahsedilen Musa’nın ‘Büyük İşareti’ ile Muzammil Suresinde bahsedilen Firavun’un ‘ağır cezası’ neydi? Hem İşaret hem de Ceza 10. beladaydı.

10. Felaket

Bu yüzden Allah en korkunç 10. belayı (felaketi) getirecek. Bu noktada, henüz 10. bela gelmeden önce, Tevrat bize hazırlığı ve açıklamasını sunar. Kur’an-ı Kerim’de aşağıdaki ayet ile bu noktaya değinir:

Musa’ya apaçık dokuz mucize verdik. Dilersen İsrail oğullarına sor. Onlara gittiğinde, Firavun ona, “Musa, senin büyülenmiş olduğunu sanıyorum,” demişti. “Göklerin ve yerin Rabbi’nden başkasının bu delilleri indirmediğini iyi biliyorsun. Firavun, seni mahvolmuş biri olarak görüyorum!”

İsra Suresi 17: 101-102

Yani Firavun ‘yıkıma mahkumdur’. Peki bu nasıl gerçekleşecekti? Allah daha önce felaketi farklı yollardan getirmişti. Nuh’un günündeki insanlar için bütün dünyayı etkileyen bir tufanda boğulmaktı. Lut’un karısı için ise tuz kesilmekti. Fakat bu yıkım farklı olacaktı çünkü bu bütün insanlar için bir işaretti – Büyük İşaret. Kur’an’da da yazılmış olduğu gibi;

Ona (Musa) büyük mucizeyi gösterdi.

79. Sure: 20

Bu linkte Tevrat’ta, Mısırdan Çıkış bölümünde yer alan 10. Bela ile ilgili açıklamayı okuyabilirsiniz. Çok kapsamlı bir anlatımdır ve aşağıdaki açıklamayı daha iyi anlamanıza yardımcı olacaktır.

Fısıh Kuzusu Ölümden Kurtarır

Allah’ın emrettiği yıkım, o gece kapısının sürgünlerinin üzerine kurban edilmiş bir kuzunun kanının boyanmamış olan her evin ilk doğan oğlunun ölmesiydi. Eğer itaat etmezse, Firavun’un yıkımı oğlunun ve tahtının varisinin ölmesi olacaktı. Eğer bir kuzuyu kurban edip, kanını kapı sürgünlerine sürmeselerdi, Mısır’daki her ev ilk doğan oğlunu kaybedecekti. Yani Mısır, ulusal bir felaket ile karşıya karşıyaydı.

Fakat bir kuzunun kurban edilip, kanının kapı sürgünlerine sürüldüğü evler için olan vaat, o ev halkının güvende olacağıydı. Allah’ın yargısı o evi geçip gidecekti. O güne ve İşaret’e Fısıh dendi (ölüm, kapılarına kuzu kanı sürülmüş o evlere uğramadan geçmişti). Peki ama kapılardaki kapı kimin için bir İşaretti? Tevrat bize şöyle der:

      Tanrı Musa’ya şöyle dedi… “Bulunduğunuz evlerin üzerindeki kan sizin için belirti olacak.     Kanı görünce üzerinizden geçeceğim. Mısır’ı cezalandırırken ölüm saçan size hiçbir zarar vermeyecek.”

Mısır’dan Çıkış 12:13

Yani, Tanrı kapıların üstündeki kana bakacak olsa ve gördüğünde o evin önünden geçip gidecek olmasına rağmen kan O’nun için bir İşaret değildi. Kanın “sizin için” – halkı için bir işaret olduğunu söylüyor. Uzantılı olarak da, Tevrat’taki bu olayı okuyan bizler için bir İşaret oluyor. Peki nasıl bizim için bir işarettir? Bu hayati geceden sonra Tanrı onlara şunu emretti:

         ‘Bu RAB’bin Fısıh kurbanıdır’ diyeceksiniz, ‘Çünkü RAB Mısırlılar’ı öldürürken evlerimizin üzerinden geçerek bizi bağışladı.’” İsrailliler eğilip tapındılar.

Mısır’dan Çıkış 12:27

Fısıh Yahudi Takvimini Başlatıyor

İsrailler’e her yıl, aynı gün Fısıh bayramını kutlamaları emredildi. İsrail takvimi Batı takviminden biraz farklıdır, o yüzden eğer Batı takviminde takip ederseniz yıl içerisindeki günün biraz değiştiğini fark edersiniz. Tıpkı Ramazan gibidir; farklı bir yıl uzunluğuna dayalı olduğu için her yıl Batı takviminde yeri değişir. Fakat günümüzde hala, tıpkı 3500 yıl öncesinde olduğu gibi, Yahudiler her yıl, Tevrat’ta Musa’nın (A.S.) Tanrı tarafından verilmiş olan buyruğuna uyması anısına bu günü, ezberden aynı günde kutlarlar.


Günümüzde, yaklaşan Fısıh bayramı için kuzu kurban eden Yahudi insanların bir resmini görüyorsunuz. Kurban Bayramı kutlamalarına benzerdir

Bu kutlamayı tarih boyunca takip edersek oldukça sıra dışı bir şey fark edebiliriz. Bunu Müjde’de (İncil), Hz. İsa Mesih’in (A.S.) tutuklanması ve yargısının detaylarına baktığınızda görebilirsiniz.

“Sabah erkenden Yahudi yetkililer İsa’yı … vali konağına götürdüler. Dinsel kuralları bozmamak ve Fısıh yemeğini yiyebilmek için kendileri vali konağına girmediler. [Pilatus, Yahudi liderlere,] “Ama sizin bir geleneğiniz var, her Fısıh Bayramı’nda sizin için birini salıveriyorum. Yahudiler’in Kralı’nı sizin için salıvermemi ister misiniz?” [İsa Mesih] Onlar yine, “Bu adamı değil…” diye bağrıştılar.”

Yuhanna 18:28, 39-40

Başka bir deyişle, İsa Mesih (A.S.), Yahudi takvimine göre, Fısıh Bayramı günü tutuklanmış ve ölüme mahkum edilmişti. Eğer İbrahim’in işareti olan 3. işareti hatırlıyorsanız, Yahya (A.S.) tarafından İsa’ya verilmiş olan ünvanlardan biri şuydu:

            Yahya ertesi gün İsanın kendisine doğru geldiğini görünce şöyle dedi: ‹‹İşte, dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu! Kendisi için, ‹Benden sonra biri geliyor, O benden üstündür. Çünkü O benden önce vardı› dediğim kişi işte budur.

Yuhanna 1:29-30

İsa (A.S.) Fısıh Bayramında Mahkum Edildi

Burada bu İşaretin eşsizliğini görüyoruz. İsa (A.S.), ‘Tanrı Kuzusu’, 1500 yıl önce (Batı takvimine göre İ.S. 33 yılında) o zaman yaşayan tüm Yahudilerin, ilk Fısıh Bayramı anısına bir kuzuyu kurban ettikleri o aynı gün, ölüme (kurban edilmeye) mahkum edilmişti. Bu nedenle Yahudi Fısıh Bayramı kutlamaları her yıl genellikle Paskalya ile aynı hafta içinde gerçekleşir – İsa Mesih’in ölümünün anılması – çünkü İsa (A.S.) aynı gün kurban edilmek için gönderilmişti. (Paskalya ve Fısıh Bayramı aynı güne denk gelmez çünkü Yahudi ve Batı takvimleri yılları farklı şekillerle ayarlarlar; ama genelde aynı hafta içinde olurlar.)

Şimdi bir dakika için ‘işaretlerin’ ne yaptıklarını düşünün. Aşağıda birkaç işaret görebilirsiniz.

‘İşaretler’ ne yapar? Onlar bizi başka bir şey düşündürmek için aklımızdaki işaretçiler.

