Gelecek Olan Krallık

Kur’an-ı Kerim’deki son Sure olan Nas Suresi (114) şöyle der;  

De ki: Siginirim ben insanlarin Rabbine,Insanlarin hükümdârina

Nas Suresi 114:1-2

Allah, insanlığın Hükümdarı veya Kralıdır. Eğer o bir kralsa o zaman bir krallık olmalıdır. Tanrı’nın Krallığı neye benzer? Kevser Suresi (108) bu konuda bir cevap verir.

“Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik. Öyleyse Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. Asıl sonu kesik olan, senin düşmanındır.”

Kevser Suresi 108:1

Kral bereket verdiğine göre, krallığı da bolluk içinde olmalıdır. Fakat ne tür bir bolluk? Bu Zebur’un peygamberlerine açıklanmıştır.

Hz. Yeşaya (A.S.) Bakire’nin Oğlu’nun (Son of the Virgin) geleceğini kehanet etmişti ve bu peygamberliği yüzlerce yıl sonra, İsa Mesih’in (A.S.) doğumuyla (in the birth of Isa al Masih (pbuh) hundreds of years later) gerçekleşmiş oldu. Fakat, Zebur’da yaklaşmakta olan esenlik ve bereket zamanı ile ilgili başka peygamberlikler de bulunmaktadır.

İsraillilerin Tarihinde (History of the Israelites), peygamber ve Kral Davut (A.S.) Allah tarafından Yeruşalim’i yönetecek olan kralların arasından birincisiydi. Ancak Kral Davut ve Süleyman’dan (A.S.) sonraki kralların çoğu kötüydü. Yani onların yönetimi altında yaşamak günümüzdeki birçok diktatörün yönetimi altında yaşamak gibiydi; günümüzdeki gibi insanlar ve uluslar arasında kavga ile savaş vardı; günümüzdeki gibi zenginlerin fakirlere istismarı ve yolsuzluk vardı; günümüzdeki gibi her yerde acı ve ölüm vardı. Fakat Zebur’daki peygamberler, gelecekte bir gün yeni bir egemenliğin kurulacağını söylediler. Bu adalet, merhamet, sevgi ve esenliğin hüküm sürdüğü bir Krallık olacaktı. Yeşaya peygamber (A.S.)  bu egemenlikteki hayatın nasıl olacağı konusunda peygamberlikte bulundu.

“RAB uluslar arasında yargıçlık edecek, 
Birçok halkın arasındaki anlaşmazlıkları çözecek. 
İnsanlar kılıçlarını çekiçle dövüp saban demiri, 
Mızraklarını bağcı bıçağı yapacaklar. 
Ulus ulusa kılıç kaldırmayacak, 
Savaş eğitimi yapmayacaklar artık.”

Yeşaya 2:4

Artık savaş olmayacak! Bu kesinlikle günümüzdeki dünyamız için geçerli değildir. Ancak insanlar arasındaki barıştan da öte, kehanetler doğal ekolojide bir değişimi bile öngörür.

Onun döneminde kurtla kuzu bir arada yaşayacak, Parsla oğlak birlikte yatacak, Onları küçük bir çocuk güdecek. İnekle ayı birlikte otlayacak, Yavruları bir arada yatacak. Aslan sığır gibi saman yiyecek. Emzikteki bebek kobra deliği üzerinde oynayacak, Sütten kesilmiş çocuk elini engerek kovuğuna sokacak. Kutsal dağımın hiçbir yerinde Kimse zarar vermeyecek, yok etmeyecek. Çünkü sular denizi nasıl dolduruyorsa, Dünya da RAB’bin bilgisiyle dolacak.

Yeşaya 11:6-9

Bu kesinlikle (henüz) gerçekleşmedi. Ancak kehanetler yaşam sürelerine ve kişisel güvenliğe kadar uzanıyor.

Orada birkaç gün yaşayıp ölen bebekler olmayacak, Yaşını başını almadan kimse ölümü tatmayacak. Yüz yaşında ölen genç, Yüz yaşına basmayan kişi lanetli sayılacak. Evler yapıp içlerinde yaşayacak, Bağlar dikip meyvesini yiyecekler. Yaptıkları evlerde başkası oturmayacak, Diktikleri bağın meyvesini başkası yemeyecek. Çünkü halkım ağaçlar gibi uzun yaşayacak, Seçtiklerim, elleriyle ürettiklerinin tadını çıkaracaklar. Emek vermeyecekler boş yere, 
Felakete uğrayan çocuklar doğurmayacaklar. Çünkü kendileri de çocukları da RAB’bin kutsadığı soy olacak. Onlar bana yakarmadan yanıt verecek, Daha konuşurlarken işiteceğim onları. Kurtla kuzu birlikte otlayacak, Aslan sığır gibi saman yiyecek. Yılanın yiyeceğiyse toprak olacak. Kutsal dağımın hiçbir yerinde Kimse zarar vermeyecek, yok etmeyecek.” Böyle diyor RAB.

Yeşaya 65:20-25

Güvence, esenlik, edilen dualara hemen yanıt almak… Bu kehanetlerin hiçbiri – henüz – gerçekleşmedi. Fakat bu sözler Söylendi ve Yazıldı. Birçoğu bu umut dolu kehanetlerde bir hata olabileceğini düşünür – fakat Bakire’nin Oğlu’nun İşaretinin (Sign of the Virgin’s Son) tamamen gerçekleşmesi, bizim bu kehanetleri ciddiye almamızı gerektirir – ve onların yerine getirilmesini görmemizi…

Tanrı’nın Krallığı

Eğer düşünürsek neden henüz gerçekleşmediklerini anlayabiliriz. Bu peygamberlikler Tanrı’nın Krallığı ile bağlı olarak ilan edilmişlerdi – insanların yaşamlarında ve işlerinde Tanrı kuralı. Tanrı’nın Krallığı ile ilgili olarak bir peygamberlik daha okuyalım:

Bütün yapıtların sana şükreder, ya RAB,Sadık kulların sana övgüler sunar. Krallığının yüceliğini anlatır,Kudretini konuşur; Herkes senin gücünü,Krallığının yüce görkemini bilsin diye. Senin krallığın ebedi krallıktır,Egemenliğin kuşaklar boyunca sürer. RAB verdiği bütün sözleri tutar,Her davranışı sadıktır. RAB her düşene destek olur, İki büklüm olanları doğrultur.

Mezmur 145:10-14

Bu, Kral ve peygamber olan Davut’un (A.S.) İ.Ö. yaklaşık 1000 yılında verdiği bir mesajdı (Davut’un & Zebur peygamberlerinin ne zaman yaşadıklarını görmek için buraya tıklayın link here). Bu peygamberlik, Tanrı’nın Krallığı’nın hüküm süreceği bir Gün’ü öngörür. Bu Krallık’ta zafer ve ihtişam olacak ve insan krallıkları gibi geçici değil, sonsuz olacak. Bu henüz gerçekleşmedi ve bu yüzden bu diğer barış kehanetlerinin ortaya çıktığını henüz görmedik- çünkü bu barış Tanrı’nın Krallığı ile birlikte geliyor.

Zebur’daki bir başka peygamber, oradaki İsrailli sürgünün (Israelite exile) bir parçası olarak M.Ö. 550 yıllarında Babil’de yaşayan Daniel (A.S.), bu Krallığın nasıl kurulacağını daha fazla açıkladı.

When Daniel (pbuh) lived

Daniel Peygamber (A.S.) ve Zebur’daki diğer peygamberlerin ne zaman yaşadıklarının karşılaştırılması

Daniel (A.S.), tarih boyunca krallıkların gelecekteki gelişmelerini kehanet etmek için Allah’ın Babil kralına gönderdiği rüyaları yorumladı. Daniel, Babil kralının bir rüyasını şu şekilde yorumlamıştır:

 “Gördüğün düş buydu. Şimdi de ne anlama geldiğini sana açıklayalım. Sen, ey kral, kralların kralısın. Göklerin Tanrısı sana egemenlik, güç, kudret, yücelik verdi. İnsanoğullarını, yabanıl hayvanları, gökte uçan kuşları senin eline teslim etti. Seni hepsine egemen kıldı. Altından baş sensin. Senden sonra senden daha aşağı durumda başka bir krallık çıkacak. Sonra bütün dünyada egemenlik sürecek tunçtan üçüncü bir krallık çıkacak. Dördüncü krallık demir gibi güçlü olacak. Çünkü demir her şeyi kırıp ezer. Demir gibi tümünü kırıp parçalayacak. Ayaklarla parmakların bir kesiminin çömlekçi kilinden, bir kesiminin demirden olduğunu gördün; yani bölünmüş bir krallık olacak bu. Öyleyken onda demirin gücü de bulunacak, çünkü demiri kille karışık gördün. Ayak parmaklarının bir kesimi demirden, bir kesimi kilden olduğu gibi, krallığın da bir bölümü güçlü, bir bölümü zayıf olacak. Demirin kille karışık olduğunu gördüğüne göre halklar evlilik bağıyla birbirleriyle karışacaklar, ama demirin kille karışmadığı gibi onlar da birbirine bağlı kalmayacaklar. “Bu krallar döneminde Göklerin Tanrısı hiç yıkılmayacak, başka halkın eline geçmeyecek bir krallık kuracak. Bu krallık önceki krallıkları ezip yok edecek, kendisiyse sonsuza dek sürecek. İnsan eli değmeden dağdan kesilip gelen taşın demiri, tuncu, kili, gümüşü, altını parçaladığını gördün. Ulu Tanrı bundan sonra neler olacağını krala açıklamıştır. Düş gerçek, yorumu da güvenilirdir.”

Daniel 2:36-45

Bu krallık küçük başlar (‘dağdan alınmış bir taş gibi’), ancak sonunda Davut’un (A.S.) kehaneti gibi sonsuza dek hüküm sürecektir. Peki Allah neden Krallığını bu kadar yavaş kuruyor? Neden çok uzun sürüyor? Neden henüz ortaya çıkmadı? Bunu düşündüğünüzde, tüm krallıklar aşağıdaki bileşenlere sahiptir:

  • Bir Kral veya Yönetici
  • Vatandaşlar
  • Bir Anayasa veya Kanunlar
  • Doğa

Örneğin, ben Kanada’da yaşıyorum, bir Krallık. Kanada’nın bir yöneticisi vardır, seçimde kazanmış olan Başkabanımız Justin Trudeau. Kanada’nın vatandaşları vardır – benim olduğum gibi. Kanada ayrıca tüm vatandaşlarının hak ve sorumluluklarını belirleyen bir anayasa veya kanunlara sahiptir. Kanada da bir doğaya sahiptir, bu durumda dünyanın belirli bir kısmında bulunur, bu da ona belirli bir fiziksel boyut, iklim, doğal kaynaklar vb. sağlar. Geçmişteki ve şimdiki tüm ülkeler ve Krallıklar bu dört bileşene sahiplerdir.

Siz ve Ben Tanrı’nın Krallığı’na Davet Edildik

Bu aynı zamanda Tanrı’nın Krallığı için de geçerlidir. Yukarıdaki kehanetlerden, bu Krallığın özel bir Doğaya (görkemli ve sonsuz) ve bir Anayasa’ya (barış, adalet, doğada uyum vb.) sahip olduğunu zaten gördük. Tanrı’nın Krallığını mümkün kılan diğer iki unsurdur: Kralı ve vatandaşları. Bir sonraki makalemizde (next article) Kral’a bakacağız Bu arada kendinize, bu Tanrı Krallığında bir vatandaş olmak isteyip istemediğinizi sormak isteyebilirsiniz. İşte Peygamber Yeşaya (A.S.) mesajı ile Bu Krallık’ta vatandaş olmak isteyen tüm insanları davet ediyor.

“Ey susamış olanlar, sulara gelin,Parası olmayanlar, gelin, satın alın, yiyin.Gelin, şarabı ve sütü parasız, bedelsiz alın. Paranızı neden ekmek olmayana,Emeğinizi doyurmayana harcıyorsunuz?Beni iyi dinleyin ki, iyi olanı yiyesiniz,Bolluğun tadını çıkarasınız! “Kulak verin, bana gelin.Dinleyin ki yaşayasınız.Ben de sizinle sonsuz bir antlaşma,Davut’a söz verdiğim kalıcı iyilikleri içeren bir antlaşma yapayım.Bulma fırsatı varken RAB’bi arayın,Yakındayken O’na yakarın.

Yeşaya 55:1-3,6

Allah, bu Krallığa ‘susamış’ olan herkesi gelmeye davet ediyor ve antik kral Davut’a (A.S.) verilen sevgi de bunun için gelen herkese yayılacak. Bir şeye gelmek için bir davetiyeniz varsa, henüz sahip olmadığınız anlamına gelir. Fakat Allah’ın bizi davet etmesi, O’nun Krallığında vatandaş olmamızı ve bu barış kuralında yaşamamızı istiyor demektir. Bu noktada, Zebur hakkındaki diğer makaleleri ( further articles about the Zabur) incelemeye devam edeceğimiz bu Krallığın, ‘nasıl’ ve ‘ne zaman’ geleceği ile ilgili birçok sorumuz var. Ama sadece sizin cevaplayabileceğiniz bir soru var: ‘Bu Krallıkta olmak istiyor miyim?’

Bakire’nin Oğlu’nun İşareti

Zebur’a Giriş (Introduction to Zabur,) kısmında, Peygamber ve Kral Davut’un (A.S.) Zebur kitabını Mezmurlar kitabının ilham verici yazılarıyla başlattığını ve daha sonra diğer kitapların peygamberler tarafından eklenmiş olduğunu belirtmiştim. (Kitabı çok uzun olduğu için) büyük bir peygamber olarak kabul edilen Yeşaya, çok önemli bir peygamberdi. Yaklaşık M.Ö. 750 yılında yaşadı. Aşağıdaki zaman çizelgesi Yeşaya’nın Zebur’un diğer peygamberleriyle karşılaştırıldığında ne zaman yaşadığını göstermektedir.

