3 & 4 Gün – İsa Mesih geleceği ve Dönüşünü bildirir

İncir ağacının yıldızlarla ortak yönü nedir? Her ikisi de büyük olayların geleceğinin işaretleridir ve hazırlıksız olanlara uyarı olarak verilir. Tin Suresi şöyle başlar:

İncir ve zeytine and olsun.

Tin Suresi 95:1

Gelecek olanı işaret eder;

Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık. Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik.

Tin Suresi 95:4-5

Surah al-Mursalat (The Emissaries), Surah at-Takwir (The Overthrowing), and Surah al-Infitar (The Cleaving) repeatedly declare the stars will dim, and that this signals the coming of something great:

Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman, Gök yarıldığı zaman, Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman,

Mürselat Suresi 77:8-10

Güneş, dürüldüğü zaman, Yıldızlar, bulanıp söndüğü zaman, Dağlar, yürütüldüğü zaman,

Tekvir Suresi 81:1-3

Gök yarıldığı zaman, Yıldızlar saçıldığı zaman, Denizler kaynayıp fışkırtıldığı zaman,

İnfitar Suresi 82:1-3

Bunlar ne anlama gelir? Hz. İsa Mesih A.S. son haftasında açıklar.  Öncelikle hatırlayalım.

Daniel ve Zekeriya peygamberlere göre, 9 Nisan Pazar günü Yeruşalim’e girdikten Daniel and Zechariah) ve Hz. Musa’nın A.S. Tevrat’taki yönetmeliklerine 10 Nisan Pazartesi günü Tapınağa giren , Allah’ın kuzusu seçilecek olan İsa Mesih A.S., Yahudi liderler tarafından reddedildi. Aslında, Tapınağı temizlerken onu nasıl öldüreceklerini planlamaya başladılar. İncil, İsa Mesih peygamberin yaptıklarını kaydeder:

İncir Ağacının Lanetlenmesi

İsa onları bırakıp (2. Gün olan 10 Nisan Pazartesi Günü Tapınaktaki Yahudileri) kentten çıktı. Beytanya’ya dönüp geceyi orada geçirdi.

İsa sabah erkenden (11 Nisan Salı, 3. Gün) kente dönerken acıkmıştı. Yol kenarında gördüğü bir incir ağacına yaklaştı. Ağaçta yapraktan başka bir şey bulamayınca ağaca, “Artık sonsuza dek sende meyve yetişmesin!” dedi. İncir ağacı o anda kurudu.

Matta 21:17-19

Pek çok kişi neden İsa Mesih’in incir ağacı ile konuşup soldurduğunu merak eder. İncil doğrudan açıklamaz, ancak önceki peygamberler anlamamıza yardımcı olabilir. Bu peygamberler, gelecek yargı uyarısı yaparken, genellikle bir incir ağacının solmuş görüntüsünü kullanırlardı. Solmuş incir ağacı görüntüsünün önceki peygamberler tarafından uyarılarında nasıl kullanıldığına dikkat edin:

Asmalar kurudu, incir ağaçları soldu;

Nar, hurma, elma, bütün meyve ağaçları kurudu.

İnsanoğlunun sevinci yok oldu.

Yoel 1:12

“Samyeli ve küfle sizi cezalandırdım,
Mahvettim bağlarınızı, bahçelerinizi,
İncir ve zeytin ağaçlarınızı çekirge yedi,
Yine de bana dönmediniz.”
RAB böyle diyor.
Amos 4:9

Ambarda hiç tohum kaldı mı? Asma, incir, nar, zeytin ağaçları bugüne dek ürün verdi mi?

“ ‘Bugünden başlayarak üzerinize bereket yağdıracağım.’ ”

Hagay 2:19

Bütün gök cisimleri küçülecek,

Gökler bir tomar gibi dürülecek;

Gök cisimleri, asma yaprağı,

İncir yaprağı gibi dökülecek.