Kurukafa ve kemik’ işaretini gördüğümüzde aklımıza ölüm ve tehlike gelir. ‘Altın Köprülerin’ işareti bize McDonalds’ı düşündürür. Tenis oyuncusu Nadal’ın bandanasındaki ‘√’ işareti Nike’ın işaretidir. Nike, Nadal’da bu işareti gördüğümüzde, onları hatırlamamızı ister. Başka bir sözle, İşaretler, düşüncelerimizi istenilen nesneye yönlendirmek için zihnimizde olan yol göstericilerdir. Musa’nın (A.S.) bu işaretiyle, bize işareti veren Allah’tır. Neden bu işareti verdi? İsa ile aynı gün kurban edilmiş olan kuzuların bu olağanüstü zamanlaması, İsa Mesih’in (A.S.) kurban edilmesine yönlendiren bir işaret olmalıdır.

Fısıh, Isa el Masih’in fedakarlığına işaret ettiği için bana bir ‘İşarettir’.

Bizim zihnimizde diyagramda gösterdiğim gibi işler. İşaret bizi İsa Mesih’in feda edilmesini göstermeye yöneltir. O ilk Fısıh Bayramında kuzular insanların yaşayabilmesi için kurban edildi ve kanları akıtıldı. Böylelikle, İsa’yı gösteren bu işaret bize, ‘Tanrı’nın Kuzusunun’ da biz yaşama kavuşalım diye öldüğünü gösterir.

İbrahim’in 3. işaretinde (A.S.), oğlunun kurbanıyla denendiği yerin Moriya Dağı olduğunu görmüştük. Son anda oğlunun yerine bir kuzu kurban edilmişti. İbrahim’in oğlunun yaşaması için bir kuzu ölmüştü. Moriya Dağı, İsa’nın da kurban olarak verildiği aynı yerdi. Bu lokasyona işaret etmek, bize İsa Mesih’in (A.S.) kurban olarak verildiğini düşünmemizi sağlayan bir İşaretti. Musa’nın bu İşaretinde aynı olayı gösteren başka bir işaret daha görüyoruz – takvimde Fısıh kurbanının olduğu güne işaret ederek – İsa’nın (A.S.) kurban olarak verilmesi. Bir kuzunun kurban olarak verilmesi bir kez daha aynı olaya işaret etmek için kullanılır. Neden? Daha iyi anlamak için Musa’nın bir sonraki işaretiyle devam ediyoruz. Bu İşaret, Sina Dağında verilen Yasa’dır.


İbrahim’in oğlunun kurbanı düşüncemizde bizi İsa Mesih’e yönlendirir

Kuzu Bir kuzu öldü, böylece İbrahim’in en son yaşayabilirdi. Moriah Dağı, İsa’nın (PBUH) fedakarlık için verildiği yerdi. Isa al Masih (PBUH) bulunduğu yere işaret ederek fedakarlıktan vazgeçti. İşte bu Musa İşareti’nde, takvimdeki günü işaret ederek aynı olaya – İsa’nın fedakarlık fedakarlığına (PBUH) başka bir işaretçi buluyoruz. Bir kuzu fedakarlığı aynı olayı işaret etmek için bir kez daha kullanılır. Niye ya? Daha fazla bilgi edinmek için bir sonraki Musa İşareti ile devam ediyoruz. Bu İşaret Sina Dağı’ndaki Yasanın verilmesidir.

Bu hikayeyi bitirmek için şuna bakalım; Firavun’a ne oldu? Tevrat’taki bölümü okuduğumuzda uyarıyı dikkate almadığını ve ilk doğan oğlunun (varis) o gece öldüğünü görüyoruz. O da en sonunda İsraillilerin Mısır’dan çıkmasına izin verdi. Fakat daha sonra fikir değiştirdi ve onları Kızıl Deniz’e sürdü. Orada Tanrı İsraillilerin Deniz’den geçmelerine izin verdi ama Firavun ve ordusu boğularak öldü. Dokuz beladan, Fısıh ölümlerinden ve ordunun bitmesinden sonra Mısır büyük ölçüde küçüldü ve bir daha dünyanın önde gelen gücü statüsüne sahip olamadı. Allah onu yargıladı.

Kutsal Kitap’ın bozulup bozulmadığını anlamak için Metinsel Eleştiri bilimi

“Neden Kutsal Kitap’ı okuyayım? Çok uzun zaman önce yazılmış, birçok çevirisi ve revizyonu olmuş – Gerçek mesajının zamanla değiştirildiğini duymuştum.” Kutsal Kitap’ı oluşturan Tevrat, Zebur ve İncil için söylenilen bu sözü çok duydum.

Birçoğumuz için Kutsal Kitap hakkında duyduğumuz tek şey budur. Ne de olsa iki bin küsür sene önce yazılmıştır. O zaman, Kutsal Kitap’ta okuduklarımızın, zamanında gerçek peygamberler ve yazarlar tarafından yazılmış olanlarla aynı olup olmadığı sorusuna cevap verebilir miyiz? Din haricinde, günümüzde okuduğumuz Kutsal Kitap’ın bozulup bozulmadığını gösteren bilimsel veya mantıksal nedenler var mıdır?

Metinsel Eleştirinin Temel Prensipleri

Bu soruyu soran birçok kişi, metinsel eleştiri denilen bir bilimsel disiplinle yanıt verileceğinin farkında değildir. Aynı zamanda, bu bir bilimsel disiplin olduğu için herhangi bir eski yazıya uygulanabilir. Bu makale, metinsel eleştiride kullanılan iki temek ilkeyi verecek ve bunları Kutsal Kitap’a uygulayacaktır. Bunu yapmak için bugün okuyabildiğimiz herhangi bir eski yazının zaman içinde korunduğu süreci gösteren bu figürle başlıyoruz.


Eski kitapların günümüze kadar nasıl geldiğini gösteren bir zaman çizelgesi

Bu diyagram, M.Ö. 500’de yazılmış bir kitabın örneğini gösterir. Ancak bu orijinal hali her zaman bu durumda kalmaz. Bu yüzden çürümeden, kaybolmadan veya yok olmadan önce, bir el yazması (MSS) kopyası (1. kopya) yapılır. Kopyalama işini kâtip olarak adlandırılan profesyonel bir grup insan yapar. Yıllar geçtikçe, kopyaların da kopyaları yapılır (2. kopya & 3. kopya). Bir noktada bir kopyası, bugün var olacak şekilde korunur (3. kopya). Örnek diyagramımızda bu kopya M.S. 500 yılında yapılmıştır. Bu, kitabın durumunu en erken bildiğimiz sürenin M.S. 500’den itibaren olduğu anlamına gelir.

Bu nedenle M.Ö. 500 ile M.S. 500 arasında geçen dönem (diyagramda x olarak etiketlenmiştir) bu döneme ait tüm el yazmaları kaybolduğu için kopya denetimi yapamayacağımız dönemdir. Örneğin, eğer 1. kopyadan yapılan 2. kopyada hatalar meydana geldiyse, bu belgelerden hiçbiri erişilebilir olmadığından birbirleriyle karşılaştırma yapamayız. Varolan kopyalardan önceki bu zaman dilimi (x dönemi) böylece metinsel belirsizlik aralığıdır – yolsuzluğun meydana gelmiş olabileceği yer. Bu nedenle, metinsel eleştirinin ilk prensibi, belirsizlik süreci azalacağından, bu x aralığı ne kadar kısa olursa, günümüzde belgenin doğru korunmasına daha fazla güvenebileceğimizdir.

Tabii ki, günümüzde genellikle bir belgenin birden fazla el yazması kopyası vardır. İki el yazması kopyamız olduğunu ve her birinin aynı bölümünde aşağıdaki ifadenin olduğunu varsayalım:


Bu bir varyant okumasını gösterir (birinde ‘Selin’, ötekinde ‘Pelin’ der), ama sadece birkaç el yazması ile hatanın hangisinde olduğunu belirlemek zordur

Bu elyazmasının gerçek yazarı ya Selin ya da Pelin hakkında yazmıştır ve bu elyazmalarının birinde hata vardır. Soru şudur – Hangisinde hata vardır? Mevcut kanıtlara göre karar vermek çok zordur.

