İsa Mesih (A.S.) Benzetmelerle Öğretir

İsa Mesih’in (A.S.) nasıl eşsiz bir yetkinlikle öğrettiğini görmüştük. Ayrıca gerçek ilkeleri gösteren hikayeleri kullanmayı da öğretti. Örneğin, Büyük Şölen hikayesini kullanarak Tanrı’nın Krallığını nasıl öğrettiğini ve Merhametsiz Kölenin hikayesiyle bağışlamayı nasıl öğrettiğini gördük. Bu hikayelere benzetme denir ve İsa Mesih (A.S.) öğretmek için benzetmeleri ne kadar kullandığı ve benzetmelerinin ne kadar çarpıcı olduğu konusunda peygamberler arasında benzersizdir.

Ankabut Suresi (29. Sure) Allah’ın da benzetmeler kullandığını söyler.  Şöyle der;

İşte bu temsilleri biz insanlar için getiriyoruz. Onları ancak bilginler düşünüp anlarlar.

Ankabut Suresi 29: 43

İbrahim Suresi (14. Sure) Allah’ın bize öğretmek için bir ağaç benzetmesini nasıl kullandığını anlatır.

Görmedin mi, Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi? (Güzel bir söz), kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir. Bu ağaç, Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara misaller getirir. Kötü bir sözün durumu da; yerden koparılmış, ayakta durma imkânı olmayan kötü bir ağacın durumu gibidir.

İbrahim Suresi 14:24-26

İsa Mesih’in Benzetmeleri

Öğrencileri bir keresinde ona neden benzetmeler kullanarak öğrettiğini sordular. İncil açıklamasını şu şekilde anlatır:

Öğrencileri gelip İsa’ya, “Halka neden benzetmelerle konuşuyorsun?” diye sordular.

İsa şöyle yanıtladı: “Göklerin Egemenliği’nin sırlarını bilme ayrıcalığı size verildi, ama onlara verilmedi. Çünkü kimde varsa, ona daha çok verilecek, bolluğa kavuşturulacak. Ama kimde yoksa, elindeki de alınacak. Onlara benzetmelerle konuşmamın nedeni budur. Çünkü,‘Gördükleri halde görmezler,Duydukları halde duymaz ve anlamazlar.’

Matta 13:10-13

Son cümlesi, MÖ 700’de yaşayan ve yüreklerimizin katılaşmasına karşı uyarıda bulunan Yeşaya peygamberden (A.S.) bir alıntıydı. Başka bir deyişle, bazen açıklamayı kaçırdığımız veya anlamak için çok karmaşık olduğu için bir şeyi anlamıyoruz. Böyle bir durumda net bir açıklama kafa karışıklığını ortadan kaldırır. Ama anlamadığımız başka zamanlar da vardır çünkü yüreğimizin derinliklerinde istemiyoruzdur. Bunu kabul etmeyebiliriz, bu yüzden sanki zihinsel anlayış eksikliği bizim engelimizmiş gibi sorular sormaya devam ederiz. Ancak kafa karışıklığı yüreğimizde ve zihnimizde değilse, o zaman hiçbir açıklama yeterli olmayacaktır. O halde sorun, zihinsel olarak anlayamayacağımız değil, boyun eğmeye isteksiz olmamızdır.

Hz. İsa Mesih (A.S.) benzetmelerle öğrettiğinde, kalabalıklar üzerindeki etki dramatikti. Akıllarıyla anlamayanlar hikâyeden meraklanıp daha fazlasını araştırıp anlayış kazanırken, göndermeye isteksiz olanlar hikâyeye küçümseme ve ilgisizlikle davranıp ve daha fazla anlamıyorlardı. Çiftçinin buğdayı kavurarak samandan ayırması gibi, usta öğretmenin insanları ayırmasının bir yolu benzetmeler kullanmaktı. Teslim olmaya istekli olanlar, istemeyenlerden ayrıldı. İtaat etmek istemeyenler, yürekleri O’nun hakikatine boyun eğmek istemediği için benzetmeyi kafa karıştırıcı buldular. Görseler bile asıl noktayı göremediler.

Ekinci ve Dört Toprağın benzetmesi

Havarileri Hz. İsa’ya (A.S.) benzetmelerle öğretişiyle ilgili soruyu sorarken İsa, Tanrı’nın Krallığı ve bunun insanlar üzerindeki etkisi hakkında öğretiyordu. İlki şudur;

İsa onlara benzetmelerle birçok şey anlattı. “Bakın” dedi, “Ekincinin biri tohum ekmeye çıktı. Ektiği tohumlardan kimi yol kenarına düştü. Kuşlar gelip bunları yedi. Kimi, toprağı az, kayalık yerlere düştü; toprak derin olmadığından hemen filizlendi. Ne var ki, güneş doğunca kavruldular, kök salamadıkları için kuruyup gittiler. Kimi, dikenler arasına düştü. Dikenler büyüdü, filizleri boğdu. Kimi ise iyi toprağa düştü. Bazısı yüz, bazısı altmış, bazısı da otuz kat ürün verdi. Kulağı olan işitsin!”

Matta 13:3-9

Bu benzetme ne anlama geliyordu? Tahmin etmemize gerek yoktur, çünkü kendilerini teslim etmeye istekli olanlar benzetmeyle ilgilendiler ve anlamını sordular;

“Şimdi ekinciyle ilgili benzetmeyi siz dinleyin. Kim göksel egemenlikle ilgili sözü işitir de anlamazsa, kötü olan gelir, onun yüreğine ekileni söker götürür. Yol kenarına ekilen tohum işte budur. Kayalık yerlere ekilen ise işittiği sözü hemen sevinçle kabul eden, ama kök salamadığı için ancak bir süre dayanan kişidir. Böyle biri Tanrı sözünden ötürü sıkıntı ya da zulme uğrayınca hemen sendeleyip düşer. Dikenler arasında ekilen de şudur: Sözü işitir, ama dünyasal kaygılar ve zenginliğin aldatıcılığı sözü boğar ve ürün vermesini engeller. İyi toprağa ekilen tohum ise, sözü işitip anlayan birine benzer. Böylesi elbette ürün verir, kimi yüz, kimi altmış, kimi de otuz kat.”

Matta 13:18-23

Tanrı’nın Krallığıile ilgili mesaja dört çeşit yanıt vardır. Birincisinin ‘anlayışı’ yoktur ve bu yüzden şeytan (İblis) mesajı yüreklerinden alır. Kalan üç yanıt başlangıçta çok olumludur ve mesajı sevinçle alırlar. Ancak bu mesaj, zor zamanlarda kalbimizde büyümelidir. Hayatlarımızı istediğimiz gibi yaşamaya devam etmek sadece zihnimizde kabul edilmek değildir. Dolayısıyla, bu yanıtlardan ikisi, mesajı başlangıçta almış olsalar da, yüreklerinde büyümesine izin vermezler. Yalnızca ‘kelimeyi işiten ve anlayan’ dördüncü yürek, Allah’ın aradığı şekilde gerçekten teslim olur.

Bu benzetmenin bir noktası, bize soruyu sordurmaktır; “Bu kişilerden hangisiyim?” Yalnızca gerçekten “anlayanlar” iyi bir mahsul olacaklar. Anlayışı güçlendirmenin bir yolu, Adem’den başlayarak önceki peygamberlerin Tevrat ve Zebur aracılığıyla Tanrı’nın planı hakkında açıkladıklarını açıkça görmektir. Adem’den sonra Tevrat’taki önemli işaretler İbrahim’e (A.S.) verilen vaatten ve onun kurbanından , Musa’dan (A.S.) On Emir’den , Harun’dan (A.S.) gelir. Zebur’da, ‘Mesih’in kökenini ve Yeşaya (of Isaiah), Yeremya , Zekeriya , Daniel ve Malaki’nin vahiylerini anlamak da bizi ‘Tanrı’nın Krallığının mesajını’ anlamaya hazırlayacaktır.

Deliceler Benzetmesi

Bu benzetme açıklamasından sonra Hz. İsa Mesih (A.S.) deliceler benzetmesini anlattı.

İsa onlara başka bir benzetme anlattı: “Göklerin Egemenliği, tarlasına iyi tohum eken adama benzer” dedi. “Herkes uyurken, adamın düşmanı geldi, buğdayın arasına delice ekip gitti. Ekin gelişip başak salınca, deliceler de göründü.

“Mal sahibinin köleleri gelip ona şöyle dediler: ‘Efendimiz, sen tarlana iyi tohum ekmedin mi? Bu deliceler nereden çıktı?’

“Mal sahibi, ‘Bunu bir düşman yapmıştır’ dedi.

“ ‘Gidip deliceleri toplamamızı ister misin?’ diye sordu köleler.

“ ‘Hayır’ dedi adam. ‘Deliceleri toplarken belki buğdayı da sökersiniz. Bırakın biçim vaktine dek birlikte büyüsünler. Biçim vakti orakçılara, önce deliceleri toplayın diyeceğim, yakmak için demet yapın. Buğdayı ise toplayıp ambarıma koyun.’ ”

Matta 13:24-30

Verdiği açıklama şöyledir;

Bundan sonra İsa halktan ayrılıp eve gitti. Öğrencileri yanına gelip, “Tarladaki delicelerle ilgili benzetmeyi bize açıkla” dediler.

İsa, “İyi tohumu eken, İnsanoğlu’dur” diye karşılık verdi. “Tarla ise dünyadır. İyi tohum, göksel egemenliğin oğulları, deliceler de kötü olanın oğullarıdır. Deliceleri eken düşman, İblis’tir. Biçim vakti, çağın sonu; orakçılar ise meleklerdir.

“Deliceler nasıl toplanıp yakılırsa, çağın sonunda da böyle olacaktır. İnsanoğlu meleklerini gönderecek, onlar da insanları günaha düşüren her şeyi, kötülük yapan herkesi O’nun egemenliğinden toplayıp kızgın fırına atacaklar. Orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacaktır. Doğru kişiler o zaman Babaları’nın egemenliğinde güneş gibi parlayacaklar. Kulağı olan işitsin!”

Matta13:36-43

Hardal Tanesi ve Maya Benzetmeleri

Hz. İsa Mesih (A.S.) aynı zamanda kısa benzetmeler anlattı.

İsa onlara bir benzetme daha anlattı: “Göklerin Egemenliği, bir adamın tarlasına ektiği hardal tanesine benzer” dedi. “Hardal tohumların en küçüğü olduğu halde, gelişince bahçe bitkilerinin boyunu aşar, ağaç olur. Böylece kuşlar gelip dallarında barınır.”

İsa onlara başka bir benzetme anlattı: “Göklerin Egemenliği, bir kadının üç ölçek una karıştırdığı mayaya benzer. Sonunda bütün hamur kabarır.”

Matta 13:31-33

Tanrı’nın Krallığı bu dünyada küçük ve önemsiz başlayacaktı, ancak daha sonra hamurun içinden geçen maya ve büyük bir bitkiye dönüşen küçük bir tohum gibi dünya çapında büyüyecekti. Zorla ya da birdenbire gerçekleşmez, büyümesi görünmezdir, ancak her yerdedir ve durdurulamaz.

Gizli Define ve Değerli İnci Benzetmeleri

 “Göklerin Egemenliği, tarlada saklı bir defineye benzer. Onu bulan yeniden sakladı, sevinçle koşup gitti, varını yoğunu satıp tarlayı satın aldı.

“Yine Göklerin Egemenliği, güzel inciler arayan bir tüccara benzer. Tüccar, çok değerli bir inci bulunca gitti, varını yoğunu satıp o inciyi satın aldı.”

Matta 13:44-46

Bu benzetmeler, Tanrı’nın Krallığının değerine odaklanır. Bir tarlada saklı bir hazine düşünün. Gizli olduğu için sahanın önünden geçen herkes alanın çok az bir değeri olduğunu düşünür ve bu yüzden onunla ilgilenmezler. Ama biri orada bir hazine olduğunu fark eder ve bu alanı çok değerli yapar – onu satın almak ve hazineyi almak için her şeyi satacak kadar değerlidir. Öyleyse, Tanrı’nın Krallığı çoğu kişi tarafından fark edilmeyen bir değerdir, ancak değerini gören çok az kişi büyük değer kazanacaktır.

Ağ Benzetmesi

“Yine Göklerin Egemenliği, denize atılan ve her çeşit balığı toplayan ağa benzer. Ağ dolunca onu kıyıya çekerler. Oturup işe yarayan balıkları kaplara koyar, yaramayanları atarlar. Çağın sonunda da böyle olacak. Melekler gelecek, kötü kişileri doğruların arasından ayırıp kızgın fırına atacaklar. Orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacaktır.”

Matta 13:47-50

Tanrı’nın Krallığı insanları ayıracak. Bu ayrılık, Yargı Günü’nde yürekler açıklandığında tamamen açığa çıkacaktır.

Tanrı’nın Krallığı, hamurdaki maya gibi gizemli bir şekilde büyür, büyük bir değeri vardır, çoğunlukla gizlidir ve insanlar arasında farklı tepkilere neden olur. Aynı zamanda insanları anlayanlar ile anlamayanlar olarak ayırır. İsa Mesih bu benzetmeleri öğrettikten sonra dinleyicilerine önemli bir soru sordu.

İsa, “Bütün bunları anladınız mı?” diye sordu.

“Evet” karşılığını verdiler.

Matta 13:51

Peki ya sen?

İsa Mesih Bağışlama Hakkında Öğretiyor

Mü’min Suresi (40. Sure) Allah’ın bağışlayıcı olduğunu öğretiyor:

O, günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden, cezası şiddetli, lütfu bol olandır. O’ndan başka tanrı yoktur, dönüş O’nadır.

Arş’ı taşıyanlar ve onun çevresinde bulunanlar (melekler) Rablerini hamd ederek tespih ederler, O’na inanırlar ve inananlar için (şöyle diyerek) bağışlanma dilerler: “Ey Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O hâlde tövbe eden ve senin yoluna uyanları bağışla ve onları cehennem azâbından koru.”