When Isaiah lived

Yeşaya Peygamber’in (A.S.) Zebur’daki diğer peygamberlerle zaman çizelgesi

Tıpkı Musa peygamber’in (A.S.) daha önce söylemiş olduğu gibi (Musa (pbuh) had previously said), Yeşaya çok uzun zaman önce yaşamış olsa bile (yaklaşık 2800 yıl) gelecekte olacak olaylar hakkında birçok peygamberlikte bulundu. Peygamberliği öyle bir mucizeyi anlatır ki, Tahrim Suresi’nin 12. ayeti onu özetler.

İffetini korumuş olan, İmran kızı Meryem’i de (Allah örnek gösterdi). Biz, ona ruhumuzdan üfledik ve Rabbinin sözlerini ve kitaplarını tasdik etti. O gönülden itaat edenlerdendi.

Tahrim Suresi 66:12

Tahrim Suresi neyi özetler? Peygamberliği açıklaması için Yeşaya’ya dönüyoruz.

Zebur’a Giriş kısmında da açıklandığı gibi, Süleyman’ı (A.S.) takip eden krallar çoğunlukla kötüydüler ve bu Yeşaya’nın zamanındaki Krallar için de geçerliydi. Yani kitabı gelecek yargının uyarılarıyla doludur (ki bu yaklaşık 150 yıl sonra, Yeruşalim Babil tarafından yıkıldığı zaman olmuştur – tarihi okumak için buraya here tıklayın).Ancak aynı zamanda, Allah’tan gelecek olan ve daha önce insanlığa hiç gönderilmemiş olan özel işaret konusunda, kendi geleceğinin derinliklerini içeren ve çok daha ötesi için peygamberlikte bulundu. Yeşaya, Davut’un (A.S.) soyundan gelen İsrail Kralı’yla konuşur, bu nedenle bu işaret için “Davut’un Evi” denir.

Bunun üzerine Yeşaya, “Dinleyin, ey Davut’un torunları!” dedi, “İnsanların sabrını taşırmanız yetmezmiş gibi şimdi de Tanrım’ın sabrını mı taşırıyorsunuz? Bundan ötürü Rab’bin kendisi size bir belirti verecek: İşte, kız gebe kalıp bir oğul doğuracak; adını İmmanuel koyacak. Çocuk kötüyü reddedip iyiyi seçecek yaşa gelince tereyağı ve bal yiyecek.


Yeşaya 7:13-15

Bu kesinlikle cesurca bir tahmin olmuştur! Bakire bir kadının oğlu olacağına kim inanır? O kadar inanılmaz bir tahmindi ki, uzun yıllar boyunca insanlar bir hata olup olmadığını merak ettiler. Bir adamın gelecekle ilgili basit bir tahmini ve bir sonraki jenerasyonların okuması için bunu yazmış olması, kesinlikle bu imkansız gibi görünen bir tahminde bulunabileceği anlamına gelmez. Ama işte oldu. Günümüzde var olan Ölü Deniz El Yazmalarından (Bugün var olan Ölü Deniz Parşömenleri) bu peygamberliğin çok uzun zaman önce – İsa (A.S.) doğmadan yüzyıllar önce – yazıldığını biliriz.

İsa Mesih’in (A.S.) bir bakireden doğacağı daha önceden bildirilmişti

İsa Mesih’ten (A.S.) sonra yalayan bizler, onun gelişinin bir peygamberlik aracılığıyla olmuş olduğunu görebiliriz. İbrahim (A.S.), Musa (A.S.) ve Muhammed (S.A.V) da dahil olmak üzere başka hiçbir peygamber bakireden doğmamıştı. Doğmuş olan bütün insanların arasında sadece İsa (A.S.) dünyaya bu şekilde gelmişti. Böylece, doğumundan yüzlerce yıl önce Allah bize gelişinin bir işaretini veriyordu ve aynı zamanda bakirenin gelecek oğlu hakkında bir şeyler öğrenmeye hazırlıyordu. Özellikle iki şeye dikkat ediyoruz.

Annesi tarafından O’na ‘İmanuel’ dendi

İlk olarak, bakireden doğan bu oğlana annesi tarafından ‘İmanuel’ dendi. Bu ismin anlamı tam olarak ‘Tanrı bizimle’ dir. Peki bu ne anlama gelir? Muhtemelen birkaç anlamı vardı, ancak bu kehanet, Allah’ın kısa süre içinde yargılayacağı şeytani krallara bildirildiğinden, önemli bir anlamı, bu oğul doğduğunda Tanrı’nın artık yargılamada onlara karşı değil, bunun yerine ‘onlarla’ olduğunun bir işareti olduğuydu. İsa (A.S.) doğduğunda, aslında İsrailliler düşmanları tarafından yönetildiklerinden Allah tarafından terk edilmiş gibiydiler. Bakire oğlunun doğumu, Tanrı’nın onlara karşı değil, onlarla birlikte olduğunun bir işaretiydi. İncil’in Luka bölümünde, melek Meryem’e ona gelecek oğlunun mesajını verdiğinde Meryem’in kutsal bir şarkı söylediğini kaydediyor. Şarkıda aşağıdakiler yer alıyordu:

“Canım Rab’bi yüceltir; Ruhum, Kurtarıcım Tanrı sayesinde sevinçle coşar. Çünkü O, sıradan biri olan kuluyla ilgilendi. İşte, bundan böyle bütün kuşaklar beni mutlu sayacak. Çünkü Güçlü Olan, benim için büyük işler yaptı. O’nun adı kutsaldır. Kuşaklar boyunca kendisinden korkanlara merhamet eder. Bileğiyle büyük işler yaptı; Gururluları yüreklerindeki kuruntularla darmadağın etti. Hükümdarları tahtlarından indirdi, Sıradan insanları yükseltti. Aç olanları iyiliklerle doyurdu, Zenginleri ise elleri boş çevirdi. Atalarımıza söz verdiği gibi, İbrahim’e ve onun soyuna sonsuza dek Merhamet etmeyi unutmayarak Kulu İsrail’in yardımına yetişti.”

Luka 1:46-55

Meryem’in, bakire olmasına rağmen bir oğlu olacağı konusunda bilgilendirildiği zaman, bunu Rabbin İbrahim’e ve onun soyundan gelenlere merhametini (MercytoIbrahim) sonsuza dek hatırladığı anlamına geldiğini anlayabilirsiniz. Yargı, Allah’ın bir daha asla İsraillilerle birlikte olmayacağı anlamına gelmiyordu.

Bakirenin oğlu ‘yanlış olanı reddeder ve doğru olanı seçer’

Yeşaya’daki bu kehanetin en harika kısmı, bu oğlun ‘yanlış olanı reddedip doğru olanı seçtiğinde tereyağı ve bal yiyecek olmasıdır.’ Yeşaya’nın söylediği şey, bu oğlun bilinçli kararlar verebilecek yaşa geldiğinde, ‘yanlışı reddedip doğru seçecek’ olmasıdır. Benim genç bir oğlum var. Onu çok seviyorum ama şüphesiz tek başına yanlışı reddedip doğruyu seçmesinin bir yolu yoktur. Eşim ve ben, çalışmayı, öğretmeyi, hatırlatmayı, uyarmayı, örnek oluşturmayı, disiplini kurmayı, doğru arkadaşları sağlamayı, doğru rol modellerini gördüğünden emin olmalıyız ve tüm bu çabalarımızın sonunda başarılı olacağımızın garantisi yok. Bunu yapmaya çalışırken bir ebeveyn olarak, anne babamın bana ‘yanlış olanı reddetmeyi ve doğru seçimi yapmayı’ öğretmek konusunda aynı mücadelede oldukları çocukluk anılarımı hatırlatıyor. Ebeveynler tüm bu çabayı göstermeyip işi doğal akışına bırakırlarsa, çocuk ‘yanlış olanı reddetmeyen ve doğru olanı seçmeyen’ bir birey olur. Sanki çabayı bıraktığımız anda yokuş aşağı gideceğimiz bir ‘ahlaki yerçekimine’ karşı mücadele ediyoruz.

Bu yüzden hepimiz evlerimizin ve dairelerimizin kapılarını kilitliyoruz; her ülkenin polise ihtiyacı var: banka şifreleri var; sürekli olarak tüm ülkelerde yeni yasalar yapmaya devam etmemiz gerekiyor, çünkü ‘yanlış olanı reddetmediğimiz ve doğru olanı seçmediğimiz’ için kendimizi birbirimize karşı korumamız gerekiyor.

Peygamberler bile her zaman yanlışları reddetmez ve doğru olanı seçmezler.

Bu Peygamberler için bile geçerlidir. Tevrat, Peygamber İbrahim’in (A.S.) iki kez karısının sadece kız kardeşi olduğunu söyleyerek yalan söylediğini kaydeder (Yaratılış 12: 10-13 ve Yaratılış 20: 1-2’de). Ayrıca Musa’nın (A.S.) bir Mısırlıyı (Mısır’dan Çıkış 2:12) öldürdüğünü ve bir keresinde Allah’ın emrini tam olarak takip etmediğini kaydeder (Çölde Sayım 20: 6-12).Hz. Muhammed’e (S.A.V.), Muhammed Suresi’nde (47 – Muhammed Suresi) af dilemesini emredilir – bu da onun her zaman yanlışı reddetmediğini ve doğruyu seçmediğini gösterir.

Bil ki Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Hem kendinin, hem de inanmış erkek ve kadınların günahlarının bağışlanmasını dile! Allah, gezip dolaştığınız yeri de, içinde kalacağınız yeri de bilir.

Muhammed Suresi 47:19

Aşağıdaki Sahih-i Müslim hadisi affetmek için ne kadar ciddiyetle dua ettiğini gösterir.

Ebu Musa el-Aş’ari, babasının otoritesinden Allah’ın Havarisinin (S.A.V.) bu sözlerle dua ettiğini bildirdi: “Ey Allah, beni kusurlarımı, cehaletimi, endişelerimdeki ahlaksızlığı affet. Ve sen benim (işlerimin) benden daha iyi farkındasın. Allahım ciddiyetle (yaptığım kusurların) veya başka şekilde (istemeden ve kasten yaptığım) kusurlarmı affet. Bütün bunlar (başarısızlıklar) içimde. Allahım, aceleyle veya ertelediğim, mahremiyet içinde veya toplum içinde yaptığım hataları affet, sen kendimin daha iyi farkındasın. Sen İlk ve Son olan ve her şeyin üstünde, her şeye kadir olansın.”

Sahih-i Müslim 35:6563

Bu, günahlarının affedilmesi için dua eden Davut peygamberin duasına çok benzer:

Ey Tanrı, lütfet bana, Sevgin uğruna; Sil isyanlarımı, Sınırsız merhametin uğruna. Tümüyle yıka beni suçumdan, Arıt beni günahımdan. Beni mercanköşk otuyla arıt, paklanayım, Yıka beni, kardan beyaz olayım. Bakma günahlarıma, Sil bütün suçlarımı.

Mezmur 51:1-9

Görüyoruz ki bu insanlar – peygamber olsalar da – günahla mücadele ediyorlar ve af dilemeleri gerekiyor. Bu, Adem’in tüm soyunun, (descendants of Adam) evrensel insani durumu gibi görünüyor.

Bakirenin Kutsal Oğlu

Ancak Yeşaya’nın kehanet ettiği bu oğul yanlışları reddeder ve erken yaşından itibaren doğal olarak doğru olanı seçer. O’nun için bir içgüdüdür. Bunun mümkün olması için farklı bir soy sahibi olması gerekir. Diğer tüm peygamberler babaları aracılığıyla Adem’e geri döndüler ve gördüğümüz gibi (we saw) “yanlış reddedip doğruyu seçmediler”. Genetik babanın doğasından soyuna geçtiği gibi, Adam’in bu asi doğası hepimize ve hatta peygamberlere bile geçti. Fakat bakire oğlu olanın babası Adem soyundan gelmeyecekti. Bu oğlun geldiği soy farklı olacaktı ve bu nedenle de kutsal olacaktı. Bu yüzden Kur’an, Meryem’e bakire doğmuş oğlu hakkındaki meleksi mesajını açıklarken oğluna ‘kutsal‘ der.

Cebrail, “Ben ancak Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir çocuk bağışlamak için gönderildim” dedi. Meryem, “Bana hiçbir insan dokunmadığı ve iffetsiz bir kadın olmadığım hâlde, benim nasıl çocuğum olabilir?” dedi. Cebrail, “Evet, öyle. Rabbin diyor ki: O benim için çok kolaydır. Onu insanlara bir mucize, katımızdan bir rahmet kılmak için böyle takdir ettik. Bu, zaten (ezelde) hükme bağlanmış bir iştir” dedi. Böylece Meryem, çocuğa gebe kaldı ve onunla uzak bir yere çekildi. 

Meryem Suresi 19:19-22

Peygamber Yeşaya (as) açıktı ve daha sonraki Kitaplar da aynı fikirdeydi – bakireden doğacak, böylece dünyevi bir babaya sahip olmayacak ve günahın bu doğasına sahip olmayacaktı; bu nedenle Kutsal olacaktı.

Cennetteki Adem’e Geri Dönüş

Ama bakirenin gelecek oğlundan bahseden sadece sonraki kitaplar değildi. Başından beri oradaydı. Adem’in İşaretinde (Sign of Adam) Allah’ın Şeytan’a bir Vaatte bulunduğunu görmüştük. Tekrarlıyorum.

“Seninle kadını, onun soyuyla senin soyunu 
Birbirinize düşman edeceğim. 
Onun soyu senin başını ezecek, 
Sen onun topuğuna saldıracaksın.”