Şimdi, aşağıda gösterildiği gibi, aynı eserin iki el yazması kopyasını daha bulduğumuzu varsayalım:


Şimdi elimizde dört elyazması vardır ve hatanın hangisinde olduğunu görmek daha kolaydır

Artık hangi elyazmasında hata olduğuna karar vermek daha kolaydır. Hatanın üç kez yinelenen aynı hata yerine bir kez oluşması daha olasıdır, bu nedenle MSS #2 kopya hatasına sahip olması ve yazarın Pelin hakkında değil, Selin hakkında yazması olasıdır. ‘John’ yozlaşmadır.

Bu basit örnek, metinsel eleştiride ikinci prensibi göstermektedir: Günümüzde ne kadar çok el yazması varsa, hataları tespit etmek, düzeltmek ve orijinalin ne dediğini bilmek o kadar kolay olur.

Tarihi kitapların Metinsel Eleştirisi

O halde, herhangi eski bir kitabın güvenilirliğine karar vermek için kullanılan bilimsel metinsel eleştirinin iki ilkesi var: 1) orijinal yazı ile ilk var olan el yazması kopyaları arasındaki sürenin ölçülmesi, 2) mevcut makale kopyalarının sayımı. Bu ilkeler tüm eski yazılar için geçerli olduğundan, aşağıdaki çizelgelerde gösterildiği gibi, (J. McDowell’ın Evidence That Demands a Verdict 1979 – Hüküm Gerektiren Kanıt kitabının 42-48 sayfalarından alınmıştır), hem İncil’e hem de diğer eski kitaplara uygulayabiliriz.

Yazar Yazıldığı
Tarih
İlk
Kopyası
Zaman
Aralığı
#
Sezar 50 BC 900 AD 950 10
Plato 350 BC 900 AD 1250 7
Aristoteles* 300 BC 1100 AD 1400 5
Thukydides 400 BC 900 AD 1300 8
Herodot 400 BC 900 AD 1300 8
Sofokles 400 BC 1000 AD 1400 100
Tacitus 100 AD 1100 AD 1000 20
Plinius 100 AD 850 AD 750 7

* herhangi bir yazısından

Bu yazarlar antik çağların önemli klasik yazarlarını temsil eder – modern uygarlığın gelişimini şekillendiren yazılar. Ortalama olarak, orijinal yazımından yaklaşık 1000 yıl sonrasındaki süreçte korunan yaklaşık 10-100 el yazması bize ulaşır.

Kutsal Kitap’ın Metinsel Eleştirisi

Aşağıdaki tabloda Kutsal Kitap yazıları (Özellikle İncil ya da Yeni Antlaşma) aynı noktalarla karşılaştırılır (P.W. Comfort’ın The Origin of the Bible 1992 – Kutsal Kitap’ın Kökeni kitabının 193. sayfasından alınmıştır.)

MSS Yazıldığı Tarih MSS Tarihi Zaman Aralığı
John Rylan 90 M.S. 130 M.S. 40 yıl
Bodmer Papyrus 90 M.S. 150-200 M.S. 110 yıl
Chester Beatty 60 M.S. 200 M.S. 140 yıl
Codex Vaticanus 60-90 M.S. 325 M.S. 265 yıl
Codex Sinaiticus 60-90 M.S. 350 M.S. 290 yıl

Kutsal Kitap’ın Metinsel Eleştirisinin Özeti

Yeni Antlaşma el yazmalarının sayısı o kadar fazladır ki, hepsini bir tabloda listelemek imkansızıdr. Yıllarca bu konuyu incelemiş olan bir bilginin de söylediği gibi:

“Bugün var olan Yeni Antlaşma’nın bölümlerinin 24000’den fazla MSS kopyası vardır … Başka hiçbir antik belge yoktur. Başka hiçbir belge bu sayıya veya onaylanmaya bile yaklaşmaya başlamaz. Buna karşılık, Homer tarafından yapılan ILIAD, 643 MSS ile halen ayakta olan ikinci eserdir.” (J. McDowell’ın Evidence That Demands a Verdict 1979 – Hüküm Gerektiren Kanıt kitabının 40. sayfası).

British Museum’da lider bir bilim adamı buna katılır:

 “Alimler, başlıca Yunan ve Romalı yazarların gerçek metnine sahip olduklarından memnundurlar … yine de, yazılar hakkındaki bilgilerimiz yalnızca bir avuç MSS’ye dayanır, oysa Yeni Antlaşma’nın MSS’si binlercedir…” – F.G. Kenyon (British Museum’ın eski müdürü) Our Bible and the Ancient Manuscripts. 1941 – Kutsal Kitap’ımız ve Eski El Yazmaları, sayfa 23.)

İlk Yeni Antlaşma belgeleri ile ilgili bir kitabım var. Şöyle başlar:

 “Bu kitap, Yeni Antlaşma metninin yaklaşık 2/3’ünü içeren…2. yüzyıldan 4. yüzyılın başlarına kadar olan süreci kapsayan (İ.S. 100-300)…Yeni Antlaşma’nın en eski 69 elyazmasını içerir.” (P. Comfort, ““The Text of the Earliest New Testament Greek Manuscripts – En Eski Yeni Ahit Yunanca El Yazmaları Metni” Önsöz, sayfa 17. 2001)

Başka bir deyişle, var olan bu el yazmaları çok eskidir, Yeni Antlaşma’nın orijinal yazmalarından sadece yüz kadar yıl sonradır. Bu el yazmaları Konstantin’den ve Roma kilisesinin yükselişinden de öncesine dayanır. Ayrıca Akdeniz’e yayılmış durumdalardır. Eğer bir bölgeden bazıları yozlaşmış olsaydı, farkı diğer bölgelerden gelen el yazmalarıyla karşılaştırarak görürdük. Ama hepsi aynıdır.

O halde, bundan nasıl bir sonuç çıkarabiliriz? Kesinlikle, en azından nesnel olarak ölçebildiklerimizde (mevcut MSS’lerin sayısı ile orjinal ve en eski MSS arasındaki zaman aralığı) Yeni Antlaşma (İncil) diğer klasik yazıların hepsinden daha fazla desteklenir. Kanıtların bizi getirdiği karar aşağıdakilerle özetlenebilir:

 “Yeni Antlaşma’nın ortaya çıkan metnine şüpheyle bakmak, tüm klasik antik çağların bilinmezliğe kaymasına izin vermektir, çünkü antik döneme ait başka hiçbir belge Yeni Antlaşma kadar bibliyografik olarak kanıtlanmaz.” – Montgomery, History and Christianity (Tarih ve Hristiyanlık) 1971. Sayfa 29.

Söylediği şey, tutarlı olmak için, eğer Kutsal Kitap’ın (İncil) güvenilirliğini sorgularsak, genel olarak klasik tarih hakkında bildiğimiz her şeyi de unutabiliriz – ve daha önce bunu hiçbir tarihçi yapmamıştır. Eğer, ilk yazılışından beri sadece 100 yıl sonrasına dayanan 24000 el yazması varken İncil’in değiştirildiğini düşünüyorsak, ilk var olan kopyası ile arasında 1300 yıllık bir boşluk olan ve günümüzde sadece sekiz adet el yazması olan Heredot’un yazılarının neden değiştirildiğini iddia etmiyoruz? Bu çok anlamsız.

İncil metinlerinin dönemler olarak değişmediğini, dillerin ve imparatorlukların var olan en eski MSS’lerin bu olaylardan önce gelmesinden beri gelip gittiğini biliyoruz. Örneğin, hiçbir papanın ya da Roma İmparatoru Konstantin’in İncil’i değiştirmediğini biliyoruz, çünkü Konstantin ve papanın zamanından daha önce el yazmaları vardı ve tüm bu ilk el yazmaları aynı olayları içerdiğini biliyoruz. Günümüzde İncilleri çevirmek için kullanılan el yazmaları, Hz. Muhammed SAV zamanından önce gelirler ve Kutsal Kitap’ın kendi zamanında bulduğu gibi olduğunu onaylamış olması (confirmed the Bible as he found it in his day) anlamlıdır çünkü, sadece kullanılmış olan el yazmalarından bile, onun gününden beri değişmediğini biliriz.

