Gelecek Olan Mesih: ‘Yedi’ İşaretleri

Kur’an-ı Kerim’de birçok kez, Allah’ın döngüleri yedişer halde kullandığını görürüz. Örneğin Talak Suresi (65. Sure) şöyle der:

“Yedi göğü ve yerden de onların benzerlerini yaratan Allah’tır. Allah’ın gücünün her şeye yettiğini ve yine Allah’ın ilminin her şeyi kuşattığını bilesiniz diye O’nun buyruğu gelip, bunlar arasında (bütün evrende) sürekli gerçekleşir.”

Talak Suresi 65:12

Ve Nebe Suresi (78. Sure) şöyle söyler:

“Sizin üstünüze de sapasağlam yedi gök bina ettik”

Nebe Suresi 78:12

O zaman, aşağıda görüldüğü gibi Mesih’in geliş zamanının da yedili olarak verilmesi bizi şaşırtmamalı.

Peygamberleri araştırdığımızda, bazen aralarında yüzlerce yıl olsa da – yani kehanetlerini birbirlerine iletmeleri imkansızdı – kehanetlerinin Mesih’in gelişi konusunda bir merkez oluşturduklarını görüyoruz. Yeşaya peygamberin (A.S.) kütükten filizlenen Dal İşaretini ve sonrasında da Zekeriya peygamberin (A.S.) bu Dal’ın isminin İbranice’deki Yhowshuwa, Grekçe Iesous ve Türkçe’de de İsa olacağının peygamberliğinde bulunduğunu görmüştük. Evet, Mesih’in ismi İsa Mesih (A.S.)  gelmeden 500 yıl önce bildirilmişti.  Bu kehanet, Yahudiler tarafından hala okunan ve kabul edilen – ancak anlaşılmayan – Yahudiler Kitabında (İncil değil) yazılmıştır.

Daniel Peygamber

Şimdi sıra Daniel peygambere (A.S.) geldi. Sürgün olan Babil’de yaşıyordu, Babil ve Fars hükümetlerinde güçlü bir memur ve aynı zamanda bir peygamberdi. Aşağıdaki zaman çizelgesi Daniel’in (A.S.)  peygamberlerin tarihinde nerede yaşadığını göstermektedir.

 The Prophets Daniel & Nehemiah shown in timeline with other prophets of Zabur

Daniel & Nehemya Peygamberin Zebur’un diğer peygamberleriyle çizelgedeki yeri

Daniel peygamber (A.S.) kitabında Cebrail adlı melek tarafından bir mesaj alır. Bütün Kutsal Kitap’ta, Cebrail tarafından mesaj alan tek isimler Daniel, İsa’nın annesi Meryem ve İsa’dır (A.S.). Bu nedenle bu mesajı dikkatle inceleyelim. Melek Cebrail ona şöyle dedi:

…daha dua ediyorken, önceden görümde gördüğüm adam –Cebrail– akşam sunusu saatinde hızla uçarak yanıma geldi. “Daniel, sana anlayış vermek için geldim” diye açıkladı, “Sen Tanrı’ya yalvarmaya başlar başlamaz, duan yanıtlandı; bunu bildirmeye geldim. Çünkü sen çok sevilen birisin. Bu nedenle sözün anlamını kavra ve görümü anla:

“Başkaldırıyı ortadan kaldırmak, günaha son vermek, suçu bağışlatmak, sonsuza dek kalıcı doğruluğu sağlamak, görüm ve peygamberliği mühürlemek, En Kutsal’ı meshetmek için senin halkına ve kutsal kentine yetmiş hafta kadar zaman saptanmıştır.

“Şunu bil ve anla: Yeruşalim’i yeniden kurmak için buyruğun verilmesinden, meshedilmiş olan önderin gelişine dek yedi hafta geçecek. Altmış iki hafta içinde Yeruşalim yeniden sokaklarla, hendeklerle kurulacak. Ancak bu sıkıntılı zamanlarda olacak. Bu altmış iki hafta sonunda meshedilmiş olan öldürülecek ve onu destekleyen olmayacak. Gelecek önderin halkı, kenti ve kutsal yeri yerle bir edecek. Sonu tufanla olacak: Savaş sona dek sürecek. Yıkımların da olacağı kararlaştırıldı.

Daniel 9:21-26

Bunun ‘meshedilmiş’ in gelişinin bir kehaneti olduğunu görüyoruz (burada   görmüş olduğumuz gibi = Mesih). Cebrail melek Mesih’in gelişi ile ilgili bir zaman çizelgesi verdi. Cebrail, “Yeruşalim’i yeniden kurma ve yeniden inşa etme kararının çıkarılması” ile başlayacak bir geri sayım olacağını söylemiştir. Bu mesaj Daniel’e verilmiş olsa da (yaklaşık MÖ 537 yılında) bu geri sayımın başlangıcını görecek kadar yaşamadı.

Yeruşalim’i yeniden kurmak ve yeniden inşa etmek için Kararnamenin Verilmesi

Daniel (A.S.)’den yaklaşık 100 yıl sonra yaşamış ve geri sayımı görmüş olan kişi Nehemya’ydı. Pers Kralı Arthahşasta’nın sakisi olan Nehemya, günümüzde İran’da olan Sus bölgesinde yaşıyordu. Yukarıdaki zaman çizelgesinde ne zaman yaşamış olduğunu görebilirsiniz. Nehemya, kitabında bize şöyle der:

“Kral Artahşasta’nın krallığının yirminci yılı, Nisan ayıydı. Krala getirilen şarabı alıp kendisine sundum. O güne kadar beni hiç üzgün görmemişti. Bu yüzden, “Neden böyle üzgün görünüyorsun?” diye sordu, “Hasta olmadığına göre, bir derdin olmalı.” Çok korktum. Krala, “Tanrı sana uzun ömürler versin” dedim, “Atalarımın gömüldüğü kent yıkıldı, kapıları yakıldı. Nasıl üzülmem?” Kral, “Dileğin ne?” diye sordu. Göklerin Tanrısı’na dua edip krala şöyle dedim: “Eğer uygun görüyorsan, benden hoşnut kaldınsa, lütfen beni Yahuda’ya, atalarımın gömüldüğü kente gönder; kenti onarayım.” Kral kraliçeyle birlikte oturuyordu. “Yolculuğun ne kadar sürer?” diye sordu, “Ne zaman dönersin?” Böylece kral dileğimi uygun buldu ve beni göndermeyi kabul etti. Ona ne zaman döneceğimi söyledim. Sonra şöyle dedim: “Uygun görüyorsan, Yahuda’ya varmamı sağlamaları için, Fırat’ın batı yakasındaki valilere birer mektup yazılsın. Bir de kralın orman sorumlusu Asaf’a bir mektup götürmek istiyorum. Tapınağın yanındaki kalenin kapıları, kent surları ve oturacağım evin yapımı için bana kereste versin.” Tanrım bana destek olduğu için kral dileklerimi yerine getirdi. Fırat’ın batı yakasındaki valilere gidip kralın mektuplarını verdim. Kral benimle birlikte komutanlar ve atlılar göndermişti. Horonlu Sanballat ile Ammonlu görevlilerden Toviya, İsrail halkının iyiliği için birinin çalışmaya geldiğini duyunca çok sıkıldılar. Yeruşalim’e gittim. Orada üç gün kaldıktan sonra, gece kalkıp birkaç adamla birlikte işe koyuldum. Yeruşalim için yapacaklarıma ilişkin Tanrı’dan aldığım esini kimseye açıklamadım. Bindiğim hayvandan başka hayvan götürmemiştim.”

Nehemya 2:1-12

Thus his 20th year would place this decree in the year 444 BC. Gabriel had sent a message to the prophet Daniel (PBUH) and given a sign for the start of the countdown. Almost a hundred years later, the Persian Emperor, not knowing about this prophecy of Daniel, issues this decree – setting in motion the countdown that had been written would bring the Anointed One – the Masih.

Bu, Daniel’in peygamberlikte bulunduğu “Yeruşalim’i yeniden kurmak ve yeniden inşa etmek” gününü temsil eder. Aynı zamanda, hükümdarlığına MÖ 465 yılında başlayan Pers İmparatoru Artahşasta’nın, 20. yılında gerçekleştiğini görüyoruz. Böylelikle İmparatorun 20. yılı, MÖ 444 yılına denk gelir. Cebrail, Daniel’e verdiği mesajda, geribildirimin ne zaman başlayacağı ile ilgili bir işaret vermişti. Neredeyse yüz yıl sonra, Daniel’in bu kehanetini bilmeyen Pers İmparatoru, meshedilmiş olanın, yani Mesih’in gelmesine neden olacak bu geri sayımı, kararnameyi yayınlayarak onaylamış oldu.

Gizemli Yediler

Cebrail tarafından Daniel peygambere verilmiş olan mesaj, Mesih’in açıklanması için “yedi kere ‘yedi’ ve altmış iki kere ‘yedi’” gerektiğini söyler. O halde ‘Yedi’ nedir? Musa’nın (A.S.) Tevrat’ında, bir yedi yıl döngüsü vardı. Toprak her 7 yılda bir besinlerini yenileyebilmesi için tarımdan uzak duruluyordu. Yani ‘Yedi’ 7 yıllık bir döngüydü. Bunu aklımızda tutarak, kararnamenin onaylanmasıyla, geri sayımın iki kısımla olacağını görebiliyoruz. İlk kısım ‘yedişer yedi’ yani yedi 7 yıllık süreçti. Yeruşalim’i yeniden inşa etmek için 7×7 = 49. Bundan sonra altmış iki kere yedi vardı, yani toplan geri sayım 7×7+62×7 = 483 yıl. Başka bir deyişle, Artahşasta’nın kararnameyi onaylamasından 483 yıl sonra Mesih açıklanacaktı.

360-günlük yıl

Küçük bir takvim değişikliği yapmamız gerekiyor. Eski zamanlardaki birçok ulus gibi, peygamberler de bir yılı 360 gün olarak değerlendiriyorlardı.  Bir takvimde “yıl” uzunluğunu belirlemenin farklı yolları vardır. Batı versiyonu (güneş devrimine dayanan) 365.24 gün uzunluğunda, Müslüman olanı 354 gündür (ayın döngülerine dayanarak) ve Daniel’in kullandığı yarı olan 360 gündü. Yani 483 ‘360 gün’, 483×360/365.24 = 476 güneş yılı yapar.

Mesih’in Gelişi yıl ile tahmin ediliyor

Bu bilgi ile Mesih’in ne zaman gelmiş olduğunu hesaplayabiliriz. ‘MÖ’ döneminden ‘MS’ dönemine geçeceğiz ve MÖ1 ile MS1 arasında sadece 1 yıl var (‘sıfır’ yılı yok). Bu bilginin hesaplanması aşağıdaki tabloda özetlenmiştir.

Başlangıç yılı MÖ 444 (Artahşasta’nın 20. yılı)
Zamanın uzunluğu 476 güneş yılı
Batı Takvimine göre beklenilen geliş (-444 + 476 + 1) (‘+1’ çünkü MS’de 0 yılı yoktur) = 33
Beklenilen yıl MS 33

Nasıralı İsa Yeruşalim’e günümüzde Palmiye Pazarı olarak kutlanılan günde, bir eşeğin sırtında gelmişti. O gün kendini ilan etti ve Yeruşalim’e onların Mesih’i olarak girdi. Yıl MS 33’tü.

Daniel ve Nehemya peygamberleri, aralarında 100 yıl olduğu için birbirlerini tanımadıkları halde, Allah tarafından peygamberlik almak ve Mesih’i ortaya çıkaracak geri sayımı harekete geçirmek için koordine oldular. Ve Daniel peygamber Cebrail’den mesajı aldıktan yaklaşık 570 yıl sonra İsa Yeruşalim’e Mesih olarak girdi. Bu çok dikkat çekici bir kehanet ve kehanetin tamamlanmasıdır. Peygamber Zekeriya tarafından verilen Mesih isminin öngörülmesiyle birlikte, bu peygamberler gerçekten şaşırtıcı bir peygamberlik grubu oluştururlar, böylece bilmek isteyen herkes Allah’ın planının açıklanmasını görebilir.

Peki, Zebur’daki bu peygamberlikler bu kadar dikkate değer olup bir de Yahudilerin Kitap’ında yazılıysa (İncil değil), o zaman neden Yahudiler İsa’yı Mesih olarak kabul etmezler? Kendi kitaplarında böyle yazıyor! Özellikle böyle kesin ve dikkat çekici bir şekilde yerine getirilmiş peygamberliklerle çok bariz olmalıdır. Yahudilerin İsa’yı neden Mesih olarak kabul etmediklerini peygamberler tarafından önceden bildirilmiş olan Mesih’in gelişiyle ilgili daha da dikkat çekici şeyler görerek öğreniyoruz. Bir sonraki makalemizde bu soruya bakıyoruz.