Yaratılış 3:15

Allah, hem İblis / Şeytan’ın hem de kadının ‘soyları’ olmasını ayarlayacaktı. Bu soylar arasında ve kadın ile Şeytan arasında ‘düşmanlık’ ve nefret olacaktı. Şeytan kadının soyuna ‘topuk’ vuracak, kadının soyu Şeytanın ‘başını ezecek’. Bu ilişkiler aşağıdaki diyagramda belirtilmiştir.

http://al-injil.net/wp-content/uploads/2012/11/the-offspring-diagram.jpg

                               Cennette Allah’ın Vaadindeki Karakterler ve İlişkileri

Allah’ın adama asla kadına vaat ettiği gibi bir soy vaat etmediğini unutmayın. Özellikle Tevrat, Zebur & İncil aracılığıyla babalardan gelen oğulların vurgusu göz önüne alındığında, bu oldukça olağanüstü bir durumdur. Aslında, modern Batılılar tarafından bu Kitapların bir eleştirisi, kadınlardan geçen kan çizgilerini görmezden gelmeleridir. Sadece erkeklerin oğulları düşünüldüğü için onların gözünde ‘cinsiyetçidir’. Fakat bu durumda durum farklıdır – bir erkekten gelen bir soy (‘o’) vaadi yoktur. Bir erkekten bahsetmeden sadece kadından bir soy olacağını söyler.

Yeşaya’nın ‘bakire oğlu’ ‘kadının soyudur’

Şimdi Yeşaya’nın bakire bir oğlunun açık kehaneti perspektifinden bakıldığında, Bahçede uzun zaman önce bile bahsedilen, bir çocuğun (oğlunun) sadece bir kadından (yani bakire) geleceği açıktı. Sizden geri dönüp Adem’in İşaretindeki tartışmayı (read this discussion in the Sign of Adam) bu bakış açısından okumanızı tavsiye ediyorum. Birbirine uyduklarını göreceksiniz. Adem’in tarihinin başından beri tüm oğulları, atamız Adem gibi doğruyu reddetme ve yanlışı seçme sorunuyla karşı karşıyadır. Böylece Allah, günah dünyaya geldiğinde, Adem’den değil, kutsal birinden gelenin Şeytan’ın başını ‘ezeceğini’ vaat etti.

Peki bu kutsal oğul bunu nasıl başaracaktı? Allah’tan bir mesaj vermekle ilgiliyse, İbrahim ve Musa (A.S.) gibi diğer peygamberler sadakatle mesajlar vermişlerdi. Hayır, bu kutsal oğlun rolü farklıydı, ancak bunu anlamak için Zebur’u daha fazla keşfetmemiz gerekiyor. (explore further in the Zabur)

Zebur’un Tanıtımı

Davut (A.S.) peygamberler arasında çok önemlidir. İbrahim Peygamber (A.S) torunlarının ve büyük bir milletin vaadiyle (promise of descendants and a great nation) yeni bir döneme (yani Allah’ın insanlarla olan ilişkisine) başladı ve sonra büyük bir fedakarlık örneği gösterdi (great sacrifice.) Sonra Musa Peygamber (A.S.) Fısıh Bayramında kurban yoluyla (Passover sacrifice) – İsrailoğullarını kölelikten kurtarıp, onlara bir ulus olmaları için bir kanun verdi. (gave them a Law ) Fakat eksik olan, Allah’ın lanetleri yerine bereketlerini (blessings instead of the curses) alacak şekilde hükmedecek bir Kral’dı. Davut (A.S.) o kral ve o peygamberdi. O farklı bir dönem başlattı – Krallar Yeruşalim’den hükmetti.

Kral Davut (A.S.) kimdi?

İsraillilerin Tarih çizelgesinden () Davut’un (A.S.) İbrahim’den (A.S.) bin yıl ve Musa’dan (A.S.) 500 yıl sonra, yaklaşık M.Ö. 1000 yılında yaşamış olduğunu görebilirsiniz. Davut (A.S.) ailesinin kuzularına bakan bir çoban olarak başlamıştı. İsraillilerin dev ve ezeli düşmanları – Golyat – İsraillileri ele geçirmek için bir ordu yönetmişti ve İsraillilerin teşviği kırılıp yenilmişlerdi. Fakat Davut (A.S.) Golyat’a meydan okudu ve savaşta onu yendi. Genç bir çoban çocuğun bir devi yenmiş olması o kadar dikkat çekiciydi ki Davut (A.S.) ünlü oldu. Daha sonra İsrailliler düşmanlarını yenmeye gittiler. Kur’an Davut (A.S.) ve Golyat arasındaki bu savaşın detaylarını aşağıdaki ayetle anlatır;

Sonunda Allah’ın izniyle onları yendiler. Davud da Câlût’u öldürdü. Allah ona (Davud’a) hükümdarlık ve hikmet verdi, dilediği ilimlerden ona öğretti. Eğer Allah’ın insanlardan bir kısmını diğerleriyle savması olmasaydı elbette yeryüzü altüst olurdu. Lâkin Allah bütün insanlığa karşı lütuf ve kerem sahibidir.

2. Sure: 251

Davut’un ünü bu savaştan sonra artmaya başladı. Ancak, uzun ve zor deneyimlerden sonra kral oldu çünkü hem yurt dışında hem de İsrailoğulları arasında ona karşı çıkan birçok düşmanı vardı. Kutsal Kitap’ta I. ve II. Samuel kitapları bu mücadeleleri ve Davut’un (A.S.) zaferlerini anlatır. Samuel (A.S.) Davut’u (A.S.) Kral olarak kutsamış peygamberdir.

Davut (A.S.) aynı zamanda Allah’a güzel şarkılar ve şiirler besteleyen bir müzisyen olarak da ünlüydü. Sad Suresi’nde (38. Sure) bundan bahsedilir:

Sen, onların söylediklerine sabret; güçlü kulumuz Dâvûd’u hatırla! Yönü hep Allah’a dönüktü. Her sabah ve her akşam Allah’ın yüceliğini dile getirirken dağları ve çevresinde toplanmışken kuşları Dâvûd’a eşlik ettirdik. Hepsi de Allah’a yönelmişlerdi. Onun hükümdarlığını güçlendirmiş, kendisine hikmet ve anlaşmazlıkları bitiren konuşma yeteneği vermiştik

Sad Suresi 38:17-20

              

Bu ayetler Davut’un (A.S.) savaşçı gücünü ama aynı zamanda da neredeyse kuşların Yaratıcıları için söyledikleri ezgiler kadar güzel olan ‘Övgüleri’ teyit ederler. Aynı zamanda Kral olarak Allah tarafından ona ‘konuşma bilgeliği’ verildi. Davut’un (A.S.) bu ezgileri ve şiirleri kaydedilmiştir ve Zebur kitabını oluşturur – aynı zamanda Mezmurlar olarak da bilinir. Bilgeliği ona Allah tarafından verilmiş olduğu için, Davut’un (A.S.) bu kayıtları Kutsal’dır ve Tevrat gibi ilham edilmiştir. Kur’an bunu şöyle açıklar:

Rabbin, göklerde ve yerde olan herkesi en iyi bilendir. Gerçekten biz, peygamberlerin kimini kiminden üstün kıldık; Davud’a da Zebur’u verdik.

Sure 17:55

 Süleyman – Zebur’un devamı

Fakat bu ilham verici yazılar, ileri yaşta Kral olarak ölen Davut (A.S.) ile sona ermedi. Oğlu ve varisi, yine bilgeliği için Allah’tan ilham alan Süleyman’dı (A.S.) Sad Suresi şöyle açıklar: Biz Davud’a Süleyman’ı verdik. Süleyman ne güzel bir kuldu! Doğrusu o, daima Allah’a yönelirdi..

Biz Davud’a Süleyman’ı verdik. Süleyman ne güzel bir kuldu! Doğrusu o, daima Allah’a yönelir Biz Davud´a Süleyman´ı verdik. Süleyman ne güzel bir kuldu! Doğrusu o, daima Allah´a yönelirdi.

Surah Sad 38:30

Ve;

Dâvûd’u ve Süleyman’ı da an. Bir zamanlar, (zarar görmüş) bir ekin konusunda hüküm veriyorlardı. Bir topluluğun koyun sürüsü, geceleyin başı boş bir vaziyette bu ekinin içine dağılıp ziyan vermişti. Biz de onların hükmüne tanık idik. Süleyman’ın dava konusunu iyi anlamasını sağladık. Her birine de hükmetme yeteneği ve ilim verdik. Kuşları ve tesbih eden dağları da Dâvûd’un buyruğu altına soktuk. Bunları yapan bizdik. 

Surah21:78-79

Andolsun! Biz Dâvûd’a ve Süleyman’a ilim verdik. Onlar, “Hamd, bizi mü’min kullarının birçoğundan üstün kılan Allah’a mahsustur” dediler.

Surah27:15

Böylece Süleyman (A.S.) Kutsal Kitap’a bilgelik ilhamı dolu kitaplar eklemeye devam etti. Kitaplarının adları Süleyman’ın Özdeyişleri, Vahiy ve Ezgiler Ezgisi’dir.

Diğer Peygamberler

Ancak Süleyman’ın (A.S.) vefatıyla, sonraki Krallar Tevrat’ı takip etmediler ve bu kralların hiçbirine ilham verici mesajlar verilmedi. Tüm İsrail Kralları arasında sadece Davut ve Süleyman (A.S.) Allah’tan esinlenerek yazılar yazardı – kral olmanın yanı sıra peygamberlerdi. Fakat Allah, Süleyman’dan sonraki krallara peygamberler aracılığıyla uyarı mesajları gönderdi. Büyük bir balık tarafından yutulmuş olan Yunus peygamber bu peygamberlerden bir tanesiydi. Bu durum birçok peygamber gönderilerek yaklaşık 300 yıl boyunca devam etti. Onların uyarıları, yazıları ve kehanetleri de Kutsal Kitap’taki ilham almış Kitaplara eklendi. Burada (here) açıklanmış olduğu gibi, İsrailliler sonunda fethedildiler ve Babil’iler tarafından Babil’e sürgün edildiler ve daha sonra da Pers İmparatorluğunun kurucusu olan Kiros’un emrinde olan Yeruşalim’e geri getirildiler. Bu süre zarfında peygamberler gönderilmeye ve mesaj vermeye devam ettiler – ve bu mesajlar Kutsal Kitap’ta Eski Antlaşma’nın son kitaplarında yazıldı.

Zebur – Mesih’in gelişini beklemek

Tüm bu peygamberler bizim için önemlidir, çünkü uyarılarının içerisinde aslında İncil’in temelini de atmış olurlar. Hatta, ‘Mesih’ unvanı Davut (A.S.) tarafından Zebur’un başlarında söylenmiştir ve sonraki peygamberler de gelecek olan Mesih hakkındaki detaylar konusunda peygamberliklerde bulunmuşlardır. Bu özellikle daha sonraki Kralların Tevrat’ı uygulayamamaları ve İsrailoğulları’nın Emirlere ( Commands) uyamamaları göz önüne alındığında önemliydi. Gelmekte olan Mesih’in vaadi, umudu ve özlemi, o günün insanlarının başarısızlıkları bağlamında kehanet edildi. Tıpkı Musa’nın Tevrat’ta gerektirdiği gibi (had required in the Taurat), peygamberler olarak, geleceğe bakıyorlardı. Bu kehanetler, günümüzde, bilmemiz gereken doğru şekilde yaşayamayan bizler için de geçerlidir. Mesih başarısızlığın ortasında bir umut ışığı olacaktı.

İsa Mesih (A.S.) Zebur’u nasıl gördü ve kullandı

Aslında, İsa Mesih öğrencileri ve takipçilerinin İncil’i ve Mesih rolünü anlamalarına yardımıcı olmak için Zebur’u kullandı. İsa hakkında şöyle yazar:

Sonra Musa’nın ve bütün peygamberlerin yazılarından başlayarak, Kutsal Yazılar’ın hepsinde kendisiyle ilgili olanları onlara açıkladı.

Luka 24:27

 ‘Bütün peygamberler’ deyimi, Zebur’u takip etmiş olan Eski Antlaşma’daki peygamberleri kapsar. İsa Mesih (A.S.) takipçilerinin, Zebur’un öğretilerini ve O’nun hakkındaki peygamberliklerini anlamalarını istedi. İsa Mesih (A.S.) onlara şu şekilde öğretmeye devam etti:

Sonra onlara şöyle dedi: “Daha sizlerle birlikteyken, ‘Musa’nın Yasası’nda, peygamberlerin yazılarında ve Mezmurlar’da benimle ilgili yazılmış olanların tümünün gerçekleşmesi gerektir’ demiştim.”Bundan sonra Kutsal Yazılar’ı anlayabilmeleri için zihinlerini açtı.

Luka 24:44-45

Buradaki ‘Peygamberler ve Mezmurlar’ deyimi Davut’un yazdığı Zebur kitabına (Mezmurlar) ve daha sonradan eklenen kitaplar (‘Peygamberler’) anlamına gelir. İsa Mesih’in (A.S.) onların ‘zihinlerini açması’ gerekiyordu, çünkü ancak o zaman “kutsal yazıları anlayabileceklerdi’(Tevrat ve Zebur’un esinlenmiş kitapları). Bir sonraki makale serimizde amacımız, İsa Mesih’in (A.S.) bu kitaplardan gösterdiklerini takip etmektir; böylece biz de zihinlerimizi açabilir ve İncil’i daha iyi anlayabiliriz.

Tarihi Zaman Çizelgesinde Davut (A.S.) ve Zebur Peygamberleri.

Aşağıdaki resim bu peygamberlerin çoğunu (fakat yer olmadığı için hepsini değil) özetler. Çubukların genişliği her bir peygamberin ömrünü gösterir. Zaman Çizelgesinin renk kodu, Musa’nın Bereketleri ve Lanetlerinde tarihlerini takip ettiğimizdeki gibi (followed their history) İsraillilerin durumlarını takip eder.