Günümüzdeki Kutsal Kitap’ları tercüme etmekte kullanılan el yazması kaynaklarının çok eski zamanlardan geldiği, aşağıdaki çizelgede gösterilmektedir.


Modern Kutsal Kitap’lar, çoğu İ.S. 100-300 yılları arasında olan ilk mevcut el yazmalarından tercüme edilir. Bu kaynak el yazmaları Konstantin veya diğer dini- siyasi güçlerden çok önce ve Hz. Muhammed SAV zamanından çok önce gelir

Özetlemek gerekirse ne zaman ne de Hristiyan liderler İncil’in ilk yazılarına yerleştirilen orijinal fikir ve mesajları bozmuştur. Günümüzde sahip olduğumuz binlerce ilk el yazmasından yazarların gerçekte ne yazdıklarını tam olarak aktardığını biliyoruz. Metinsel eleştiri bilimi İncil’in güvenilirliğini destekler.

Üniversite dersinde Metinsel Eleştiri

Kısa bir süre önce Kanada’nın Western Ontario Üniversite’sinde bu konuyla ilgili bir ders verme ayrıcalığım oldu. Aşağıda, bu soruyu kapsayan İngilizce dersin, 17 dakikalık bir videosu bulunmaktadır.

Şu ana kadar sadece Yeni Antlaşmanın – İncil’in metinsel eleştirisine baktık. Peki ya Eski Antlaşma’yı oluşturan Tevrat ve Zebur?  Aşağıdaki 7 dakikalık İngilizce videoda Eski Antlaşma’nın metinsel eleştirisini özetliyorum.

İbrahim’in 3. İşareti: Kurban

Büyük peygamber İbrahim (Aleyhisselam), bir önceki işarette bir oğul vaadi almıştı ve Allah da sözünü tutmuştu. Hatta Tevrat’ta İbrahim’in (Aleyhisselam) nasıl iki oğula sahip olduğu anlatılır. Yaratılış 16. bölümde Tevrat, Hacer ile olan oğlu İsmail’den, Yaratılış 21. bölümde de, yaklaşık 14 yıl sonra Saray’la olan oğlu İsak’tan bahsedilir. Maalesef bunların hepsi ev halkının içinde iki kadın arasında çekememezliğe neden oldu. Hacer ve Saray anlaşamadı ve sonunda İbrahim Hacer ve oğlunu göndermek zorunda kaldı. Burada (here) bunun nasıl olduğunu ve Allah’ın Hacer ve İsmail’i nasıl başka bir şekilde bereketlemiş olduğunu okuyabilirsiniz.

İbrahim Peygamberin Kurbanı: Kurban Bayramının Temeli

Ev halkında sadece bir oğlu kaldığında, İbrahim (Aleyhisselam) en büyük denenmeyle karşı karşıya kalır ama bu Düz Yolu çok iyi anlamasına yardımcı olacak bir kapıdır. Oğlunu kurban etme denenmesini Tevrat ve Kur’an’dan buradan (=here.) okuyabilirsiniz. Kitaplardaki bu hikaye yüzünden günümüzde kurban bayramı kutlanılır. Fakat bu sadece tarihi bir olay değil, çok daha fazlasıdır.

Kitaplardaki anlatım sayesinde bunun İbrahim (Aleyhisselam) için bir denenme olduğunu anlayabiliriz ama aslında ondan da fazlasıdır. İbrahim bir peygamber olduğundan bu denenme bizim için de Tanrı’nın bize olan ilgisini anlamamız için bir işarettir. Bu ne şekilde bir işarettir? Lütfen İbrahim’in, neredeyse oğlunu kurban ettiği yere ne isim verdiğine dikkat edin. Tevrat’taki bu kısım direkt okuyabilmeniz için aşağıda yer almaktadır.

“İbrahim çevresine bakınca, boynuzları sık çalılara takılmış bir koç gördü. Gidip koçu getirdi. Oğlunun yerine onu yakmalık sunu olarak sundu. Oraya “Yahve yire” adını verdi. “RAB’bin dağında sağlanacaktır” sözü bu yüzden bugün de söyleniyor.” (Yaratılış 22:13-14)

İbrahim’in bu yere verdiği isme dikkat edin. Oraya “RAB sağlayacak” dedi. Bu isim geçmiş zamanda mı, şimdiki zamanda mı yoksa gelecek zamanda mı geçiyor? Bariz bir şekilde gelecek zamanda geçiyor. Daha da net olmak gerekirse bunu takip eden söz (bu olayı yaklaşık 500 yıl sonra Tevrat’a uyarladığında Musa’nın -Aleyhisselam- söylediği bir şeydir, şöyle der “…sağlanacaktır.” Bu da yine aynı şekilde gelecek zamandadır ve geleceğe bakar. Birçok insan İbrahim’in çalılıkta bulunan ve oğlu yerine kurban edilmiş olan koçtan (erkek koyun) bahsettiğini düşünür. Fakat İbrahim buy ere sim verdiği zaman koç çoktan ölmüştü, kurban edilmişti ve yakılmıştı. Eğer İbrahim çoktan ölmüş, kurban edilmiş ve yakılmış olan koçtan bahsetseydi o yere, geçmiş zaman olan,“RAB sağladı” adını verirdi. Musa (Aleyhisselam) da, eğer İbrahim’in yerini almış olan koçtan bahsediyor olsaydı, ‘Ve bugüne dek “Rab’bin dağında sağlandı” denir’ diye yorum yapardı. Fakat hem Musa hem de İbrahim açıkça gelecek zamanda geçen bir isim verdiler ve bu yüzden zaten ölmüş ve kurban edilmiş olan koçtan bahsetmiyorlar.

O halde neyden bahsediyorlar? Eğer bir ipucu arıyorsak, İşaret’in en başında, Allah’ın İbrahim’e gitmesini söylediği yere bakabiliriz.

“Tanrı, “İshak’ı, sevdiğin biricik oğlunu al, Moriya bölgesine git” dedi, “Orada sana göstereceğim bir dağda oğlunu yakmalık sunu olarak sun.” (2. ayet)

Bu ‘Moriya’da’ oldu. Peki orası nerededir? İbrahim’in zamanında el değmemiş bir yer olsa da (İÖ 2000), bin yıl sonrasında (İÖ 1000) ünlü Kral Davut burada Yeruşalim şehrini kurdu ve oğlu Süleyman burada Tapınak inşa ettirdi. Zebur kitabında şunu görüyoruz:

“Süleyman bundan sonra RAB’bin Yeruşalim’de babası Davut’a göründüğü Moriya Dağı’nda RAB’bin Tapınağı’nı yaptırmaya başladı.” (2. Tarihler 3:1)

Başka bir deyişle, İbrahim’in (ve daha sonra Musa’nın) zamanındaki ‘Moriya Dağı’ vahşiliğin ortasında el değmemiş bir dağ zirvesiydi ama bundan 1000 sene sonra Davut ve Süleyman zamanında, İsraillilerin RABBİN Tapınağını inşa ettikleri merkezi bir başkent oldu. Günümüzde de Yahudiler için kutsal bir yerdir.

Moriya Dağı Tanrı tarafından seçilmişti, İbrahim (A.S.) tarafından değil.  Cin Suresinin de açıkladığı gibi (Sure 72 – Cin):

 Mescidler sadece ALLAH’a aittir; öyleyse ALLAH ile birlikte hiç kimseyi çağırmayın. (Cin Suresi 72:18)

Tapınma yerleri Tanrı tarafından seçildi.  Neden bu yerin seçilmiş olduğunu öğreniyoruz.