Dalın İşareti: Gelecek olan Mesih’in ismi

Ahzab Suresi (33. Sure -Topluluk) yaygın bir insan durumuna çözüm verir – birinin ismini bilmiyorsak ona nasıl hitap edebiliriz?

Evlâtlıklarınızı babalarının soy adlarıyla anın. Bu Allah katında adalete daha uygun bir davranıştır. Eğer onların babalarını bilmiyorsanız o zaman kendileri sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Yanıldığınız hususta size günah yoktur, fakat bilinçli ve kasıtlı olarak yaptıklarınızdan sorumlusunuz. Allah çok bağışlayıcı ve ziyadesiyle esirgeyicidir.  

Ahzab Suresi 33:5

Bu bize insan bilgisinin sınırlı olduğunu hatırlatır – bazen etrafımızda olan insanların bile isimlerini bilmiyoruz. Necm Suresi (53. Sure – Yıldız) Hazreti Muhammed (SAV) zamanında yaygın olan putlardan bahseder (Lat, Uzza, Menat) ve şöyle der:

 Bunlar sizin ve atalarınızın putlara taktığı boş isimlerden ibarettir. Allah onlara öyle bir yetki ve güç vermemiştir. Onlar (putperestler) sadece kuruntularına ve kişisel arzularına uyuyorlar. Oysa şimdi onlara rablerinden bir yol gösterici gelmiş bulunmaktadır.  

Necm Suresi 53:23

Sahte tanrıların isimleri sıradan insanlar tarafından icat edildi. Bu ayetler yanlış ibadet ile doğru ibadeti ayırmak için bizlere rehber olurlar. Bazen etrafımızdaki insanların isimlerini bile bilemediğimizden, gelecekte gelecek olan bir peygamberin ismini bilmemiz çok zordur. Eğer Mesih’in adı daha önceden verilmişse bu, bunun Allah’ın bir planı olduğu ve yanlış bir şeyden oluşmadığını gösterir. İsa Mesih’in isminin nasıl daha önceden verildiğine bakıyoruz.

Bir İsimdeki İşaret

Allah’ın Gelecek Olan Bir Krallık vaadini görmüştük. Bu Krallık insan krallıklarından daha farklı olacaktı. İnsan krallıklarında neler olduğunu anlamak için bugün haberleri izlemeniz yeterli olacaktır. Kavga, yolsuzluk, vahşet, cinayetler, güçlünün zayıfı sömürmesi vs, bunların hepsi Müslüman, Hıristiyan, Yahudi, Budist, Hindu veya laik Batılı olsunlar, tüm insan krallıklarında olur. Bütün bu krallıklardaki sorun, içinde yaşayan bizlerin, Peygamber Yeremya (PBUH) ile gördüğümüz gibi, huzursuz bir susuzluğa sahip olmasıdır. Bu da bizi günaha götürür ve bu sorunların birçoğu çeşitli şekillerde (yani yolsuzluk, cinayetler, cinsel tacizler vb.) günahın sonucudur. Sonuç olarak, Tanrı’nın Krallığının gelmesini durduran en büyük engel bizleriz. Eğer Allah bugün yeni krallığını kurmuş olsaydı, hiçbirimiz buna giremezdik çünkü günahımız bugünkü krallığı mahvettiği gibi o Krallığı da mahvederdi. Yeremya (A.S.) aynı zamanda Allah’ın Yeni Anlaşmasını vereceği gün için de peygamberlikte bulundu. Bu Anlaşma, Musa’nın Yasa’sı gibi taş tabletlere değil de yüreklerimize yazılacağından yeni olacaktı. Bizi bu Krallığın vatandaşı olmaya uygun hale getirmek içten dışa değişmemizi sağlayacaktı.

Bu nasıl yapılacaktı? Allah’ın planı gizli bir hazine gibiydi. Fakat O’nun Krallığını arayanların anlamaları için Zebur’un mesajlarında ipuçları vardı ama ilgilenmeyen diğerleri bilgisiz kalacaklardı. Şimdi bu mesajları inceliyoruz. Bu plan, gelecek olan Mesih odaklıydı (burada görmüş olduğumuz gibi as we saw here = Mesih). Zebur’un Mezmurlar kitabında (Kral Davut tarafından ilham alınan – gelecek olan Mesih’in Kral Davut’un soyundan geleceğini görmüştük. incelemek için tıklayınız

Ağaç, Kütük ve Dal Konusunda Yeşaya Peygamber

Yeşaya Peygamber (A.S.), Allah’ın bu planının nasıl gerçekleşeceğini açıkladı. Yeşaya’nın Zebur’daki kitabı, Davut’un Kraliyet hanedanlığı döneminde yazıldı (MÖ yaklaşık 1000-600). Yazıldığı zaman (MÖ 750) hanedanlık ve bütün İsrail halkı – yüreklerin susuzluğu yüzünden yozlaşmış durumdaydı.

When Isaiah lived

 Zebur’daki diğer peygamberlerle birlikte Peygamber Yeşaya’nın (PBUH) zaman çizelgesindeki yeri

The dynasty of Dawud - like a Tree

Davut’un hanedanlığı- bir Ağaç gibi

Yeşaya (A.S.) İsraillilerin Allah’a dönmeleri ve Musa’nın Yasasının ruhuna girebilmeleri için bir çağrı yazmak için ilham aldı. Yeşaya ayrıca bu tövbe ve geri dönüşün olmayacağını biliyordu ve bu yüzden İsrail ulusunun yok olacağını ve kraliyet hanedanının parçalanacağını öngördü. Burada (here) bunun nasıl olduğunu görüyoruz. Kehanetinde, hanedanın, yakında kesilecek ve sadece kütük olarak kalacak olan büyük bir ağaca benzediğini söyledi. Bu, Babillerin Kudüs’ü yok etmesiyle M.Ö. 600 civarında oldu ve o zamandan beri Kral Davut’un soyundan hiç kimse Kudüs’te hüküm sürmedi.

http://al-injil.net/wp-content/uploads/2013/02/david-stump-300x167.jpg

Ağaç – kesildi

Ancak kitabında yıkımla ilgili tüm bu kehanetlerle birlikte, bu özel mesaj geldi:

İşay’ın kütüğünden yeni bir filiz çıkacak, Kökünden bir fidan meyve verecek. RAB’bin Ruhu, bilgelik ve anlayış ruhu, Öğüt ve güç ruhu, bilgi ve RAB korkusu ruhu 

Yeşaya 11:1-2
The dynasty of Dawud (PBUH)- now a shoot emerges from the dead stump

Davut’un Hanedanlığı (A.S.)- şimdi ölü kütükten bir filiz yeşeriyor

İşay, Kral Davut’un babası, yani Hanedanın köküydü. ‘İşay’ın kütüğü’ bu nedenle Davut’tan gelen kralların hanedanının yıkılmasının kehaneti oldu. Ancak Yeşaya, bir peygamber olarak, bu zamanın sonrasını da gördü ve kütük (Kralların soyu) ölü görünmesine rağmen, tamamen öyle olmayacağını tahmin etti.

Gelecekte bir gün “Dal” olarak bilinen bir filiz onun ilan attığı o kütükten çıkacaktı. Bu Dal’a aynı zamanda ‘o’ deniyor. Böylelikle Yeşaya, Davut’un soyundan gelecek olan bir adam ile ilgili peygamberlikte bulunuyor. Bu adam, sadece Tanrı’nın Ruhu’ndan olabilecek bilgelik, güç ve bilgi niteliklerine sahip olacaktı. Mesih’in Davut’un soyundan geleceğinin kehanet edildiğini nasıl gördüğümüzü hatırlayın – bu önemli. Davut’tan gelen Dal ve Mesih? Bu gelecek olan kişi için iki farklı unvan olabilir mi? Zebur’u keşfetmeye devam edelim.

Dal Hakkında…Yeremya Peygamber

Yeşaya’dan 150 yıl sonra gelen Yeremya peygamber (A.S.) Davut’un hanedanı gözlerinin önünde yok olurken şöyle yazdı.

http://al-injil.net/wp-content/uploads/2012/12/Jeremiah-timeline.jpg

Zebur’daki diğer peygamberlerle birlikte Peygamber Yeremya’nın (PBUH) zaman çizelgesindeki yeri

“İşte Davut için doğru bir dalÇıkaracağım günler geliyor” diyor RAB. “Bu kral bilgece egemenlik sürecek, Ülkede adil ve doğru olanı yapacak.   Onun döneminde Yahuda kurtulacak, İsrail güvenlik içinde yaşayacak. O, ‘Yahve sidkenu’ adıyla anılacak.

Yeremya 23:5-6

Yeremya (A.S.) 150 yıl önce Yeşaya tarafından başlatılan Dal peygamberliğine direkt olarak devam ediyor. Dal, Kral olacak. Mesih’in de Kral olacağını görmüştük. Mesih ve Dal arasındaki benzerlik büyümeye devam ediyor.

Zekeriya Peygamber … Dal’a isim veriyor

Zekeriya peygamber (A.S.) bizim için mesajına devam ediyor. MÖ 520 yılında, Yahudiler, Perslerin yönetimi altınada, ilk ihraç edilmelerinden Yeruşalim’e döndükten hemen sonrasında yaşamıştı.

http://al-injil.net/wp-content/uploads/2013/02/zechariah-in-timeline.jpg

Zebur’daki diğer peygamberlerle birlikte Peygamber Zekeriya’nın (PBUH) zaman çizelgesindeki yeri

(Zekeriya’yı Vaftizci Yahya’nın babası olan Zekeriya ile karıştırmayın. Zekeriya peygamber, Zekeriya’dan 500 yıl önce yaşadı ve hatta Zekeriya’nın ismi bu peygamberden gelir, tıpkı günümüzde Hz. Muhammed (S.A.V.) sebebiyle adı Muhammed olan birçok insan olması gibidir.) O zamanda (MÖ 520) Yahudiler yıkılmış olan tapınaklarını yeniden inşa etmek ve Harun’un (A.S.) kurbanlarını tekrar başlatmak için uğraşıyorlardı. Peygamber Zekeriya zamanında Başkahin olan Harun’un soyundan gelene Yeşu adı verilmişti (yalnızca Harun’un soyundan gelen biri Baş Rahip olabilirdi). Yani o sırada (yaklaşık MÖ 520) Zekeriya peygamber, Yeşu da Başkahin’di. Allah, Zekeriya aracılığıyla Başkahin Yeşu’ya şöyle bildirdi:

  “ ‘Ey Başkâhin Yeşu, sen ve önünde oturan kâhin arkadaşların, dinleyin! Çünkü onlar gelecek olayların önbelirtisidir. Dal adındaki kulumu ortaya çıkarıyorum. Yeşu’nun önüne koyduğum taşa bakın! O tek taşın yedi gözü var; onun üzerine bir yazıt oyacağım’ diyor Her Şeye Egemen RAB, ‘Bir günde bu ülkenin günahını kaldıracağım.”

Zekeriya 3:8-9

Dal! Tekrardan! Ama şimdi bir de “kulum” ifadesi kullanılıyor. Ve bir şekilde, Başkahin Yeşu, bu gelecek olan Dal’ı sembolize ediyor. Bu nedenle Başkahin Yeşu bir işarettir. Ama ne şekilde? Ve “’bir günde’ günahların Tanrı tarafından ortadan kaldırılması ne anlama geliyor? Zekeriya devam ediyoruz, çok müthiş bir şey öğreneceğiz.

‘RAB bana şöyle seslendi: Başkâhin Yeşu‘nun [hakkında]. Ona Her Şeye Egemen RAB şöyle diyor de: ‘İşte Dal adındaki adam!…”

Zekeriya 6:9-10

Yeşu’nun kendi adının Dal’ın adı olduğuna dikkat edin. İbranice’den Türkçe’ye olan tercümeler hakkındaki öğrendiklerimizi hatırlayın. Bu metin Türkçe olduğu için burada ‘Yeşu’ ismini görüyoruz. Fakat bu ismin orijinali, yani İbranice’si nedir? Aşağıdaki şekil bize bunu gösterir.

http://al-injil.net/wp-content/uploads/2013/02/translation-of-Joshua.jpg

Yeşu = İsa çünkü ikisi de İbranice’den gelen ismin tercümesidir.