When Dawood and other prophets of Zabur lived

Tarihi Zaman Çizelgesinde Davut (A.S.) ve Zebur Peygamberleri.

Kur’an İncil’in Yerini Alır! Kur’an Ne Söyler?

Hem Kur’an’ın hem de Sünnet’in, Kutsal Kitap’ı oluşturan İncil’in (Tevrat, Zebur ve İncil) değiştirilmediğini ve bozulmadığını doğruladığını görmüştük (buraya (here) ve buraya (here) bakınız). Fakat, Kutsal Kitap’ın değiştirildiği, kaldırıldığı, iptal edildiği veya Kur’an’ın yerini aldığı sorusu hala kalır. Kur’an’ın kendisi bu konuyla ilgili ne söyler?

 (Resulüm!) Sana da kendisinden önceki kitapları tasdik edici ve onları koruyucu olarak bu kitabı hak ile indirdik. Artık aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet. Sana gelen bu gerçeği bırakıp da onların isteklerine uyma. Her birinize bir şeriat ve bir yol yöntem verdik. Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat size verdikleriyle sizi denemek istedi. Öyleyse hayırlı işlerde birbirinizle yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. Allah size hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri haber verecektir.

Maide Suresi 5:48

Bundan önce bir rehber ve bir rahmet olarak Mûsâ’nın kitabı da vardı. Bu ise, onu doğrulayan ve zulmedenleri uyarmak, iyilik yapanlara müjde olmak üzere Arap diliyle indirilmiş bir kitaptır.

Ahkaf Suresi (46):12

İşte bu (Kur’an) da, bereket kaynağı, kendinden öncekileri (ilâhî kitapları) tasdik eden ve şehirler anasını (Mekke’yi) ve bütün çevresini (tüm insanlığı) uyarasın diye indirdiğimiz bir kitaptır. Ahirete iman edenler, ona da inanırlar. Onlar namazlarını vaktinde kılarlar.  

En’am Suresi(6):92

Hamd, gökleri ve yeri yoktan var eden, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler kılan Allah’a mahsustur. O dilediği kadar fazlasını da yaratır. Kuşkusuz Allah her şeye kadirdir.  

35. Sure 31

Bu ayetler, Kur’an’ın İncil’in önceki mesajını onaylamasından (yerine geçtiğinden, değiştirildiğinden veya kaldırıldığından değil) bahsederler. Başka bir deyişle, bu ayetler inananların ilk vahiyi bir kenara bırakıp sadece sonraki vahiyi incelemeleri gerektiğini söylemezler. İnananlar aynı zamanda ilk vahiyi de incelemeli ve öğrenmelidirler.

Bu da farklı ayetler arasında “hiçbir ayrım” olmadığını söyleyen ayet tarafından doğrulanır. Benim fark ettiğim iki ayet şunlardır:

Peygamber ve inananlar, ona Rabb’inden indirilene inandı. Hepsi Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandı. “Peygamberleri arasından hiçbirini ayırdetmeyiz, işittik, itaat ettik, Rabbimiz! Affını dileriz, dönüş Sanadır” dediler.  

2. Sure: 285 – Bakara

Deyin ki: “Biz Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ ve İsa’ya verilen (Tevrat ve İncil) ile bütün diğer peygamberlere Rab’lerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz ona teslim olmuş kimseleriz.”  

2. Sure: 136 – Bakara

İlk ayet bize havariler arasında bir ayrım olmadığını söyler – hepsi duyulmalıdır; ikincisi ise farklı peygamberler tarafından verilen vahiyler arasında bir fark olmadığını söyler – hepsi kabul edilmelidir. Bu ayetlerin hiçbiri, daha sonraki vahiy onun yerini aldığı için önceki vahiylerin göz ardı edilmesi gerektiğini söyler.

Bu desen İsa Mesih’in (A.S.) örneği ve öğretişiyle uyumludur. Kendisi vahiyin ilk halleri olan Tevrat ve Zebur’un iptal edildiğini söylemedi. Hatta bunun yerine tam tersini öğretti. Kendi İncil öğretisinde, Tevrat’ın Musa’sına gösterdiği saygı, süreklilik ve dikkati fark edebilirsiniz.

“Kutsal Yasa’yı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim. Size doğrusunu söyleyeyim, yer ve gök ortadan kalkmadan, her şey gerçekleşmeden, Kutsal Yasa’dan ufacık bir harf ya da bir nokta bile yok olmayacak. Bu nedenle, bu buyrukların en küçüğünden birini kim çiğner ve başkalarına öyle öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde en küçük sayılacak. Ama bu buyrukları kim yerine getirir ve başkalarına öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde büyük sayılacak. Size şunu söyleyeyim: Doğruluğunuz din bilginleriyle Ferisiler’inkini aşmadıkça, Göklerin Egemenliği’ne asla giremezsiniz!”

Matta 5:17-20

 Hatta O’nun öğretilerini tam anlamıyla doğru anlamak için önce Tevrat’a sonra da Zebur’a gitmemiz gerektiğini öğretmişti. Kendi öğrencilerine şöyle öğretti:

Sonra Musa’nın ve bütün peygamberlerin yazılarından başlayarak, Kutsal Yazılar’ın hepsinde kendisiyle ilgili olanları onlara açıkladı.

Luka 24:27

Sonra onlara şöyle dedi: “Daha sizlerle birlikteyken, ‘Musa’nın Yasası’nda, peygamberlerin yazılarında ve Mezmurlar’da benimle ilgili yazılmış olanların tümünün gerçekleşmesi gerektir’ demiştim.”

Luka 24:44

İsa Mesih (A.S.) önceki vahiyi atlama girişiminde bulunmadı. Hatta öğretilerine ve rehberliğinde oradan başladı. Bu yüzden biz de İncil’i anlamanın temelini oluşturan Tevrat’ın başından başlayarak (starting from the beginning of Taurat) O’nun örneğini takip ediyoruz.

İncil Bozuldu! Hadisler ne söyler?

Kutsal Kitap’ın Tevrat, Zebur & İncil kitaplarının bozulmadığı ile ilgili Kur’an’ın ne söylediğini görmüştük. Kur’an İncil’in takipçilerinin Muhammed Peygamber (SAV) döneminde, yani yaklaşık M.S. 600 yıllarında, Allah’tan aldıkları mesaja sahip olduklarını açıkça belirtir yani bu tarihten önce bozulmamıştı. Kur’an İncil’deki gerçek mesajın şunlar olduğunu belirtir;Allah’ın Sözleri veSözlerinindeğiştirilemeyeceğini.Bu ifadelerin her ikisi de doğru olduğundan, insanların Kutsal Kitap’ın (Tevrat, Zebur ve İncil = Kutsal Kitap) sözlerini değiştirmelerinin imkansız olduğu anlamına gelir.

Muhammed Peygamber (SAV) ve Kutsal Kitap

Burada hadislerin ve sünnetin bu konu hakkında söylediklerine bakıyoruz. Hadislerin, Muhammed Peygamber (SAV) zamanında, Tevrat ve İncil’in varlığı ve kullanımını nasıl doğruladıklarına dikkat edin.

“Khadija [karısı] daha sonra, İslam öncesi dönemde Hıristiyan olan ve İbranice harflerle yazı yazmak için kullanılan kuzen Waraqa’ya [Peygamber – PBUH] eşlik etti. Allah’ın yazmasını istediği kadar İbranice İncil’den yazardı. ”El-Buhari Cilt 1, Kitap 1, Sayı 3

Narrated Abu Huraira: ..The people of the Scripture used to read the Torah in Hebrew and explain it to the Muslims in Arabic. Then Allah’s Apostle said, “Do not believe the people of the Scripture, and do not disbelieve them, but say, ‘We believe in Allah and whatever has been revealed…’  Al-Bukhari Vol 9, Book 93, No. 632

Yahudiler Allah’ın Havarisine geldiler ve aralarından bir erkek ve bir kadının yasadışı cinsel ilişki kurduğunu söylediler. Allah’ın Elçisi onlara, “Tevrat’ta Ar-Rajm’ın (taşlanarak) hukuki cezası hakkında ne buluyorsunuz?” Diye cevap verdiler. yalan söylüyorlar; Tevrat Rajm düzenini içerir. ”… Orada Rajm Ayeti yazılmıştır. Dediler ki, “Muhammed doğruyu söyledi; Tevrat’ın Rajm ayeti vardır. Al-Bukhari Vol. 4, Kitap 56, No. 829:

Anlatılan Abdullah İbn Umar: .. Bir Yahudi grubu geldi ve Allah’ın Elçisi’ni (PBUH) Quff’e davet etti. … Dediler ki: ‘Adamlarımızdan biri olan AbulQasim bir kadınla zina yaptı; bu yüzden onlara karşı yargıyı telaffuz edin ”. Üzerine oturan Allah’ın Elçisi (PBUH) için bir yastık yerleştirdiler ve “Tevrat’ı getirin” dediler. Sonra getirildi. Daha sonra yastığı altından çekti ve Tevrat’ı üzerine “Seni sana ve sana ifşa eden O’na inandım” diyerek yerleştirdi. Sunan Abu Dawud Kitap 38, No. 4434:

Anlatılan AbuHurayrah: Allah’ın Elçisi (PBUH) şöyle dedi: Güneşin doğduğu en iyi gün Cuma; üzerinde Adam yaratıldı,…. Ka’b dedi ki: Bu her yıl bir gün. Ben de dedim ki: Her Cuma. Kaâb Tevrat’ı okudu ve şöyle dedi: Allah’ın Elçisi (PBUH) gerçeği söyledi. Ebu Davud Kitabı 3, Sayı 1041

Bunlar, Hz. Muhammed’in (SAV) zamanında, İncil’e karşı tavrını anlatan, karşı gelinmez hadislerdir. İlk hadis bize, ilk çağrısını aldığında, İncil’in var olduğunu ve ulaşılır olduğunu bildirir. İkinci hadis bize, ilk Müslüman topluluğunda, Yahudilerin Tevrat’ı İbranice okuduklarını söyler. Peygamber (SAV) onların metnine itiraz etmese de Arapça çevirilerine kayıtsız kalmıştı (ne kabul etmiş ne de inkar etmişti). Sonraki iki hadis bize Hz. Muhammed’in (SAV) karar tahkim etmek için Tevrat’ı kullandığını söyler. Son hadis bize, Tevrat’ın o gün olduğu gibi, Hz. Muhammed’in (SAV) insanın yaratılış günüyle ilgili bir beyanını doğrulamak için kullanıldığını bildirir (bir Cuma günüydü). Bu durumda, Tevrat Hz. Muhammed’in (SAV) öğretisini kontrol etmek için kullanılmıştır, bu yüzden de otantik olmuş olmalıdır. Bu hadislerin hiçbirinde Kutsal Kitap’ın metninin bozulmuş veya değiştirilmiş olarak kabul edildiğine dair bir ipucu görmüyoruz.

İncil’in ilk el yazmaları (Yeni Antlaşma)

Ben ilk Yeni Antlaşma (İncil) belgeleri hakkında bir kitaba sahibim. Kitap şöyle başlar:

“Bu kitap, Yeni Antlaşma metninin yaklaşık 2/3’ünü içeren…2. yüzyıldan 4. yüzyılın başlarına kadar olan süreci kapsayan (İ.S. 100-300)…Yeni Antlaşma’nın en eski 69 elyazmasını içerir.” (P. Comfort, ““The Text of the Earliest New Testament Greek Manuscripts – En Eski Yeni Ahit Yunanca El Yazmaları Metni”

Önsöz, sayfa 17. 2001

Bu el yazmaları, bazılarının İncil’in metnini değiştirmiş olabileceğini düşündükleri, Roma İmparatoru Konstantin’in (ms. 325) zamanından öncesine dayanmış oldukları için bu durum önemlidir. Konstantin bozmuş olsaydı, kendisinden önceki metinleri (elimizde oldukları için) kendisinden sonraki metinlerle karşılaştırarak anlardık. Fakat fark yoktur.

Benzer şekilde, bu el yazmaları ve diğer İncil kopyaları Hz. Muhammed’den (SAV) çok önce yapılmıştır. Bunlar ve diğer binlerce el yazması M.S. 600’den önce, dünyanın dört bir yanından gelir. M.S. 600 yılında Hz. Muhammed (SAV) İncil’i sahih olarak kullandığından, bugün Peygamber’in yaşamından yüzlerce yıl önce yapılmış birçok İncil kopyasına sahip olduğumuzdan ve bunlar bugünün İncil’iyle aynı olduğundan, Kutsal Kitap kesinlikle değişmemiştir.

Hristiyanların bu metinleri değiştirmiş olmaları fikri anlamsızdır. Dört bir yana dağılmış insanların yapılacak değişiklikler üzerinde anlaşmaları mümkün olmazdı. Arabistan’da değişiklik yapmış olsalar bile, onların kopyaları ile kardeşlerinin kopyaları arasındaki fark, diyelim ki Suriye ve Avrupa’da, belli olurdu. Fakat el yazmaları kopyalarının tümü dünyada ve eskiden beri aynıdır. Kur’an ve hadisler M.S. 600’lü yıllarda var olduğu gibi İncil metnini açıkça desteklediğinden ve Kutsal Kitap bu zamandan çok önce gelen el yazmalarına dayandığı için, bugünün İncil’i bozulmamıştır. Aşağıdaki zaman çizelgesi, M.S. 600’e dayanan Kutsal Kitap’ın metin temelini göstererek bunu resmeder.