İsa Mesih ve Moriya Dağındaki kurban

İşte tam da burada İsa Mesih (Aleyhisselam) ve İncil’e direkt bağlantı görüyoruz. Bu bağlantıyı, İsa’nın isimlerinden birini öğrendiğimizde görüyoruz. İsa’ya verilmiş birçok isim vardı. Belki de İsa’ya verilmiş, en bilinen isimlerden biri de ‘Mesih’tir’(‘Christ’). Fakat ona verilmiş olan ama çok da bilinmeyen – yine de çok önemli olan – başka bir isim daha vardır. Bunu İncil’in Yuhanna kitabında, Yahya peygamber (İncil’de Vaftizci Yahya) şöyle dediğinde görüyoruz:

 Yahya ertesi gün İsa’nın kendisine doğru geldiğini görünce şöyle dedi: “İşte, dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu! Kendisi için, ‘Benden sonra biri geliyor, O benden üstündür. Çünkü O benden önce vardı’ dediğim kişi işte budur.  (Yuhanna 1:29-30)

İsa’ya (Aleyhisselam) Yahya tarafından verilen, önemli ama daha az bilinen isim ‘Tanrı Kuzusu’dur.’ Şimdi İsa’nın hayatının sonlarını düşünün. Nerede yakalanıp ölüme mahkum edilmişti? Yeruşalim’de (görmüş olduğumuz gibi ‘Moriya Dağı’nın’ olduğu yerdi). Yakalandığı zaman için söyle deniyor:

İsa’nın, Hirodes’in yönetimindeki bölgeden geldiğini öğrenince, (Pilatus) kendisini o sırada Yeruşalim’de bulunan Hirodes’e gönderdi. (Luka 23:7)

Başka bir deyişle, İsa’nın tutuklanması, mahkemesi ve ölüme mahkum edilmesi Yeruşalim’de (=Moriya Dağında) gerçekleşti.

İbrahim’e dönelim. Neden o yere gelecek zamanda geçen ‘Rab sağlayacaktır’ ismini verdi? Kendisi bir peygamberdi ve orada bir şeyin ‘sağlanacağını’ biliyordu. O anın duygusallığında, İbrahim’in oğlu ölümden son anda kurtarıldı çünkü onun yerine bir koç öldü. İki bin yıl sonra, İsa’ya ‘Tanrı Kuzusu’ dendi, tutuklandı ve aynı noktada ölüme mahkum edildi!


Yeruşalim/Moriya Dağındaki olayların çizelgesi

Kurban İbrahim’in fidyesi: ölüm için

Bu bizim için önemli midir? İbrahim’in bu işaretinin nasıl bittiğini not ediyorum. Kur’an’ın 107. Ayeti, İbrahim (Aleyhisselam) peygamber için şöyle der:

Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.

 ‘Fidye’ ne demek? Bir fidye ödemek, mahkum olarak tutulan birinin serbest bırakılması için yapılan ödemedir. İbrahim (Aleyhisselam) için ‘fidye’ demek, onun bir şeyin mahkumu olmuş olması demektir (Evet, bu kadar büyük bir peygamber için bile!). Neyin mahkumuydu? Oğlu ile ilgili olan olay bize gösterir. Ölümün mahkumuydu. Bir peygamber bile olsa, ölüm onu mahkum etmişti. Adem’in İşaretinden, Allah’ın Adem’i ve Çocuklarını (peygamberler dahil herkesi) ölümlü yaptığını görmüştük – artık ölümün mahkumları oldular. Fakat bu kurban edilmiş koç olayında bir şekilde, İbrahim’in (Aleyhisselam) ‘fidyesi’ ödendi. Eğer işaretlerin şimdiye kadarki sırasına dikkat ederseniz (Adem, Kayin&Habil, Nuh, İbrahim 1) peygamberlerin hemen hemen her zaman hayvan kurban ettiklerini göreceksiniz. Bununla ilgili belki de bizim gözümüzden kaçan bir şeyi görüyorlardı. Ve bunu görebiliriz çünkü bu eylem aynı zamanda geleceğe de işaret ediyor. Gelecekteki ‘Tanrı Kuzusu’ olan İsa ile bir ilgisi vardır.

Kurban: Bizim için bir bereket

Moriya Dağındaki kurban bizim için de önemlidir. Bu değiş-tokuşun sonunda Allah İbrahim’e şöyle der:

“…Soyunun aracılığıyla yeryüzündeki bütün uluslar kutsanacak. Çünkü sözümü dinledin. (Yaratılış 22:18)

Eğer ‘dünyadaki uluslara’ aitsiniz (ki öylesiniz!), bunun sizi ilgilendirmesi gerekir çünkü Allah’ın kendisi tarafından bir ‘bereket’ alma vaadine sahipsinizdir! Buna değmez mi? İbrahim’in hikayesi ve İsa ile ilgili olan bu bağlantı nasıl bize bereket oluyor? Ve neden? İbrahim’in (Aleyhisselam) ‘fidyesinin’ ödendiğini ve bunun aynı zamanda bizim için de bir gösterge olabileceğini görüyoruz ama bunun dışında cevap burada kolayca görünmüyor, bu yüzden Musa’nın işaretleri (iki tane var) ile devam edeceğiz ve bu işaretler bu sorulara yanıt olacak.

Fakat şu an için dikkatinizi ‘çocuk’ kelimesinin tekil olduğuna çekmek istiyorum. İnsanlar veya halk anlamına gelen ‘çocuklar’ kelimesi değil. Bereket vaadi İbrahim’in ‘çocuğu’ aracılığıyladır, birçok veya bir grup insan aracılığıyla değil. Musa’nın Fısıh İşareti bunu daha da iyi anlamamıza yardımcı olacaktır.

İbrahim’in 2. İşareti: Doğruluk

Hepimizin Allah’tan ihtiyacı olan nedir? Bu sorunun birçok farklı cevabı vardır ama  Adem’in İşareti bize ilk ve en büyük ihtiyacımızın doğruluk olduğunu hatırlatıyor. Burada bize (Adem’in çocuklarına) ithaf edilmiş Sözleri buluyoruz.

Adem oğulları, size, bedenimizi örtecek ve süsleyecek elbiseler hazırladık. Erdemlilik elbisesi ise daha hayırlıdır. Bunlar, ALLAH’ın işaretleridir, olur ki öğüt alırsınız. (Sure 7:26)

O halde ‘doğruluk’ nedir? Tevrat bize Allah’ın… olduğunu söyler.

Kaya’dır, işleri kusursuzdur, Bütün yolları doğrudur. O haksızlık etmeyen güvenilir Tanrı’dır. Doğru ve adildir. (Yasa’nın Tekrarı 32:4)

Allah’ın Doğruluğu, Tevrat’ta bu şekilde resmedilmiştir. Doğruluk, birinin mükemmel olduğu anlamına gelir; birinin bütün (sadece bir kısmı veya çoğu değil, bütün) yollarının adil olduğu, hiç birinin (azıcık bile) yanlış olmadığı anlamına gelir, dürüstlüktür. Doğruluk budur ve Tevrat, Allah’ı bu şekilde tanımlar. Fakat neden doğruluğa ihtiyacımız vardır? Buna cevap vermek için Zebur’daki bir bölüme bakalım. 15. Mezmur (Davut tarafından yazılmış olan) şöyle der:

1Ya RAB, çadırına kim konuk olabilir? Kutsal dağında kim oturabilir?

2Kusursuz yaşam süren, adil davranan, Yürekten gerçeği söyleyen. 3İftira etmez, Dostuna zarar vermez, Komşusuna kara çalmaz böylesi.

4Aşağılık insanları hor görür, Ama RAB’den korkanlara saygı duyar. Kendi zararına ant içse bile, dönmez andından. 5Parasını faize vermez, Suçsuza karşı rüşvet almaz.