1. çeyrekten 3’e geçtiğimizde (Mesih’in adının nereden geldiğini anladığımız metinde olduğu gibi -‘Yhowshuwa’nın tercümesi olduğunu görüyoruz. Eski Antlaşma Türkçe’ye tercüme edildiği zaman bu isim ‘Yeşu’ olarak çevrildi. Aynı zamanda Tevrat/Zebur’un MÖ 250 yıllarında Grekçe’ye tercüme olduğunu hatırlarsınız . Bu 1. çeyrekten 2. ye geçişte yer alır. Bu çevirmenler, Eski Antlaşma’yı Grekçe’ye çevirdiklerinde İbranice’deki ‘Yhowshuwa’ ismini de tercüme ettiler. Onların Grekçe tercümeleri Iesous idi. Yani İbranice Eski Antlaşma’daki ‘Yhowshuwa’ ismi, Grekçe Eski Antlaşma’da Iesous oldu. Grekçe Eski Antlaşma Türkçe’ye tercüme edildiğinde de Iesous ismi ‘İsa’ oldu. Başka bir deyişle Mesih = Meshedilmiş Olan gibi.

‘Yhowshuwa’ = Iesous = Yeşu = İsa

Muhammed isminin =  محمد olması gibi, Yeşu = İsa’dır. Herkesin bilmeyi hak ettiği şaşırtıcı olan şey, İncil’in peygamberi Isa Mesih’ten 500 yıl önce, Zekeriya peygamber tarafından Dal’ın adının İsa olacağı öngörülüyordu. Dal İsa’dır! Dal ve Mesih aynı kişi için iki farklı ünvandır! Peki neden iki farklı ünvana ihtiyacı vardı? Bu kadar önemli olan ne yapacaktı? Zebur peygamberleri bir sonraki metnimizde bunu detaylı olarak açıklıyorlar.

Yeni Anlaşma İşareti

Daha önceki makalede, Yehemya peygamberden (A.S.) günahın, diğer şeylerin arasında, susuzluğumun işareti olduğunu öğrenmiştik . Günahlı şeylerin yanlış olduğunu ve bize utanç getireceklerini bilsek bile, susuzluğumuz bizi yine de günaha götürmeye devam eder. Yeremya peygamber (A.S.) günahın bol olduğu ve Allah’ın yargısının gelmesinden hemen öncesindeki İsrailli Krallar döneminde yaşamıştı.

Yeremya Peygamberin zamanında, (MÖ 600 – A.S.) Musa Peygamber tarafından Yasanın verilmesinden yaklaşık bin yıl sonra, İsraillilerin yaşamları sökülmüştü. Yasaya uymamışlardı ve bu nedenle ulus olarak yargılanacaklardı . Din hem Allah’a hem de susamış insanlara hayal kırıklığı yaratmıştı. Fakat yargılamanın habercisi olan Yeremya peygamberin (A.S.) da bir şey hakkında bir mesajı vardı … gelecekte olacak bir gün… neydi?

 “İsrail halkıyla ve Yahuda halkıyla Yeni bir antlaşma yapacağım günler geliyor” diyor RAB, “Atalarını Mısır’dan çıkarmak için Ellerinden tuttuğum gün Onlarla yaptığım antlaşmaya benzemeyecek. Onların kocasıolmama karşın, Bozdular o antlaşmamı” diyor RAB. “Ama o günlerden sonra İsrail halkıyla “Yasamı içlerine yerleştirecek, Yüreklerine yazacağım. Ben onların Tanrısı olacağım, Onlar da benim halkım olacak. Bundan böyle kimse komşusunu ya da kardeşini, Çünkü küçük büyük hepsi Tanıyacak beni” diyor RAB. “Çünkü suçlarını bağışlayacağım, Günahlarını artık anmayacağım.”

Yeremya 31:31-34

İlk Anlaşma – Musa Peygamber (A.S.) tarafından verilmiş olan Yasa başarısız oldu ama bunun sebebi Yasa’nın kötü olması değildi. Hayır, Musa’nın Yasası çok iyiydi (hala da öyle). Sorun Yasa’da yazılanlar değil, nereye yazılmış olmalarıydı. İnsanların Yasa’ya uyabilmeleri için Yasa’nın insanların yüreklerine yazılmış olması gerekirdi, taş tabletlere değil. Ancak sorun, Yasanın basitçe taş tabletler üzerine yazılmış olmasıydı. Yürekleri susuz olan insanlar Yasa’ya itaat edemediler. Yasa’nın insanların içlerine yazılmış olması gerekirdi, böylece ona itaat etme güçleri olabilirdi.

Yahudi oldukları için mi Yasa’ya itaat edemediler? Birçok insan, birçok sebepten ötürü başarısızlıkları için Yahudileri suçlamak için çok aceleci davranır. Fakat bu noktada önce kendimizi değerlendirmemiz bizim için daha yararlı olacaktır. Ne de olsa, Yargı Günü geldiğinde Allah’ın önünde diğer insanlar için değil, yalnızca kendi başarılarımız ve başarısızlıklarımız konusunda cevap vereceğiz. Hayatınızı değerlendirdiğinizde Yasa’ya uyduğunuzu düşünüyor musunuz? – kalbinize yazılmış olduğunu ve bu nedenle de itaat etme gücüne sahip olduğunuzu düşünüyor musunuz? Yasayı gereğince koruduğunuzu düşünüyorsanız, İsa Mesih’in (A.S.) öğretileri ışığında işlerinizi göz önünde bulundurmak isteyebilirsiniz. Yoksa sizin için Yeremya zamandaki İsrailliler gibi mi? – Yasa İyi – ama basitçe taş tabletlere yazılmış olduğu için itaat etme gücünüz yok mu? Musa peygamberden (A.S.) öğrendiğimiz standardı ( hatırlayın. Yasaların çoğuna sıklıkla uymak yeterli değildir. Her zaman hepsine itaat etmeliyiz.

Kendinizin bir şekilde Yasa’nın altına düştüğünüzü hissederseniz, bazı hareketlerinizden dolayı utanç duyarsanız, cesur olun. Allah, Büyük Lütfu ile, yukarıdaki mesajında başka bir vaatte bulunur, bir Yeni Anlaşma vaadinde… Yeremya peygamberin zamanından sonra gelecek olan bir vaattir. Bu Anlaşma farklı olacaktır, çünkü gereksinimler bu Yeni Sözleşmenin insanlarının “içlerine” yazılacak ve onların kararlarına göre yaşama kabiliyeti verecektir.

Fakat bu yeni Anlaşmanın ‘İsrail evi’ olan Yahudiler içinmiş gibi göründüğünü fark ettiniz mi? Bunu ne şekilde anlamalıyız? Yahudi halkı bazen en kötü, bazen de en iyi durumlara sahip gibi görünüyor. Burada Zebur’un bir diğer büyük peygamberi olan Yeşaya (Mesih’in bakireden geleceğinin peygamberliğinde bulunan kişi – A.S. the one who prophesied of the Masih coming from a virgin ) Yeremya’nınkiyle (A.S.) bağlantılı bir peygamberlikte bulunur. Bu iki peygamber birbirlerinden 150 yıl arayla yaşamış olsalar da (çizelgede görebilirsiniz) ve bu sebepten birbirlerini tanımamış olsalar da, her ikisine de Allah tarafından, birbirini tamamlayan mesajlar verildi, böylece bu mesajların kaynağının Allah olduğunu biliyoruz.

http://al-injil.net/wp-content/uploads/2012/12/Jeremiah-timeline.jpg

Yeremya Peygamberin, Zebur’un diğer peygamberleriyle zaman çizelgesindeki yeri

Geleceğe bakan Yeşaya aynı zamanda gelecek olan bir Kul’dan bahseder. Peygamberlikte bulunduğu şey şudur:

Kulu olmam için, Yakup soyunu kendisine geri getirmem, İsrail’i önünde toplamam için Rahimde beni biçimlendiren RAB şimdi şöyle diyor: –O’nun gözünde onurluyum, “Yakup’un oymaklarını canlandırmak, Sağ kalan İsrailliler’i geri getirmek için Kulum olman yeterli değil. Seni uluslara ışık yapacağım. Öyle ki, kurtarışım yeryüzünün dört bucağına ulaşsın.” 

Yeşaya 49:5-6

Başka bir deyişle, bu gelecek olan kul, Tanrı’nın kurtuluşunu Yahudi halkından Yahudi olmayan halka götürecektir. Bu şekilde kurtuluş dünyanın her bir ucuna ulaşacaktır.  Bu gelecek olan kul kimdi? Bu görevi nasıl başaracaktı? Yeremya’nın taş yerine kalbimize yazılacak olan Yeni Anlaşma kehanetini nasıl yerine getirecekti? Zebur’daki peygamberliklere bakmaya devam ediyoruz.

Susuzluğumuzun İşareti

İsraillilerin Tarihinde , Yasa verildiği halde Kutsal Kitap tarihlerinin büyük ölçüde bu Yasa’ya itaatsizlik ve günah işlemekten ibaret olduğunu gördük. Zebur’a Giriş () makalesinde bahsettiğim gibi, Davut ve Süleyman’dan (A.S.) sonra gelen Krallar, bu tanrısal kralların fiziksel çocukları olsalar da birçoğu kötüydüler. Bu nedenle Allah onları uyarmak için Zebur’da geçen birçok peygamberi gönderdi.

Yeremya – Uyaran Peygamber

http://al-injil.net/wp-content/uploads/2012/12/Jeremiah-timeline.jpg

Yeremya Peygamberin, Zebur’un diğer peygamberleriyle zaman çizelgesindeki yeri

Yeremya peygamber (A.S. – Peygamberler Çizelgesinde görebilirsiniz) günah ve kötülüğün çok olduğu Krallar döneminin başında yaşamıştı. Bahsettiği günahlar günümüzde de çok yaygın olan günahlardır: zina, sarhoşluk, cinsel ahlaksızlık, putperestlik, büyücülük, yolsuzluk, kavga, şiddet, yalan, fakirleri sömüren zenginler, vs. Ancak Yeremya Kitabına günahlarının bir özetini vererek başlar ve tüm günahlarını sadece ikiye ayırır:

 Çünkü halkım iki kötülük yaptı: Beni, diri suların pınarını bıraktı, Kendilerine sarnıçlar, Su tutmayan çatlak sarnıçlar kazdılar.

Yeremya 2:13

Yeremya peygamber günahı daha iyi anlamamız için metafor kullanır. Allah (peygamber aracılığıyla) onların susamış insanlar olduklarını söyler. Susamak kötü bir şey değildir – ama iyi sudan içmeleri gerekir. Allah susuzluklarını giderebilecek olan iyi suydu. Fakat, susuzluklarını gidermek için O’na gitmek yerine, İsrailliler susuzluklarını giderebilmek için sarnıçlara gittiler ama bu sarnıçlar kırıktı ve bu nedenle içlerinde su yoktu. Başka bir deyişle, bütün o farklı günahları, susuzluklarını gidermek için Allah’a yönelmek yerine başka şeylere gitmek ile özetlenebilir. Fakat bu başka şeyler susuzluklarını gideremezlerdi. Sonuç olarak günah işlemeye devam eden İsrailliler hala susamışlardı ama Allah’ı seçmedikleri için sadece kırık sarnıçlara tutundular – yani bütün sorunlarına ve zorluklarına neden olan günahlarına…

Süleyman’ın Bilgeliği bizim ‘kırık sarnıçlarımızı’ açığa çıkarır

Hatta bu Süleyman (A.S.) tarafından da deneyimlenip açıklanmıştır. Allah’ın Lütfuna teslim olduğumda öğrendiğim Bilgelik makalemde açıkladığım gibi, ben de en derin etkiye sebep olan Süleyman’ın yazılarıydı. Yaşamını, isteyebileceği her şeye sahip olduğu bir yaşam olarak tanımladı, ama sonunda hala ‘susuz’ kaldı. Her yerde mevcut olan ‘kırık sarnıçlardan’ içme eğilimlerini şöyle anlatıyor.

“Her şey boş, bomboş, bomboş!” diyor Vaiz. Vaiz 1-2

Süleyman’ın bilgeliği ve Yeremya’nın uyarısı bugün bizler için yazılmıştır. Bu özellikle günümüzde, önceki dönemlerden daha çok zenginlik, eğlence, film, müzik vs. çağında yaşadığımız için geçerlidir. Modern toplum çağımız, tüm çağlar arasında en zengini, en eğitimlisi, en gezgini, eğlencelisi, mutlusu, motive edilmişi ve teknolojik olarak ilerisidir. Bu nedenle bu tür şeylere çok kolay kayabiliriz – ve çağımızla gelen diğer şeylere: pornografi, yasadışı ilişkiler, uyuşturucular, alkol, kibir, para, sinir, kıskançlık – bunların susuzluğumuzu gidereceklerini düşünürüz. Bütün peygamberlerin Yasa’sından bu tür şeylerin yanlış olduklarını biliriz ama yüreğimizdeki susuzluğu gidereceklerini düşündüğümüzden onları arzularız. Bu Süleyman’ın, Yeremya’nın, diğer peygamberlerin zamanında ve ayrıca bizim zamanımızda aynıdır.