Tevrat ve Zebur’un en eski el yazmaları çok daha öncesine dayanır. Ölü Deniz Parşömenleri (Dead Sea Scrolls) olarak da bilinen parşömen koleksiyonları, 1948 yılında Ölü Deniz’de bulunmuştur. Bu parşömenler bütün Tevrat ve Zebur’u oluşturur ve tarihleri M.Ö. 200-100 yıllarıdır. Bu da hem İsa Mesih (AS) hem de Hz. Muhammed’den (SAV) önce bile Tevrat kopyalarına sahip olduğumuz anlamına gelir. Her ikisi de Tevrat ve Zebur’u alenen kullandıkları ve onayladıkları için, peygamberlerin bu ilk kitaplarının bozulmamış olduğuna dair güvencemiz vardır. Kutsal Kitap’ın tüm bu güvenilirliğini (veya değişmezliğini) bilimsel bir bakış açısından araştırdığım makalemi okumak için tıklayın. (here)

Hadislerde Hz. Muhammed (SAV)’in ifadesi, İncil’in el yazmalarının arka plan bilgisi ile birlikte, Kuran’daki ifadelerle aynı sonuca işaret eder – İncil’in metni bozulmamıştır veya değiştirilmemiştir.

Manuscripts of Today's Bible (al kitab) - from long ago

Günümüzdeki Kutsal Kitap’ın El Yazmaları – çok öncesinden

İncil Bozuldu! Kuran-ı Kerim ne söyler?

Birçok Müslüman arkadaşım var. Aynı zamanda da Allah’a ve İncil’e de inandığım için, birçok Müslüman arkadaşımla aramda sık sık inançlar ve iman konusunda sohbetler olur. İlginçtir ki, Allah’a inanmayan veya Allah’ın hayatlarında yeri olmadığını düşünen Batılı arkadaşlarıma kıyasla Müslüman arkadaşlarımla çok daha ortak noktamız vardır. Fakat yinede istisnasız olarak her sohbetimizde mutlaka İncil’in (ve Kitab-ı Mukaddes’i oluşturan Zebur ve Tevrat’ın da) bozulduğunu veya değiştirildiğini, bu nedenle de bugün okuduğumuz mesajın Allah’ın peygamberlerinin ve öğrencilerinin ilk esinlenip yazmış olduklarından çok daha farklı olduğunu ve hata dolu olduğunu duyuyorum. Ben hem Kutsal Kitab’ı (Kitab-ı Mukaddes) hem de Kuran-ı Kerim’i okuyup çalışıyorum ve aynı zamanda yakın zamanda Hadisleri de okumaya başladım. Beni şaşırtan şey, günümüzde yaygın olarak görülen, Kutsal Kitap ile ilgili olan şüphenin Kuran’da bulunmuyor olmasıdır. Hatta Kuran-ı Kerim’in Kutsal Kitab’ı ne kadar ciddiye aldığını görmek beni çok şaşırttı. Ne demek istediğimi kısaca göstermek istiyorum.

Kuran-ı Kerim Kutsal Kitap (Kitab-ı Mukaddes) Hakkında Ne Söyler?

De ki: “Ey Kitap ehli! Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirileni (Kur’an’ı) uygulamadıkça hiçbir şey üzere değilsiniz.” Andolsun ki sana Rabbinden indirilen bu Kur’an, onlardan çoğunun taşkınlık ve küfrünü artıracaktır. (5:68 Maide Suresi, Aynı zamanda bkz. 4:136)

Eğer sana indirdiğimiz şeyden şüphe içinde isen, senden önce Kitab’ı (Tevrat’ı) okuyanlara sor. Andolsun ki, sana Rabbinden hak gelmiştir. O hâlde, sakın şüphe edenlerden olma! (Yunus Suresi 10:94)

Bunun “Kitab’ın İnsanlarına” (Hristiyanlar ve Yahudiler) Allah tarafından verilmiş olan vahiyin ilanı olduğunu belirtmek istiyorum. Bu durumda Müslüman arkadaşlarım, bunun verilmiş olan gerçek vahiy için geçerli olduğunu ama gerçek olanın bozulmuş olduğu için günümüzdeki ayetler için geçerliği olmadığını söylerler. Fakat 2. bölüm aynı zamanda Yahudi ayetlerini okuyanlar (geçmiş zaman değil ama şimdiki zaman) için de doğruladığını söyler. Gerçek vahiyden değil, Kuran-ı Kerim’in verildiği zamanki ayetlerden bahsediyor. Bu, İ.S. 600 yıllarında bir kaç yıllık bir zaman diliminde Hazreti Muhammed’e (SAV) açıklanmıştır. Yani bu bölüm İ.S. 600 yılında var olan Yahudi ayetleri tasdikler. Diğer bölümler de benzerdir. Bakınız:

Senden önce de ancak, kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun. (Nahl Suresi 16:43)

Senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun. (Enbiya Suresi 21:7)

Bu ayetler Hazreti Muhammed’den (SAV) önce gelmiş olan peygamberlerden bahseder. Fakat önemli bir şekilde bu öğrencilere/peygamberlere Tanrı tarafından verilmiş olan mesajların halen daha (İ.S. 600 yılında) takipçilerinin elinde olduğunu tasdikler. Verilmiş olan gerçek vahiy, Hazreti Muhammed (SAV) zamanında bozulmuş değildi.

Kuran-ı Kerim, Allah’ın Söz’ünün Değiştirelemeyeceğini Söyler

Fakat daha güçlü bir anlam şudur; Kitab-ı Mukaddes’in bozulmuş/değiştirilmiş ihtimali bir Kuran-ı Kerim tarafından desteklenmez. Maide Suresi 5:68’i aklınızda tutun (Yasa…Müjde…Tanrı’dan gelmiş olan vahiydir) ve aşağıdakileri düşünün:

Andolsun ki, senden önce de birçok Peygamberler yalanlanmıştı da onlar yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine karşı sabretmişler ve nihayet kendilerine yardımımız yetişmişti. Allah’ın kelimelerini değiştirebilecek bir güç de yoktur. Andolsun peygamberler ile ilgili haberlerin bir kısmı sana gelmiş bulunuyor. (En’am Suresi 6:34)

Rabbinin kelimesi doğruluk ve adalet bakımından tamdır. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.En’am (Suresi 6:115)

Dünya hayatında da, ahirette de onlar için müjde vardır. Allah’ın sözlerinde hiçbir değişme yoktur. İşte bu büyük başarıdır. (Yunus Suresi 10:64)

İnsan hiçbir söz söylemez ki onun yanında (yaptıklarını) gözetleyen (ve kaydeden) hazır bir melek bulunmasın. (Kaf Suresi 18:27)

O halde Hazreti Muhammed’den (SAV) önce gelmiş olan peygamberlere Allah tarafından vahiy gönderildiğine (Maide Suresi 5:68-69’da söylenmiş olduğu gibi) ve bu ayetlerin tekrar ve tekrar, net bir şekilde kimsenin Allah’ın Sözlerini değiştiremeyeceğini belirttiğine göre; Tevrat, Zebur ve İncil’in (yani Kitab-ı Mukaddes = Kutsal Kitap) insanlar tarafından bozulduğu veya değiştirildiği nasıl düşünülebilir? Kutsal Kitab’ın bozulmuş veya değiştirilmiş olmasına inanmak için Kuran-ı Kerim’i inkar etmek gerekmektedir.

Hatta Tanrı’nın verdiği farklı vahiyleri, birini ötekinden daha iyi ve kötü görme fikri, çok yaygın olsa da, Kuran-ı Kerim tarafından desteklenmez.

Deyin ki: “Biz Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ ve İsa’ya verilen (Tevrat ve İncil) ile bütün diğer peygamberlere Rab’lerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz ona teslim olmuş kimseleriz.” (Bakara Suresi 2:136, Aynı zamanda bkz. 2:285).

O halde bütün vahiylere karşı olan tutumumuz aynı olmalıdır. Buna onları araştırmamız ve üzerlerinde çalışmamız da dahildir. Başka bir deyişle, bütün kutsal kitapları araştırıp okumamız gerekmektedir. Hatta Hristiyanları Kuran-ı Kerim’i okumaları ve Müslümanları da Kutsal Kitap’ı okumaları için teşvik etmek isterim.

Bu kitapları okumak zaman ve cesaret ister ve birçok soru işareti oluşturur. Fakat kesinlikle, peygamberler aracılığıyla açıklanmış olan bu kitaplardan öğrenmek, bu dünyadaki zamanımızı harcamaya değerdir.

Kendimden biliyorum ki, bütün Kutsal Kitapları okumak zaman ve cesaret gerektirmiş olsa ve aklımda birçok soru işareti oluşturmuş olsa da, yapmaya değer bir deneyim oldu ve bu deneyim boyunca Allah’ın bereketini üzerimde hissettim. Umarım bu websitesindeki makaleleri okumaya ve dersleri araştırmaya devam edersiniz. Belki de Hazreti Muhammed’in (SAV) hadisleri ile Tevrat, Zebur ve İncil (Kitab-ı Mukkades’i = Kutsal Kitab’ı oluşturan kitaplar) hakkında ne düşündüğü ve nasıl kullandığı ile ilgili yazıyı okumak iyi bir başlangıç olacaktır. O makalenin linki buradadır. Tarihi kitapların güvenilirliğinin nasıl belirlendiği konusunda bilimsel bir merakınız varsa; ve Kutsal Kitab’ın güvenilir veya bozulmuş olup olmadığına bilimsel bir bakış açısından bakmak isterseniz, buradaki makaleyi okuyabilirsiniz.

Tevrat Bereketler & Lanetler ile Son Bulur

Bir önceki yazımızda , Allah’ın gerçek peygamberleri anlamamız için belli standartlar verdiğini görmüştük – mesajlarının bir bölümü olarak geleceği öngördüklerini görmüştük. Musa Peygamber (A.S.), eğer mesajı yalnızca Allah’tan geliyorsa gerçekleşecek olabilecek -İsraillilerin geleceği ile ilgili- varsayımlarda bulunarak bu kuralı uygulamıştı. Bu varsayımlar İsraillilere gelecek olan Lanetler ve Bereketlerdi. Bereketler ve Lanetlerin tümünü burada okuyabilirsiniz. Ana noktalar aşağıdadır.

Musa’nın Bereketleri

Musa Peygamber (A.S.) İsraillilerin, On Emir’e itaat etmeleri durumunda alacakları harika bereketleri anlatarak başlar. Bu bereketler diğer ulusların da anlamaları için onların gözü önünde olacaktı. Şöyle yazılmıştır;

Yeryüzündeki bütün uluslar RAB’be ait olduğunuzu görecek, sizden korkacaklar. 

Yasa’nın Tekrarı 28:10

Ancak, eğer Emirlere uymak konusunda başarısız olurlarsa, o zaman Bereketlerin tam tersi olan Lanetleri alacaklardı. Lanetler Bereketlere uyup onlara ayna olacaklardı. Bu lanetler de çevredeki uluslar tarafından görüleceklerdi.

RAB’bin sizi süreceği bütün uluslar başınıza gelenlerden dehşete düşecek; sizi aşağılayacak, sizinle eğlenecekler

Yasa’nın Tekrarı 28:37)

Ve Lanetler İsraillilerin kendileri için olacaktı.

Bu lanetler siz ve soyunuz için sonsuza dek bir belirti, şaşılası bir olay olarak kalacak.

Yasa’nın Tekrarı 28:46

Allah Lanetlerin en kötü tarafının başkalarından gelecekleri olması konusunda uyardı.

“RAB uzaktan, dünyanın öbür ucundan bir ulusu –dilini bilmediğiniz bir ulusu, yaşlılara saygı, küçüklere sevgi beslemeyen acımasız bir ulusu– birden çullanan bir kartal gibi başınıza getirecek. 51 Siz yok oluncaya dek hayvanlarınızın yavrularını, toprağınızın ürününü yiyip bitirecekler. Size ne tahıl, ne şarap, ne zeytinyağı, ne sığırlarınızın buzağılarını, ne de sürülerinizin kuzularını bırakacaklar; ta ki, siz ortadan kalkıncaya dek. 52 Güvendiğiniz yüksek, dayanıklı surlar yerle bir oluncaya dek ülkenizdeki bütün kentlerde sizi kuşatacaklar. Tanrınız RAB’bin size verdiği ülkedeki bütün kentleri kuşatacaklar.

Yasa’nın Tekrarı 28:49-52

Ve daha da kötüye gidecekti.

Size iyilik yapmak, sizi çoğaltmak RAB’bi nasıl sevindirdiyse, sizi yıkmak ve yok etmek de öyle sevindirecektir. Mülk edinmek için gideceğiniz ülkeden sökülüp atılacaksınız “RAB sizi dünyanın bir ucundan öbür ucuna, bütün halklar arasına dağıtacak. Orada sizin de atalarınızın da tanımadığı, ağaçtan ve taştan yapılmış başka ilahlara tapacaksınız. Bu uluslar arasında ne esenliğiniz ne de dinlenecek bir yeriniz olacak. Orada RAB size titreyen yürekler, umutsuzluk ve bakmaktan yorulmuş gözler verecek.

Yasa’nın Tekrarı 28:63-65

Bu Bereketler ve Lanetler bir antlaşma ile kurulmuştu. 

Bugün Tanrınız RAB’bin ant içerek sizinle yaptığı bu antlaşmayı geçerli kılmak için burada duruyorsunuz. Öyle ki, bugün sizi kendi halkı olarak belirlesin ve size söylediği gibi, atalarınız İbrahim’e, İshak’a, Yakup’a içtiği ant uyarınca Tanrınız olsun. Antla yapılan bu antlaşmayı yalnız sizinle, bugün burada bizimle birlikte Tanrımız RAB’bin önünde duranlarla değil, yanımızda olmayanlarla da yapıyorum.

Yasa’nın Tekrarı 29:12-15

Bir başka deyişle, bu antlaşma çocuklar veya gelecek nesilleri de kapsayacaktı. Hatta bu antlaşma gelecek nesillere yönelikti – hem İsrailliler hem de yabancılar.