Allah’ın ‘Kutsal Dağında’ kim oturur sorusu, Allah’ın Cennetine kimin girebileceğini sormanın başka bir yoludur. Verilen cevaptan günahsız ve doğru (2. Ayet) olanların Allah’ın Cennetine girebileceklerini görüyoruz. Bu yüzden doğruluğa ihtiyacımız vardır. Allah mükemmel olduğu için, O’nunla olabilmek için doğruluk gerekmektedir.

Şimdi de İbrahim’in (Aleyhisselam) ikinci işaretini düşünün. Bu bölümü Kutsal Kitap’tan okumak için buraya tıklayın ( here) Tevrat ve Kur’an’da İbrahim (Aleyhisselam) ‘Allah’ın yolunu’ (Sure 37:83) seçtiği için, ‘doğru’ olma hakkına sahip olduğunu görüyoruz (Yaratılış 15:6) – Adem’in İşaretinin bize ihtiyacımız olduğunu söylediği şey. O zaman bizim için önemli olan soru şudur: Buna nasıl sahip oldu?

Genelde doğruluğa iki farklı yoldan biriyle sahip olabileceğimi düşünürüm. İlk yolda (benim düşünceme göre) Doğruluğa, Allah’ın varlığına inanarak veya kabul ederek sahip olabileceğimi düşünüyorum. Ben Allah’a ‘inanıyorum’. Bu düşünceye destek olarak, İbrahim de (Aleyhisselam) Yaratılış 15:6’da ‘Allah’a inanmamış mıydı?’ Biraz daha derin düşününce İbrahim’in sadece Tanrı’nın varlığına inanmamış olduğunu fark ettim. Hayır, Allah ona değişmez bir vaat vermişti – İbrahim’in bir oğlu olacaktı. Ve İbrahim’in (Aleyhisselam) inanıp inanmamaya karar vereceği vaat buydu. Düşünecek olursanız, şeytan da (iblis olarak da bilinir) Allah’ın varlığına inanır – ve kesinlikle doğruluk sahibi değildir. O halde ‘Yol’ dediğimiz, basitçe Allah’ın varlığına inanmak değildir. Bu yeterli değildir.

Doğruluğa sahip olabileceğimi düşündüğüm ikinci yol ise, iyi ve dini işler yaparak Allah tarafından bana verileceğine inanmaktır. Kötü şeylerden çok iyi şeyler yapmak, dualar, oruçlar ya da belli bir biçimde veya sayıda dini eylemler gerçekleştirmek, doğruluğa sahip olmama, kazanmama, hak etmeme sebep olur. Fakat Tevrat’ın hiç de böyle bir şey söylemediğine dikkat edelim.

Avram RAB’be iman etti, RAB bunu ona doğruluk saydı. (Yaratılış 15:6)

İbrahim doğruluk ‘kazanmadı’, bu ona ‘verildi’. O zaman fark nedir? Eğer bir şey ‘kazanılıyorsa’ onun için çalışmış olmanız gerekir – hak etmişsinizdir. Yaptığınız iş karşılığında aldığınız maaş gibidir. Fakat bir şey size itibat edildiğinde, size verilmiş olur. Kazanılmaz.

İbrahim (Aleyhisselam) tek olan Allah’ın varlığına derinden inanan bir adamdı. Ve aynı zamanda dua eden, adanmış ve insanlara yardım eden (yeğeni Lut’a yardım edip onun için dua ettiği gibi) biriydi. Bu tür şeyleri göz ardı edemeyiz. Fakat burada tanımlanan İbrahim’in ‘Yolu’ o kadar basit ki, gözden kaçırmak mümkündür. Tevrat bize, Allah tarafından verilen Vaade inandığı için İbrahim’e (Aleyhisselam) doğruluk verildiğini söyler. Bu da, Allah’ın varlığına inanmanın yeterli olduğunu düşünmek ya da yeterince iyi ve dini faaliyetler yaparak (dua, oruç, vs.) doğruluk elde etmeye çalışma anlayışlarını altüst eder. İbrahim’in seçtiği yol bu değildi. O, sadece verilen vaade inanmayı seçti

Şimdi, bu oğul vaadine inanmak belki de basitti ama kesinlikle kolay değildi. İbrahim (Aleyhisselam) kolayca, eğer Allah ona bir oğul verme isteğine ve gücüne sahip olsaydı şimdiye kadar verirdi, diye düşünüp, Allah’ın bu vaadini kolayca ciddiye almayabilirdi. Çünkü hayatının bu noktasında İbrahim ve karısı Saray yaşlılardı – çocuk sahibi olma yaşını epeyce geçmişlerdi. İbrahim’in ilk işaretinde memleketinden ayrılıp Kenan diyarına gittiğinde 75 yaşındaydı. O sıralarda Allah ona ‘büyük bir ulus’ vaadi vermişti. Bu vaatten beri çok zaman geçmişti ve İbrahim ve karısı Saray artık yaşlanmışlardı ve uzun bir süredir bekliyorlardı. Daha bir oğulları bile -ve tabii ki bir ‘ulus’ bile- yoktu. İbrahim, “Eğer Allah bana bir oğul verebilecekse neden hala vermedi?” diye düşünebilirdi. Başka bir deyişle, vaatle ilgili cevaplanmamış soruları olsa da, gelecek olan bir oğul olduğunu vaat eden söze inanıyordu. Bu vaade inanıyordu çünkü vaadi vermis olan Allah’a güveniyordu – vaatle ilgili her şeyi anlamıyor olsa da. Bu vaade inanmak (çocuk sahibi olma yaşını geçtikten sonra bile bir oğula sahip olmak) Allah’ın onun ve karısı için bir mucize yapacağına inanmayı gerektiriyordu.

Vaade inanmak aynı zamanda aktif bir bekleme gerektiriyordu. Bir anlamda, bütün hayatı, Vaadeilmiş Kenan Diyarında, çadırlarda yaşayarak vaadedilmiş oğlun gelmesini (uzun yıllar boyunca) bekleyerek geçiyordu. Vaadi umursamamayı seçip, eve, yıllar önce terk ettiği ve hala kardeşinin ve kardeşinin ailesinin yaşadığı Mezopotamya’daki (günümüzdeki Irak) medeniyete dönmek çok daha kolay olurdu. Böylece İbrahim vaade inanmanın getirdiği zorluklarla – her geçen gün – vaat gerçekleşene kadar yıllarca umut ederek yaşamaya devam ediyordu. Vaade olan inancı o kadar büyüktü ki, gündelik hedeflerinin önüne geçmeye başladı – konfor ve rahatlık. Gerçek anlamda, heyecanla vaadin gerçekleşmesini beklemek, günlük hedefleri için ölmesine neden oldu. Vaade inanmak, Allah’a olan sevgisini ve inancını gösterdi.

Böylelikle vaade ‘inanmak’ zihinsel anlaşmanın çok daha ötesine geçti. İbrahim gelecekteki bu vaat ile ilgili umut uğruna şu anki hayatını, itibarını, güvencesini ve eylemlerini tehlikeye attı. İnandığı için, aktif ve itaatkar bir şekilde bekledi.

İşaret, İbrahim’in (Aleyhisselam) Allah’ın oğul vaadine inanması, ve böylelikle ona verilmiş olan doğruluğu almasıdır. Gerçek anlamda, İbrahim kendini bu vaade adamıştır. İnanmamayı seçip, kendi vatanına dönmeyi seçebilirdi (günümüzdeki Irak). Aynı zamanda, Allah’ın varlığına inanmaya, dua etmeye, oruç tutmaya ve başkalarına yardım etmeye devam ederek bu vaade inanmamayı seçebilirdi. Fakat o zaman sadece dinini koruyor olurdu ve ona ‘doğruluk’ verilmezdi. Kur’an’ın bizlere, Adem’in çocuklarına’ söylediği gibi, -“doğruluğun giysileri – en iyisi”. İbrahim’in Yolu buydu.

Çok şey öğrendik. Doğruluk; Cennete gitmemiz için gereken şey kazanılmaz, bize bağışlanır. Ve bize Allah’ın Vaadine güvendiğimizde verilir. O halde kim doğruluğun bedelini öder? Sign 3. (3. İşaret) ile devam ediyoruz.