Yeremya ve Süleyman’ın uyarısı, kendimize dürüst sorular sorabilmek için Allah tarafından gönderilmiştir:

  • Neden modern çağımızda depresyon, intihar, obezite, boşanma, kıskançlık, nefret, pornografi ve bağımlılıklarla mücadele ediyoruz?
  • Siz susuzluğunuzu gidermek için hangi ‘sarnıçları’ kullanıyorsunuz? Bu sarnıçların içinde ‘su’ olabiliyor mu?
  • Süleyman kadar bilgelik, sevgi ve zenginlik başarılarına sahip olabileceğinizi düşünüyor musunuz? Eğer bu başarılarıyla tatmin olmamışsa, siz susuzluğunuzu bu tür şeylerle giderebileceğinizi düşünüyor musunuz?

Günah buyrukları yerine getirmemek ve aynı zamanda dikkat etmemiz gerekn bir şeydir. Susuzluğumuzun bir İşareti’dir. Bu susuzluğumun ne olduğunun farkına varırsak bilgelik kazanmış oluruz. Allah bunu Zebur’a koydu çünkü susuzluğumun çok iyi farkındadır. Çünkü susuzluğumuzu Allah giderebilir – gidermek istiyor. Buna her zamanki yoluyla başla – özel bir peygamberlik vaadi vererek – ve Yeremya aracılığıyla. Bir sonraki makalemizde buna bakacağız.

İsa’nın “Mesih” Ünvanı Nereden Gelir?

Kur’an İsa’dan (A.S.) ‘Mesih’ diye bahseder. Bu ne anlama gelir? Nereden gelir? Neden Hristiyanlar ondan “Mesih” diye bahsederler?  Mesih kelimesi iki taraftan da aynı anlama mı geliyor yoksa bir yozlaşma var mıdır? Zebur (Mezmurlar) bu önemli sorulara yanıt verir. Fakat bu makaleyi anlayabilmek için öncelikle ‘Kutsal Kitap Nasıl Tercüme Edildi?’ makalesini okumanız gerekmektedir.

‘Mesih’in’ Kökeni

Aşağıdaki şekilde ‘Kutsal Kitap Nasıl Tercüme Edildi?’ makalesinde anlatılan, spesifik olarak İncil veya Yeni Antlaşma’da “Mesih” kelimesine odaklanarak tercüme sürecini gösterdim.


İbraniceden günümüze ‘Mesih’ kelimesinin çeviri akışı

Zebur’un orijinal dili olan İbranice’de kelimenin ‘mashiyach’ olduğunu ve ‘meshedilmiş veya kutsanmış’ kişi olarak tercüme edildiğini görebilirsiniz (1. Çeyrekte). Zebur’un (Mezmurlar) bazı bölümleri, geleceği öngörülen belirli bir mashiyachtan bahsetmiştir. Septuagint MÖ 250’de geliştiğinde (bkz. Kutsal Kitap nasıl tercüme edildi), bilginler Yunanca’da, İbranice’deki mashiyach kelimesine benzer bir anlama sahip bir kelime kullandılar – Χριστός = Kristos – bu da törensel olarak yağ ile ovmak anlamına gelen chrio kelimesinden geliyordu.

Bu nedenle Kristos kelimesi İbranice’deki “mashiyach” kelimesinden, Yunanca Septuagint’e bu özel kişiyi ifade etmek için anlamını baz alarak (sesini değil) çevrildi. Bu da 2. Çeyrekte yer almaktadır. İsa’nın (A.S.) öğrencileri Septuagint’te bahsedilen kişinin ta kendisi olduğunu fark ettiler ve İncil’de (veya Yeni Antlaşma’da) )de Kristos kelimesini kullanmaya devam ettiler. (Yeninden 2. Çeyrekte)

Ancak günümüz dillerinde ‘Kristos’ Yunancadan “Mesih” olarak İngilizceye (ve diğer modern dillere) çevrildi. Bu #3 numaralı şeklin alt kısmında yer alır. Bu nedenle, Türkçe’deki ‘Mesih’ kelimesi, Zebur’un Mezmurları’ndan türetilmiş, İbranice’den Yunanca’ya tercüme edilmiş ve daha sonra Yunanca’dan da Türkçe’ye tercüme edilerek elde edilmiş olan çok özel bir kelimedir. İbranice olan Zebur doğrudan modern dillere çevrildi ve çevirmenler orijinal İbranice ‘mashiyach’ı oluşturmak için farklı kelimeler kullandılar.

‘Mesih’=’Meshedilmiş Olan’

O halde Kur’an-ı Kerim’deki Mesih kelimesi  nereden geliyor?

İncil’in farklı yerlerinde bulunan ve eşdeğer başlıklar olan “Mesih” = “Meshedilmiş Olan” ın nasıl aynı olduklarını gördük. Peki ama ‘Mesih’e Kur’an’da ne deniliyor? Cevaplamak için Mashiyach-> Mesih’in İncil’deki akışını gösteren yukarıdaki şekilden hesaplayacağım.

Aşağıdaki şekil, İncil’in İbranice ve Yunanca çevirilerinden sonra yazılan Arapça Kur’an’ı içerecek şekilde süreci genişletmektedir. 1. Çeyreği iki bölüme ayırdığımı görebilirsiniz. Bölüm 1a, yukarıda açıklandığı gibi İbranice’deki Zebur’daki orijinal ‘mashiyach’ kelimesinin çevrilmesinden önceki hali ile aynıdır. Bölüm 1b şimdi bu terimi Arapça’da takip eder. Kur’an’da ‘mashiyach’ kelimesinin (مسيح) tercüme edildiğini (örneğin benzer sesle) görebilirsiniz. Daha sonra, Kur’an’ın Arapça konuşan okuyucuları kelimeyi Türkçe’ye çevirdiklerinde tekrar “Mesih” olarak tercüme ettiler.


‘Meshedilmiş Olan’ = ‘Mesih’ sürecini gösteren çeviri sürec

Bu arka plan bilgisi ile hepsinin aynı başlık olduğunu ve hepsinin aynı şekilde aynı anlama geldiğini görebiliriz tıpkı “4= ‘dört’ (Türkçe) = ‘four’ (İngilizce) = IV (Roma rakamları) = 6-2 = 2+2 olduğu gibi.

1.Yüzyılda Öngörülen Mesih

Bu bilgilerle İncil’den (Müjde) gözlemler yapalım. Aşağıda Doğu’dan gelen yıldızbilimciler İsa’yı görmek için geldiklerinde Kral Hirodes’in tepkisi vardır. Bu, İsa’nın (A.S.) doğumu ile ilgili hikayenin iyi bilinen bir kısmıdır.

“Kral Hirodes bunu duyunca kendisi de bütün Yeruşalim halkı da tedirgin oldu. Bütün başkâhinleri ve halkın din bilginlerini toplayarak onlara Mesih’in nerede doğacağını sordu.”

 
3 Kral Hirodes bunu duyunca kendisi de bütün Yeruşalim halkı da tedirgin oldu.
4 Bütün başkâhinleri ve halkın din bilginlerini* toplayarak onlara Mesih’in nerede doğacağını sordu.

Matta 2:3-4

‘Mesih’ fikrinin Hirodes ve dini danışmanları arasında İsa (A.S.) doğmadan önce bile yaygın olarak kabul edildiğini ve burada özellikle kendisine değinmeden kullanıldığını görebilirsiniz. Bunun nedeni, yukarıda açıklandığı gibi, ‘Mesih’ fikrinin, yüzlerce yıl önce Peygamber ve Kral Davut (A.S.) tarafından yazılan Zebur’dan (Mezmurlar) gelmesi ve genellikle 1. yüzyıldaki Yahudiler tarafından (Hirodes gibi) Yunan Septuagint’ında sıklıkça okunmasıydı. ‘Mesih’ bir isim değil, bir ünvandı (ve hala daha öyledir). Buradan, ‘Mesih’in’ bir Hristiyan buluşu ya da Da Vinci Şifresi gibi filmler tarafından popüler hale getirilmiş 300 MS Roma İmparatoru Konstantin gibi birinin icadı olduğu saçma fikirleri hemen reddedebiliriz. Bu ünvan, Hristiyanlar olmadan yüzlerce yıl önce veya Konstantin iktidara gelmeden önce vardı.

Zebur’da Mesih Peygamberlikleri

Yaklaşık MÖ 1000 yılında – İsa’nın (A.S.) doğumundan çok önce – Davut Peygamber (A.S.) yazılmış olan ve Zebur’da (Mezmurlar) geçen, peygamber ünvanı olan ‘Mesihin’ ilk örneklerine bakalım.

“Dünyanın kralları saf bağlıyor… RAB’be ve meshettiği kralakarşı…

Göklerde oturan Rab gülüyor, onlarla eğleniyor… ve, “Ben kralımı Kutsal dağım Siyon’a oturttum” diyor… “

Mezmur 2:2-4

Zebur geleceğe yönelik iddialarda ve kehanetlerde bulunur. Hirodes, peygamberlerin Eski Antlaşma’da gelecek olan Mesih ile ilgili peygamberliklerde bulunduklarını biliyordu – bu nedenle aldığı duyuru için hazırlıklıydı. Yalnızca danışmanlarının bu varsayımları açıklaması gerekiyordu çünkü kendisi Zebur’u çok iyi bilmiyordu. Yahudiler gelecek olan Mesih’i bekliyor olmalarıyla bilinirler. Mesihlerinin gelmesini beklemeleri veya aramalarının İncil’deki İsa (A.S.) ile hiçbir ilgisi yoktur. Bundan ziyade tamamen Zebur’daki açık bir şekilde geleceğe yönelik kehanetlerle ilgilidir.

Tevrat & Zebur’daki Peygamberlikler: kilit ve anahtar sistemindeki kilit gibidir

Tevrat ve Zebur’un özellikle gelecek ile ilgili varsayımlarda bulunması onları bir kapının kilidi gibi yapar. Bir kilit öyle bir şekilde tasarlanır ki, yalnızca tek bir ‘anahtar’ onu açabilir. Aynı şekilde Eski Antlaşma da bir kilit gibidir. İbrahim’in (A.S.) Büyük Kurbanı’nda , Musa Peygamber’in (A.S.) Fısıh Bayramında ve bir sonraki Bakirenin Oğlunun İşaretinde gelecek olan bu kişiyle ilgili belli peygamberlikler olduğunu görmüştük. Zebur bu peygamberliklerle bitmez. Mesih’in kim olduğunu ve neler yapacağını çok daha fazla detayla açıklar. Zebur ile devam ediyoruz, ancak önce Mesih’in ele alacağı ihtiyacımıza bakıyoruz.

Neden birçok farklı Kutsal Kitap “Versiyonu” vardır?

Yakın zamanda bir camide bir imamın vaazını dinliyordum. Çok yanlış bir şey söyledi. Söylediği şeyi çok kez yakın arkadaşlarımdan duymuştum. Belki siz de duymuşsunuzdur ve aklınızda soru işaretlerine neden olmuştur. Bu yüzden bir düşünelim.

İmam, Kutsal Kitap’ın birçok farklı versiyonu olduğunu söyledi. İngilizce olarak (saydı), King James Versiyonu, New International Versiyonu, New American Standard Versiyonu, New English Versiyonu ve daha birçoğu olduğunu söyledi. Sonra imam, birçok farklı versiyon olduğu için, Kutsal Kitap’ın bozuk olduğunu veya en azından ‘gerçek’ olanı bilemeyeceğimizi söyledi. Evet, aslında farklı versiyonlar vardır ama bunların Kutsal Kitap’ın bozulması ya da gerçekten farklı Kutsal Kitap olup olmadıkları ile ilgisi yoktur. Aslında tek bir Kutsal Kitap vardır.

Örneğin New International Versiyondan bahsettiğimizde, orijinal Grekçe dilinden (İncil) ve İbranice’den (Tevrat & Zebur) İngilizce’ye tercüme edilmiş olan belli bir çeviriden bahsediyor oluruz. New American Standard Versiyonu İngilizce başka bir çeviridir, ancak aynı Yunanca ve İbranice metinden gelir.

Aynı şey Kur’an-ı Kerim için de geçerlidir. Ben genelde Yusuf Ali çevirisini kullanırım ama arada Pickthall versiyonunu da kullanırım. Pickthall, Yusuf Ali’nin kullandığı aynı Arapça Kuran’dan tercüme edildi, ancak çevirisinde İngilizce kelime seçimi her zaman aynı değildir. Bu nedenle farklı çeviriler vardır. Ama hiç kimse – ne bir Hristiyan, ne bir Yahudi, ne de bir ateist Kuran’ın İngilizce’ye (Pickthall ve Yusuf Ali’nin) iki farklı çevirisi olduğu için bunun ‘farklı’ Kuranlar olduğu veya Kur’an-ı Kerim’in bozulduğu anlamına geldiğini söylemez. Aynı şekilde, Incil’in Yunanca bir metni vardır (buraya   bakınız) Tevrat ve Zebur’un da İbranice metni vardır (buraya bakın). Ancak çoğu insan bu dilleri okumaz, böylece mesajı kendi dillerinde anlayabilmeleri için İngilizce (ve diğer dillerde) çeşitli çeviriler mevcuttur. “Versiyonlar” yalnızca farklı çevirilerdir, böylece mesaj daha iyi anlaşılabilir.