Mü’min Suresi 40:3&7

Hucurat Suresi (49. Sure) bize bu merhameti almak için birbirimizle barışı korumamızı söyler.

Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.

Hucurat Suresi 49:10

İsa Mesih, Allah’tan gelen bağışlamayı öğretti ve bunu birbirini bağışlamakla ilişkilendirdi.

Başkalarını bağışlama konusunda İsa Mesih

Dünya haberlerini izlerken, dökülen kanlar ve şiddet her yerde artıyor gibi görünüyor. Afganistan’da bombalamalar, Lübnan, Suriye ve Irak’ta çatışmalar, Mısır’da şiddet, Pakistan’da cinayetler, Türkiye’de isyanlar, Nijerya’da okuldan kaçırmalar, Filistin ve İsrail ile savaş, Kenya’da katledilen şehirler – ve bunlar kötü haber bulmak için bakmadan duyduğum şeylerdir. Üstelik birbirimize uyguladığımız, haber manşetlerine çıkmayan ama yine de bizi inciten çok sayıda günah, acı ve şikayetler vardır. Bu intikam günlerinde İsa Mesih’in bağışlamayı öğretmesi büyük önem taşımaktadır. Bir gün müritleri ona kaç kez affetmeleri gerektiğini sordu. İncil bu olayı şöyle anlatır:

Merhametsiz Hizmetkarın Hikayesi

Bunun üzerine Petrus İsa’ya gelip, “Ya Rab” dedi, “Kardeşim bana karşı kaç kez günah işlerse onu bağışlamalıyım? Yedi kez mi?”

İsa, “Yedi kez değil” dedi. “Yetmiş kere yedi kez derim sana. Şöyle ki, Göklerin Egemenliği, köleleriyle hesaplaşmak isteyen bir krala benzer. Kral hesap görmeye başladığında kendisine, borcu on bin talantı bulan bir köle getirildi. Kölenin ödeme gücü olmadığından efendisi onun, karısının, çocuklarının ve bütün malının satılıp borcun ödenmesini buyurdu. Köle yere kapanıp efendisine, ‘Ne olur, sabret! Bütün borcumu ödeyeceğim’ dedi. Efendisi köleye acıdı, borcunu bağışlayıp onu salıverdi.

“Ama köle çıkıp gitti, kendisine yüz dinar borcu olan başka bir köleye rastladı. Onu yakalayıp, ‘Borcunu öde’ diyerek boğazına sarıldı. Bu köle yüzüstü yere kapandı, ‘Ne olur, sabret! Borcumu ödeyeceğim’ diye yalvardı. Ama ilk köle bunu reddetti. Gitti, borcunu ödeyinceye dek adamı zindana kapattı. Öteki köleler, olanları görünce çok üzüldüler. Efendilerine gidip bütün olup bitenleri anlattılar.

“Bunun üzerine efendisi köleyi yanına çağırdı. ‘Ey kötü köle!’ dedi. ‘Bana yalvardığın için bütün borcunu bağışladım. Benim sana acıdığım gibi, senin de köle arkadaşına acıman gerekmez miydi?’ Bu öfkeyle efendisi, bütün borcunu ödeyinceye dek onu işkencecilere teslim etti.

“Eğer her biriniz kardeşini gönülden bağışlamazsa, göksel Babam da size öyle davranacaktır.”

Matta 18:21-35

Öyküsünün amacı, lütfunu kabul edersek Allah’ın (Kral) bizi çok fazla bağışlamasıdır. Bu, kölenin kendisine borçlu olduğu on bin çanta altınla sembolize edilmiştir. Köle, geri ödemek için daha fazla zamana ihtiyacı olduğunu beyan etmişti. Ama bu geri ödenemeyecek kadar büyük bir miktardı, bu yüzden Kral tüm borcu iptal etti. Merhametini alırsak Allah’ın bizim için yaptığı budur.

Ama sonra aynı köle kendisine yüz gümüş para borcu olan başka bir köle ile karşılaştı. Ödemenin tamamını istedi ve diğer köleye daha fazla zaman vermedi. Birbirimize karşı günah işlediğimizde incinme ve zedelenme olur, ancak günahımızın Allah’ı ne kadar üzüp incittiğiyle karşılaştırıldığında bu önemsizdir – on bin torba altınla karşılaştırıldığında 100 gümüş parçası gibidir.

Böylece Kral (Allah), her şeyi geri ödemesi için köleyi hapse gönderir. İsa Mesih’in öğretisinde, insanların bize karşı işledikleri günah ve şikayetleri affetmemek, Allah’ın lütfundan vazgeçmek ve kendimizi cehenneme mahkum etmektir. Hiçbir şey daha ciddi olamaz.

Buradaki zorluk, bu bağışlama ruhunu korumaktır. Biri bizi incittiğinde intikam arzusu çok büyük olabilir. Peki bu affetme ruhunu nasıl elde edebiliriz? İncil’i keşfetmeye devam etmemiz gerekmektedir.

Mesih İçsel Temizliği Öğretiyor

Temiz olmak ne kadar önemlidir?  Nisa Suresi (4. Sure) şöyle söyler:

Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar, bir de -yolcu olmanız durumu müstesna- cünüp iken yıkanıncaya kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur veya yolculukta bulunursanız, veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince ya da eşlerinizle cinsel ilişkide bulunup, su da bulamazsanız o zaman temiz bir toprağa yönelip, (niyet ederek onunla) yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin. Şüphesiz Allah, çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.

Nisa Suresi 4:43

Nisa Suresindeki buyruk dua etmeden önce yüzümüzü ve ellerimizi temiz toprakla yıkamamızdır. Dış temizlik önemlidir.

Şems Suresi (91. Sure) aynı zamanda Ruh’umuzun – içsel temizliğimizin de eşit derecede önemli olduğunu söyler.

Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu kötülüklere gömüp kirleten kimse de ziyana uğramıştır.

Şems Suresi 91:7-10

Şems Suresi eğer Ruh’umuz, içselliğimiz temizlenmişse başarılı olduğumuzu, eğer ruhumuz bozulmuşsa başarısız olduğumuzu söyler.  İsa Mesih A.S. aynı şekilde içsel ve dışsal Temizlikten bahsetmiştir.

İsa Mesih’in (A.S.) sözlerinin yetkinlikle öğretme , insanları iyileştirme ve hatta doğayı kontrol etme gücü olduğunu görmüştük. Ayrıca içimizdeki ve dışımızdaki kişiyi incelememize neden olmak için yüreklerimizin durumunu ortaya çıkarmayı öğretti. Dış temizliğe aşinayız, bu yüzden namaz kılınmadan abdest alınır ve helal et ile yemek yapılır. Hz. Muhammed (SAV) hadisinde şöyle demiştir:

“Temizlik imanın yarısıdır…”

Muslim Ch. 1 Book 002, Number 0432

Hz. İsa Mesih (A.S.) aynı zamanda diğer yarısına da bakmamızı istedi – içsel temizlik.  Bu önemlidir, çünkü insanlar diğer insanların dış temizliğini görseler de, Allah için farklıdır – O insanın içini görür. Tüm dini yükümlülüklerini dıştan yerine getiren ama iç yüreğini temiz tutmayan Yahuda krallarından biri o zamanın peygamberine şu mesajla gelmişti:

RAB’bin gözleri bütün yürekleriyle kendisine bağlı olanlara güç vermek için her yeri görür. Akılsızca davrandın. Bundan böyle hep savaş içinde olacaksın.”

2. Tarihler 16:9

Bu mesajın açıkladığı gibi, içsel temizlik ‘kalplerimiz’ ile ilgilidir – düşünen, hisseden, karar veren, teslim olan veya itaatsizlik eden ve dili kontrol eden ‘siz’. Zebur’un peygamberleri, günahımızın kökeninin yüreklerimizin susuzluğu olduğunu öğretti. Yüreklerimiz o kadar önemlidir ki İsa Mesih (A.S.) bunu bizim dış temizliğimizle karşılaştırarak öğretisinde vurgulamıştır. İncil, iç temizlik hakkında öğrettiği farklı zamanları şöyle kaydediyor:

Dışı temizlediğin gibi içi de temizle

(Burada “Ferisiler” den bahsedilmektedir. Onlar, bugünkü imamlara benzer şekilde, o gündeki Yahudi öğretmenlerdi. İsa, Tanrı’ya “ondalık” verilmesinden bahseder. Gerekli Yahudi Zekatı buydu.)

İsa konuşmasını bitirince bir Ferisi O’nu evine yemeğe çağırdı. O da içeri girerek sofraya oturdu. İsa’nın yemekten önce yıkanmadığını gören Ferisi şaştı.

Rab ona şöyle dedi: “Siz Ferisiler, bardağın ve tabağın dışını temizlersiniz, ama içiniz açgözlülük ve kötülükle doludur. Ey akılsızlar! Dışı yapanla içi yapan aynı değil mi? Siz kaplarınızın içindekini sadaka olarak verin, o zaman sizin için her şey temiz olur.

 “Ama vay halinize, ey Ferisiler! Siz nanenin, sedefotunun ve her tür sebzenin ondalığını verirsiniz de, adaleti ve Tanrı sevgisini ihmal edersiniz. Ondalık vermeyi ihmal etmeden esas bunları yerine getirmeniz gerekirdi. Vay halinize, ey Ferisiler! Havralarda en seçkin yerlere kurulmaya, meydanlarda selamlanmaya bayılırsınız. Vay halinize! İnsanların, farkında olmadan üzerlerinde gezindiği belirsiz mezarlara benziyorsunuz.”

Luka 11:37-44

Yasa’ya göre ölü bir bedene dokunmak bir Yahudi’yi kirli kılardı. İsa (A.S.) insanların ‘belirsiz mezarların’ üzerlerinde yürüdüklerini söylediğinde içsel temizliği ihmal ettikleri için “bilmeden” kirli olduklarını kastetmişti. Bunu ihmal edersek, temizliğe hiç önem vermeyen kâfir kadar kirli olabiliriz.

Yürek dini açıdan temiz insanı kirletir

In the following teaching, Isa al Masih (PBUH) quotes from the prophet Isaiah (PBUH) who lived 750 BC.  (for information about Isaiah)

Aşağıdaki öğretide İsa Mesih (A.S.), M.Ö. 750 yılında yaşamış olan Yeşaya peygamberden (A.S.) alıntı yapıyor (burada Yeşaya hakkında daha fazla bilgi bulabilirsiniz).

Bu sırada Yeruşalim’den bazı Ferisiler ve din bilginleri İsa’ya gelip, “Öğrencilerin neden atalarımızın töresini çiğniyor?” diye sordular, “Yemekten önce ellerini yıkamıyorlar.”

İsa onlara şu karşılığı verdi: “Ya siz, neden töreniz uğruna Tanrı buyruğunu çiğniyorsunuz?  Çünkü Tanrı şöyle buyurdu: ‘Annene babana saygı göstereceksin’; ‘Annesine ya da babasına söven kesinlikle öldürülecektir.’ Ama siz, ‘Her kim anne ya da babasına, benden alacağın bütün yardım Tanrı’ya adanmıştır derse, artık babasına saygı göstermek zorunda değildir’ diyorsunuz. Böylelikle, töreniz uğruna Tanrı’nın sözünü geçersiz kılmış oluyorsunuz. Ey ikiyüzlüler! Yeşaya’nın sizinle ilgili şu peygamberlik sözü ne kadar yerindedir:

‘Bu halk dudaklarıyla beni sayar,Ama yürekleri benden uzak.Bana boşuna taparlar.Çünkü öğrettikleri, sadece insan buyruklarıdır.’ ”

İsa, halkı yanına çağırıp onlara, “Dinleyin ve şunu belleyin” dedi. “Ağızdan giren şey insanı kirletmez. İnsanı kirleten ağızdan çıkandır.”Bu sırada öğrencileri O’na gelip, “Biliyor musun?” dediler, “Ferisiler bu sözü duyunca gücendiler.”

İsa şu karşılığı verdi: “Göksel Babam’ın dikmediği her fidan kökünden sökülecektir. Bırakın onları; onlar körlerin kör kılavuzlarıdır. Eğer kör köre kılavuzluk ederse, ikisi de çukura düşer.”Petrus, “Bu benzetmeyi bize açıkla” dedi.

“Siz de mi hâlâ anlamıyorsunuz?” diye sordu İsa. “Ağza giren her şeyin mideye indiğini, oradan da helaya atıldığını bilmiyor musunuz? Ne var ki ağızdan çıkan, yürekten kaynaklanır. İnsanı kirleten de budur. Çünkü kötü düşünceler, cinayet, zina, fuhuş, hırsızlık, yalan yere tanıklık ve iftira hep yürekten kaynaklanır. İnsanı kirleten bunlardır. Yıkanmamış ellerle yemek yemek insanı kirletmez.”

Matta 15:1-20

Bu karşılaşmada İsa Mesih (A.S.), dini yükümlülüklerimizi Tanrı’nın mesajından ziyade ‘insan geleneklerinden’ inşa etmekte hızlı olduğumuza işaret etti. Peygamber zamanında Yahudi liderler, ebeveynlerine yardım etmek yerine, paralarını dini amaçlara vererek, yaşlı ebeveynlerine bakma yükümlülüğünü Allah nezdinde görmezden geliyorlardı.

Bugün de iç temizliği hiçe saymakla aynı sorunla karşı karşıyayız. Ama Allah yüreklerimizden gelen pislikle çok ilgileniyor. Bu pislik temizlenmediği takdirde Yargı Gününde kınanmamıza neden olacaktır.

Dıştan güzel ama içi kötülükle dolu

“Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Bardağın ve çanağın dışını temizlersiniz, oysa bunların içi açgözlülük ve taşkınlıkla doludur. Ey kör Ferisi! Sen önce bardağın ve çanağın içini temizle ki, dıştan da temiz olsunlar.