İbrahim’in 1. İşareti: Bereket

İbrahim! Aynı zamanda Avrahaman ve Avram (Aleyhisselam) olarak da bilinir. Musevilik, Hristiyanlık ve İslam gibi tektanrılı dinler, onu örnek alınması gereken bir model olarak görür. Günümüzdeki Araplar ve Yahudiler, atalarını, onun oğulları İsmail ve İshak aracılığıyla keşfederler.  Aynı zamanda peygamber soyu için de önemlidir çünkü sonraki peygamberler onun üzerine inşa edilirler. Bu nedenle İbrahim’in (Aleyhisselam) işaretini birkaç kısımda inceleyeceğiz. Kur’an ve Tevrat’taki ilk işaretini okumak için buraya tıklayın.

Kur’an’daki ayetten İbrahim’den (Aleyhisselam) ‘insan kabileleri’ geleceğini görebiliyoruz. Daha sonra bu insanlar ‘büyük Krallığa’ sahip olacaklardı. Fakat bir insanın ‘kabilelere’ sahip olabilmesi için önce en az bir oğlu olması gerekmektedir. Ayrıca bu insanların ‘büyük Krallığa’ sahip olabilmeleri için öncelikle bir yere sahip olması gerekmektedir.

İbrahim’in Vaadi (Aleyhisselam)

Tevrat’taki bölüm (Yaratılış 12:1-7) Allah’ın İbrahim’den (Aleyhisselam) gelecek olan ‘kabile’ ve ‘Büyük Krallık’ çifte vaadinin nasıl gerçekleştirdiğini gösterir. Allah ona gelecek için temel oluşturacak olan bir vaat verdi. Bunu detaylı bir şekilde inceleyelim. Allah’ın İbrahim’e şöyle söylediğini görüyoruz:

“Seni büyük bir ulus yapacağım, Seni kutsayacak, sana ün kazandıracağım, Bereket kaynağı olacaksın. Seni kutsayanları kutsayacak, Seni lanetleyeni lanetleyeceğim.Yeryüzündeki bütün halklar Senin aracılığınla kutsanacak.” (Yaratılış 12:2-3)

İbrahim’in Büyüklüğü

Yaşadığım yerdeki birçok insan Tanrı’nın gerçekten de var olup olmadığını ve kendini gerçekten Tevrat aracılığıyla gösterip göstermediğinden nasıl emin olabiliriz diye sorgularlar. Burada birçok kısmını doğrulayabileceğimiz bir vaat görürüz. Bu vaadin sonunda Allah İbrahim’e (Aleyhisselam) “Sana ün kazandıracağım” vaadini verdiğini açık bir şekilde görürüz. Şu an 21. Yüzyılda olmamıza rağmen, İbrahim/Avraham/Avram adı tarihte en çok bilinen isimlerden biri. Bu vaat hem gerçek hem de tarihi anlamda gerçekleşmiş durumdadır. Tevrat’ın günümüzde var olan en eski kopyası İ.Ö. 200-100 tarihli olan Ölü Deniz Tomarlarından gelir. Bu da, bu vaadin en azından o zamandan beri yazılı olduğu anlamına gelmektedir. O zamanlarda İbrahim’in kişiliği veya ismi, Tevrat’ı takip eden Yahudi azınlığı dışında çok fazla bilinmiyordu. Fakat bugün ismi çok büyük olduğu için vaadin tamamlanmasının yazıldıktan önce değil, sonra olduğunu söyleyebiliriz.

İbrahim’e verilmiş olan vaadin bu kısmı, imanlı olmayanlar için bile açıkça görüleceği gibi, kesin olarak gerçekleşti ve bu Allah’ın İbrahim’e vaadinin kalan kısmını anlamamız için bize daha fazla güven veriyor. İncelemeye devam edelim.

Bize olan bereketi

Tekrardan İbrahim’den ‘büyük ulus’ vaadini ve İbrahim’e verilen ‘bereketi’ görebiliriz. Fakat başka bir şey daha vardır, bu vaat sadece İbrahim için değildir çünkü “yeryüzündeki bütün halklar, senin aracılığınla kutsanacak” (yani İbrahim’den) deniyor. Bu sizin ve benim için çok önemlidir ve dikkate alınması gerekir. Çünkü dinimiz, etnik kökenimiz, yaşadığımız yer, sosyal statümüz, konuştuğumuz dil ne olursa olsun, siz de ben de ‘yeryüzündeki bütün halkaların’ bir parçasıyız. Bu vaat bugün var olan herkes için geçerlidir. Bu sizin vaadinizdir. Faklı dinlerimiz, etnik kökenlerimiz ve dillerimiz genel olarak insanlar arasında bölünme ve sorunlara neden olsa da, bize verilmiş olan bu vaat, bölünmemize sebep olan her şeyin üstesinden gelen bir vaattir. Nasıl? Ne zaman? Ne tür bir bereket? Bunların cevabı bu noktada açıklanmamıştı ama bu İşaret, İbrahim (Aleyhisselam) aracılığıyla size ve bana verilen bir vaat doğurmuştu. Bu vaadin bir kısmının tamamlanmış olduğunu bildiğimiz için bizim için geçerli olan bu diğer kısmının da net ve gerçek anlamda tamamlanacağı konusunda güvenimiz olabilir. Sadece kilidi açacak anahtarı bulmamız gerekir.

İbrahim’in bu vaadi aldıktan sonra Allah’a güvendiğini ve şunu görüyoruz;

“Avram RAB’bin buyurduğu gibi yola çıktı.” (4. Ayet)


İbrahim’in Ur Kentinden Kenan’a Olan Yolculuğunun Haritası

Vadedilen topraklara ulaşmak ne kadar sürdü? Buradaki bu harita bu yolculuğu gösteriyor. Aslen Ur Kentinde yaşıyordu (günümüzdeki güney Irak) ve daha sonra Harran’a taşınmıştı (Kuzey Irak). İbrahim (Aleyhisselam) daha sonra o zamanlarda Kenan adı verilen topraklara ulaşmıştı. Bunun uzun bir yolculuk olmuş olduğunu görebilirsiniz. Deveyle, atla veya eşekle yolculuk etmiş olduğundan en az birkaç ay sürmüştü. İbrahim ailesini, rahat yaşamını (o zamanlarda Mezopotamya medeniyetin merkeziydi), güvencesini ve ona tanıdık gelen her şeyi bırakıp ona çok yabancı olan bir diyara gitmek için yola çıkmıştı. Ayrıca Tevrat bize bunun İbrahim 75 yaşındayken olduğunu söyler!

Önceki Peygamberler gibi kurban olarak sunulan hayvanlar

Tevrat bize aynı zamanda İbrahim (Aleyhisselam) Kenan’a sağ salim vardığında şöyle yaptığını söyler;

“Avram kendisine görünen RAB’be orada bir sunak yaptı.” (7. Ayet)

Bir sunak, ondan önce gelmiş olan Habil’in ve Nuh’un da yapmış oldukları gibi, Allah’a hayvan kanı sunduğu bir yerdi. Peygamberlerin Allah’a tapınma şekillerinin böyle olduğunu görebiliriz.

İbrahim (Aleyhisselam) hayatının geç bir döneminde, bu yeni diyara gidebilmek için çok fazla şey feda etmişti. Ancak bunu yaparken, hem bereket almak hem de Halka bereket olmak adına kendisini Allah’ın Vaadine teslim etmişti. İşte bu yüzden İbrahim bizim için çok önemlidir. Bir sonrakinde İbrahim’in İkinci İşareti ile devam edeceğiz.

İncil Bozuldu! Kuran-ı Kerim ne söyler?