Peki ya çeviri ile ilgili hatalar? Farklı çevirilerin olması, orijinal yazarların yazdıklarını doğru bir şekilde çevirmenin imkansız olduğunu gösteriyor mu? Grekçe yazılmış geniş klasik literatür nedeniyle, orijinal yazarların orijinal düşünce ve kelimelerini tam olarak tercüme etmek mümkün hale gelmiştir. Aslında farklı modern versiyonlar bunu göstermektedir. Örneğin, burada orijinal dili Grekçe olan, Yeni Antlaşma’nın 1. Timoteos 2:5 kitabından bir ayet yer almaktadır.

εις γαρ θεος εις και μεσιτης θεου και ανθρωπων ανθρωπος χριστος ιησους

1. Timoteos 2:5

İşte bu ayetin bazı popüler çevirileri:

 “Çünkü tek Tanrı ve Tanrı’yla insanlar arasında tek aracı vardır…” (Yeni Çeviri)

“Çünkü bir Allah ve Allah ile insanlar arasında bir meyancı vardır…” (Kitab-ı Mukaddes)

1.Timoteos 2:5 farklı çeviriler

Gördüğünüz gibi, çeviriler çok yakındırlar – sadece birkaç kelime ile farklıdırlar. Ama daha da önemlisi, sadece biraz farklı kelime kullanımı ile tamamen aynı anlama gelirler. Çünkü sadece bir tane Kutsal Kitap vardır ve bu nedenle ondan yapılan tercümeler farklı olacaktır. “Farklı” Kutsal Kitaplar yoktur. Başta da yazmış olduğum gibi, farklı çeviriler olduğu için farklı Kutsal Kitaplar vardır demek çok yanlıştır.

Herkesi, Kutsal Kitap’ı/İncil’i kendi anadilinde okumak için bir versiyonunu seçmeye çağırıyorum. Bu çabaya değecektir.

Kutsal Kitap Nasıl Tercüme Edilmiştir?

Kutsal Kitap genellikle orijinal dillerinde (İbranice ve Yunanca) okunmaz. Bunun nedeni bu dillerde mevcut olmaması değildir. Araştırmacılar, Kutsal Kitap’ı orijinal dillerde okuyabilmek ve incelemek amacıyla üniversitede Yunanca ve İbranice öğreniyorlar. (Tevrat’ı orijinal dili olan İbranice olarak burada ve İncil’i de orijinal dili olan Grekçe’de burada görebilirsiniz). Bu genellikle Kutsal Kitap profesörlerinin çalışma biçimidir. Ancak düzenli inananlar genelde Kutsal Kitap’ı orijinal dillerinde okumaz veya incelemez, bunun yerine kendi anadillerindeki bir çeviriden okurlar. Bu nedenle, Kutsal Kitap orijinal dillerinde sıklıkla görülmez, bazılarının orijinal dillerin kaybolduğunu düşünmesine neden olurken, diğerleri çeviri sürecinin yolsuzluğa yol açtığını düşünür. Bu sonuçlara varmadan önce, ilk kitabın veya İncil’in çeviri sürecini anlamak daha iyidir. Bu makalede yapacağımız şey budur.

Çeviri ve Harf Çevirisi

Öncelikle çevirinin bazı temellerini anlamamız gerekir. Çevirmenler bazen, özellikle isimler veya başlıklar söz konusu olduğunda anlamdan ziyade benzer bir sesle çevirmeyi tercih ederler. Bu harf çevirisi olarak bilinir. Aşağıdaki şekilde çeviri ve harf çevirisi arasındaki fark gösterilmektedir. Arapça’dan ‘Tanrı’ kelimesini Türkçe’ye çevirmenin iki yolunu seçebilirsiniz. ‘Tanrı’yı’ verilen anlamla tercüme edebilir veya ‘Allah’ı’ elde etmek için sesle tercüme edebilirsiniz.


Bu şekil, bir dilden diğerine nasıl çeviri yapabileceğimizi veya tercüme edebileceğimizi göstermek için ‘Tanrı’ terimini kullanır

Son yıllarda İngilizce ve Arapça arasındaki artan alışverişle birlikte, “Allah” terimi İngilizce dilinde Tanrı anlamına gelen tanınmış bir kelime haline gelmiştir. Başlıklar ve anahtar kelimeler için çeviri veya harf çevirisi seçiminde mutlak bir ‘doğru’ veya ‘yanlış’ yoktur. Seçim, terimin alıcı dilinde ne kadar iyi kabul edildiğine veya anlaşıldığına bağlıdır.

Septuaginta

Kutsal Kitap’ın ilk çevirisi, İbranice Eski Antlaşma (= Tevrat ve Zebur) MÖ 250 yıllarında Yunancaya çevrildiğinde gerçekleşmiştir. Bu çeviri Septuaginta (veya LXX) olarak bilinir ve çok etkilidir. Yeni Antlaşma Grekçe yazıldığından, Eski Antlaşmanın birçok alıntısı Grek Septuagintasından alınmıştır.

Septuagintada Çeviri & Harf Çevirisi

Aşağıdaki şekil, tüm bunların çeviri aşamalarının kadranlarda gösterildiği günümüz Kutsal Kitaplarını nasıl etkilediğini göstermektedir.


Bu şekil Kutsal Kitap’ın modern dile çevrilmesindeki tercüme aşamasını gösterir

Orijinal İbranice Eski Antlaşma (Tevrat ve Zebur) 1. çeyrekte yer alır ve bugün Masoretik metinde ve Ölü Deniz Parşömenlerinde erişilebilir. Septuaginta bir İbranice -> Grekçe çevirisi olduğundan # 1’den # 2’ye kadar olan bir ok ile gösterilir. Yeni Antlaşma’nın kendisi orijinal olarak Grekçe yazılmıştır, bu da # 2’nin hem Eski hem de Yeni Antlaşma’yı içerdiği anlamına gelir. Alt yarıda (# 3) Kutsal Kitap’ın modern bir çevirisi vardır (örn. İngilizce). Oraya ulaşmak için Eski Antlaşma orijinal İbranice’den (1 -> 3) ve Yeni Antlaşma Grekçe’den (2 -> 3) çevrilir. Çevirmenler, daha önce açıklandığı gibi isimlerin ve başlıkların harf çevirisi veya tercüme edilmesine karar vermelidir. Bu, çevirmenlerin her iki yaklaşımı da alabileceğini gösteren harf çevirisi ve çeviri etiketli yeşil oklarla gösterilmiştir.

Septuaginta Kutsal Kitabın Yolsuzluğu Sorunu Üzerine Tanık

Septuaginta, MÖ 250 civarında İbranice’den çevrildiğinden beri (Grekçe’yi yine İbranice’ye çevirirsek), bu çevirmenlerin tercüme ettikleri İbranice el yazmalarında ne olduğunu görebiliriz. Bu metinler neredeyse aynı oldukları için bu, Eski Antlaşma metninin MÖ 250’den beri değişmediğini gösterir. Septuaginta, Orta Doğu ve Akdeniz’de yüzlerce yıldır Yahudiler, Hristiyanlar ve hatta putperestler tarafından okunmuştur ve günümüzde bile Orta Doğu’daki birçok kişi hala kullanır. Birisi (Hristiyanlar, Yahudiler veya bir başkası) Eski Antlaşmayı değiştirip bozarsa, Septuaginta İbranice metinden farklı olurdu. Ama aslında özünde aynıdırlar.

Benzer şekilde, örneğin İskenderiye/Mısır’da bir kişi Septuagint’i bozmuş olsaydı, İskenderiye’deki Septuagint el yazması kopyaları Orta Doğu ve Akdeniz’deki diğer Septuagint el yazmalarından farklı olurdu. Fakat aslında aynıdırlar. Böylece veriler bize Eski Antlaşma’nın bozulmadığını herhangi bir çelişki olmadan söylerler.

Çeviride Septuaginta

Septuagint, modern çeviriye yardımcı olmak için de kullanılır. Çeviri uzmanları Septuagint’i Eski Antlaşamanın daha zor pasajlarından bazılarını tercüme etmelerine yardımcı olmak için günümüzde dahi kullanıyorlar. Grekçe çok iyi anlaşılmıştır ve İbranice’nin zor olduğu bazı pasajlarda çevirmenler, Septuagint çevirmenlerinin 2250 yıl önce bu belirsiz pasajları nasıl anladığını görebilirler.

Çeviri / harf çevirisi ve Septuagint’i anlamak, ‘Mesih’ gibi İsa’ya ilişkin terimlerin nereden geldiğini anlamamıza yardımcı olur. Bu da İncil’in mesajını daha iyi anlamamıza yardımcı olur. Bir sonraki bölümde buna bakacağız.

Gelecek Olan Krallık

Kur’an-ı Kerim’deki son Sure olan Nas Suresi (114) şöyle der;  

De ki: Siginirim ben insanlarin Rabbine,Insanlarin hükümdârina

Nas Suresi 114:1-2

Allah, insanlığın Hükümdarı veya Kralıdır. Eğer o bir kralsa o zaman bir krallık olmalıdır. Tanrı’nın Krallığı neye benzer? Kevser Suresi (108) bu konuda bir cevap verir.

“Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik. Öyleyse Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. Asıl sonu kesik olan, senin düşmanındır.”

Kevser Suresi 108:1

Kral bereket verdiğine göre, krallığı da bolluk içinde olmalıdır. Fakat ne tür bir bolluk? Bu Zebur’un peygamberlerine açıklanmıştır.

Hz. Yeşaya (A.S.) Bakire’nin Oğlu’nun (Son of the Virgin) geleceğini kehanet etmişti ve bu peygamberliği yüzlerce yıl sonra, İsa Mesih’in (A.S.) doğumuyla (in the birth of Isa al Masih (pbuh) hundreds of years later) gerçekleşmiş oldu. Fakat, Zebur’da yaklaşmakta olan esenlik ve bereket zamanı ile ilgili başka peygamberlikler de bulunmaktadır.

İsraillilerin Tarihinde (History of the Israelites), peygamber ve Kral Davut (A.S.) Allah tarafından Yeruşalim’i yönetecek olan kralların arasından birincisiydi. Ancak Kral Davut ve Süleyman’dan (A.S.) sonraki kralların çoğu kötüydü. Yani onların yönetimi altında yaşamak günümüzdeki birçok diktatörün yönetimi altında yaşamak gibiydi; günümüzdeki gibi insanlar ve uluslar arasında kavga ile savaş vardı; günümüzdeki gibi zenginlerin fakirlere istismarı ve yolsuzluk vardı; günümüzdeki gibi her yerde acı ve ölüm vardı. Fakat Zebur’daki peygamberler, gelecekte bir gün yeni bir egemenliğin kurulacağını söylediler. Bu adalet, merhamet, sevgi ve esenliğin hüküm sürdüğü bir Krallık olacaktı. Yeşaya peygamber (A.S.)  bu egemenlikteki hayatın nasıl olacağı konusunda peygamberlikte bulundu.

“RAB uluslar arasında yargıçlık edecek, 
Birçok halkın arasındaki anlaşmazlıkları çözecek. 
İnsanlar kılıçlarını çekiçle dövüp saban demiri, 
Mızraklarını bağcı bıçağı yapacaklar. 
Ulus ulusa kılıç kaldırmayacak, 
Savaş eğitimi yapmayacaklar artık.”

Yeşaya 2:4

Artık savaş olmayacak! Bu kesinlikle günümüzdeki dünyamız için geçerli değildir. Ancak insanlar arasındaki barıştan da öte, kehanetler doğal ekolojide bir değişimi bile öngörür.

Onun döneminde kurtla kuzu bir arada yaşayacak, Parsla oğlak birlikte yatacak, Onları küçük bir çocuk güdecek. İnekle ayı birlikte otlayacak, Yavruları bir arada yatacak. Aslan sığır gibi saman yiyecek. Emzikteki bebek kobra deliği üzerinde oynayacak, Sütten kesilmiş çocuk elini engerek kovuğuna sokacak. Kutsal dağımın hiçbir yerinde Kimse zarar vermeyecek, yok etmeyecek. Çünkü sular denizi nasıl dolduruyorsa, Dünya da RAB’bin bilgisiyle dolacak.