 “Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Siz dıştan güzel görünen, ama içi ölü kemikleri ve her türlü pislikle dolu badanalı mezarlara benzersiniz. Dıştan insanlara doğru görünürsünüz, ama içte ikiyüzlülük ve kötülükle dolusunuz.

Matta 23:25-28

İsa Mesih (A.S.) hepimizin görmüş olduğunu beyan ediyor.  Dışa dönük temizliği takip etmek, Tanrı’ya inananlar arasında oldukça yaygın olabilir, ancak çoğu hala açgözlülük ve zevk ile doludur – dini açıdan önemli olanlar bile. İç temizliğin sağlanması gereklidir – ancak çok daha zordur. Allah iç temizliğimizi çok dikkatli bir şekilde yargılayacaktır. O halde soru şudur: Yargı Günün’de Tanrı’nın Krallığına girmek için yüreklerimizi nasıl temizleyebiliriz? Cevap için İncil’den devam ediyoruz.

Tanrı’nın Krallığı: Birçok kişi Davetli ama…

Secde Suresi (32. Sure) hararetle secdede dua edenleri ve sonra mükafatını söyleyenleri anlatır

Hiç kimse, yapmakta olduklarına karşılık olarak, onlar için saklanan göz aydınlıklarını bilemez. ()

Secde Suresi 32:17

Rahman Suresi (55. Sure ) 33’ten 77’ye kadar olan ayetlerde 31 defa şu soruyu sorar;

O, iki doğunun da Rabbidir, iki batının da Rabbidir.

Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Birbirleriyle kavuşmak üzere iki denizi salıverdi.

İkisi arasında bir engel (berzah) vardır; birbirlerinin sınırını geçmezler.

Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

İkisinden de inci ve mercan çıkar.

Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Denizde koca dağlar gibi yükselen gemiler O’nundur.

Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

(Yer) Üzerindeki herşey yok olucudur;

Celal ve ikram sahibi olan Rabbinin yüzü (Kendisi) baki kalacaktır.

Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Göklerde ve yerde olan ne varsa O’ndan ister. O, her gün bir iştedir.

Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Ey (yeryüzüne yükletilmiş) iki ağırlık (olan ins ve cin), yakında (ahirette hesabınızı görmek üzere) sizin için de vakit bulacağız.

Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Ey cin ve ins toplulukları, eğer göklerin ve yerin bucaklarından aşıp-geçmeye güç yetirebilirseniz, hemen aşın; ancak ‘üstün bir güç (sultan)’ olmaksızın aşamazsınız.

Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

İkinizin de üzerine ateşten yalın bir alev ve (bakır gibi erimiş) kıpkızıl bir duman salıverilir de ‘kurtulup-başaramazsınız.’

Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Sonra gök yarılıp yağ gibi erimiş olarak kıpkırmızı bir gül olduğu zaman;

Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

İşte o gün, ne insana, ne cinne günahından sorulmaz.

Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

(Çünkü o gün) Suçlu-günahkarlar, simalarından tanınır da alınlarından ve ayaklarından yakalanırlar.

Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

İşte bu, suçlu-günahkarların kendisini yalanladıkları cehennemdir.

Onlar, kendisiyle alabildiğine kaynar hale getirilmiş su arasında dönüp-dolaşırlar.

Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Rabbin makamından korkan kimse için ise iki cennet vardır.

Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Çeşit çeşit ‘inceliklere ve güzelliklere’ (veya her türden sık ağaçlara) sahiptirler.

Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

İkisinde de akmakta olan iki pınar vardır.

Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

İkisinde de her meyveden iki çift vardır.

Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Astarları, ağır işlenmiş atlastan yataklar üzerinde yaslanırlar. İki cennetin de meyve-devşirmesi (ordakilere) yakın (kolay)dır.

Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Orada bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş kadınlar vardır ki, bunlardan önce kendilerine ne bir insan, ne bir cin dokunmuştur.

Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Sanki onlar yakut ve mercan gibidirler.

Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

İhsanın karşılığı ihsandan başkası mıdır?

Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Bu-ikisinin ötesinde iki cennet daha var.

Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Alabildiğine yemyeşildirler.

Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

İçlerinde durmaksızın fışkırıp-akan iki pınar vardır.

Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

İçlerinde (her türden) meyve, eşsiz-hurma ve eşsiz-nar vardır.

Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Orada huyları güzel, yüzleri güzel kadınlar vardır.

Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Otağlar içinde korunmuş huri kadınlar.

Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Bunlardan önce kendilerine ne bir insan, ne bir cin dokunmuştur.

Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Yeşil yastıklara ve çarpıcı güzellikteki döşeklere yaslanırlar.

Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Rahman Suresi 55:13-77

Eğer doğrular için bu tür zevkler olacaksa, hiç kimsenin Rab’den bu tür iyilikleri inkar etmeyeceğini düşünürüz. Bu çok aptalca görünüyor. Ancak Hz. İsa Mesih A.S. Rab’bin bizim için saklanan bu iyiliklerini reddetme tehlikesi içinde olduğumuzu bize öğretmek için bir benzetme anlattı. Önce küçük bir inceleme yapalım.

İsa Mesih peygamberin (A.S.) Yetki Sözü’nü öyle gördük ki hastalıklar ve hatta doğa onun emrine itaat etti. Ayrıca Tanrı’nın Krallığını da öğretti . Zebur’un peygamberlerinden bazıları yaklaşmakta olan Tanrı’nın Krallığı hakkında yazmıştı İsa bunu Krallığın ‘yakın’ olduğunu öğretmek için inşa etti.

Öncelikle Dağdaki Vaazı öğretti Tanrı’nın Krallığının halkının birbirlerini nasıl sevmeleri gerektiğini gösterdi. Bugün yaşadığımız sefaleti, ölümü, adaletsizliği ve dehşeti düşünün (sadece haberleri dinleyin) çünkü onun sevgi hakkındaki öğretisini dinlemiyoruz. Tanrı’nın Krallığında yaşamak, bu dünyadaki bazen cehennem gibi hayattan farklı olacaksa, o zaman birbirimize farklı davranmamız gerekir – sevgiyle.

Şölen Benzetmesi

İsa Mesih (A.S.) gibi yaşayan çok az kişi size öğrettiği için, çok azının Tanrı’nın Krallığına davet edileceğini düşünebilirsiniz. Ama bu öyle değil. İsa Mesih (A.S.), Krallığa davetin ne kadar geniş ve uzağa ulaştığını göstermek için büyük bir ziyafet benzetmesi verdi. Ama bu şölen beklediğimiz gibi gitmiyor. İncil şöyle anlatıyor:

Sofrada oturanlardan biri bunu duyunca İsa’ya, “Tanrı’nın Egemenliği’nde yemek yiyecek olana ne mutlu!” dedi.

İsa ona şöyle dedi: “Adamın biri büyük bir şölen hazırlayıp birçok konuk çağırdı. Şölen saati gelince davetlilere, ‘Buyurun, her şey hazır’ diye haber vermek üzere kölesini gönderdi.

“Ne var ki, hepsi anlaşmışçasına özür dilemeye başladılar. Birincisi, ‘Bir tarla satın aldım, gidip görmek zorundayım. Rica ederim, beni hoş gör’ dedi.

“Bir başkası, ‘Beş çift öküz aldım, onları denemeye gidiyorum. Rica ederim, beni hoş gör’ dedi.

“Yine bir başkası, ‘Yeni evlendim, bu nedenle gelemiyorum’ dedi.

“Köle geri dönüp durumu efendisine bildirdi. Bunun üzerine ev sahibi öfkelenerek kölesine, ‘Koş’ dedi, ‘Kentin caddelerine, sokaklarına çık; yoksulları, kötürümleri, körleri, sakatları buraya getir.’

“Köle, ‘Efendim, buyruğun yerine getirilmiştir, ama daha yer var’ dedi.

“Efendisi köleye, ‘Çıkıp yolları ve çit boylarını dolaş, bulduklarını gelmeye zorla da evim dolsun’ dedi. ‘Size şunu söyleyeyim, ilk çağrılan o adamlardan hiçbiri benim yemeğimden tatmayacaktır.’ ”

Luka 14:15-24

Kabul edilen anlayışlarımız bu hikâyede birçok kez tersine dönüyor. Birincisi, pek çok değerli insan bulmadığı için Allah’ın Krallığına (Evdeki Ziyafet) pek çok kişiyi davet etmediğini varsayabiliriz, ama bu yanlıştır. Ziyafet davetiyesi birçok insana gidiyor. Efendi (bu benzetmede Allah) Ziyafetin dolu olmasını ister.

Ancak beklenmedik bir değişiklik var. Konukların çok azı gelmek istiyor. Bunun yerine, mecbur kalmamak için bahaneler uydurdular! Ve bahanelerin ne kadar mantıksız olduğunu bir düşünün. Almadan önce denemeden kim öküz satın alır? Önceden bakmadan kim bir tarla satın alır? Hayır, bu bahaneler misafirlerin yüreklerinin gerçek niyetlerini ortaya koydu – Tanrı’nın Krallığı ile ilgilenmiyorlardı, bunun yerine başka şeylerle ilgileniyorlardı.

Tam da, belki de Efendi’nin ziyafetine çok az kişinin katılmasıyla hayal kırıklığına uğrayacağını düşündüğümüzde, başka bir değişiklik oluyor. Şimdi ‘beklenmedik’ insanlar, hepimizin büyük bir kutlamaya davet edilmeye layık olmadıklarını düşündüklerimiz, “sokaklarda ” ve çok uzak “yollarda ve kırlarda” olanlar, “fakir”, sakat, kör ve topal ” olanlar – genellikle uzak durduğumuz kişiler – ziyafete davet ediliyorlar. Bu ziyafete davetler çok daha ileri gidiyor ve sizin ve benim mümkün olduğunu düşündüğümden daha fazla insanı kapsıyor. Ziyafetin Efendisi orada insanlar olmasını istiyor ve hatta bizim bile evimize davet etmeyeceğimiz kişileri şölenine davet ediyor.

Ve bu insanlar da şölene gidiyorlar’ Tarla veya öküz gibi sevgileriyle rakip ilgileri yoktur, bu yüzden ziyafete gelirler. Tanrı’nın Krallığı dolar ve Efendinin isteği yerine getirilir!

İsa Mesih (A.S.) bu benzetmeyi bir soru sorabilmek için anlattı: “Tanrı’nın Krallığına gitmek için bir davet alsaydım kabul eder miydim? Yoksa başka bir şeyle ilgilenip bir bahane bulup daveti geri mi çevirirdim? Doğrusu şu ki, siz bu Krallık Şölenine davetlisinizdir ama maalesef birçoğumuz bahaneler bulup bu daveti reddedeceğiz. Direkt olarak ‘hayır’ demeyeceğimiz için genelde reddimizi bahanelerle gizlemeye çalışırız. İçimizdeki derinliklerde reddetmemizin kökleri olan başka ‘aşklarımız’ var. Bu benzetmedeki kökler başka şeylere olan sevgiydi. İlk başta davet edilenler bu dünyadaki geçici şeyleri, (‘tarla’, ‘öküz’ ve ‘evlilik’ ile sembolize edilir) Tanrı’nın Krallığından daha çok seviyorlardı.

Haksız Dini İmam’ın benzetmesi

Bazılarımız bu dünyadaki şeyleri Tanrı’nın Krallığından daha çok seviyoruz ve bu nedenle bu daveti reddedeceğiz. Başkalarımız kendi erdemimizi sever veya ona güveniriz. İsa Mesih (A.S.) de bunu başka bir hikâyede imama benzer bir dini lider kullanarak örnek olarak anlatmıştır:

Kendi doğruluklarına güvenip başkalarına tepeden bakan bazı kişilere İsa şu benzetmeyi anlattı: “Biri Ferisi, öbürü vergi görevlisi iki kişi dua etmek üzere tapınağa çıktı. Ferisi ayakta kendi kendine şöyle dua etti: ‘Tanrım, öbür insanlara –soygunculara, hak yiyenlere, zina edenlere– ya da şu vergi görevlisine benzemediğim için sana şükrederim. Haftada iki gün oruç tutuyor, bütün kazancımın ondalığını veriyorum.’

“Vergi görevlisi ise uzakta durdu, gözlerini göğe kaldırmak bile istemiyordu, ancak göğsünü döverek, ‘Tanrım, ben günahkâra merhamet et’ diyordu.

 “Size şunu söyleyeyim, Ferisi değil, bu adam aklanmış olarak evine döndü. Çünkü kendini yücelten herkes alçaltılacak, kendini alçaltan ise yüceltilecektir.”

Luke18: 9-14

Burada bir Ferisi (imam gibi bir din öğretmeni) dini çabası ve meziyetinde mükemmel görünüyordu. Orucu ve zekatı gereğinden fazla idi. Ama bu imam kendi doğruluğuna güveniyordu. Bu, İbrahim Peygamber’in (A.S.) çok önceden Allah’ın vaadine alçakgönüllü bir güven ile doğruluğu aldığında gösterdiği şey değildi.Aslında vergi tahsildarı (o dönemde ahlaksız bir meslek) alçakgönüllülükle merhamet istedi ve kendisine merhamet verildiğine güvenerek eve ‘haklı’ olarak gitti- Tanrı ile doğru yerde olduğunu düşündü – ‘Tanrı’ya karşı doğru’ olduğunu düşündüğümüz Ferisi’nin (imam) günahları hala kendisine karşı sayılıyordu.

Bu yüzden İsa Mesih peygamber (A.S.) size ve bana Tanrı’nın Krallığını gerçekten arzulayıp arzulamadığımızı ve sadece diğer pek çok ilgimiz arasındaki bir ilgi olup olmadığını soruyor. Ayrıca bize neye güvendiğimizi de sorar – erdemimize mi veya Tanrı’nın merhametine mi?