Bu Yasa Kitabı’nda yazılı antlaşmada yer alan bütün lanetler uyarınca, RAB onu felakete uğraması için İsrail’in bütün oymakları arasından ayıracaktır. “Sizden sonraki kuşak, çocuklarınız ve uzak ülkeden gelen yabancılar ülkenizin uğradığı belaları, RAB’bin ülkeye gönderdiği hastalıkları görecekler. Bütün ülke yanacak, tuz ve kükürtle örtülecek; tohum ekilmeyecek, filiz sürmeyecek, ot bitmeyecek. Ülke RAB’bin kızgın öfkesiyle yerle bir ettiği Sodom, Gomora, Adma ve Sevoyim gibi yıkıma uğrayacak. Bütün uluslar, ‘RAB bu ülkeye neden bunu yaptı?’

diye soracaklar, ‘Bu büyük öfke neden alevlendi? “Yanıt şöyle olacak: ‘Atalarının Tanrısı RAB kendilerini Mısır’dan çıkardığında onlarla yaptığı antlaşmayı bıraktılar. Tanımadıkları, RAB’bin kendilerine pay olarak vermediği başka ilahlara yöneldiler; onlara tapıp önlerinde eğildiler. İşte bu yüzden RAB’bin öfkesi bu ülkeye karşı alevlendi; bu kitapta yazılı bütün lanetleri oraya yağdırdı. 

Yasa’nın Tekrarı 29:21-27

Musa’nın Bereketleri ve Lanetleri Geçti mi?

Vaadi verilen Bereketler harikaydı ama tehdidi verilen Lanetler çok ağırdı. Fakat, sorabileceğimiz en önemli soru şuydu: ‘Bunlar gerçekleşti mi?’ Buna yanıt vererek Musa’nın (A.S.) gerçek bir peygamber olup olmadığını göreceğiz ve günümüzde hayatlarımız için rehberlik kazanacağız.

Cevap avucumuzun içindedir. Kutsal Kitap’ın Eski Antlaşması’nın büyük bir kısmı İsrail Oğullarının tarihinin kaydıdır ve bu nedenle daha sonra olacakları görebiliriz. Ayrıca Eski Antlaşma’nın dışında, Josephus gibi Yahudi tarihçilerin ve Tacitus gibi Graeco-Roma’lı tarihçilerin de kayıtları ve birçok arkeolojik anıtları vardır. Bütün bu kaynaklar aynı fikirde ve İsraillilerin bütün resmi tamamlayıcı etkenlerdedir. Bu bizim için bir başka İşarettir. Burada, İsraillilerin tarihinde onlara ne olduğunu daha iyi anlamamıza yardımcı olacak, genel bakışa sahip bir zaman çizelgesi bulunuyor.

Tarihten ne görüyoruz? Evet, Musa’nın Lanetleri korkunç olsalar da, tüm bunlar olmadan önce, KESİNLİKLE geçtiler – tıpkı binlerce yıl önce yazmış olduğu gibi. (Unutmayın, bu tahminler olaylar olduktan sonra değil, olmadan önce yazılmışlardı.)

Fakat Musa’nın Laneti burada bitmedi. Devam etti. Musa (A.S.) bu lanetleri şu şekilde sonuçlandırdı“Bütün bu olaylar önünüze serdiğim kutsama ve lanetler başınıza geldiğinde, Tanrınız RAB’bin sizi dağıttığı uluslar arasında bunları anımsayacaksınız. Bugün size ilettiğim buyruklar uyarınca siz ve çocuklarınız Tanrınız RAB’be döner, bütün yüreğinizle, bütün canınızla O’na uyarsanız, Tanrınız RAB size acıyacak, sizi sürgünden geri getirecek. Sizi dağıttığı ulusların arasından yeniden toplayacak.  Dünyanın öbür ucuna sürülmüş olsanız bile, Tanrınız RAB sizleri toplayıp geri getirecek. Sizi atalarınızın mülk edindiği ülkeye ulaştıracak. Orayı miras alacaksınız. Tanrınız RAB üzerinize iyilik getirecek ve sizi atalarınızdan daha çok çoğaltacak.

Yasa’nın Tekrarı 30:1-5

Ve (tekrar) sorulması gereken bariz soru: Bunlar gerçekleşti mi? Tarihin devamını görmek için buraya tıklayınız.

Tevrat’ın Sonu – Beklenilen Zebur

Bu Bereketler ve Lanetler ile Tevrat son bulur. Musa Peygamber (A.S.) tamamlandıktan kısa bir süre sonra hayatını kaybeder. Daha sonra İsrailliler, Musa’nın yerine geçen Yeşua ile Topraklara girdiler. İsrail Oğulları Tarihinde açıklandığı gibi, büyük Kral Davut iktidara gelene kadar orada kralsız ve baş kentsiz yaşadılar. Eski Antlaşma’da, Kur’an’ın da tasdik ettiği, Zebur adında bir bölüm başlattı. Tevrat’ta başlayan, İncil’i anlamamıza yardımcı olacak İşaretler ile devam ettiği için, Zebur’u anlamamız gerekiyor. Bir sonraki bölümde (Next), Kur’an ve İsa Mesih’in, Davut (A.S.) ve Zebur’dan nasıl bahsettiklerini görüyoruz.

Tevrat’ın Peygamber İşareti

Musa (A.S.) ve Harun (A.S.) Peygamberler, 40 yıl boyunca İsraillileri yönettiler. Emirleri ve kurbanlıkları yönettiler böylelikle Tevrat’ta birçok İşaret oldu. Yakında bu peygamberlerin ölme zamanı gelecek. Tevrat’ın kapanışından önce, Tevrat’taki bazı desenleri inceleyelim.

Tevrat’taki Desenleri İnceleme

O halde Tevrat’taki İşaretlerin deseni nedir?

Tevrat’ta Kurban

Kurbanların ne kadar önemli olduklarına ve ne sıklıkta verildiklerine dikkat edin. Daha önce bakmış olduklarımızı düşünün:

Bu kurbanların hepsi temiz hayvanlardı – koyun, keçi veya boğa. Düve hariç hepsi erkekti.

Bu kurbanlar, kurbanları sunan insanların telafisi için oldu. Bu da onların bir örtü olduğunu, kurbanı sunan kişinin suçunun ve utancının örtüldüğünü ifade eder. Bu Adem ile başladı; kendisi, ona sunulan deriler şeklinde Allah’ın Merhametini aldı Onun çıplaklığını örten bu deriler, bir hayvanın ölmesini gerektirdi. Sorulması gereken önemli bir soru şudur: Neden artık kurban sunulmuyor? Cevabını daha sonra göreceğiz.

Tevrat’ta Doğruluk

The Israelites could get righteousness if they could – but they had to ‘Doğruluk’ kelimesi sürekli olarak karşımıza çıktı. Bunu ilk Adem’de, Allah ona ‘en iyisinin doğruluk giysileri’ olduğunu söylediğinde görmüştük. İbrahim, gelecek olan bir oğul vaadine inanmayı seçtiğinde, doğruluk itibarını aldığını görmüştük.İsrailoğulları, Emirleri koruyabilselerdi doğruluk elde edebilirlerdi – ama onları her zaman tutmak zorundaydılar.

Tevrat’ta Yargı

Aynı zamanda, bu emirlere uymamanın, Allah’ın Yargısı ile sonuçlandığını da gördük. Bu Adem’le başladı, kendisinin yargılanmak için sadece bir kez itaatsizlik etmesi yetmişti. Yargının sonucu her zaman ölüm oldu. Ya yargılanan kişi öldü ya da kurban edilen hayvan… Aşağıdakileri düşünün:

Bu ne demektir? Devam ettikçe göreceğiz. Fakat şimdi, Musa ile Harun (A.S.) Tevrat’ı bitirecek. Bunu Allah’tan direkt olan hem geleceğe yönelik hem de şu an bizler için önemli olan mesajlarla yapıyorlar. Gelecek olan Peygamber ve gelecek olan Lanetler & Bereketler. Peygambere burada bakıyoruz.

Gelecek Olan Peygamber

Allah Sina Dağı’nda Tabletleri verdiği zaman bunu gücünü korkunç bir şekilde göstererek yaptı. Tevrat Tablet’ler verilmeden önceki durumu şu şekilde açıklar;


 Üçüncü günün sabahı gök gürledi, şimşekler çaktı. Dağın üzerinde koyu bir bulut vardı. Derken, çok güçlü bir boru sesi duyuldu. Ordugahta herkes titremeye başladı. 17Musa halkın Tanrı’yla görüşmek üzere ordugahtan çıkmasına öncülük etti. Dağın eteğinde durdular. 18Sina Dağı’nın her yanından duman tütüyordu. Çünkü RAB dağın üstüne ateş içinde inmişti. Dağdan ocak dumanı gibi duman çıkıyor, bütün dağ şiddetle sarsılıyordu.

Mısırdan Çıkış 19:16-18


İnsanlar korku doluydu. Tevrat onları şöyle açıklar:


 Halk gök gürlemelerini, boru sesini duyup şimşekleri ve dağın başındaki dumanı görünce korkudan titremeye başladı. Uzakta durarak 19Musa’ya, “Bizimle sen konuş, dinleyelim” dediler, “Ama Tanrı konuşmasın, yoksa ölürüz.”

Mısırdan Çıkış 20:18-19

Bu, Musa’nın (A.S.) topluluğu 40 yıl boyunca yönettiği dönemin başında oldu. Sonunda, Allah Musa’ya (A.S.) geçmişteki durumu konuştu, insanlara geçmişteki korkularını hatırlattı ve gelecek için bir vaatte bulundu. Musa (A.S.) Tevrat’a şöyle kaydetmiştir:


Tanrınız RAB size aranızdan, kendi kardeşlerinizden benim gibi bir peygamber çıkaracak. Onu dinleyin.Horev’de toplandığınız gün Tanrınız RAB’den şunu dilemiştiniz ‘Bir daha ne Tanrımız RAB’bin sesini duyalım, ne de o büyük ateşi görelim, yoksaölürüz. RAB bana,‘Söyledikleri doğrudur’ dedi.‘Onlara kardeşleri arasından senin gibi bir peygamber çıkaracağım. Sözlerimi onun ağzından işiteceksiniz. Kendisine buyurduklarımın tümünü onlara bildirecek. Adıma konuşan peygamberin ilettiği sözleri dinlemeyeni ben cezalandıracağım. 20Ancak, kendisine buyurmadığım bir sözü benim adıma söylemeye kalkışan ya da başka ilahlar adına konuşan peygamber öldürülecektir.’“ ‘Bir sözün RAB’den olup olmadığını nasıl bilebiliriz? diye düşünebilirsiniz. Eğer bir peygamber RAB’bin adına konuşur, ama konuştuğu söz yerine gelmez ya da gerçekleşmezse, o söz RAB’den değildir Peygamber saygısızca konuşmuştur Ondan korkmayın.”

Yasa’nın Tekrarı 18:15-22

Allah insanların sağlık bir şekilde saygı duymalarını istedi, bu yüzden Tabletlerdeki On Emri verdiğinde, insanların arasında büyük bir korku yaratacak şekilde verdi. Fakat şimdi Allah geleceğe bakıyor ve İsraillilerin arasından Musa (A.S.) gibi bir peygamber çıkacağını vaat ediyor. Daha sonra rehber olacak iki madde veriliyor:

  1. Allah, eğer gelecek olan Peygamber’edikkat etmezlerse insanları sorumlu tutacak
  2. Allah’ın bir peygamber aracılığıyla konuşup konuşmadığına karar vermenin yolu, mesajın geleceği tahmin edebilmesi ve gerçekleşmesi gerektiğidir.

İlk madde, Musa’dan sonra sadece bir peygamber daha olacağı anlamına gelmez ama özellikle dinlememiz gereken bir peygamber olacağı anlamına gelir, çünkü mesajında eşsiz bir rol oynayacaktı – onlar ‘Allah’ın Sözleri’ olacaktı. Geleceği sadece Allah bildiği için – kesinlikle hiçbir insan bilemez – ikinci madde insanların mesajın gerçekten Allah’tan gelip gelmediğini anlamaları için önemliydi. Daha sonra Musa’nın (A.S.) bu ikinci maddeyi, Tevrat’ı kapatan, İsrailoğullarının Bereketleri ve Lanetlerinde İsraillilerin geleceğini nasıl öngördüğünü görüyoruz.

Peki ya bu ‘gelecek olan Peygamer’? O kimdi? Bazı alimler bunun Hz. Muhammed (SAV) olduğunu ileri sürmüşlerdir. Fakat peygamberliğin, bu peygamberin “İsraillilerin arasından” olacağını söylemesine dikkat edin – yani Yahudi. Bu nedenle Hz. Muhammed (SAV) olamaz. Diğer alimler ise İsa Mesih (A.S.) peygamber olup olmadığını merak etmişlerdir. Kendisi Yahudi’ydi ve büyük yetkiyle öğretti – adeta Allah sözlerini ‘O’nun ağzına’ koymuştu. İsa Mesih’in (A.S.) geleceği İbrahim’in kurbanında, Fısıh Bayramında ve ayrıca ağzında Tanrı’nın sözleri olan ‘peygamber’ peygamberliğinde öngörülmüştü.

Harun’un İşareti: 1 İnek, 2 Keçi

Musa’nın 2. İşaretinde Sina Dağı’nda verilen Emirlerin çok katı olduklarını görmüştük. Sizi, kendinize bu Emirler her zaman yerine getirdiğinizi mi yoksa getirmediğinizi mi sormaya davet etmiştim (çünkü Yasa’nın amacı budur). Eğer Yasa’yı her zaman yerine getirmiyorsanız, benim gibi, sizin de başınız belada – Yargı askıda kalır. Fakat öyleyse ne yapılabilir? Harun (Musa’nın kardeşi), ve onun soyundan gelenler bu soruya kurban sunarak cevap verdi – ve bu kurbanlar günahları telafi etti veya üzerlerini örttüler. Harun, Allah’ın Yasa’nın başlangıcında işlenen günahların üzerlerini nasıl kapatacağını anlamak için İşaret olan iki kurban sundu. Bunlar İnek (Düve) ve İki Keçi kurbanıydı. Bakara Suresi adını Harun’un İnek kurbanından alır. Ama öncelikle Keçiler ile başlayalım.