Yeşaya 11:6-9

Bu kesinlikle (henüz) gerçekleşmedi. Ancak kehanetler yaşam sürelerine ve kişisel güvenliğe kadar uzanıyor.

Orada birkaç gün yaşayıp ölen bebekler olmayacak, Yaşını başını almadan kimse ölümü tatmayacak. Yüz yaşında ölen genç, Yüz yaşına basmayan kişi lanetli sayılacak. Evler yapıp içlerinde yaşayacak, Bağlar dikip meyvesini yiyecekler. Yaptıkları evlerde başkası oturmayacak, Diktikleri bağın meyvesini başkası yemeyecek. Çünkü halkım ağaçlar gibi uzun yaşayacak, Seçtiklerim, elleriyle ürettiklerinin tadını çıkaracaklar. Emek vermeyecekler boş yere, 
Felakete uğrayan çocuklar doğurmayacaklar. Çünkü kendileri de çocukları da RAB’bin kutsadığı soy olacak. Onlar bana yakarmadan yanıt verecek, Daha konuşurlarken işiteceğim onları. Kurtla kuzu birlikte otlayacak, Aslan sığır gibi saman yiyecek. Yılanın yiyeceğiyse toprak olacak. Kutsal dağımın hiçbir yerinde Kimse zarar vermeyecek, yok etmeyecek.” Böyle diyor RAB.

Yeşaya 65:20-25

Güvence, esenlik, edilen dualara hemen yanıt almak… Bu kehanetlerin hiçbiri – henüz – gerçekleşmedi. Fakat bu sözler Söylendi ve Yazıldı. Birçoğu bu umut dolu kehanetlerde bir hata olabileceğini düşünür – fakat Bakire’nin Oğlu’nun İşaretinin (Sign of the Virgin’s Son) tamamen gerçekleşmesi, bizim bu kehanetleri ciddiye almamızı gerektirir – ve onların yerine getirilmesini görmemizi…

Tanrı’nın Krallığı

Eğer düşünürsek neden henüz gerçekleşmediklerini anlayabiliriz. Bu peygamberlikler Tanrı’nın Krallığı ile bağlı olarak ilan edilmişlerdi – insanların yaşamlarında ve işlerinde Tanrı kuralı. Tanrı’nın Krallığı ile ilgili olarak bir peygamberlik daha okuyalım:

Bütün yapıtların sana şükreder, ya RAB,Sadık kulların sana övgüler sunar. Krallığının yüceliğini anlatır,Kudretini konuşur; Herkes senin gücünü,Krallığının yüce görkemini bilsin diye. Senin krallığın ebedi krallıktır,Egemenliğin kuşaklar boyunca sürer. RAB verdiği bütün sözleri tutar,Her davranışı sadıktır. RAB her düşene destek olur, İki büklüm olanları doğrultur.

Mezmur 145:10-14

Bu, Kral ve peygamber olan Davut’un (A.S.) İ.Ö. yaklaşık 1000 yılında verdiği bir mesajdı (Davut’un & Zebur peygamberlerinin ne zaman yaşadıklarını görmek için buraya tıklayın link here). Bu peygamberlik, Tanrı’nın Krallığı’nın hüküm süreceği bir Gün’ü öngörür. Bu Krallık’ta zafer ve ihtişam olacak ve insan krallıkları gibi geçici değil, sonsuz olacak. Bu henüz gerçekleşmedi ve bu yüzden bu diğer barış kehanetlerinin ortaya çıktığını henüz görmedik- çünkü bu barış Tanrı’nın Krallığı ile birlikte geliyor.

Zebur’daki bir başka peygamber, oradaki İsrailli sürgünün (Israelite exile) bir parçası olarak M.Ö. 550 yıllarında Babil’de yaşayan Daniel (A.S.), bu Krallığın nasıl kurulacağını daha fazla açıkladı.

When Daniel (pbuh) lived

Daniel Peygamber (A.S.) ve Zebur’daki diğer peygamberlerin ne zaman yaşadıklarının karşılaştırılması

Daniel (A.S.), tarih boyunca krallıkların gelecekteki gelişmelerini kehanet etmek için Allah’ın Babil kralına gönderdiği rüyaları yorumladı. Daniel, Babil kralının bir rüyasını şu şekilde yorumlamıştır:

 “Gördüğün düş buydu. Şimdi de ne anlama geldiğini sana açıklayalım. Sen, ey kral, kralların kralısın. Göklerin Tanrısı sana egemenlik, güç, kudret, yücelik verdi. İnsanoğullarını, yabanıl hayvanları, gökte uçan kuşları senin eline teslim etti. Seni hepsine egemen kıldı. Altından baş sensin. Senden sonra senden daha aşağı durumda başka bir krallık çıkacak. Sonra bütün dünyada egemenlik sürecek tunçtan üçüncü bir krallık çıkacak. Dördüncü krallık demir gibi güçlü olacak. Çünkü demir her şeyi kırıp ezer. Demir gibi tümünü kırıp parçalayacak. Ayaklarla parmakların bir kesiminin çömlekçi kilinden, bir kesiminin demirden olduğunu gördün; yani bölünmüş bir krallık olacak bu. Öyleyken onda demirin gücü de bulunacak, çünkü demiri kille karışık gördün. Ayak parmaklarının bir kesimi demirden, bir kesimi kilden olduğu gibi, krallığın da bir bölümü güçlü, bir bölümü zayıf olacak. Demirin kille karışık olduğunu gördüğüne göre halklar evlilik bağıyla birbirleriyle karışacaklar, ama demirin kille karışmadığı gibi onlar da birbirine bağlı kalmayacaklar. “Bu krallar döneminde Göklerin Tanrısı hiç yıkılmayacak, başka halkın eline geçmeyecek bir krallık kuracak. Bu krallık önceki krallıkları ezip yok edecek, kendisiyse sonsuza dek sürecek. İnsan eli değmeden dağdan kesilip gelen taşın demiri, tuncu, kili, gümüşü, altını parçaladığını gördün. Ulu Tanrı bundan sonra neler olacağını krala açıklamıştır. Düş gerçek, yorumu da güvenilirdir.”

Daniel 2:36-45

Bu krallık küçük başlar (‘dağdan alınmış bir taş gibi’), ancak sonunda Davut’un (A.S.) kehaneti gibi sonsuza dek hüküm sürecektir. Peki Allah neden Krallığını bu kadar yavaş kuruyor? Neden çok uzun sürüyor? Neden henüz ortaya çıkmadı? Bunu düşündüğünüzde, tüm krallıklar aşağıdaki bileşenlere sahiptir:

  • Bir Kral veya Yönetici
  • Vatandaşlar
  • Bir Anayasa veya Kanunlar
  • Doğa

Örneğin, ben Kanada’da yaşıyorum, bir Krallık. Kanada’nın bir yöneticisi vardır, seçimde kazanmış olan Başkabanımız Justin Trudeau. Kanada’nın vatandaşları vardır – benim olduğum gibi. Kanada ayrıca tüm vatandaşlarının hak ve sorumluluklarını belirleyen bir anayasa veya kanunlara sahiptir. Kanada da bir doğaya sahiptir, bu durumda dünyanın belirli bir kısmında bulunur, bu da ona belirli bir fiziksel boyut, iklim, doğal kaynaklar vb. sağlar. Geçmişteki ve şimdiki tüm ülkeler ve Krallıklar bu dört bileşene sahiplerdir.

Siz ve Ben Tanrı’nın Krallığı’na Davet Edildik

Bu aynı zamanda Tanrı’nın Krallığı için de geçerlidir. Yukarıdaki kehanetlerden, bu Krallığın özel bir Doğaya (görkemli ve sonsuz) ve bir Anayasa’ya (barış, adalet, doğada uyum vb.) sahip olduğunu zaten gördük. Tanrı’nın Krallığını mümkün kılan diğer iki unsurdur: Kralı ve vatandaşları. Bir sonraki makalemizde (next article) Kral’a bakacağız Bu arada kendinize, bu Tanrı Krallığında bir vatandaş olmak isteyip istemediğinizi sormak isteyebilirsiniz. İşte Peygamber Yeşaya (A.S.) mesajı ile Bu Krallık’ta vatandaş olmak isteyen tüm insanları davet ediyor.

“Ey susamış olanlar, sulara gelin,Parası olmayanlar, gelin, satın alın, yiyin.Gelin, şarabı ve sütü parasız, bedelsiz alın. Paranızı neden ekmek olmayana,Emeğinizi doyurmayana harcıyorsunuz?Beni iyi dinleyin ki, iyi olanı yiyesiniz,Bolluğun tadını çıkarasınız! “Kulak verin, bana gelin.Dinleyin ki yaşayasınız.Ben de sizinle sonsuz bir antlaşma,Davut’a söz verdiğim kalıcı iyilikleri içeren bir antlaşma yapayım.Bulma fırsatı varken RAB’bi arayın,Yakındayken O’na yakarın.

Yeşaya 55:1-3,6

Allah, bu Krallığa ‘susamış’ olan herkesi gelmeye davet ediyor ve antik kral Davut’a (A.S.) verilen sevgi de bunun için gelen herkese yayılacak. Bir şeye gelmek için bir davetiyeniz varsa, henüz sahip olmadığınız anlamına gelir. Fakat Allah’ın bizi davet etmesi, O’nun Krallığında vatandaş olmamızı ve bu barış kuralında yaşamamızı istiyor demektir. Bu noktada, Zebur hakkındaki diğer makaleleri ( further articles about the Zabur) incelemeye devam edeceğimiz bu Krallığın, ‘nasıl’ ve ‘ne zaman’ geleceği ile ilgili birçok sorumuz var. Ama sadece sizin cevaplayabileceğiniz bir soru var: ‘Bu Krallıkta olmak istiyor miyim?’

Bakire’nin Oğlu’nun İşareti

Zebur’a Giriş (Introduction to Zabur,) kısmında, Peygamber ve Kral Davut’un (A.S.) Zebur kitabını Mezmurlar kitabının ilham verici yazılarıyla başlattığını ve daha sonra diğer kitapların peygamberler tarafından eklenmiş olduğunu belirtmiştim. (Kitabı çok uzun olduğu için) büyük bir peygamber olarak kabul edilen Yeşaya, çok önemli bir peygamberdi. Yaklaşık M.Ö. 750 yılında yaşadı. Aşağıdaki zaman çizelgesi Yeşaya’nın Zebur’un diğer peygamberleriyle karşılaştırıldığında ne zaman yaşadığını göstermektedir.

When Isaiah lived

Yeşaya Peygamber’in (A.S.) Zebur’daki diğer peygamberlerle zaman çizelgesi

Tıpkı Musa peygamber’in (A.S.) daha önce söylemiş olduğu gibi (Musa (pbuh) had previously said), Yeşaya çok uzun zaman önce yaşamış olsa bile (yaklaşık 2800 yıl) gelecekte olacak olaylar hakkında birçok peygamberlikte bulundu. Peygamberliği öyle bir mucizeyi anlatır ki, Tahrim Suresi’nin 12. ayeti onu özetler.

İffetini korumuş olan, İmran kızı Meryem’i de (Allah örnek gösterdi). Biz, ona ruhumuzdan üfledik ve Rabbinin sözlerini ve kitaplarını tasdik etti. O gönülden itaat edenlerdendi.

Tahrim Suresi 66:12

Tahrim Suresi neyi özetler? Peygamberliği açıklaması için Yeşaya’ya dönüyoruz.

Zebur’a Giriş kısmında da açıklandığı gibi, Süleyman’ı (A.S.) takip eden krallar çoğunlukla kötüydüler ve bu Yeşaya’nın zamanındaki Krallar için de geçerliydi. Yani kitabı gelecek yargının uyarılarıyla doludur (ki bu yaklaşık 150 yıl sonra, Yeruşalim Babil tarafından yıkıldığı zaman olmuştur – tarihi okumak için buraya here tıklayın).Ancak aynı zamanda, Allah’tan gelecek olan ve daha önce insanlığa hiç gönderilmemiş olan özel işaret konusunda, kendi geleceğinin derinliklerini içeren ve çok daha ötesi için peygamberlikte bulundu. Yeşaya, Davut’un (A.S.) soyundan gelen İsrail Kralı’yla konuşur, bu nedenle bu işaret için “Davut’un Evi” denir.

Bunun üzerine Yeşaya, “Dinleyin, ey Davut’un torunları!” dedi, “İnsanların sabrını taşırmanız yetmezmiş gibi şimdi de Tanrım’ın sabrını mı taşırıyorsunuz? Bundan ötürü Rab’bin kendisi size bir belirti verecek: İşte, kız gebe kalıp bir oğul doğuracak; adını İmmanuel koyacak. Çocuk kötüyü reddedip iyiyi seçecek yaşa gelince tereyağı ve bal yiyecek.