Kendimize bu soruları dürüstçe sormamız önemlidir, çünkü aksi takdirde onun bir sonraki öğretisini – İçsel Paklığaihtiyacımız olduğunu – anlamayacağımız

Hz. İsa Mesih’in (A.S.) Doğa üzerindeki Söz Yetkisi

Zariyat Suresi (51. Sure) Hz. Musa’nın (A.S.) nasıl Firavun’a gönderdiğini ) anlatır.

Musa’nın başından geçenlerde de ibret vardır: Onu apaçık delille Firavun’a gönderdik.

Zariyat Suresi 51:38

Musa Peygamber, Kızıldeniz’in ayrılması da dahil olmak üzere doğa üzerindeki mucizevi güçleriyle otoritesini gösterdi veya ilan etti. Ne zaman birisi peygamber olduğunu iddia etse (Musa gibi) muhalefetle karşılaştı ve bir peygamber olarak güvene layık olduğunu kanıtlamak zorunda kaldı. Şu’ara Suresi (26. Sure) peygamberlerin geçirdiği bu reddedilme ve kanıt döngüsünü tanımladığına dikkat edin.

Nûh’un kavmi de Peygamberleri yalanladı. Hani kardeşleri Nûh, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”

Şu’ara Suresi 26:105-107

Âd kavmi de peygamberleri yalanladı. Hani kardeşleri Hûd, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” “Şüphesiz ben, size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.” “Öyle ise Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”

Şu’ara Suresi 26:123-126

Semûd kavmi de Peygamberleri yalanladı. Hani kardeşleri Salih, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” “Ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.” “Öyle ise Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!”

Şu’ara Suresi 26:141-144

Lût’un kavmi de peygamberleri yalanladı. Hani kardeşleri Lût, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.” “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”

Şu’ara Suresi 26:160-163

Eyke halkı da peygamberleri yalanladı. Hani Şu’ayb, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.” Artık, Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.

Şu’ara Suresi 26:176-179

Bu peygamberlerin hepsi reddedilmişti ve güvene layık peygamberler olduklarını ispat etmek onların yüküydü. Bu aynı zamanda Hz. İsa Mesih için de geçerliydi.

Hz. İsa Mesih’in (A.S.) ‘bir söz ile’ öğretme ve iyileştirme yetkisi vardı. Aynı zamanda doğa üzerinde de yetkisi vardı. İncil, İsa’nın öğrencileriyle gölü, onları “korku ve şaşkınlıkla” dolduracak şekilde nasıl geçtiğini anlatıyor;

Bir gün İsa öğrencileriyle birlikte bir tekneye binerek onlara, “Gölün karşı yakasına geçelim” dedi. Böylece kıyıdan açıldılar. Teknede giderlerken İsa uykuya daldı. O sırada gölde fırtına koptu. Tekne su almaya başlayınca tehlikeli bir duruma düştüler. Gidip İsa’yı uyandırarak, “Efendimiz, Efendimiz, öleceğiz!” dediler. İsa kalkıp rüzgarı ve kabaran dalgaları azarladı. Fırtına dindi ve ortalık sütliman oldu.İsa öğrencilerine, “Nerede imanınız?” dedi.

Onlar korku ve şaşkınlık içindeydiler. Birbirlerine, “Bu adam kim ki, rüzgara, suya bile buyruk veriyor, onlar da sözünü dinliyor!” dediler.

Luka 8:22-25

İsa Mesih’in (A.S.) sözü rüzgara ve dalgalara bile emretti! Onunla birlikte bulunan öğrencilerin korkuya kapılmasına şaşmamalı. Bu tür bir emir verme yetkisi, onun kim olduğunu merak etmelerine neden oldu. Başka bir sefer de, binlerce insanla birlikteyken benzer bir yetki gösterdi. Bu sefer rüzgarı ve dalgayı değil, yiyeceği yönetiyordu. Olay şöyle oldu;

Bundan sonra İsa, Celile –Taberiye– Gölü’nün karşı yakasına geçti. Ardından büyük bir kalabalık gidiyordu. Çünkü hastalar üzerinde yaptığı mucizeleri görmüşlerdi. İsa dağa çıkıp orada öğrencileriyle birlikte oturdu. Yahudiler’in Fısıh Bayramı yakındı.

İsa başını kaldırıp büyük bir kalabalığın kendisine doğru geldiğini görünce Filipus’a, “Bunları doyurmak için nereden ekmek alalım?” diye sordu. Bu sözü onu denemek için söyledi, aslında kendisi ne yapacağını biliyordu.

Filipus O’na şu yanıtı verdi: “Her birinin bir lokma yiyebilmesi için iki yüz dinarlık ekmek bile yetmez.”

Öğrencilerinden biri, Simun Petrus’un kardeşi Andreas, İsa’ya dedi ki, “Burada beş arpa ekmeğiyle iki balığı olan bir çocuk var. Ama bu kadar adam için bunlar nedir ki?”

İsa, “Halkı yere oturtun” dedi.

Orası çayırlıktı. Böylece halk yere oturdu. Yaklaşık beş bin erkek vardı. İsa ekmekleri aldı, şükrettikten sonra oturanlara dağıttı. Balıklardan da istedikleri kadar verdi. Herkes doyunca İsa öğrencilerine, “Artakalan parçaları toplayın, hiçbir şey ziyan olmasın” dedi.

Onlar da topladılar. Yedikleri beş arpa ekmeğinden artakalan parçalarla on iki sepet doldurdular. Halk, İsa’nın yaptığı mucizeyi görünce, “Gerçekten dünyaya gelecek olan peygamber budur” dedi.

İsa onların gelip kendisini kral yapmak üzere zorla götüreceklerini bildiğinden tek başına yine dağa çekildi

Yuhanna 6:1-15

İnsanlar İsa Mesih’in (A.S.) beş somun ve iki balığın 5000 adamı besleyebilmesi ve arta kalanlar olmasını da sağlayabilmesi için yiyecekleri çoğaltabileceğini görünce, onun eşsiz bir peygamber olduğunu anladılar. Tevrat’ın Musa’sının (A.S.) uzun zaman önce geleceğini tahmin ettiği Peygamber olup olmadığını merak ettiler. İsa Mesih’in (A.S.) gerçekten de bu peygamber olduğunu biliyoruz çünkü Tevrat bu Peygamber hakkında şöyle demişti:

‘Onlara kardeşleri arasından senin gibi bir peygamber çıkaracağım. Sözlerimi onun ağzından işiteceksiniz. Kendisine buyurduklarımın tümünü onlara bildirecek. Adıma konuşan peygamberin ilettiği sözleri dinlemeyeni ben cezalandıracağım.

Yasa’nın Tekrarı 18:18-19

Bu peygamberin alameti, Allah’ın bu peygamberin ‘sözlerini ağzına’ koymasıdır. Allah’ın sözlerini insanlarınkinden ayıran nedir? Cevap, Nahl Suresi (16. Sure) ile başlayarak, aşağıdaki ayetlerde tekrarlanır;

Biz bir şeyin olmasını istediğimiz zaman sözümüz sadece, ona, “ol” dememizdir. O da hemen oluverir.

Nahl Suresi 16:40

Bir şeyi dilediği zaman, O’nun emri o şeye ancak “Ol!” demektir. O da hemen oluverir.

Ya-sin Suresi 36: 82

O, yaşatan ve öldürendir. Bir şeye karar verdiğinde, ona sadece “ol” der, o da oluverir.

Mü’min Suresi 40:68

İsa Mesih peygamber (A.S.) hastalıkları iyileştirdi ve kötü ruhları basitçe ‘bir sözle’ kovdu . Şimdi onun bir Söz söylediğini ve rüzgar ve dalgaların itaat ettiğini görüyoruz. Sonra Konuşur ve ekmek çoğalır. Tevrat ve Kuran’daki bu İşaretler, İsa Mesih’in konuştuğunda neden ortaya çıktığını açıklar – çünkü yetkisi vardı. O Mesih’ti!

Anlayan yürekler

Ancak öğrencilerin kendileri bunu anlamakta zorlandılar. Ekmeği çoğaltmanın önemini anlamadılar. Bunu biliyoruz çünkü İncil, 5000’in beslenmesinin hemen ardından şunları anlatır:

Bundan hemen sonra İsa öğrencilerine, tekneye binip kendisinden önce karşı yakada bulunan Beytsayda’ya geçmelerini buyurdu. Bu arada kendisi halkı evlerine gönderecekti. Onları uğurladıktan sonra, dua etmek için dağa çıktı. Akşam olduğunda, tekne gölün ortasına varmıştı. Yalnız başına karada kalan İsa, öğrencilerinin kürek çekmekte çok zorlandıklarını gördü. Çünkü rüzgar onlara karşı esiyordu. Sabaha karşı İsa, gölün üstünde yürüyerek onlara yaklaştı. Yanlarından geçip gidecekti. Onlar ise, gölün üstünde yürüdüğünü görünce O’nu hayalet sanarak bağrıştılar. Hepsi O’nu görmüş ve dehşete kapılmıştı. İsa hemen onlara seslenerek, “Cesur olun, benim, korkmayın!” dedi. Tekneye binip onlara katılınca rüzgar dindi. Onlarsa büyük bir şaşkınlık içindeydi. Ekmekle ilgili mucizeyi bile anlamamışlardı; zihinleri körelmişti. İsa’yla öğrencileri gölü aştılar, Ginnesar’da karaya çıkıp tekneyi bağladılar. Onlar tekneden inince, halk İsa’yı hemen tanıdı. Bazıları koşarak bütün yöreyi dolaştı. İsa’nın bulunduğu yeri öğrenenler, hastaları şilteleriyle oraya götürmeye başladılar. Köy olsun, kent ya da çiftlik olsun, İsa’nın gittiği her yerde, hastaları meydanlara yatırıyor, sadece giysisinin eteğine dokunmalarına izin vermesi için yalvarıyorlardı. Dokunanların hepsi de iyileşti.

Markos 6:45-56

Yine Hz. İsa Mesih bir Yetki Sözü konuştu ve ‘gerçekleşti’. Ancak öğrenciler “anlamadılar”. Anlamamalarının nedeni zeki olmamaları; orada olmadıkları için; kötü öğrenciler oldukları için; ya da kâfir oldukları için değildi. Hayır, “kalplerinin katılaştığını” söylüyor. Yeremya Peygamber (A.S.) Yasa’nın yüreklerimizde yazılı olacağı, Yeni bir Antlaşmanın geleceğinin peygamberliğinde bulunmuştu. Bu Antlaşma birisinin yüreğini değiştirene kadar, Peygamber’in yakın takipçilerinin yürekleri bile katıdır! Ve bizim katı yüreklerimiz de bizi peygamberlerin bildirdiği manevi gerçeği anlamaktan alıkoyar.

Bu nedenle Yahya Peygamber’in (A.S.) hazırlık işleriçok önemlidir. İnsanları günahlarını saklamaya çalışmak yerine itiraf ederek tövbe etmeye çağırdı. İsa Mesih’in havarilerinin bile tövbe etmeye ve günahı itiraf etmeye ihtiyacı olan katı yürekleri olduğuna göre, senin ve benim yüreklerimiz ne kadar katıdır! Belki de yüreğinizde sessizce Davut’un (A.S.) verdiği itiraf ile, Allah’a dua etmekte (düşüncelerimizi bile bilir ki sadece düşünerek dua edebiliriz) bana katılmak istersiniz;

Ey Tanrı, lütfet bana,

Sevgin uğruna;

Sil isyanlarımı,

Sınırsız merhametin uğruna.

Tümüyle yıka beni suçumdan,

Arıt beni günahımdan.

Çünkü biliyorum isyanlarımı,

Günahım sürekli karşımda.

Sana karşı, yalnız sana karşı günah işledim,

Senin gözünde kötü olanı yaptım.

Bu nedenle, söylediklerinde haklı,

Yargılarında adilsin.

Ey Tanrı, temiz bir yürek yarat,

Yeniden kararlı bir ruh var et içimde.

Beni huzurundan atma,

Kutsal Ruhun’u benden alma.

Geri ver bana sağladığın kurtuluş sevincini,

Bana destek ol, istekli bir ruh ver.

51. Mezmur: 1-4,10-12

Bu şekilde dua ediyorum ve İncil’de devam ederkenPeygamberlerin Mesajlarının yumuşak ve saf yürekler tarafından anlaşılması için de sizi cesaretlendiriyorum.

İsa Peygamber (A.S.) iyileştirir: Yetki Sözüyle

Abese Suresi (80. Sure) Hz. Muhammed’in (SAV) kör bir adamla karşılaştığı zamanı kaydeder.

(Peygamber), âmânın kendisine gelmesinden ötürü yüzünü ekşitti ve çevirdi. (Resûlüm! onun halini) sana kim bildirdi! Belki o temizlenecek, yahut öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecek.

Abese Suresi 80:1-3

Ruhsal anlayış için bir fırsat olmasına rağmen, Hz. Muhammed (SAV) kör adamı iyileştirmedi. Hz. İsa (A.S.) kör olanları iyileştirme konusunda peygamberler arasında eşsizdi. Hz. Musa, Hz. İbrahim (A.S.) ve Hz. Muhammed’in (SAV) sahip olmadığı eşsiz bir yetkinliğe sahipti. O, Gafir Suresi’nde (43. Sure – Mümin) verilen özel meydan okumayı kabul etme yetkisine sahip olan tek peygamberdi.

Kim bir kötülük yaparsa, yalnızca onun benzeriyle karşılık görür. Kim de erkek veya kadın bir mümin olarak salih amelde bulunursa bunlar, cennete girerler ve orada hesapsız bir şekilde rızıklanırlar.