Günah Keçisi ve Kefaret Günü

Musa’nın 1. İşaretinden beri Fısıh Bayramı (halen daha!) Firavun’dan kurtulmuş olmanın anısına, Yahudiler tarafından kutlanır. Fakat Tevrat başka festivalleri de emreder. Özellikle önemli olan bir tanesi Kefaret Günüdür. Tevrat’taki hikayesini okumak için buraya tıklayın.

Neden Kefaret Günü için bu denli dikkatli ve detaylı talimatlar verilmiştir? Nasıl başladığını görüyoruz:RAB, RAB’a yaklaşırken ölen Harun’un iki oğlunun ölümünden sonra Musa ile konuştu. RAB, Musa’ya şöyle dedi: “Kardeşinize Aaron’a, gemideki kefaret örtüsünün önündeki perdenin arkasındaki En Kutsal Yeri seçtiğinde gelmeyeceğini, yoksa öleceğini söyledi.

RAB, RAB’a yaklaşırken ölen Harun’un iki oğlunun ölümünden sonra Musa ile konuştu. RAB, Musa’ya şöyle dedi: “Kardeşinize Aaron’a, gemideki kefaret örtüsünün önündeki perdenin arkasındaki En Kutsal Yeri seçtiğinde gelmeyeceğini, yoksa öleceğini söyledi.

Levililer 16:1-2

Daha önce olmuş olan, Harun’un iki oğlunun, RAB’bin Varlığının bulunduğu Çadır’a acımasızca girdiklerinde ölmüş olmalarıydı. Tanrı’nın Kutsal varlığında Yasa’yı tutma konusundaki başarısızlıkları (burada gördüğümüz gibi) ölmelerine neden oldu. Neden? Çadırda Antlaşma Sandığı vardı. Kur’an-ı Kerim’de bu Antlaşma Sandığından bahseder. Şöyle der:

Ve (ayrıca) peygamberleri onlara şöyle dedi: “Otoritesinin bir işareti, Rab’binizin güvencesinde (bir güvenceyle) ve Musa’nın ailesi tarafından bırakılan emanetler ile, ahit Sandığı’nın size geleceğidir. ve melekler tarafından taşınan Aaron ailesi. İnancınız varsa, bu sizin için bir semboldür. ”

Suresi 2: 248 (İnek

Söylenmiş olduğu gibi, ‘Antlaşma Sandığı’ bir yetki İşaretiydi çünkü Gemi, Musa’nın Yasa’sındabir antlaşma simgesiydi. Üzerinde On Emrin yazılı olduğu Taş Tabletler bu Geminin içerisinde tutuluyordu. Bütün Yasa’ya sahip çıkamayan her kimse – bu Geminin huzurunda – ölecekti. Harun’un en büyük iki oğlu Çadır’a girdiklerinde ölmüşlerdi. Bu nedenle detaylı talimatlar verilmişti, talimatların arasında Harun’un, tüm yıl içindeki hangi gün Çadır’a gireceği de yer alıyordu – Kefaret Günü. Eğer başka herhangi bir gün girseydi, o da ölecekti. Fakat tüm yıl içinde Harun’un Antlaşma Sandığı huzuruna gidebileceği tek günde bile şunları yapması gerekiyordu;

Harun boğaya kendi günlüğü için kendisi ve hanehalkı için kefaret etmeyi teklif etmeyi teklif edecek… ve tütsü dumanı, sözleşmeyle ilgili yasaların tabletlerinin üzerindeki kefalet örtüsünü gizleyecek, böylece ölmeyecek.

Leviticus 16: 6,13

Harun’un Yasa’ya karşı işlemiş olduğu günahları örtmek veya telafi etmek için bir boğanın kurban edilmesi gerekiyordu. Hemen sonrasında, Harun iki keçiyle ilgili olan olağanüstü törenini gerçekleştirdi.

Boğa kendi günahları için kurban edildikten sonra Harun iki keçi alır, rasgele seçim yapardı. Bir keçi günah keçisi olarak seçilirdi. Diğeri ise günaha karşılık kurban edilirdi. Neden?

“Daha sonra, halka günah teklif eden keçiyi kesecek… Bu şekilde İsraillilerin temizliği ve isyanı nedeniyle, günahları ne olursa olsun, En Kutsal Yer için kefaret yaratacak.

Leviticus 16: 15-16

Peki günah keçisine ne olurdu?

Aaron… canlı keçiyi öne çıkarır. Her iki elini de canlı keçinin başına koymak, İsraillilerin bütün kötülüklerini ve isyanlarını, tüm günahlarını itiraf etmek ve onları keçinin başına koymak. Keçiyi vahşi doğaya gönderir… Keçi bütün günahlarını uzaktaki bir yere götürür…

Leviticus 16: 20-22

Kurban edilen boğa, Harun’un günahları içindi. Kurban edilen ilk keçi, İsrail halkının günahları içindi. Sonrasında Harun ellerini, halkın günahlarını keçinin üzerine koymayı sembolize etmek için günah keçisinin üzerine koyardı. Keçi daha sonra, insanların günahlarının artık insanlardan uzak olduğunun bir işareti olarak ıssız bir yere salınırdı. Bu kurbanlar sayesinde günahları telafi edilirdi. Bu, her yıl, Kefaret Gününde yapılırdı.

Bakara ve Tevrat’ta Geçen Düve veya İnek

Harun’un, düve gibi (erkek boğa yerine dişi inek) kurban etmesi gereken başka şeyler de vardı. 2. (buraya) Sure’nin adının ‘İnek’ olmasının nedeni bu düve ve bu kurbandır. Görebildiğiniz gibi, normal erkek bir hayvanı değil de bu kurban için bir ineğin (yani dişinin) kullanılmasının emredilmesi insanları çok şaşırttı. Şöyle biter:

Böylece Tanrı: bahsedilen Biz Yani “(düve) bir parça (vücudu) Grev.” Dertlerinden ölüleri ve showeth size O’nun İşaretler : Perchance siz anlayabilirsiniz.

Bakara Suresi 2:73-İnek

Bu da dikkat etmemiz gereken İşaretlerden biridir. Peki bu düve nasıl bir İşaret oluyor? Ölüm ve yaşam ile ilgili olduğunu okuyoruz. Bu kurban hakkında Harun’a Tevrat’ta verilen asıl talimatları incelerken “bir ihtimal anlayabilelim diye”.  Tevrat’taki bütün bölümü okumak için buraya tıklayın. Şunu görüyoruz;

Düve yakılacak – derisi, eti, kanı ve bağırsakları. Papaz, sedir ağacı, hyssop ve kırmızı yün almak ve onları yanan düvelerin üstüne atmaktır.

Çölde Sayım19:5-6

Çördükotu yapraklı bir ağacın dalıydı. Fısıh zamanı, ölümün onlardan geçip gitmesi için İsrailliler Fısıh kuzusunun kanını kapılarına boyayacakları zaman, onlara şu emredilmişti;

Bir demet çuval bezi alın, havzadaki kana batırın ve kanın bir kısmını… kapı kasasına koyun

Mısırdan Çıkış 12:22

Çördükotu düve ile kullanılmıştı ve düve, çördükotu, yün ve sedir, geride sadece külleri kalacak şekilde beraber ateşe verilirdi. Sonrasında;

“Temiz bir adam, düdüğün küllerini toplar ve onları kampın dışında törenle temiz bir yere koyar. İsrailliler topluluğu tarafından temizleme suyunda kullanılmak üzere tutulacaklar; günahtan arınma için.

Çölde Sayım 19:9

Yani küller ‘arınma suyuna’ karıştırılırdı. Temiz olmayan kişi temiz olabilmek için yıkanmasını (ritüel yıkama veya abdest) içine kül girmiş bu suyla yapardı. Fakat küller her türlü kirlilik için değil, sadece belli bir tanesi içindi.

“Bir insan cesedine dokunan kişi yedi gün boyunca kirli olacaktır. Üçüncü günde ve yedinci günde kendilerini suyla (topağın külleriyle karıştırılmış) karıştırmalılar; o zaman temiz olacaklar. Ancak, üçüncü ve yedinci günlerde kendilerini arındırmazlarsa, temiz olmayacaklar. Eğer bir insan cesedine dokunduktan sonra kendilerini arındırmazlarsa, RAB’ın karnesini kirletirler

Çölde Sayım 19:11-13

Yani suyla karışmış olan bu İnek külleri, birisi ölü bir bedene dokunduğu zaman kirlendiğinde abdest alması (yıkanması) içindi. Fakat bir ölü bedene dokunmanın sonucu neden böylesine bir kirliliğe sebep olabilirdi ki? Düşünün! Adem itaatsizliği nedeniyle ölümlü oldu ve tüm çocukları da öyle (sen ve ben de dahiliz). Bu nedenle ölüm kirlidir, çünkü günahın sonucudur – günahın kirli olmasına bağlıdır. Ölü bir bedene dokunan biri de bu nedenle kirlenir. Fakat bu küller, kirliliği arıtacak olan İşaretti. Kirli kişi, ölümünde ‘kirli’ olup, düve külleriyle abdest aldıktan sonra ‘hayat’ bulurdu.

Neden erkek bir hayvan yerine dişi hayvan kullanıldı? Çok net bir açıklama verilmemiştir ama ayetlerden nedenini bulabiliriz. Tevrat (ve diğer Kutsal Kitaplar) boyunca Allah’ın erkek cinsiyeti olarak açıklandığını görebiliriz. İsrail ulusundan ise dişi cinsiyetiyle söz edilir. Evli kadın-erkek ilişkilerinde olduğu gibi, Allah yönetti ve onu takip edenler yanıt verdi. Fakat inisiyatif her zaman Allah’ındı. İbrahim’e oğlunu kurban etme komutunu O verdi, Tabletlerdeki On Emrinverilmesini O söyledi, Nuh’un yargısına O karar verdi, vb. Hiçbir zaman bir insanın (peygamber veya her kimse) isteğiyle başlamadı – takipçileri yalnızca onun yönetimine boyun eğdiler.

Düvenin külleri bir insan ihtiyacını karşılamak için vardı – temizlik. Bu nedenle insan ihtiyacı için düzgün bir İşaret olabilmek için kurban edilen hayvanın dişi olması gerekiyordu. Bu kirlilik, günah işlediğimizde utanmamıza işaret eder, Allah’ın önündeki suçluluğa değil. Ben günah işlediğimde, sadece Yasa’yı yıkmış olmuyorum ama aynı zamanda Yargıç karşısında suçlu olup, utanç ve pişmanlık hissediyorum. Allah utancımızı nasıl alır? Öncelikle, Allah bizim için giysi sağladı. İlk insanlara, çıplaklıklarını ve utançlarını gizlemek için deriden yapılmış giysiler verildi . Ondan sonra da Adem’in Çocukları her zaman kendilerini giysilerle örttüler hatta bu o kadar doğal bir şeydir ki, artık çok nadiren ‘neden?’ diye sorarız. Düvenin külleriyle alınan bu abdest, bizi kirleten şeylerden arınmamız ve de ‘temiz’ hissetmemiz için gereken bir başka yoldu. Düvenin amacı bizi arındırmaktı.

Tam bir inanç güvencesiyle, yüreklerimizi suçlu bir vicdandan arındırmak ve vücudumuzu saf suyla yıkamak üzere serpmek için yüreklerimizi koyarak Tanrı’nın yakınına çekelim:

İbraniler 10:22

Tam tersine, Kefaret Günü erkek keçilerin kurban edilmesi, yalnızca Allah içindi, bu nedenle de erkek hayvan kullanılmıştı. On Emir İşaretiile itaatsizliğin cezasının defalarca ölüm olarak belirtildiğini gördük (ayetlere bakmak için burayatıklayın). Allah Yargıçtı (hala öyle!) ve Yargıç olarak ölümü emretti. Erkek boğanın ölümü öncelikle Allah’ın Harun’un günahı için olan ölüm emrini yerine getirdi. Sonrasında erkek keçinin ölümü Allah’ın İsraillilerin günahı için olan ölüm emrini yerine getirdi. Sonra İsrail halkının günahları, Harun tarafından sembolik olarak günah keçisine kondu ve günah keçisi ıssız bir yere salındığında, toplumun günahlarının gittiğine dair bir işaret oldu.

Bu kurbanlar Harun ve soyu tarafından bin yıldan uzun bir süre kutlandı. İsraillilerin tarihi boyunca, onlara verilen topraklarda, Davut Kral olup (Dawood (or Dawud) became King) oğulları da toprakları yönettiğinde; birçok peygamber uyarı mesajlarıyla geldiğinde; İsa Mesih’in hayatında (life of Isa al Masih) (A.S.) bile, bu kurbanlar bu ihtiyaçları karşılamak için kurban edildiler. Fakat bu kurbanlar, gelecek olan kurtuluşun (coming salvation) gölgesi gibiydiler, onu bir İşaret olarak gösteriyorlardı.

O halde Musa ve Harun’un bu son İşaretleri ile, Tevrat bitmek üzeredir. Yakında halef peygamberler gelecektir ve Zebur (the Zabur) Allah’ın mesajları ile devam edecektir. Ama öncesinde Tevrat’ın son bir mesajı vardır. Musa peygamber (A.S.) gelecek olan bir Peygamber’in (coming of a Prophet) olduğu geleceğe ve İsrail’in soyunun başına gelecek olan bereketlere ve lanetlere bakacaktır.