Birçok Müslüman arkadaşım var. Aynı zamanda da Allah’a ve İncil’e de inandığım için, birçok Müslüman arkadaşımla aramda sık sık inançlar ve iman konusunda sohbetler olur. İlginçtir ki, Allah’a inanmayan veya Allah’ın hayatlarında yeri olmadığını düşünen Batılı arkadaşlarıma kıyasla Müslüman arkadaşlarımla çok daha ortak noktamız vardır. Fakat yinede istisnasız olarak her sohbetimizde mutlaka İncil’in (ve Kitab-ı Mukaddes’i oluşturan Zebur ve Tevrat’ın da) bozulduğunu veya değiştirildiğini, bu nedenle de bugün okuduğumuz mesajın Allah’ın peygamberlerinin ve öğrencilerinin ilk esinlenip yazmış olduklarından çok daha farklı olduğunu ve hata dolu olduğunu duyuyorum. Ben hem Kutsal Kitab’ı (Kitab-ı Mukaddes) hem de Kuran-ı Kerim’i okuyup çalışıyorum ve aynı zamanda yakın zamanda Hadisleri de okumaya başladım. Beni şaşırtan şey, günümüzde yaygın olarak görülen, Kutsal Kitap ile ilgili olan şüphenin Kuran’da bulunmuyor olmasıdır. Hatta Kuran-ı Kerim’in Kutsal Kitab’ı ne kadar ciddiye aldığını görmek beni çok şaşırttı. Ne demek istediğimi kısaca göstermek istiyorum.

Kuran-ı Kerim Kutsal Kitap (Kitab-ı Mukaddes) Hakkında Ne Söyler?

De ki: “Ey Kitap ehli! Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirileni (Kur’an’ı) uygulamadıkça hiçbir şey üzere değilsiniz.” Andolsun ki sana Rabbinden indirilen bu Kur’an, onlardan çoğunun taşkınlık ve küfrünü artıracaktır. (5:68 Maide Suresi, Aynı zamanda bkz. 4:136)

Eğer sana indirdiğimiz şeyden şüphe içinde isen, senden önce Kitab’ı (Tevrat’ı) okuyanlara sor. Andolsun ki, sana Rabbinden hak gelmiştir. O hâlde, sakın şüphe edenlerden olma! (Yunus Suresi 10:94)

Bunun “Kitab’ın İnsanlarına” (Hristiyanlar ve Yahudiler) Allah tarafından verilmiş olan vahiyin ilanı olduğunu belirtmek istiyorum. Bu durumda Müslüman arkadaşlarım, bunun verilmiş olan gerçek vahiy için geçerli olduğunu ama gerçek olanın bozulmuş olduğu için günümüzdeki ayetler için geçerliği olmadığını söylerler. Fakat 2. bölüm aynı zamanda Yahudi ayetlerini okuyanlar (geçmiş zaman değil ama şimdiki zaman) için de doğruladığını söyler. Gerçek vahiyden değil, Kuran-ı Kerim’in verildiği zamanki ayetlerden bahsediyor. Bu, İ.S. 600 yıllarında bir kaç yıllık bir zaman diliminde Hazreti Muhammed’e (SAV) açıklanmıştır. Yani bu bölüm İ.S. 600 yılında var olan Yahudi ayetleri tasdikler. Diğer bölümler de benzerdir. Bakınız:

Senden önce de ancak, kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun. (Nahl Suresi 16:43)

Senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun. (Enbiya Suresi 21:7)

Bu ayetler Hazreti Muhammed’den (SAV) önce gelmiş olan peygamberlerden bahseder. Fakat önemli bir şekilde bu öğrencilere/peygamberlere Tanrı tarafından verilmiş olan mesajların halen daha (İ.S. 600 yılında) takipçilerinin elinde olduğunu tasdikler. Verilmiş olan gerçek vahiy, Hazreti Muhammed (SAV) zamanında bozulmuş değildi.

Kuran-ı Kerim, Allah’ın Söz’ünün Değiştirelemeyeceğini Söyler

Fakat daha güçlü bir anlam şudur; Kitab-ı Mukaddes’in bozulmuş/değiştirilmiş ihtimali bir Kuran-ı Kerim tarafından desteklenmez. Maide Suresi 5:68’i aklınızda tutun (Yasa…Müjde…Tanrı’dan gelmiş olan vahiydir) ve aşağıdakileri düşünün:

Andolsun ki, senden önce de birçok Peygamberler yalanlanmıştı da onlar yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine karşı sabretmişler ve nihayet kendilerine yardımımız yetişmişti. Allah’ın kelimelerini değiştirebilecek bir güç de yoktur. Andolsun peygamberler ile ilgili haberlerin bir kısmı sana gelmiş bulunuyor. (En’am Suresi 6:34)

Rabbinin kelimesi doğruluk ve adalet bakımından tamdır. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.En’am (Suresi 6:115)

Dünya hayatında da, ahirette de onlar için müjde vardır. Allah’ın sözlerinde hiçbir değişme yoktur. İşte bu büyük başarıdır. (Yunus Suresi 10:64)

İnsan hiçbir söz söylemez ki onun yanında (yaptıklarını) gözetleyen (ve kaydeden) hazır bir melek bulunmasın. (Kaf Suresi 18:27)

O halde Hazreti Muhammed’den (SAV) önce gelmiş olan peygamberlere Allah tarafından vahiy gönderildiğine (Maide Suresi 5:68-69’da söylenmiş olduğu gibi) ve bu ayetlerin tekrar ve tekrar, net bir şekilde kimsenin Allah’ın Sözlerini değiştiremeyeceğini belirttiğine göre; Tevrat, Zebur ve İncil’in (yani Kitab-ı Mukaddes = Kutsal Kitap) insanlar tarafından bozulduğu veya değiştirildiği nasıl düşünülebilir? Kutsal Kitab’ın bozulmuş veya değiştirilmiş olmasına inanmak için Kuran-ı Kerim’i inkar etmek gerekmektedir.

Hatta Tanrı’nın verdiği farklı vahiyleri, birini ötekinden daha iyi ve kötü görme fikri, çok yaygın olsa da, Kuran-ı Kerim tarafından desteklenmez.

Deyin ki: “Biz Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ ve İsa’ya verilen (Tevrat ve İncil) ile bütün diğer peygamberlere Rab’lerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz ona teslim olmuş kimseleriz.” (Bakara Suresi 2:136, Aynı zamanda bkz. 2:285).

O halde bütün vahiylere karşı olan tutumumuz aynı olmalıdır. Buna onları araştırmamız ve üzerlerinde çalışmamız da dahildir. Başka bir deyişle, bütün kutsal kitapları araştırıp okumamız gerekmektedir. Hatta Hristiyanları Kuran-ı Kerim’i okumaları ve Müslümanları da Kutsal Kitap’ı okumaları için teşvik etmek isterim.

Bu kitapları okumak zaman ve cesaret ister ve birçok soru işareti oluşturur. Fakat kesinlikle, peygamberler aracılığıyla açıklanmış olan bu kitaplardan öğrenmek, bu dünyadaki zamanımızı harcamaya değerdir.

Kendimden biliyorum ki, bütün Kutsal Kitapları okumak zaman ve cesaret gerektirmiş olsa ve aklımda birçok soru işareti oluşturmuş olsa da, yapmaya değer bir deneyim oldu ve bu deneyim boyunca Allah’ın bereketini üzerimde hissettim. Umarım bu websitesindeki makaleleri okumaya ve dersleri araştırmaya devam edersiniz. Belki de Hazreti Muhammed’in (SAV) hadisleri ile Tevrat, Zebur ve İncil (Kitab-ı Mukkades’i = Kutsal Kitab’ı oluşturan kitaplar) hakkında ne düşündüğü ve nasıl kullandığı ile ilgili yazıyı okumak iyi bir başlangıç olacaktır. O makalenin linki buradadır. Tarihi kitapların güvenilirliğinin nasıl belirlendiği konusunda bilimsel bir merakınız varsa; ve Kutsal Kitab’ın güvenilir veya bozulmuş olup olmadığına bilimsel bir bakış açısından bakmak isterseniz, buradaki makaleyi okuyabilirsiniz.