Gafir Suresi 43:40

Maide Suresi (5. Sure) İsa Mesih’in mucizelerini şöyle açıklar:

O gün Allah, şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Senin üzerindeki ve annen üzerindeki nimetimi düşün. Hani, seni Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile desteklemiştim. Beşikte iken de, yetişkin iken de insanlara konuşuyordun.[164] Hani, sana kitabı, hikmeti, Tevrat’ı, İncil’i de öğretmiştim.[165] Hani iznimle çamurdan kuş şekline benzer bir şey yapıyordun da içine üflüyordun, benim iznimle hemen bir kuş oluyordu.[166] Yine benim iznimle doğuştan körü ve alacalıyı iyileştiriyordun. Hani benim iznimle ölüleri de (hayata) çıkarıyordun. Hani sen, İsrailoğullarına açık mucizeler getirdiğin zaman, ben seni onlardan kurtarmıştım da onlardan inkâr edenler, “Bu, ancak açık bir büyüdür” demişlerdi.

Maide Suresi 5:110

Surah Ali-Imran (3. Sure) mucizelerdeki yetkisini daha fazla açıklar

Allah, onu İsrailoğullarına bir Peygamber olarak gönderecek (ve o da onlara şöyle diyecek): “Şüphesiz ben size Rabbinizden bir mucize getirdim. Ben çamurdan kuş şeklinde bir şey yapar, ona üflerim. O da Allah’ın izniyle hemen kuş oluverir. Körü ve alacalıyı iyileştiririm ve Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer mü’minler iseniz bunda sizin için elbette bir ibret vardır.” “Benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için gönderildim ve Rabbiniz tarafından size bir mucize de getirdim. Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”

Al-i İmran Suresi 3:49-50

Körlerin gözleri açıldı, cüzamlılar iyileşti, ölüler dirildi! Bu yüzden Maide Suresi (5:110) İsa Mesih’in (A.S.) net işaretler gösterdiğini, Al-i İmran Suresi (3:49-50) O’nun İşaretinin ‘sizin için’ Rabbinizden olduğunu bildirir. Bu güçlü işaretlerin anlamını göz ardı etmek aptalca olmaz mı?

Daha önce Hz. İsa Mesih’in (A.S.), sadece Mesih’in sahip olabileceği büyük yetkinlikle öğretiş verdiğini görmüştük. Dağdaki Vaaz öğretisini bitirdikten sonra İncil şu olayı anlatır;

İsa dağdan inince büyük bir kalabalık O’nun ardından gitti. Bu sırada cüzamlı bir adam yaklaşıp, “Ya Rab, istersen beni temiz kılabilirsin” diyerek O’nun ayaklarına kapandı.

İsa elini uzatıp adama dokundu, “İsterim, temiz ol!” dedi. Adam anında cüzamdan temizlendi. Sonra İsa adama, “Sakın kimseye bir şey söyleme!” dedi. “Git, kâhine görün ve cüzamdan temizlendiğini herkese kanıtlamak için Musa’nın buyurduğu sunuyu sun.”

Matta 8:1-4

Hz. İsa (A.S.) şimdi de cüzamlı bir adamı iyileştirerek yetkisini gösteriyor. Basitçe ‘Temiz ol’ dedi ve adam hem temizlendi hem de iyileşti. Sözlerinin hem iyileştirme hem de öğretme yetkisi vardı.

Sonrasında İsa (A.S.) bir ‘düşman’ ile karşılaştı. Romalılar, o zamanlar Yahudi topraklarının nefret edilen işgalcileriydi Yahudiler o dönemde Romalıları bugün bazı Filistinlilerin İsraillilere karşı hissettikleri gibi görüyorlardı. En çok nefret edilenler (Yahudiler tarafından) güçlerini sık sık kötüye kullanan Romalı askerlerdi. Daha da kötüsü Romalı subaylardı – bu askerlere komuta eden “yüzbaşılar”. İsa (A.S.) şimdi böylesine nefret edilen bir ‘düşman’ ile karşılaşır;

İsa Mesih (A.S.) ve bir Yüzbaşı

İsa Kefarnahum’a varınca bir yüzbaşı O’na gelip, “Ya Rab” diye yalvardı, “Uşağım felç oldu, evde yatıyor; korkunç acı çekiyor.”

İsa, “Gelip onu iyileştireceğim” dedi.Ama yüzbaşı, “Ya Rab, evime girmene layık değilim” dedi, “Yeter ki bir söz söyle, uşağım iyileşir. Ben de buyruk altında bir adamım, benim de buyruğumda askerlerim var. Birine, ‘Git’ derim, gider; ötekine, ‘Gel’ derim, gelir; köleme, ‘Şunu yap’ derim, yapar.”İsa, duyduğu bu sözlere hayran kaldı. Ardından gelenlere, “Size doğrusunu söyleyeyim” dedi, “Ben İsrail’de böyle imanı olan birini görmedim. Size şunu söyleyeyim, doğudan ve batıdan birçok insan gelecek, Göklerin Egemenliği’nde İbrahim’le, İshak’la ve Yakup’la birlikte sofraya oturacaklar. Ama bu egemenliğin asıl mirasçıları dışarıdaki karanlığa atılacak. Orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacak.” Sonra İsa yüzbaşıya, “Git, inandığın gibi olsun” dedi.

Ve uşak o anda iyileşti.

Matta 8:5-13

Mesih’in sözleri öyle bir yetkinliğe sahipti ki, sadece emri verirdi ve uzaktan gerçekleşirdi! Ancak İsa’yı (A.S.) hayrete düşüren şey, yalnızca bu pagan ‘düşmanın’ Sözünün gücünü tanıyacak imana sahip olmasıydı – Mesih’in Söyleme yetkisi vardı ve O söyledikçe Gerçekleşecekti. İsa’nın (AS) sözlerine göre, inançsız olmasını beklediğimiz adam (çünkü ‘yanlış’ halktan ve ‘yanlış’ dindendi), ‘doğru’ dinden olanlar ve ‘doğru’ insanlar bile buna sahip değilken, bir gün İbrahim ve diğer salih insanlar ile cennet şölenine katılacaktı. İsa (A.S.) bunun bize cenneti garanti eden din veya miras olmadığı konusunda uyarıyor

İsa bir sinagog liderinin ölü kızını diriltiyor

Bu, İsa Mesih’in (A.S.) Yahudi liderleri iyileştirmediği anlamına gelmez. Aslında en güçlü mucizelerinden biri, bir sinagog liderinin ölü kızını diriltmesiydi. İncil bu olayı şöyle anlatır;

Karşı yakaya dönen İsa’yı halk karşıladı. Çünkü herkes O’nu bekliyordu. O sırada, havra yöneticisi olan Yair adında bir adam gelip İsa’nın ayaklarına kapandı, evine gelmesi için yalvardı. Çünkü on iki yaşlarındaki biricik kızı ölmek üzereydi.

İsa oraya giderken kalabalık O’nu her yandan sıkıştırıyordu. On iki yıldır kanaması olan bir kadın da oradaydı. Varını yoğunu hekimlere harcamıştı; ama hiçbiri onu iyileştirememişti. İsa’nın arkasından yetişip giysisinin eteğine dokundu ve o anda kanaması kesildi.

İsa, “Bana kim dokundu?” dedi.

Herkes inkâr ederken Petrus, “Efendimiz, kalabalık seni çepeçevre sarmış sıkıştırıyor” dedi.

Ama İsa, “Birisi bana dokundu” dedi. “İçimden bir gücün akıp gittiğini hissettim.”

Yaptığını gizleyemeyeceğini anlayan kadın titreyerek geldi, İsa’nın ayaklarına kapandı. Bütün halkın önünde, O’na neden dokunduğunu ve o anda nasıl iyileştiğini anlattı. İsa ona, “Kızım” dedi, “İmanın seni kurtardı. Esenlikle git.”

İsa daha konuşurken havra yöneticisinin evinden biri geldi. Yöneticiye, “Kızın öldü” dedi, “Artık öğretmeni rahatsız etme.”

İsa bunu duyunca havra yöneticisine şöyle dedi: “Korkma, yalnız iman et, kızın kurtulacak.”

İsa adamın evine gelince Petrus, Yuhanna, Yakup ve kızın annesi babası dışında hiç kimsenin kendisiyle birlikte içeri girmesine izin vermedi. Herkes kız için ağlıyor, dövünüyordu. İsa, “Ağlamayın” dedi, “Kız ölmedi, uyuyor.”

Kızın öldüğünü bildikleri için İsa’yla alay ettiler. O ise kızın elini tutarak, “Kızım, kalk!” diye seslendi. Ruhu yeniden bedenine dönen kız hemen ayağa kalktı. İsa, kıza yemek verilmesini buyurdu. Kızın annesiyle babası şaşkınlık içindeydi. İsa, olanları hiç kimseye anlatmamaları için onları uyardı.

Luka 8:40-56

Bir kez daha, sadece bir Emir Sözü ile, İsa genç bir kızı ölümden diriltti. İsa Mesih’i (A.S.) insanları iyileştirmek için mucizeler yapmaktan alıkoyan şey din ya da dinsizlik, Yahudi olması ya da olmaması değildir. İnanç bulduğu her yerde, cinsiyetleri, ırkları veya dinleri ne olursa olsun, iyileştirme yetkisini kullanırdı.

İsa Mesih (A.S.) arkadaşları dahil olmak üzere birçok kişiyi iyileştirir

İncil ayrıca, İsa’nın (A.S.), daha sonra 12 öğrencisi (arkadaşları) arasında baş konuşmacı olacak olan Petrus’un evine gittiğini kaydeder. Oraya vardığında bir ihtiyaç görür ve hizmet eder. Yazıldığı gibi:

İsa Petrus’un evine geldiğinde onun kaynanasının ateşler içinde yattığını gördü. Eline dokununca kadının ateşi düştü. Kadın kalkıp İsa’ya hizmet etmeye başladı.

Akşam olunca birçok cinliyi kendisine getirdiler. İsa onlardaki kötü ruhları tek sözle kovdu, hastaların hepsini iyileştirdi. Bu, Peygamber Yeşaya aracılığıyla bildirilen şu söz yerine gelsin diye oldu:

“Zayıflıklarımızı O kaldırdı,Hastalıklarımızı O üstlendi.”

Matta 8:14-17

İnsanlardan basitçe ‘tek bir sözle’ kovduğu kötü ruhlar üzerinde yetkisi vardı. İncil daha sonra bize Zebur’un mucizevi şifaların Mesih’in gelişinin bir işareti olacağını öngördüğünü hatırlatır. Hatta Yeşaya peygamber (A.S.) gelecek Mesih adına başka bir bölümde de şu kehanette bulunmuştur:

Egemen RAB’bin Ruhu üzerimdedir.

Çünkü O beni yoksullara müjde iletmek için meshetti.

Yüreği ezik olanların yaralarını sarmak için,

Tutsaklara serbest bırakılacaklarını,

Zindanlarda bulunanlara kurtulacaklarını,

RAB’bin lütuf yılını,

Tanrımız’ın öç alacağı günü ilan etmek,

Yas tutanların hepsini avutmak,

Siyon’da yas tutanlara yardım sağlamak

–Kül yerine çelenk,

Yas yerine sevinç yağı,

Çaresizlik ruhu yerine

Onlara övgü giysisini vermek– için

RAB beni gönderdi.

Öyle ki, RAB’bin görkemini yansıtmak için,

Onlara “RAB’bin diktiği doğruluk ağaçları” densin.

Yeşaya 61:1-3

Yeşaya Peygamber, Mesih’in fakirlere ‘iyi haber’ (= ‘Müjde’ = ‘İncil’) getireceğini, insanları rahat ve özgür kılacağını öngörmüştü (MÖ 750). Öğretmek, hastaları iyileştirmek ve ölüleri diriltmek, Hz. İsa’nın bu kehaneti yerine getirmesinin yollarıdır. Ve tüm bunları insanlara, hastalığa, kötü ruhlara ve hatta ölüme bile bir yetkinlik Sözü söyleyerek yaptı. Bu nedenle Al-i İmran Suresi ondan şöyle bahseder;

Hani melekler şöyle demişti: “Ey Meryem! Allah, seni kendi tarafından bir kelime ile müjdeliyor ki, adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada da, ahirette de itibarlı ve Allah’a çok yakın olanlardandır.”

Al-i İmran Suresi 3:45

Ve İncil, İsa (A.S.) için de aynı şekilde şöyle der;

… Tanrı’nın Sözü adıyla anılır.  

Vahiy 19: 13

İsa peygamber (A.S.), Mesih olarak o kadar konuşma yetkisine sahipti ki, kendisine “Tanrı’dan gelen Söz” ve “Tanrı Sözü” de deniyordu. Kutsal Kitaplarda adı bu olduğundan, öğretilerine saygı duymak ve itaat etmek akıllıca olur. Bir sonraki bölümde, Doğanın O’nun Sözüne nasıl itaat ettiğine bakacağız.

Neden İncil’de dört Müjde vardır?

Bazen bana neden tek bir İncil varsa o halde neden İncil’de her biri farklı bir yazar tarafından yazılmış dört İncil kitabı var diye soruluyor? Bu onları Allah’tan değil de yanılabilir (ve çelişkili) insan kökenli yapmaz mı?

Kutsal Kitap bu konuda şöyle söyler:

“Kutsal Yazılar’ın tümü Tanrı esinlemesidir ve öğretmek, azarlamak, yola getirmek, doğruluk konusunda eğitmek için yararlıdır. Bunlar sayesinde Tanrı adamı her iyi iş için donatılmış olarak yetkin olur.”

2.Timoteos 3:16-17

Dolayısıyla Kutsal Kitap, bu insan yazarlara ilham verdiğinden beri, Tanrı’nın son yazar olduğunu iddia ediyor. Ve bu noktada, Kuran’ın İncil hakkında söylediklerine dair gönderide gördüğümüz gibi, Kuran tam bir uyum içindedir.