Yeşaya 7:13-15

Bu kesinlikle cesurca bir tahmin olmuştur! Bakire bir kadının oğlu olacağına kim inanır? O kadar inanılmaz bir tahmindi ki, uzun yıllar boyunca insanlar bir hata olup olmadığını merak ettiler. Bir adamın gelecekle ilgili basit bir tahmini ve bir sonraki jenerasyonların okuması için bunu yazmış olması, kesinlikle bu imkansız gibi görünen bir tahminde bulunabileceği anlamına gelmez. Ama işte oldu. Günümüzde var olan Ölü Deniz El Yazmalarından (Bugün var olan Ölü Deniz Parşömenleri) bu peygamberliğin çok uzun zaman önce – İsa (A.S.) doğmadan yüzyıllar önce – yazıldığını biliriz.

İsa Mesih’in (A.S.) bir bakireden doğacağı daha önceden bildirilmişti

İsa Mesih’ten (A.S.) sonra yalayan bizler, onun gelişinin bir peygamberlik aracılığıyla olmuş olduğunu görebiliriz. İbrahim (A.S.), Musa (A.S.) ve Muhammed (S.A.V) da dahil olmak üzere başka hiçbir peygamber bakireden doğmamıştı. Doğmuş olan bütün insanların arasında sadece İsa (A.S.) dünyaya bu şekilde gelmişti. Böylece, doğumundan yüzlerce yıl önce Allah bize gelişinin bir işaretini veriyordu ve aynı zamanda bakirenin gelecek oğlu hakkında bir şeyler öğrenmeye hazırlıyordu. Özellikle iki şeye dikkat ediyoruz.

Annesi tarafından O’na ‘İmanuel’ dendi

İlk olarak, bakireden doğan bu oğlana annesi tarafından ‘İmanuel’ dendi. Bu ismin anlamı tam olarak ‘Tanrı bizimle’ dir. Peki bu ne anlama gelir? Muhtemelen birkaç anlamı vardı, ancak bu kehanet, Allah’ın kısa süre içinde yargılayacağı şeytani krallara bildirildiğinden, önemli bir anlamı, bu oğul doğduğunda Tanrı’nın artık yargılamada onlara karşı değil, bunun yerine ‘onlarla’ olduğunun bir işareti olduğuydu. İsa (A.S.) doğduğunda, aslında İsrailliler düşmanları tarafından yönetildiklerinden Allah tarafından terk edilmiş gibiydiler. Bakire oğlunun doğumu, Tanrı’nın onlara karşı değil, onlarla birlikte olduğunun bir işaretiydi. İncil’in Luka bölümünde, melek Meryem’e ona gelecek oğlunun mesajını verdiğinde Meryem’in kutsal bir şarkı söylediğini kaydediyor. Şarkıda aşağıdakiler yer alıyordu:

“Canım Rab’bi yüceltir; Ruhum, Kurtarıcım Tanrı sayesinde sevinçle coşar. Çünkü O, sıradan biri olan kuluyla ilgilendi. İşte, bundan böyle bütün kuşaklar beni mutlu sayacak. Çünkü Güçlü Olan, benim için büyük işler yaptı. O’nun adı kutsaldır. Kuşaklar boyunca kendisinden korkanlara merhamet eder. Bileğiyle büyük işler yaptı; Gururluları yüreklerindeki kuruntularla darmadağın etti. Hükümdarları tahtlarından indirdi, Sıradan insanları yükseltti. Aç olanları iyiliklerle doyurdu, Zenginleri ise elleri boş çevirdi. Atalarımıza söz verdiği gibi, İbrahim’e ve onun soyuna sonsuza dek Merhamet etmeyi unutmayarak Kulu İsrail’in yardımına yetişti.”

Luka 1:46-55

Meryem’in, bakire olmasına rağmen bir oğlu olacağı konusunda bilgilendirildiği zaman, bunu Rabbin İbrahim’e ve onun soyundan gelenlere merhametini (MercytoIbrahim) sonsuza dek hatırladığı anlamına geldiğini anlayabilirsiniz. Yargı, Allah’ın bir daha asla İsraillilerle birlikte olmayacağı anlamına gelmiyordu.

Bakirenin oğlu ‘yanlış olanı reddeder ve doğru olanı seçer’

Yeşaya’daki bu kehanetin en harika kısmı, bu oğlun ‘yanlış olanı reddedip doğru olanı seçtiğinde tereyağı ve bal yiyecek olmasıdır.’ Yeşaya’nın söylediği şey, bu oğlun bilinçli kararlar verebilecek yaşa geldiğinde, ‘yanlışı reddedip doğru seçecek’ olmasıdır. Benim genç bir oğlum var. Onu çok seviyorum ama şüphesiz tek başına yanlışı reddedip doğruyu seçmesinin bir yolu yoktur. Eşim ve ben, çalışmayı, öğretmeyi, hatırlatmayı, uyarmayı, örnek oluşturmayı, disiplini kurmayı, doğru arkadaşları sağlamayı, doğru rol modellerini gördüğünden emin olmalıyız ve tüm bu çabalarımızın sonunda başarılı olacağımızın garantisi yok. Bunu yapmaya çalışırken bir ebeveyn olarak, anne babamın bana ‘yanlış olanı reddetmeyi ve doğru seçimi yapmayı’ öğretmek konusunda aynı mücadelede oldukları çocukluk anılarımı hatırlatıyor. Ebeveynler tüm bu çabayı göstermeyip işi doğal akışına bırakırlarsa, çocuk ‘yanlış olanı reddetmeyen ve doğru olanı seçmeyen’ bir birey olur. Sanki çabayı bıraktığımız anda yokuş aşağı gideceğimiz bir ‘ahlaki yerçekimine’ karşı mücadele ediyoruz.

Bu yüzden hepimiz evlerimizin ve dairelerimizin kapılarını kilitliyoruz; her ülkenin polise ihtiyacı var: banka şifreleri var; sürekli olarak tüm ülkelerde yeni yasalar yapmaya devam etmemiz gerekiyor, çünkü ‘yanlış olanı reddetmediğimiz ve doğru olanı seçmediğimiz’ için kendimizi birbirimize karşı korumamız gerekiyor.

Peygamberler bile her zaman yanlışları reddetmez ve doğru olanı seçmezler.

Bu Peygamberler için bile geçerlidir. Tevrat, Peygamber İbrahim’in (A.S.) iki kez karısının sadece kız kardeşi olduğunu söyleyerek yalan söylediğini kaydeder (Yaratılış 12: 10-13 ve Yaratılış 20: 1-2’de). Ayrıca Musa’nın (A.S.) bir Mısırlıyı (Mısır’dan Çıkış 2:12) öldürdüğünü ve bir keresinde Allah’ın emrini tam olarak takip etmediğini kaydeder (Çölde Sayım 20: 6-12).Hz. Muhammed’e (S.A.V.), Muhammed Suresi’nde (47 – Muhammed Suresi) af dilemesini emredilir – bu da onun her zaman yanlışı reddetmediğini ve doğruyu seçmediğini gösterir.

Bil ki Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Hem kendinin, hem de inanmış erkek ve kadınların günahlarının bağışlanmasını dile! Allah, gezip dolaştığınız yeri de, içinde kalacağınız yeri de bilir.

Muhammed Suresi 47:19

Aşağıdaki Sahih-i Müslim hadisi affetmek için ne kadar ciddiyetle dua ettiğini gösterir.

Ebu Musa el-Aş’ari, babasının otoritesinden Allah’ın Havarisinin (S.A.V.) bu sözlerle dua ettiğini bildirdi: “Ey Allah, beni kusurlarımı, cehaletimi, endişelerimdeki ahlaksızlığı affet. Ve sen benim (işlerimin) benden daha iyi farkındasın. Allahım ciddiyetle (yaptığım kusurların) veya başka şekilde (istemeden ve kasten yaptığım) kusurlarmı affet. Bütün bunlar (başarısızlıklar) içimde. Allahım, aceleyle veya ertelediğim, mahremiyet içinde veya toplum içinde yaptığım hataları affet, sen kendimin daha iyi farkındasın. Sen İlk ve Son olan ve her şeyin üstünde, her şeye kadir olansın.”

Sahih-i Müslim 35:6563

Bu, günahlarının affedilmesi için dua eden Davut peygamberin duasına çok benzer:

Ey Tanrı, lütfet bana, Sevgin uğruna; Sil isyanlarımı, Sınırsız merhametin uğruna. Tümüyle yıka beni suçumdan, Arıt beni günahımdan. Beni mercanköşk otuyla arıt, paklanayım, Yıka beni, kardan beyaz olayım. Bakma günahlarıma, Sil bütün suçlarımı.

Mezmur 51:1-9

Görüyoruz ki bu insanlar – peygamber olsalar da – günahla mücadele ediyorlar ve af dilemeleri gerekiyor. Bu, Adem’in tüm soyunun, (descendants of Adam) evrensel insani durumu gibi görünüyor.

Bakirenin Kutsal Oğlu

Ancak Yeşaya’nın kehanet ettiği bu oğul yanlışları reddeder ve erken yaşından itibaren doğal olarak doğru olanı seçer. O’nun için bir içgüdüdür. Bunun mümkün olması için farklı bir soy sahibi olması gerekir. Diğer tüm peygamberler babaları aracılığıyla Adem’e geri döndüler ve gördüğümüz gibi (we saw) “yanlış reddedip doğruyu seçmediler”. Genetik babanın doğasından soyuna geçtiği gibi, Adam’in bu asi doğası hepimize ve hatta peygamberlere bile geçti. Fakat bakire oğlu olanın babası Adem soyundan gelmeyecekti. Bu oğlun geldiği soy farklı olacaktı ve bu nedenle de kutsal olacaktı. Bu yüzden Kur’an, Meryem’e bakire doğmuş oğlu hakkındaki meleksi mesajını açıklarken oğluna ‘kutsal‘ der.

Cebrail, “Ben ancak Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir çocuk bağışlamak için gönderildim” dedi. Meryem, “Bana hiçbir insan dokunmadığı ve iffetsiz bir kadın olmadığım hâlde, benim nasıl çocuğum olabilir?” dedi. Cebrail, “Evet, öyle. Rabbin diyor ki: O benim için çok kolaydır. Onu insanlara bir mucize, katımızdan bir rahmet kılmak için böyle takdir ettik. Bu, zaten (ezelde) hükme bağlanmış bir iştir” dedi. Böylece Meryem, çocuğa gebe kaldı ve onunla uzak bir yere çekildi. 

Meryem Suresi 19:19-22

Peygamber Yeşaya (as) açıktı ve daha sonraki Kitaplar da aynı fikirdeydi – bakireden doğacak, böylece dünyevi bir babaya sahip olmayacak ve günahın bu doğasına sahip olmayacaktı; bu nedenle Kutsal olacaktı.

Cennetteki Adem’e Geri Dönüş

Ama bakirenin gelecek oğlundan bahseden sadece sonraki kitaplar değildi. Başından beri oradaydı. Adem’in İşaretinde (Sign of Adam) Allah’ın Şeytan’a bir Vaatte bulunduğunu görmüştük. Tekrarlıyorum.

“Seninle kadını, onun soyuyla senin soyunu 
Birbirinize düşman edeceğim. 
Onun soyu senin başını ezecek, 
Sen onun topuğuna saldıracaksın.”

Yaratılış 3:15

Allah, hem İblis / Şeytan’ın hem de kadının ‘soyları’ olmasını ayarlayacaktı. Bu soylar arasında ve kadın ile Şeytan arasında ‘düşmanlık’ ve nefret olacaktı. Şeytan kadının soyuna ‘topuk’ vuracak, kadının soyu Şeytanın ‘başını ezecek’. Bu ilişkiler aşağıdaki diyagramda belirtilmiştir.

http://al-injil.net/wp-content/uploads/2012/11/the-offspring-diagram.jpg

                               Cennette Allah’ın Vaadindeki Karakterler ve İlişkileri

Allah’ın adama asla kadına vaat ettiği gibi bir soy vaat etmediğini unutmayın. Özellikle Tevrat, Zebur & İncil aracılığıyla babalardan gelen oğulların vurgusu göz önüne alındığında, bu oldukça olağanüstü bir durumdur. Aslında, modern Batılılar tarafından bu Kitapların bir eleştirisi, kadınlardan geçen kan çizgilerini görmezden gelmeleridir. Sadece erkeklerin oğulları düşünüldüğü için onların gözünde ‘cinsiyetçidir’. Fakat bu durumda durum farklıdır – bir erkekten gelen bir soy (‘o’) vaadi yoktur. Bir erkekten bahsetmeden sadece kadından bir soy olacağını söyler.