Musa’nın 2. İşareti: Yasa

Musa’nın İlk İşaretinde– Fısıh – Allah’ın, bir kuzunun kurban edilip kanının kapı direklerine sürüldüğü evler hariç diğer evlerdeki ilk doğan erkeklerin ölümüne karar verdiğini görmüştük. Firavun boyun eğmedi, bu nedenle oğlu öldü ve Musa (A.S.) İsraillileri Mısır’dan çıkardı, Firavun ise onları yakalamaya çalışırken Kızıl Deniz’de boğuldu.

Musa’nın Peygamber olarak rolü, onları sadece Mısır’dan çıkarmak değil, aynı zamanda Allah’ın belirlediği Şeriat Yasalarına göre yaşayarak onlara yeni yaşama giden yolda liderlik etmekti.

Ala Suresi (Sure 87 – En Yüce) Allah’ın dünyayı nasıl doğal yasalara göre işlettiğini hatılatır

Yüce Rabbinin ismini eksikliklerden uzak tut. O ki yarattı, düzene koydu. O ki ölçtü, yol gösterdi. O ki yeşillikler bitirdi. Sonra onu kuruyup kararmış bir samana çevirir.

Ala Suresi 87:1-5

Benzer şekilde, insanoğlunun da ahlak yasalarına göre yaşamasını ister.

Mısır’dan ayrıldıktan kısa bir süre sonra Musa (A.S.) ve İsrailliler Sina Dağı’na geldiler. Musa (A.S.) Şeriyat Yasasını alabilmek için 40 gün boyunca dağa çıktı. Bakara Suresi ile Araf Suresi aşağıdaki ayetlerde bu zamandan bahsederler:

Sina dağını üzerinize kaldırarak bir zamanlar sizden söz almıştık: “Size verdiğimize kuvvetle sarılın, içindekileri hatırlayın ki korunasınız,” demiştik.

Sure 2:63-İnek

Musa ile otuz gece için sözleştik ve ona on gece daha ekledik. Böylece Rabbinin belirlediği vakit kırk geceye tamamlandı. Musa, kardeşi Harun’a, “Halkım içinde benim yerime geç, doğru davran. Bozgunculuk yapanların yoluna da uyma,” dedi.

Sure 7:142-Yükseklik

Peki, Musa’ya (A.S.) verilen Yasa neydi? Yasa’nın tümü oldukça uzun olsa da (neye izin verilip, neye verilmediğine karar vermek için 613 yönetmelik ve komut – neyin haram neyin helal olduğuna karar veren yönetmelikler gibi) ve bu emirlerin çoğu Tevrat’ı oluşturuyordu. Musa ilk önce, Allah tarafından taş tabletler üzerine yazılmış bir dizi özel emir aldı. Bunlar tüm diğer yasaların da temelini oluşturan On Buyruk olarak bilinir. Bu On Buyruk, Yasa’nın en mutlak temelleridir – diğerlerinin önkoşullarıdır. Araf Suresi aşağıdaki ayette bundan bahseder:

Her şeyin detaylı açıklaması ve öğüt olarak her ne varsa Musa için levhalara yazdık: “Bu öğretilere sıkı sarıl, halkına da söyle ona en güzel biçimde sarılsınlar. Yoldan çıkmışların son durağını size göstereceğim.” Yeryüzünde haksız yere büyüklenenleri mucizelerimden çevireceğim. Her türlü mucizeyi de görseler inanmazlar. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler. Ama azgınlık yolunu görseler onu yol edinirler. Zira onlar ayetlerimizi yalanladılar ve aldırış etmediler.

Sure 7:145-146-Yükseklik

On Buyruk

Kur’an-ı Kerim taş tabletlere yazılmış olan bu On Buyruk’un Allah tarafından işaretler olduğunu söylüyor. Peki bu buyruklar nelerdir? Musa’nın (A.S.) taş tabletlerden kopyaladıkları Tevrat’taki Mısırdan Çıkış kitabında tam olarak verilir. (Sadece buyrukları saymak için numara ekledim).

1 Tanrı şöyle konuştu:
2 “Seni Mısır’dan, köle olduğun ülkeden çıkaran Tanrın RAB benim.
3“Benden başka tanrın olmayacak.
4 “Kendine yukarıda gökyüzünde, aşağıda yeryüzünde ya da yer altındaki sularda yaşayan herhangi bir canlıya benzer put yapmayacaksın. 5 Putların önünde eğilmeyecek, onlara tapmayacaksın. Çünkü ben, Tanrın RAB, kıskanç bir Tanrı’yım. Benden nefret edenin babasının işlediği suçun hesabını çocuklarından, üçüncü, dördüncü kuşaklardan sorarım. 6 Ama beni seven, buyruklarıma uyan binlerce kuşağa sevgi gösteririm.

7 “Tanrın RAB’bin adını boş yere ağzına almayacaksın. Çünkü RAB, adını boş yere ağzına alanları cezasız bırakmayacaktır.
8 “Şabat Günü’nü kutsal sayarak anımsa. 9 Altı gün çalışacak, bütün işlerini yapacaksın. 10 Ama yedinci gün bana, Tanrın RAB’be Şabat Günü olarak adanmıştır. O gün sen, oğlun, kızın, erkek ve kadın kölen, hayvanların, aranızdaki yabancılar dahil, hiçbir iş yapmayacaksınız. 11 Çünkü ben, RAB yeri göğü, denizi ve bütün canlıları altı günde yarattım, yedinci gün dinlendim. Bu yüzden Şabat Günü’nü kutsadım ve kutsal bir gün olarak belirledim.

12 “Annene babana saygı göster. Öyle ki, Tanrın RAB’bin sana vereceği ülkede ömrün uzun olsun.
13 “Adam öldürmeyeceksin.
14 “Zina etmeyeceksin.
15 “Çalmayacaksın.
16 “Komşuna karşı yalan yere tanıklık etmeyeceksin.
17 “Komşunun evine, karısına, erkek ve kadın kölesine, öküzüne, eşeğine, hiçbir şeyine göz dikmeyeceksin.”

18 Halk gök gürlemelerini, boru sesini duyup şimşekleri ve dağın başındaki dumanı görünce korkudan titremeye başladı.

Mısırdan Çıkış 20:1-18

Çoğu zaman laik ülkelerde yaşayan bizler bunların buyruk olduklarını unutabiliyoruz. Öneri değiller. Tavsiye değiller. Pazarlık edilemezler. Uyulması gereken – yerine getirilmesi gereken buyruklar. Şeriat Yasası. Ve İsrailliler Tanrı’nın Kutsallığının korkusu içindeydiler.

İtaat Standardı

Haşr Suresi (Sure 59 – Sürgün) On Emir’in Kur’an’ın ifşası ile karşılaştırılarak nasıl verildiğine atıfta bulunur. Kur’an’ın aksine, On Emir korkunç bir şekilde bir dağda verildi.

 Bu Kuran’ı bir dağın üzerine indirseydik, ALLAH’a olan saygıdan ötürü onun titreyip paramparça olduğunu görecektin. Belki düşünürler diye biz insana böyle örnekler vermekteyiz. O ALLAH’tır ki O’ndan başka tanrı yoktur. Tüm gizemleri ve açıktakileri Bilendir. O Rahmandır, Rahimdir.

Haşr Suresi 59:21-22

Önemli bir soru vardır. İtaat edilmesi gereken kaç veya ne kadar çok emir vardı? Aşağıdaki ayet, On Buyruk verilmeden hemen önce gelir:

Musa Tanrı’nın huzuruna çıktı. RAB dağdan kendisine seslendi: “Yakup soyuna, İsrail halkına şöyle diyeceksin: 4Mısırlılar’a ne yaptığımı, sizi nasıl kartal kanatları üzerinde taşıyarak yanıma getirdiğimi gördünüz. Şimdi sözümü dikkatle dinler, antlaşmama uyarsanız, bütün uluslar içinde öz halkım olursunuz. Çünkü yeryüzünün tümü benimdir.

Mısırdan Çıkış 19:3,5

Bu ayet ise On Buyruk verildikten hemen sonra gelir:

Sonra antlaşma kitabını alıp halka okudu. Halk, “RAB’bin her söylediğini yapacağız, O’nu dinleyeceğiz” dedi.

Mısırdan Çıkış 24:7

Musa’nın son mesajı olan Tevrat’ın son kitabında (beş tane vardır) Yasa’ya itaati şu şekilde özetlemiştir:

Sürekli üzerimize iyilik gelmesi ve bugün olduğu gibi sağ kalmamız için Tanrımız RAB bütün bu kurallara uymamızı ve kendisinden korkmamızı buyurdu. Tanrımız RAB’bin önünde, verdiği bu buyruklara uymaya dikkat edersek, bunu bize doğruluk sayacaktır.

Yasa’nın Tekrarı 6:24-25

Doğruluğu Elde Etmek

Burada yine karşımıza ‘doğruluk’ kelimesi çıkıyor. Bu çok önemli bir kelimedir. Bu kelimeyle ilk Adem’in İşaretinde Allah Adem’in çocuklarına (bize!) söylediğinde karşılaşmıştık:

Adem oğulları, size, bedenimizi örtecek ve süsleyecek elbiseler hazırladık. Erdemlilik elbisesi ise daha hayırlıdır. Bunlar, ALLAH’ın işaretleridir, olur ki öğüt alırsınız.

Sure 7:26 – Yükseklik

Daha sonra İbrahim’in 2. İşaretinde Allah İbrahim’e (A.S.) bir oğul vaat ettiğinde ve İbrahim bu vaade güvendiğinde, şöyle söyler:

  Avram RAB’be iman etti, RAB bunu ona [İbrahim’e] doğruluk saydı.

Yaratılış 15:6

 (Doğruluk hakkında kapsamlı açıklamayı okumak için lütfen İbrahim’in 2. İşaretine bakın).

Yasa sayesinde doğruluk kazanma yolu sağlanıyor, çünkü şöyle yazıyor; “Tanrımız RAB’bin önünde, verdiği bu buyruklara uymaya dikkat edersek, bunu bize doğruluk sayacaktır.”

Yasa’nın Tekrarı 6:25

Fakat doğruluk kazanmanın şartı çok ağırdır. “Bütün bu Yasa’ya uymamızı’, ancak o zaman doğru sayılacağımızı söyler. Bu bize Adem’in İşaretini hatırlatır. Allah’ın onları yargılaması ve Cennet’ten kovması için tek bir itaatsizlik eylemi yetmişti. Allah birden fazla itaatsizliklerini görmeyi beklemedi. Aynı şey Lut’un İşaretinde de Lut’un karısı için de geçerli. Bunun ciddiyetini gerçek anlamda anlayabilmemiz için bu linkte Tevrat’ta Yasa’ya itaat konusunu vurgulayan birçok ayet vardır.

Bunun ne anlama geldiğini düşünelim. Bazen aldığım bazı üniversite derslerinde, profesör bize sınavda birçok soru verirdi (örneğin 25 soru), ama sadece seçtiğimiz birkaç soruya cevap vermemizi isterdi. Mesela 25 soruluk bir sınavın sadece 20 sorusuna cevap vermeyi seçebilirdik. Biri bir sorunun çok zor olduğunu düşünüp o soruyu geçebilir, bir başkası da başka bir soruyu zor bulup o soruyu geçebilirdi. Bu şekilde, profesör bizim için sınavı kolaylaştırdı.

Birçok insan da On Buyruk’u aynı şekilde görüyor. Allah On Buyruk’u verdikten sonra, “Bu On Buyruk’tan herhangi beşini yapmaya çalışın,” demiş gibi düşünüyorlar. Fakat hayır, bu şekilde verilmedi. BÜTÜN buyruklara uymaları ve itaat etmeleri gerekiyordu, sadece seçtiklerine değil. Bütün Yasa’ya uydukları zaman ‘doğru sayılacaklardı’.

Peki neden bazı insanlar Yasa’ya böyle davranır? Çünkü yasaya uymak çok zordur, özellikle de sadece bir gün için değil, hayatınız boyunca uymanız gerektiği için. Bu yüzden kendimizi kandırmak ve standartlarımızı düşürmek kolay olur. Bu buyrukları inceleyin ve kendinize şunu sorun, “Ben bunlara itaat edebilir miyim? Hepsine? Her gün? Başarısız olmadan?” Bu soruyu kendimize sormamızın nedeni On Buyruk’un hala daha geçerli ve etkili olmasıdır. Allah, Musa’dan (A.S.) sonra da gelen peygamberler olduğu gibi (İsa Mesih ve Muhammed SAV da dahil olmak üzere – buraya bakınız buyruklarını da sürdürdü. Bunlar putperestlik, Tek Tanrı’ya tapmak, zina, hırsızlık, cinayet, yalan vs. ile ilgili temel buyruklar olduklarından zaman aşımına uğramazlar; bu yüzden hepimizin itaat etmesi gerekir. Kimse bu soruya başkası adına cevap veremez – yalnızca kendisi için cevap verebilir. Kıyamet Gününde de, Allah’ın huzurunda da yine bu sorulara cevap verecek.

Allah’ın Huzurundaki En Önemli Soru

Sizlere kişisel olması ve kendiniz adına cevap verebilmeniz için Yasa’nın Tekrarı 6:25’ten modifiye edilmiş bir soru yönelteceğim. Yasa’nın bu beyanına cevap verme şeklinize göre, Yasa sizin üzerinizde o şekilde çeşitli yollarla işler. Sizinle ilgili doğru olduğunu düşündüğünüz cevabı seçin. Size uygun cevaba tıklayın.

Yasa’nın Tekrarı 6:24-25’ten siçin için kişiselleştirilmiş:

Sürekli üzerime iyilik gelmesi ve bugün olduğu gibi sağ kalmam için Tanrım RAB bütün bu kurallara uymamı ve kendisinden korkmamı buyurdu. Tanrım RAB’bin önünde, verdiği bu buyruklara uymaya dikkat edersem, bunu bana doğruluk sayacaktır.

Evet – bu benim için doğru.

Hayır – hepsine uymadım ve bu benim için doğru değil.