Fakat İncil’deki dört Müjde kitabını nasıl anlayabiliriz?  Kuran’da genellikle bir olayı anlatan birkaç bölüm vardır ve birlikte ele alındığında bu olayın daha eksiksiz bir resmini anlamamıza izin verir. Örneğin Adem’in İşaret’inde baktığımız ayetlerde Cennetteki Adem’i anlamamız için 7. Sure 19-26 (A’raf) kullanılmıştı. Ama aynı zamanda 20. Sure (Taha) 121-123’de kullanılmıştı. Ve bu 2. pasaj, “baştan çıkarıldığını” açıklayarak Adem hakkında fazladan bir anlayış kazanmamızı sağladı, ki A’raf bunu içermez. Birlikte ele alındığında, bize olanların daha eksiksiz bir resmini verdiler. Niyet buydu – pasajların birbirini tamamlaması.

Aynı şekilde, İncil’deki dört İncil kitabı her zaman ve yalnızca bir İncil olmuştur. Birlikte ele alındığında İsa Mesih (A.S.) peygamberin İncil’i hakkında daha kapsamlı bir anlayış verirler. Dört kitabın her biri, diğer üçünde bulunmayan bazı materyallere sahiptir. Bu nedenle, birlikte ele alındıklarında, İncil’in daha eksiksiz bir resmini sunarlar.

Bu nedenle, İncil’in içeriği hakkında konuşulduğunda her zaman tekildir, çünkü sadece bir İncil vardır. Örneğin, burada Yeni Antlaşma’da tek bir müjdenin olduğunu görüyoruz.

“Kardeşlerim, yaydığım Müjde’nin insandan kaynaklanmadığını bilmenizi istiyorum. Çünkü ben onu insandan almadım, kimseden de öğrenmedim. Bunu bana İsa Mesih vahiy yoluyla açıkladı.  Yahudi dinine bağlı olduğum zaman nasıl bir yaşam sürdüğümü duydunuz. Tanrı’nın kilisesine alabildiğine zulmediyor, onu kırıp geçiriyordum.”

Galatyalılar 1:11-13

İncil ayrıca Kur’an-ı Kerim’de tekil olarak yazılmıştır (Kur’an’da ‘Müjde’ desenine bakınız –   Ama tanıklardan veya müjdenin kitaplarından bahsettiğimizde dört tane vardır. Hatta Tevrat’ta bir konuya sadece bir tanığın ifadesiyle karar verilemezdi. Musa Kanunu, belirli bir olay veya ilgi konusu mesaj hakkında tanıklık etmek için en az ‘iki veya üç tanık’ (Yasa’nın Tekrarı 19:15 -) gerektiriyordu. Dört tanık ifadesi sunarak, İncil, Kanunun asgari gerekliliklerinin üzerindedir.

Mesih Yetkinlikle Öğreterek Açıklanıyor

Alak Suresi (96. Sure) Allah’ın bize daha önce bilmediğimiz yeni şeyler öğrettiğini söyler.

“Oku! İnsana bilmediklerini belleten, kalemle (yazmayı) öğreten Rabbin, en büyük kerem sahibidir.” 

Alak Suresi 96:4-5

Rum Suresi (30. Sure) Allah’ın gerçek ibadetinden nerede yanıldığımızı anlayabilmemiz için Allah’ın bunu Peygamberlere mesajlar vererek yaptığını açıklamaktadır.

“Yoksa biz kendilerine bir delil mi indirdik de o, Allah’a ortak koşmaları konusunda (isabetli olduklarını) söylüyor?”

Rum Suresi 30:35

Bu peygamberlerin, düşüncelerimizde, konuşmamızda veya davranışlarımızda Tanrı’yla yanlış ilişkimizin nerede olduğunu bize açıklama yetkisi vardır. Peygamber İsa Mesih A.S. böyle bir öğretmendi ve içimizdeki herhangi bir hatadan dönelim diye içsel düşüncelerimizi bile açığa çıkarma konusunda eşsiz bir yetkiye sahipti. Burada buna bakacağız. Sonra şifa mucizeleriyle verilen yetkisinin işaretine bakacağız.

İsa Mesih (A.S.) şeytan tarafından ayartıldıktan sonra, peygamberlik hizmetine öğretişler vererek başladı. İncil’de kayıtlı olan en uzun öğretisinin adı Dağdaki Vaazdır. Dağdaki Vaaz bölümünün tamamını buradan okuyabilirsiniz. Aşağıda önemli noktaları veriyoruz ve ardından İsa Mesih’in öğretisiyle Musa Peygamber’in Tevrat’ta öngördükleriyle bağlantı kuruyoruz.

İsa Mesih (A.S.) aşağıdaki öğretiyi verdi:

“Atalarımıza, ‘Adam öldürmeyeceksin. Öldüren yargılanacak’ dendiğini duydunuz. Ama ben size diyorum ki, kardeşine öfkelenen herkes yargılanacaktır. Kim kardeşine aşağılayıcı bir söz söylerse, Yüksek Kurul’da yargılanacaktır. Kim kardeşine ahmak derse, cehennem ateşini hak edecektir. Bu yüzden, sunakta adak sunarken kardeşinin sana karşı bir şikâyeti olduğunu anımsarsan, adağını orada, sunağın önünde bırak, git önce kardeşinle barış; sonra gelip adağını sun. Senden davacı olanla daha yoldayken çabucak anlaş. Yoksa o seni yargıca, yargıç da gardiyana teslim edebilir; sonunda da hapse atılabilirsin. Sana doğrusunu söyleyeyim, borcunun son kuruşunu ödemeden oradan asla çıkamazsın.”

“ ‘Zina etmeyeceksin’ dendiğini duydunuz. Ama ben size diyorum ki, bir kadına şehvetle bakan her adam, yüreğinde o kadınla zina etmiş olur. Eğer sağ gözün günah işlemene neden olursa, onu çıkar at. Çünkü vücudunun bir üyesinin yok olması, bütün vücudunun cehenneme atılmasından iyidir. Eğer sağ elin günah işlemene neden olursa, onu kes at. Çünkü vücudunun bir üyesinin yok olması, bütün vücudunun cehenneme gitmesinden iyidir.

“ ‘Kim karısını boşarsa ona boşanma belgesi versin’ denmiştir. Ama ben size diyorum ki, karısını fuhuş dışında bir nedenle boşayan onu zinaya itmiş olur. Boşanmış bir kadınla evlenen de zina etmiş olur.”

“Yine atalarımıza, ‘Yalan yere ant içmeyeceksin, ama Rab’bin önünde içtiğin antları yerine getireceksin’ dendiğini duydunuz. Oysa ben size diyorum ki, hiç ant içmeyin: Ne gök üzerine, çünkü orası Tanrı’nın tahtıdır; ne yer üzerine, çünkü orası O’nun ayak taburesidir; ne de Yeruşalim üzerine, çünkü orası Büyük Kral’ın kentidir. Başınızın üzerine de ant içmeyin. Çünkü saçınızın tek telini ak ya da kara edemezsiniz. ‘Evet’iniz evet, ‘hayır’ınız hayır olsun. Bundan fazlası Şeytan’dandır.”

“ ‘Göze göz, dişe diş’ dendiğini duydunuz. Ama ben size diyorum ki, kötüye karşı direnmeyin. Sağ yanağınıza bir tokat atana öbür yanağınızı da çevirin. Size karşı davacı olup mintanınızı almak isteyene abanızı da verin. Sizi bin adım yol yürümeye zorlayanla iki bin adım yürüyün. Sizden bir şey dileyene verin, sizden ödünç isteyeni geri çevirmeyin.”

“ ‘Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin’ dendiğini duydunuz. Ama ben size diyorum ki, düşmanlarınızı sevin, size zulmedenler için dua edin. Öyle ki, göklerdeki Babanız’ın oğulları olasınız. Çünkü O, güneşini hem kötülerin hem iyilerin üzerine doğdurur; yağmurunu hem doğruların hem eğrilerin üzerine yağdırır. Eğer yalnız sizi sevenleri severseniz, ne ödülünüz olur? Vergi görevlileri de öyle yapmıyor mu? Yalnız kardeşlerinize selam verirseniz, fazladan ne yapmış olursunuz? Putperestler de öyle yapmıyor mu? Bu nedenle, göksel Babanız yetkin olduğu gibi, siz de yetkin olun.”

Matta 5:21-48

Mesih ve Dağdaki Vaaz

İsa Mesih (A.S.) “Ne dendiğini duydunuz… Ama size söylüyorum…” formuyla ders verdi. Bu yapıda önce Tevrat’tan alıntılar yapar ve ardından emrin kapsamını güdüler, düşünceler ve sözlere doğru genişletir. İsa Mesih, Hz. Musa (A.S.) aracılığıyla verilen katı emirleri alarak öğretti ve onları daha da zorlaştırdı!

Ama aynı zamanda dikkate değer olan, Tevrat’ın emirlerini genişletme biçimidir. Bunu kendi yetkisine dayanarak yapıyor. Basitçe “Ama size söylüyorum …” diyor ve bununla birlikte komutun kapsamını genişletiyor. Bu, onun öğretisiyle ilgili benzersiz olan bir şeydi. İncil’in bu vaazı bitirdiğinde belirttiği gibi;

“İsa konuşmasını bitirince, halk O’nun öğretişine şaşıp kaldı. Çünkü onlara kendi din bilginleri gibi değil, yetkili biri gibi öğretiyordu.”

Matta 7:28-29

Nitekim İsa Mesih (A.S.) büyük yetkiye sahip biri olarak öğretmiştir. Çoğu peygamber sadece Allah’tan bir mesaj ileten peygamberlerdi, ama burada durum farklıydı. İsa Mesih bunu neden yapabildi? Burada gördüğümüz ‘Mesih’,gelecek olanın için Zebur’da verilen bir unvandı ve büyük bir yetkiye sahipti. İlk olarak “Mesih” unvanının verildiği Zebur’daki 2. Mezmur, Allah’ın Mesih ile konuşmasını şu şekilde anlatıyor:

“Dile benden, miras olarak sana ulusları,

Mülk olarak yeryüzünün dört bucağını vereyim.”

Mezmur 2:8

 Mesih’e uluslar üzerinde, dünyanın sonuna kadar bile yetki verildi. Böylece İsa, Mesih olarak öğretme yetkisine sahip oldu.

Peygamber ve Dağdaki Vaaz

Aslında burada gördüğümüz gibi, Musa peygamber (A.S.) Tevrat’ta öğrettiği şekilde dikkat çekecek olan ‘Peygamber’in gelişini önceden haber vermişti. Musa şöyle yazmıştı;

‘Onlara kardeşleri arasından senin gibi bir peygamber çıkaracağım. Sözlerimi onun ağzından işiteceksiniz. Kendisine buyurduklarımın tümünü onlara bildirecek. Adıma konuşan peygamberin ilettiği sözleri dinlemeyeni ben cezalandıracağım.

Yasa’nın Tekrarı 18:18-19

İsa, bu şekilde öğreterek, Mesih olarak yetkisini kullanıyor ve Hz. Musa’nın gelecek olan Peygamber büyük bir otorite ile öğretecek kehanetini yerine getiriyordu. O HEM Mesih’ti HEM DE Peygamberdi.

Sen & ben ve Dağdaki Vaaz

Nasıl itaat etmemiz gerektiğini görmek için Dağdaki Vaaz’ı dikkatlice incelediyseniz, muhtemelen kafanız karışmıştır. Kalplerimize ve güdülerimize hitap eden bu tür emirleri biri nasıl yerine getirebilir? İsa Mesih’in bu Vaaz ile niyeti neydi? Cevabı İsa’nın sonuç cümlesinden görebiliriz.

“Bu nedenle, göksel Babanız yetkin olduğu gibi, siz de yetkin olun.”

Matta 5:48

Bunun bir öneri değil, bir komut olduğuna dikkat edin. Onun şartı mükemmel olmamız! Neden? Çünkü Tanrı mükemmeldir ve eğer biz O’nunla cennette olacaksak mükemmelden daha azı yeterli olmayacaktır. Sıklıkla, belki de sadece kötü işler yerine iyi işlerin yeterli olacağını düşünüyoruz. Ama durum böyle olsaydı ve Allah cennetine girmemize izin verseydi, cennetin mükemmelliğini yok eder ve onu bu dünyada sahip olduğumuz karmaşaya çevirirdik. Bugün burada hayatımızı mahveden şehvetimiz, açgözlülüğümüz, öfkemiz… Eğer o şehvet, açgözlülük ve öfke ile Cennet’e gitseydik, o zaman Cennet hızla bu dünya gibi – kendi yaptığımız sorunlarla dolu olurdu.

Aslında İsa Mesih’in öğretilerinin çoğu, dışarıya yönelik bir törenden çok, kalplerimizin içine odaklanır. Başka bir öğretide, kalbimize içsel olarak nasıl odaklandığını düşünün.

İsa şöyle devam etti: “İnsanı kirleten, insanın içinden çıkandır. Çünkü kötü düşünceler, fuhuş, hırsızlık, cinayet, zina, açgözlülük, kötülük, hile, sefahat, kıskançlık, iftira, kibir ve akılsızlık içten, insanın yüreğinden kaynaklanır. Bu kötülüklerin hepsi içten kaynaklanır ve insanı kirletir.”

Markos 7:20-23

Bu yüzden içimizdeki saflık çok önemlidir ve gerekli standart mükemmelliktir. Allah, kusursuz cennetine ancak mükemmel olanı sokar. Ancak teoride kulağa hoş gelse de, büyük bir sorunu ortaya çıkarmaktadır: Eğer mükemmel değilsek bu Cennete nasıl gireceğiz? Yeterince mükemmel olmamızın mutlak imkansızlığı, umutsuzluğa kapılmamıza neden olabilir.

Ama istediği de bu! Yeterince iyi olma konusunda umutsuzluğa kapıldığımızda, kendi erdemlerimize güvenmeyi bıraktığımızda, o zaman “ruhen yoksul” oluruz. İsa Mesih, bu Vaazın başlangıcında şunları söyledi:

“Ne mutlu ruhta yoksul olanlara!

Çünkü Göklerin Egemenliği onlarındır.