Yeşaya’nın ‘bakire oğlu’ ‘kadının soyudur’

Şimdi Yeşaya’nın bakire bir oğlunun açık kehaneti perspektifinden bakıldığında, Bahçede uzun zaman önce bile bahsedilen, bir çocuğun (oğlunun) sadece bir kadından (yani bakire) geleceği açıktı. Sizden geri dönüp Adem’in İşaretindeki tartışmayı (read this discussion in the Sign of Adam) bu bakış açısından okumanızı tavsiye ediyorum. Birbirine uyduklarını göreceksiniz. Adem’in tarihinin başından beri tüm oğulları, atamız Adem gibi doğruyu reddetme ve yanlışı seçme sorunuyla karşı karşıyadır. Böylece Allah, günah dünyaya geldiğinde, Adem’den değil, kutsal birinden gelenin Şeytan’ın başını ‘ezeceğini’ vaat etti.

Peki bu kutsal oğul bunu nasıl başaracaktı? Allah’tan bir mesaj vermekle ilgiliyse, İbrahim ve Musa (A.S.) gibi diğer peygamberler sadakatle mesajlar vermişlerdi. Hayır, bu kutsal oğlun rolü farklıydı, ancak bunu anlamak için Zebur’u daha fazla keşfetmemiz gerekiyor. (explore further in the Zabur)

Zebur’un Tanıtımı

Davut (A.S.) peygamberler arasında çok önemlidir. İbrahim Peygamber (A.S) torunlarının ve büyük bir milletin vaadiyle (promise of descendants and a great nation) yeni bir döneme (yani Allah’ın insanlarla olan ilişkisine) başladı ve sonra büyük bir fedakarlık örneği gösterdi (great sacrifice.) Sonra Musa Peygamber (A.S.) Fısıh Bayramında kurban yoluyla (Passover sacrifice) – İsrailoğullarını kölelikten kurtarıp, onlara bir ulus olmaları için bir kanun verdi. (gave them a Law ) Fakat eksik olan, Allah’ın lanetleri yerine bereketlerini (blessings instead of the curses) alacak şekilde hükmedecek bir Kral’dı. Davut (A.S.) o kral ve o peygamberdi. O farklı bir dönem başlattı – Krallar Yeruşalim’den hükmetti.

Kral Davut (A.S.) kimdi?

İsraillilerin Tarih çizelgesinden () Davut’un (A.S.) İbrahim’den (A.S.) bin yıl ve Musa’dan (A.S.) 500 yıl sonra, yaklaşık M.Ö. 1000 yılında yaşamış olduğunu görebilirsiniz. Davut (A.S.) ailesinin kuzularına bakan bir çoban olarak başlamıştı. İsraillilerin dev ve ezeli düşmanları – Golyat – İsraillileri ele geçirmek için bir ordu yönetmişti ve İsraillilerin teşviği kırılıp yenilmişlerdi. Fakat Davut (A.S.) Golyat’a meydan okudu ve savaşta onu yendi. Genç bir çoban çocuğun bir devi yenmiş olması o kadar dikkat çekiciydi ki Davut (A.S.) ünlü oldu. Daha sonra İsrailliler düşmanlarını yenmeye gittiler. Kur’an Davut (A.S.) ve Golyat arasındaki bu savaşın detaylarını aşağıdaki ayetle anlatır;

Sonunda Allah’ın izniyle onları yendiler. Davud da Câlût’u öldürdü. Allah ona (Davud’a) hükümdarlık ve hikmet verdi, dilediği ilimlerden ona öğretti. Eğer Allah’ın insanlardan bir kısmını diğerleriyle savması olmasaydı elbette yeryüzü altüst olurdu. Lâkin Allah bütün insanlığa karşı lütuf ve kerem sahibidir.

2. Sure: 251

Davut’un ünü bu savaştan sonra artmaya başladı. Ancak, uzun ve zor deneyimlerden sonra kral oldu çünkü hem yurt dışında hem de İsrailoğulları arasında ona karşı çıkan birçok düşmanı vardı. Kutsal Kitap’ta I. ve II. Samuel kitapları bu mücadeleleri ve Davut’un (A.S.) zaferlerini anlatır. Samuel (A.S.) Davut’u (A.S.) Kral olarak kutsamış peygamberdir.

Davut (A.S.) aynı zamanda Allah’a güzel şarkılar ve şiirler besteleyen bir müzisyen olarak da ünlüydü. Sad Suresi’nde (38. Sure) bundan bahsedilir:

Sen, onların söylediklerine sabret; güçlü kulumuz Dâvûd’u hatırla! Yönü hep Allah’a dönüktü. Her sabah ve her akşam Allah’ın yüceliğini dile getirirken dağları ve çevresinde toplanmışken kuşları Dâvûd’a eşlik ettirdik. Hepsi de Allah’a yönelmişlerdi. Onun hükümdarlığını güçlendirmiş, kendisine hikmet ve anlaşmazlıkları bitiren konuşma yeteneği vermiştik

Sad Suresi 38:17-20

              

Bu ayetler Davut’un (A.S.) savaşçı gücünü ama aynı zamanda da neredeyse kuşların Yaratıcıları için söyledikleri ezgiler kadar güzel olan ‘Övgüleri’ teyit ederler. Aynı zamanda Kral olarak Allah tarafından ona ‘konuşma bilgeliği’ verildi. Davut’un (A.S.) bu ezgileri ve şiirleri kaydedilmiştir ve Zebur kitabını oluşturur – aynı zamanda Mezmurlar olarak da bilinir. Bilgeliği ona Allah tarafından verilmiş olduğu için, Davut’un (A.S.) bu kayıtları Kutsal’dır ve Tevrat gibi ilham edilmiştir. Kur’an bunu şöyle açıklar:

Rabbin, göklerde ve yerde olan herkesi en iyi bilendir. Gerçekten biz, peygamberlerin kimini kiminden üstün kıldık; Davud’a da Zebur’u verdik.

Sure 17:55

 Süleyman – Zebur’un devamı

Fakat bu ilham verici yazılar, ileri yaşta Kral olarak ölen Davut (A.S.) ile sona ermedi. Oğlu ve varisi, yine bilgeliği için Allah’tan ilham alan Süleyman’dı (A.S.) Sad Suresi şöyle açıklar: Biz Davud’a Süleyman’ı verdik. Süleyman ne güzel bir kuldu! Doğrusu o, daima Allah’a yönelirdi..

Biz Davud’a Süleyman’ı verdik. Süleyman ne güzel bir kuldu! Doğrusu o, daima Allah’a yönelir Biz Davud´a Süleyman´ı verdik. Süleyman ne güzel bir kuldu! Doğrusu o, daima Allah´a yönelirdi.

Surah Sad 38:30

Ve;

Dâvûd’u ve Süleyman’ı da an. Bir zamanlar, (zarar görmüş) bir ekin konusunda hüküm veriyorlardı. Bir topluluğun koyun sürüsü, geceleyin başı boş bir vaziyette bu ekinin içine dağılıp ziyan vermişti. Biz de onların hükmüne tanık idik. Süleyman’ın dava konusunu iyi anlamasını sağladık. Her birine de hükmetme yeteneği ve ilim verdik. Kuşları ve tesbih eden dağları da Dâvûd’un buyruğu altına soktuk. Bunları yapan bizdik. 

Surah21:78-79

Andolsun! Biz Dâvûd’a ve Süleyman’a ilim verdik. Onlar, “Hamd, bizi mü’min kullarının birçoğundan üstün kılan Allah’a mahsustur” dediler.

Surah27:15

Böylece Süleyman (A.S.) Kutsal Kitap’a bilgelik ilhamı dolu kitaplar eklemeye devam etti. Kitaplarının adları Süleyman’ın Özdeyişleri, Vahiy ve Ezgiler Ezgisi’dir.

Diğer Peygamberler

Ancak Süleyman’ın (A.S.) vefatıyla, sonraki Krallar Tevrat’ı takip etmediler ve bu kralların hiçbirine ilham verici mesajlar verilmedi. Tüm İsrail Kralları arasında sadece Davut ve Süleyman (A.S.) Allah’tan esinlenerek yazılar yazardı – kral olmanın yanı sıra peygamberlerdi. Fakat Allah, Süleyman’dan sonraki krallara peygamberler aracılığıyla uyarı mesajları gönderdi. Büyük bir balık tarafından yutulmuş olan Yunus peygamber bu peygamberlerden bir tanesiydi. Bu durum birçok peygamber gönderilerek yaklaşık 300 yıl boyunca devam etti. Onların uyarıları, yazıları ve kehanetleri de Kutsal Kitap’taki ilham almış Kitaplara eklendi. Burada (here) açıklanmış olduğu gibi, İsrailliler sonunda fethedildiler ve Babil’iler tarafından Babil’e sürgün edildiler ve daha sonra da Pers İmparatorluğunun kurucusu olan Kiros’un emrinde olan Yeruşalim’e geri getirildiler. Bu süre zarfında peygamberler gönderilmeye ve mesaj vermeye devam ettiler – ve bu mesajlar Kutsal Kitap’ta Eski Antlaşma’nın son kitaplarında yazıldı.

Zebur – Mesih’in gelişini beklemek

Tüm bu peygamberler bizim için önemlidir, çünkü uyarılarının içerisinde aslında İncil’in temelini de atmış olurlar. Hatta, ‘Mesih’ unvanı Davut (A.S.) tarafından Zebur’un başlarında söylenmiştir ve sonraki peygamberler de gelecek olan Mesih hakkındaki detaylar konusunda peygamberliklerde bulunmuşlardır. Bu özellikle daha sonraki Kralların Tevrat’ı uygulayamamaları ve İsrailoğulları’nın Emirlere ( Commands) uyamamaları göz önüne alındığında önemliydi. Gelmekte olan Mesih’in vaadi, umudu ve özlemi, o günün insanlarının başarısızlıkları bağlamında kehanet edildi. Tıpkı Musa’nın Tevrat’ta gerektirdiği gibi (had required in the Taurat), peygamberler olarak, geleceğe bakıyorlardı. Bu kehanetler, günümüzde, bilmemiz gereken doğru şekilde yaşayamayan bizler için de geçerlidir. Mesih başarısızlığın ortasında bir umut ışığı olacaktı.

İsa Mesih (A.S.) Zebur’u nasıl gördü ve kullandı

Aslında, İsa Mesih öğrencileri ve takipçilerinin İncil’i ve Mesih rolünü anlamalarına yardımıcı olmak için Zebur’u kullandı. İsa hakkında şöyle yazar:

Sonra Musa’nın ve bütün peygamberlerin yazılarından başlayarak, Kutsal Yazılar’ın hepsinde kendisiyle ilgili olanları onlara açıkladı.

Luka 24:27

 ‘Bütün peygamberler’ deyimi, Zebur’u takip etmiş olan Eski Antlaşma’daki peygamberleri kapsar. İsa Mesih (A.S.) takipçilerinin, Zebur’un öğretilerini ve O’nun hakkındaki peygamberliklerini anlamalarını istedi. İsa Mesih (A.S.) onlara şu şekilde öğretmeye devam etti:

Sonra onlara şöyle dedi: “Daha sizlerle birlikteyken, ‘Musa’nın Yasası’nda, peygamberlerin yazılarında ve Mezmurlar’da benimle ilgili yazılmış olanların tümünün gerçekleşmesi gerektir’ demiştim.”Bundan sonra Kutsal Yazılar’ı anlayabilmeleri için zihinlerini açtı.

Luka 24:44-45

Buradaki ‘Peygamberler ve Mezmurlar’ deyimi Davut’un yazdığı Zebur kitabına (Mezmurlar) ve daha sonradan eklenen kitaplar (‘Peygamberler’) anlamına gelir. İsa Mesih’in (A.S.) onların ‘zihinlerini açması’ gerekiyordu, çünkü ancak o zaman “kutsal yazıları anlayabileceklerdi’(Tevrat ve Zebur’un esinlenmiş kitapları). Bir sonraki makale serimizde amacımız, İsa Mesih’in (A.S.) bu kitaplardan gösterdiklerini takip etmektir; böylece biz de zihinlerimizi açabilir ve İncil’i daha iyi anlayabiliriz.

Tarihi Zaman Çizelgesinde Davut (A.S.) ve Zebur Peygamberleri.

Aşağıdaki resim bu peygamberlerin çoğunu (fakat yer olmadığı için hepsini değil) özetler. Çubukların genişliği her bir peygamberin ömrünü gösterir. Zaman Çizelgesinin renk kodu, Musa’nın Bereketleri ve Lanetlerinde tarihlerini takip ettiğimizdeki gibi (followed their history) İsraillilerin durumlarını takip eder.

When Dawood and other prophets of Zabur lived

Tarihi Zaman Çizelgesinde Davut (A.S.) ve Zebur Peygamberleri.