Matta 5:3

Bizim için bilgeliğin başlangıcı, bu öğretileri bizim için geçerli olmadıklarını düşünerek göz ardı etmemektir. Geçerlidir! Standart “mükemmel olmak” tır. Bu standardın içimize girmesine izin verdiğimizde ve bunu yapamayacağımızı anladığımızda, Düz Yol’dan gitmeye başlıyoruz. Bu Düz Yol’dan gitmeye başlıyoruz çünkü yetersizliğimizi kabul ederek yardım almayı kabul etmeye, kendi niteliklerimizle yapabileceğimizi düşündüğümüzden daha hazır olabiliriz.

Şeytan tarafından denenen İsa Mesih

Enfal Suresi, şeytanın insanları nasıl ayarttığını gösterir.

“Şeytan onlara işlediklerini güzel gösterdi ve “Bugün insanlardan sizi yenecek kimse yoktur; doğrusu ben de size yardımcıyım” dedi. İki ordu karşılaşınca da, geri dönüp, “Benim sizinle ilgim yok; doğrusu sizin görmediğinizi ben görüyorum ve şüphesiz Allah’tan korkuyorum, Allah’ın azabı şiddetlidir” dedi.”

Enfal Suresi 8:48

Taha Suresi İblis’in Adem’in günahına nasıl sebep olduğunu anlatır.  Şöyle söyler;

Nihayet şeytan ona vesvese verip şöyle dedi: “Ey Âdem! Sana ebedîlik ağacını ve yok olmayan bir saltanatı göstereyim mi?”

Taha Suresi 20:120

Şeytan aynı taktikleri Hz. İsa Mesih’te de denedi.  İncil, Yahya Peygamber ortaya çıktıktan hemen sonra başlayan çekici fısıltılarını anlatıyor.  Hz. Yahya’nın (A.S.)  insanları gelecek olan Mesih’e hazırlamak için geldiğini görmüştük . Güçlü mesajı, herkesin tövbe etmesi gerektiğiydi. İncil, Hz. İsa’nın (A.S.) Yahya (A.S.) tarafından vaftiz edildiğini anlatır. Bu olay, İsa’nın (A.S.) hizmetinin Mesih olarak başladığını ilan etti. Ama başlamadan önce İsa peygamber (A.S.), hepimizin büyük düşmanı tarafından – Şeytan (ya da İblis) – sınanmalı ve baştan çıkarılmalıydı.

İncil, Şeytan’ın İsa’ya (PBUH) sunduğu üç spesifik cazibeyi açıklayarak bu denenmeyi açıklar. Her birine sırayla bakalım. (Şeytan’ın İsa’ya ‘Tanrı’nın Oğlu’ başlığıyla hitap ettiğini fark edeceksiniz. Bunun ne anlama geldiğini anlamak için buraya (here) bakın).

Ekmek denenmesi

Bundan sonra İsa, İblis tarafından denenmek üzere Ruh aracılığıyla çöle götürüldü. 2İsa kırk gün kırk gece oruç tuttuktan sonra acıktı. O zaman Ayartıcı yaklaşıp, “Tanrı’nın Oğlu’ysan, söyle şu taşlar ekmek olsun” dedi. İsa ona şu karşılığı verdi: “ ‘İnsan yalnız ekmekle yaşamaz, Tanrı’nın ağzından çıkan her sözle yaşar’ diye yazılmıştır.”  

Matta 4:1-4

Burada, şeytanın Adem ve Havva’yı Cennet’te ayartmasıyla bir paralel görüyoruz. O ayartmada yasak olan meyve “…yemek için iyiydi…” ve ayartıcı olmasının tek sebebi buydu. Bu durumda, İsa (A.S.) çok uzun zamandır oruçluydu (ve bu orucun sonu veya iftarı yoktu). Bu nedenle ekmek düşüncesi çok ayartıcıydı. Ancak bu ayartının sonucu Ademinkinden farklıydı çünkü Hz. İsa Mesih (A.S.) ayartıya karşı gelirken, Adem karşı gelmedi.

Peki bu 40 gün boyunca neden yemek yemiyordu? İncil bize özel olarak söylemiyor, ancak Zebur gelen Hizmetkarınİsrail Yahudi milletinin temsilcisi olacağını tahmin etmişti. Musa Peygamber (A.S.) yönetimindeki İsrail halkı, çölde sadece gökten yiyecek (mana) yiyerek 40 yıl dolaştı. 40 günlük oruç tutmak ve ruhsal yiyecek olarak Tanrı Sözü üzerine düşünmek, vaat edilen Hizmetkar olarak, çölde o zamanın sembolik bir yeniden canlandırılmasıydı.

Tanrı’yı denemek için ayartı.

İkinci ayartı aynı derecede zordu. İncil şöyle der;

Sonra İblis O’nu kutsal kente götürdü. Tapınağın tepesine çıkarıp, “Tanrı’nın Oğlu’ysan, kendini aşağı at” dedi,

“Çünkü şöyle yazılmıştır:

‘Tanrı, senin için meleklerine buyruk verecek.’

‘Ayağın bir taşa çarpmasın diye

  Seni elleri üzerinde taşıyacaklar.’ ”

İsa İblis’e şu karşılığı verdi: “ ‘Tanrın Rab’bi denemeyeceksin’ diye de yazılmıştır.”

Matta 4:5-7

Burada Şeytan, İsa’yı (A.S.) kışkırtmak için Zebur’dan alıntılar yapıyor. Bu nedenle, Allah’a muhalefetinde kutsal yazıları incelediği ve O’na karşı çıkmanın yollarını bulmaya çalıştığı açıktır. Kitapları çok iyi biliyor ve onları bükme konusunda uzmandır.

Şeytan’ın sadece küçük bir kısmını alıntıladığı Zebur pasajının tamamını yeniden yazıyorum. (Alıntı yaptığı kısmın altını çizdim).

Başına kötülük gelmeyecek,

Çadırına felaket yaklaşmayacak.

Çünkü Tanrı meleklerine buyruk verecek,

Gideceğin her yerde seni korusunlar diye.

Elleri üzerinde taşıyacaklar seni,

Ayağın bir taşa çarpmasın diye.

Aslanın, kobranın üzerine basıp geçeceksin,

Genç aslanı, yılanı çiğneyeceksin.

“Beni sevdiği için

Onu kurtaracağım” diyor RAB,

“Beni iyi tanıdığı için

Ona kale olacağım.

Mezmur 91:10-14

Burada, Zebur’da Şeytan’ın Mesih’e atıfta bulunduğuna inandığı ‘o’ kişisi ile ilgili olduğunu görebilirsiniz. Fakat bu bölüm doğrudan ‘Mesih’ demiyor, öyleyse Şeytan bunu nasıl biliyordu?

Aslanın” ve “kobranın” üzerine basıp geçeceğine dikkat etmişsinizdir (13. ayet – kırmızı ile belirtilmiş). “Aslan”, Yakup peygamberin Tevrat’ta peygamberlik ettiğinden beri İsrailoğullarının Yahuda kabilesine bir göndermedir:

“Yahuda, kardeşlerin seni övecek,

Düşmanlarının ensesinde olacak elin.

Kardeşlerin önünde eğilecek.

Yahuda bir aslan yavrusudur.

Oğlum benim! Avından dönüp yere çömelir,

Aslan gibi, dişi bir aslan gibi yatarsın.

Kim onu uyandırmaya cesaret edebilir?

Sahibi gelene kadar

Krallık asası Yahuda’nın elinden çıkmayacak,

Yönetim hep onun soyunda kalacak,

Uluslar onun sözünü dinleyecek.

Yaratılış 49:8-1

Yakup (asm) bir peygamber olarak uzun zaman önce Tevrat’ta (yani MÖ 1700 civarında) Yahuda kabilesinin ‘o’nun gelip’ o’nun yöneteceği bir aslan gibi olduğunu belirtmişti. Zebur bu kehanete devam etti. Zebur, “aslanı” çiğneyeceğini ilan ederek, “o” nun Yahuda hükümdarı olacağını söyledi.

Şeytan’ın sözünü ettiği Zebur pasajı da “onun” “yılanı çiğneyeceğini” belirtiyordu. Bu, Allah’ın Adem’in işaretinde ‘kadının soyunun’ yılanı ezeceğine dair verdiği İlk Söz’e doğrudan bir göndermedir. İşte yine bu İlk Sözdeki karakterleri ve eylemleri açıklayan şema:

Rab Tanrı yılana şöyle dedi…

Seninle kadını, onun soyuyla senin soyunu

Birbirinize düşman edeceğim.

Onun soyu senin başını ezecek,

Sen onun topuğuna saldıracaksın.”

Yaratılış 3:15
http://al-injil.net/wp-content/uploads/2012/11/the-offspring-diagram.jpg

Bu vaat öncelikle Adem’in İşaretinde verilmişti ama o zaman detaylar çok net değildi. Artık, ‘Kadının’ Meryem olması gerektiğini biliyoruz, çünkü o erkeksiz bir çocuğu olan tek kişiydi – o bir bakireydi. Ve bu nedenle onun soyu, vaat edilen ‘o’ kişinin İsa Mesih (A.S.) olduğumuzu biliyoruz. Bu diyagramda görebileceğiniz gibi, eski vaat İsa Mesih’in (‘o’) yılanı ezeceğini söylemişti. Şeytan’ın alıntıladığı Zebur’daki kehanet aşağıdakini söylediği zaman tekrarlamıştı.

“aslanın, kobranın üzerine basıp geçeceksin.”

13. ayet

Şeytan, Zebur’dan alıntı yaptı, bu da Tevrat’tan gelen bu iki kehanete itaati emredecek ve Şeytan’ı (yılanı) ezecek bir ‘kişinin’ gelmekte olduğuna atıfta bulundu. Şeytan, Zebur’da aktardığı ayetlerin ‘Mesih’ dememelerine rağmen Mesih’e atıfta bulunduğunu biliyordu. Şeytanın ayartısı, bunu yanlış yoldan yerine getirmeye çalışmaktı. Zebur ve Tevrat’tan gelen bu kehanetler, İsa’nın (A.S.) kendisine dikkat çekmek için tapınaktan atlamasıyla değil, Allah’ın Tevrat ve Zebur’da bildirdiği planı sapmadan takip ederek gerçekleşecekti.

Tapınma ayartısı

Şeytan daha sonra sahip olduğu her şeyle İsa’yı baştan çıkardı – dünyanın tüm krallıkları. İncil şöyle der:

İblis bu kez İsa’yı çok yüksek bir dağa çıkardı. O’na bütün görkemiyle dünya ülkelerini göstererek, “Yere kapanıp bana taparsan, bütün bunları sana vereceğim” dedi.

 İsa ona şöyle karşılık verdi: “Çekil git, Şeytan! ‘Tanrın Rab’be tapacak, yalnız O’na kulluk edeceksin’ diye yazılmıştır.”

Bunun üzerine İblis İsa’yı bırakıp gitti. Melekler gelip İsa’ya hizmet ettiler.

Matta 4:8-11

Mesih’ yönetmek için ‘meshedilmiş’ demektir bu nedenle Mesih’in yönetme hakkı vardı. Şeytan, haklı olarak kendisine ait olanla İsa’yı (A.S.) ayarttı, ancak Şeytan onu kendi yönetimine yanlış bir kısa yoldan getirmeye çalıştı ve İsa’yı (A.S.) onu elde etmek için ona tapınmaya davet etti – ki bu şirktir. İsa (bir kez daha) Tevrat’tan alıntı yaparak Şeytan’ın cazibesine direndi. İsa Mesih (A.S.) Tevrat’ı çok önemli bir kitap olarak görüyordü, çok iyi biliyordu ve ona güveniyordu.

İsa – bizi anlayan biri

İsa’nın (A.S.) denenme zamanı bizim için çok önemlidir. İncil İsa hakkında şöyle der:

Çünkü kendisi denenip acı çektiği için denenenlere yardım edebilir.

İbraniler 2:18

Ve

Çünkü başkâhinimiz zayıflıklarımızda bize yakınlık duyamayan biri değildir; tersine, her alanda bizim gibi denenmiş, ama günah işlememiştir. Onun için Tanrı’nın lütuf tahtına cesaretle yaklaşalım; öyle ki, yardım gereksindiğimizde merhamet görelim ve lütuf bulalım.

İbraniler 4:15-16

İsrailliler’in bağışlanması için Harun’un Baş Kahin olarak sunular getirdiğini hatırlayın. Şimdi İsa (A.S.), benzer bir şekilde, bize sempati duyan ve bizi anlayan bir Baş Kahin olarak kabul edilir – hatta ayartılmalarımızda bize yardım eder, çünkü kendisi de ayartılmıştır – ama yine de günahsızdır. Ve böylece Baş Kahinimiz İsa (A.S.) ile Allah’ın önünde güven duyabiliriz çünkü o en zor ayartmalara maruz kaldı ama asla teslim olmadı ve günah işlemedi. O bizi anlayan ve kendi günahlarımız konusunda bize yardım edebilecek biridir. Peki O’na izin verecek miyiz?

Yahya Peygamber (A.S.) Yolu Hazırlıyor

Enam Suresi (6. Sure) bize ‘tövbe’ etmemiz gerektiğini söyler. 

Ayetlerimize inananlar sana gelince: “Size selam olsun” de. Rabbiniz, sizden kim bilmeyerek fenalık işler de arkasından tövbe eder ve nefsini düzeltirse, ona rahmet etmeyi kendi üzerine almıştır. O, bağışlar ve merhamet eder.

Enam Suresi 6:54

Tövbe ne demektir?  Hud Suresindeki (11. Sure) birkaç ayet şöyle söyler;

“Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin ki, üzerinize bol bol yağmur göndersin ve gücünüze güç katsın. Günahkârlar olarak yüz çevirmeyin.”

Hud Suresi 11:52

Semûd kavmine de kardeşleri Salih’i peygamber gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir ilâhınız yok. O, sizi yeryüzünden (topraktan) yarattı ve sizi oranın imarında görevli (ve buna donanımlı) kıldı.[276] Öyle ise O’ndan bağışlanma dileyin; sonra da O’na tövbe edin. Şüphesiz Rabbim yakındır ve dualara cevap verendir.  

Hud Suresi 11:61

“Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin. Şüphesiz Rabbim çok merhametlidir, çok sevendir.”  

Hud Suresi 11:90

Tövbe, Allah’a itirafla ‘dönmektir’. Yahya peygamberin (A.S.), burada bakacağımız, İncil’de tövbe hakkında söyleyecek çok şeyi vardı.

Zebur’un, birinin ‘yolu hazırlamaya’ geleceğini kehanet eden Malaki Peygamber (A.S.) tarafından tamamlandığını gördük (Malaki 3: 1). Sonra, İncil’in, Yahya peygamberin (A.S.) ve Mesih’in (bir bakireden) doğumlarının Cebrail tarafından duyurulmasıyla açıldığını gördük.

İlyas’ın ruhu ve gücüyle dolu olan – Yahya Peygamber (A.S.)

İncil, Yahya’nın (Vaftizci Yahya olarak da bilinir – A.S.) doğumundan sonra şunu bildirir:

“Çocuk büyüyor, ruhsal yönden güçleniyordu. İsrail halkına görüneceği güne dek ıssız yerlerde yaşadı.”

Luka 1:80

Vahşi doğada yalnızlık içinde yaşarken İncil şunu kaydeder:

Yahya’nın deve tüyünden giysisi, belinde deri kuşağı vardı. Yediği, çekirge ve yaban balıydı.

Matta3:4

Yahya’nın (A.S.) güçlü ruhu, salaş bir şekilde giyinmesine ve vahşi doğadan vahşi yiyecekler yemesine neden oldu. Ama bu sadece ruhundan dolayı değildi, aynı zamanda önemli bir işaretti. Zebur’un kapanışında geleceği vaat edilen Hazırlayıcının “İlyas ruhu” ile geleceğini görmüştük. İlyas, aynı zamanda çölde yaşamış ve yemiş olan, Zebur’un ilk peygamberlerinden biriydi ve:

“Üzerinde tüylü bir giysi, belinde deri bir kuşak vardı”

2. Krallar 1:8

Bu yüzden Yahya (A.S.) bu şekilde yaşayıp giyindiği zaman, İlyas’ın Ruhu’nda geleceği kehanet edilen Hazırlayıcı’nın kendisi olduğuna işaret etmekteydi. Elbisesi, çölde yaşayıp yemesi, Allah’ın önceden bildirdiği plana göre geldiğini gösteren alametlerdi.

İncil – tarihe sıkıca yerleşti

Daha sonra İncil şöyle der:

“Sezar Tiberius’un egemenliğinin on beşinci yılıydı. Yahudiye’de Pontius Pilatus valilik yapıyordu. Celile’yi Hirodes, İtureya ve Trahonitis bölgesini Hirodes’in kardeşi Filipus, Avilini’yi Lisanias yönetiyordu. Hanan ile Kayafa başkâhinlik ediyorlardı. Bu sırada Tanrı çölde bulunan Zekeriya oğlu Yahya’ya seslendi.”  

Luka 3:1-2

Bu açıklama, Yahya’nın (A.S.) peygamberlik hizmetini başlatıyor ve tarihte birçok tanınmış hükümdarın yanına koyarak hizmetinin başlangıcına işaret ettiği için çok önemlidir. O zamanın yöneticilerine yapılan bu kapsamlı referansa dikkat edin. Bu, İncil’deki hesapların doğruluğunun çoğunu tarihsel olarak kontrol etmemize olanak tanır. Bunu yaparsanız, Tiberius Caesar, Pontius Pilatus, Hirodes, Philip, Lysanias, Annas ve Caiaphas’ın seküler Roma ve Yahudi tarihçilerden tanınan insanlar olduğunu göreceksiniz. Farklı yöneticilere verilen farklı unvanların bile (örneğin, Pontius Pilatus için “vali”, Hirodes için “yönetici”, vb.) tarihsel olarak doğru ve gerçek olduğu doğrulanmıştır. Bu, tamamen tarihsel bir bakış açısından, bunun güvenilir bir şekilde kaydedildiğine dair bir değerlendirme yapmamızı sağlar. Tiberius Caesar, MS 14’te Roma İmparatorluğu’nun tahtına çıktı. Dolayısıyla bu saltanatının 15. yılı olması Yahya’nın MS 29 yılından itibaren mesajlar aldığı anlamına geliyor.

Yahya’nın Mesajı – İtiraf ve Tövbe Et

Peki mesajı neydi? Yaşam tarzı gibi, mesajı da basit ama doğrudan ve güçlüydü.  Tİncil şöyle der:

 O günlerde Vaftizci Yahya Yahudiye Çölü’nde ortaya çıktı. Şu çağrıyı yapıyordu: “Tövbe edin! Göklerin Egemenliği yaklaşmıştır.”  

Matta 3:1-2

Mesajının bir kısmı, Cennetin Krallığı’nın ‘yakın’ olduğu gerçeğinin ifadesiydi. Zebur’un peygamberlerinin, “Tanrı’nın Krallığının” gelişiyle ilgili çok önceden nasıl kehanetlerde bulunduğunu gördük. Yahya (A.S.) artık “yakın” olduğunu söylüyordu.

Ama insanlar ‘tövbe etmedikçe’ Krallığa hazırlıklı olmayacaklardı. Aslında, ‘tövbe etmezlerse’ bu Krallığı kaçıracaklardı. Tövbe, “fikrinizi değiştirmek; yeniden gözden geçirmek veya farklı düşünmektir.” Ama neyi farklı düşünmeleri gerekiyordu? Halkın Yahya’nın (A.S.) mesajına verdiği iki cevaba bakarak tövbe etmelerini emrettiği şeyin ne olduğunu öğrenebiliriz. Incil, insanların mesajına şu şekilde yanıt verdiğini kaydeder:

“Yeruşalim, bütün Yahudiye ve Şeria yöresinin halkı ona geliyor, günahlarını itiraf ediyor, onun tarafından Şeria Irmağı’nda vaftiz ediliyordu.”

Matta 3:6

Adem’in İşareti olan Kitaplardan ( Books for the Sign of Adam) hatırlayacağınız üzere, Adem ve Havva yasak olan meyveden yemişlerdi ve:

‘Tanrı’dan kaçıp ağaçların arasına gizlendiler’

Yaratılış 3:8

O zamandan beri, günahlarımızı saklama ve onları yapmamışız gibi davranma eğilimi bizim için çok doğaldır. Günahlarımızı itiraf etmek ve tövbe etmek bizim için neredeyse imkansızdır. Bakirenin Oğlunun İşaretinde Davut (A.S.) ve Muhammed (SAV) gibi peygamberlerin günahlarını itiraf ettiklerini görmüştük. Bunu yapmak bizim için çok zordur çünkü bizi suçluluk ve utanç duygusuna maruz bırakır – bundan başka her şeyi yapmayı tercih ederiz. Ancak Yahya’nın (A.S.) vaaz ettiği şey budur, halkın kendilerini Tanrı’nın Krallığına hazırlamak için böyle yapmaları gerekir.

Tövbe etmeyen dini liderlere uyarı

Ve bazıları bunu gerçekten yaptı, ama hepsi günahlarını dürüstçe kabul etmedi ve itiraf etmedi. Incil şöyle der:

Ne var ki, birçok Ferisi’yle Saduki’nin vaftiz olmak için kendisine geldiğini gören Yahya onlara şöyle seslendi: “Ey engerekler soyu! Gelecek gazaptan kaçmak için sizi kim uyardı? Bundan böyle tövbeye yaraşır meyveler verin. Kendi kendinize, ‘Biz İbrahim’in soyundanız’ diye düşünmeyin. Ben size şunu söyleyeyim: Tanrı, İbrahim’e şu taşlardan da çocuk yaratabilir. Balta ağaçların köküne dayanmış bile. İyi meyve vermeyen her ağaç kesilip ateşe atılır. 

Matta 3:7-10

Ferisiler ve Sadukiler Musa’nın Yasasının öğretmenleriydiler. Onlar en dindar olanlardı ve Kanun’un emrettiği tüm ibadetleri yerine getirmek için çok çalışırlardı (dualar, oruç, kurban, vs.). Herkes, bu liderlerin, tüm dinsel öğrenimleri ve çabalarıyla, kesinlikle Allah’ın onayladığı kişiler olduğunu düşünüyordu. Ama Yahya peygamber onlara ‘engerek soyu’ dedi ve yaklaşan ateşin hükmü konusunda onları uyardı! Neden? Çünkü ‘tövbe ile meyve üretmemek’ onların gerçekten tövbe etmediklerini gösteriyordu. Günahlarını itiraf etmemişlerdi, ancak günahlarını gizlemek için dini kuralları kullanıyorlardı. İbrahim peygamberden (A.S.) gelen dinsel mirasları, iyi de olsa, tövbe etmekten çok gurur duymalarına neden olmuştu.

Bize örnek olarak Davut’un itirafı

Dolayısıyla, günahın tövbe ve itirafının hayati önem taşıdığını Yahya’nın uyarılarından görebiliriz. Aslında onsuz Tanrı’nın Krallığına girmeyeceğiz. Ve o uyarılardan o günün Ferisileri ve Sadukileri için günahımızı dinde saklamanın ne kadar kolay ve doğal olduğunu görebiliriz. Peki ya sen ve ben?  Bu, bizler için inatla tövbe etmeyi de reddetmediğimiz konusunda burada bir uyarı olarak kaydedilmiştir. Günahlarımız için bahane uydurmak, günah işlemiyormuşuz gibi davranmak veya onları saklamak yerine, günahıyla karşılaştığı zaman Zebur’da şu itirafta bulunan Davut (A.S.) örneğini takip etmeliyiz:

Ey Tanrı, lütfet bana,

Sevgin uğruna;

Sil isyanlarımı,

Sınırsız merhametin uğruna.

Tümüyle yıka beni suçumdan,

Arıt beni günahımdan.

Çünkü biliyorum isyanlarımı,

Günahım sürekli karşımda.

Sana karşı, yalnız sana karşı günah işledim,

Senin gözünde kötü olanı yaptım.

Bu nedenle, söylediklerinde haklı,

Yargılarında adilsin.

Nitekim suç içinde doğdum ben,

Günah içinde annem bana hamile kaldı.

Madem sen gönülde sadakat istiyorsun,

Bilgelik öğret bana yüreğimin derinliklerinde.

Beni mercanköşkotuyla arıt, paklanayım,

Yıka beni, kardan beyaz olayım.

Neşe, sevinç sesini duyur bana,

Bayram etsin ezdiğin kemikler.

Bakma günahlarıma,

Sil bütün suçlarımı.

Ey Tanrı, temiz bir yürek yarat,

Yeniden kararlı bir ruh var et içimde.

Beni huzurundan atma,

Kutsal Ruhun’u benden alma.

Geri ver bana sağladığın kurtuluş sevincini,

Bana destek ol, istekli bir ruh ver

Mezmur 51:1-12

Tövbenin meyvesi

İtiraf ve pişmanlıkla farklı bir şekilde yaşama beklentisi geldi. Halk Yahya’ya (A.S.) pişmanlıklarının meyvesini nasıl göstermeleri gerektiğini sordular ve İncil bu konuşmayı şöyle kaydediyor:

Halk ona, “Öyleyse biz ne yapalım?” diye sordu.

Yahya onlara, “İki mintanı olan birini mintanı olmayana versin; yiyeceği olan yiyeceği olmayanla paylaşsın” yanıtını verdi.

Bazı vergi görevlileri de vaftiz olmaya gelerek, “Öğretmenimiz, biz ne yapalım?” dediler.

Yahya, “Size buyrulandan çok vergi almayın” dedi.

Bazı askerler de, “Ya biz ne yapalım?” diye sordular.

Luka 3:10-14

Yahya Mesih miydi?

Mesajının gücü nedeniyle birçok kişi onun da Mesih olup olmadığını merak etti. Incil bu konuşmayı şöyle kaydediyor:

Halk umut içinde bekliyordu. Yahya’yla ilgili olarak herkesin aklında, “Acaba Mesih bu mu?” sorusu vardı.Yahya ise hepsine şöyle yanıt verdi: “Ben sizi suyla vaftiz ediyorum, ama benden daha güçlü Olan geliyor. Ben O’nun çarıklarının bağını çözmeye bile layık değilim. O sizi Kutsal Ruh’la ve ateşle vaftiz edecek. Harman yerini temizlemek ve buğdayı toplayıp ambarına yığmak için yabası elinde hazır duruyor. Samanı ise sönmeyen ateşte yakacak.”Yahya başka birçok konuda halka çağrıda bulunuyor, Müjde’yi duyuruyordu.

Luka 3:15-18

Sonuç

Yahya Peygamber (A.S.) insanları Tanrı’nın Krallığına hazır hale getirmek için geldi. Ama onlara daha fazla Yasa vererek değil, onları günahlarından tövbe etmeye ve günahlarını itiraf etmeye çağırarak hazırladı. Aslında bunu yapmak, utanç ve suçumuzu açığa çıkardığı için, daha fazla yönergeye uymaktan daha zordur. Ve günahlarını tövbe edip itiraf edemeyenler de o günün din adamlarıydı. Bunun yerine günahlarını gizlemek için dinlerini kullandılar. Ancak yaptıkları seçim nedeniyle, Mesih’i kabul etmeye ve mesajıyla geldiğinde Tanrı’nın Krallığını anlamaya hazırlıksızdılar. Yahya’nın (A.S.) bu uyarısı bugün de bizi ilgilendiriyor. Günahlarımızdan tövbe etmemizi ve itiraf etmemizi talep ediyor. Yapacak mıyız?