Yeşaya 34:4

“ ‘Onları büsbütün yok edeceğim, diyor RAB,

Ne asmada üzüm kalacak,

Ne incir ağacında incir.

Yaprakları solup kuruyacak.

Onlara ne verdiysem,

Ellerinden alınacak.’ ”

Yeremya 8:13

Hz. Hoşea A.S. İncir ağacını İsrail’in bir metaforu olarak kullanarak ve sonra bir lanet ilan ederek daha da ileri gitti:

“İsrail çölde

Bir salkım üzüm gibi geldi bana,

Atalarıysa incir ağacının ilk ürünü gibi.

Ama Baal-Peor’a geldiklerinde

Utanç dolu puta adadılar kendilerini,

Sevdikleri şey kadar iğrenç oldular.

Efrayim’in görkemi bir kuş gibi uçup gidecek,

Ne doğum ne gebelik olacak, kimse gebe kalmayacak.

Çocuklarını büyütseler bile,

Çocuklarından edeceğim onları,

Kimse kalmayıncaya dek;

Evet, vay başlarına,

Onları terk ettiğimde!

Vuruldu Efrayim,

Kökleri kurudu,

Meyve vermeyecekler artık.

Çocuk doğursalar bile,

Rahimlerinin değerli meyvelerini öldüreceğim.”

Reddedecek Tanrım onları,

Çünkü O’nu dinlemediler,

Uluslar arasında dolaşıp duracaklar.

Hoşea 9:10-12, 16-17; not: Efrayim = İsrail

Bu lanetler, Yeruşalim ilk kez MÖ 586’da yıkıldığında yerine getirildi (Yahudi tarihi için buraya bakınız -. İsa Mesih peygamber incir ağacını kuruttuğunda, sembolik olarak Yeruaşlim’in ve Yahudi sürgününün ülkeden başka bir yıkımı olacağını kehanet ediyordu.

İsa Mesih incir ağacını lanetledikten sonra tapınağa doğru devam etti, halka öğretiş verdi ve Yahudi liderlerle tartıştı. Allah’ın hükmüyle ilgili birçok uyarıda bulundu. İncil öğretileri kaydeder ve hepsi buradadır .

Peygamber Dönüşünün İşaretlerini Tahmin Ediyor

İsa Mesih Peygamber daha sonra Yeruşalim’deki Yahudi Mabedi’nin yıkıldığına dair karanlık bir kehanetle bitirdi. O zamanlar bu tapınak, tüm Roma İmparatorluğu’nun en etkileyici yapılarından biriydi. Ancak İncil, yıkımını önceden gördüğünü kaydeder. Bu İsa Mesih’in, dünyaya dönüşü ve dönüşünün işaretleri hakkında bir tartışma başlattı. İncil öğretilerini kaydeder;

İsa tapınaktan çıkıp giderken, öğrencileri, tapınağın binalarını O’na göstermek için yanına geldiler. İsa onlara, “Bütün bunları görüyor musunuz?” dedi. “Size doğrusunu söyleyeyim, burada taş üstünde taş kalmayacak, hepsi yıkılacak!”

İsa, Zeytin Dağı’nda otururken öğrencileri yalnız olarak yanına geldiler. “Söyle bize” dediler, “Bu dediklerin ne zaman olacak, senin gelişini ve çağın bitimini gösteren belirti ne olacak?”

Matta 24:1-3

Peygamber, Yahudi Tapınağının tamamen yok edileceğini tahmin ederek işe başladı. Tarihten bunun MS 70’de olduğunu biliyoruz. Sonra akşam [i] Tapınaktan ayrıldı ve Yeruşalim kenti dışındaki Zeytin Dağı’na gitti. Yahudi günü, gün batımıyla başladığından haftanın 4. günü olan 12 Nisan Çarşamba günü, onların sorularını yanıtlayarak çağın sonunu ve dönüşünü öğrettiği zamandı.

İsa onlara şu karşılığı verdi: “Sakın kimse sizi saptırmasın! Birçokları, ‘Mesih benim’ diyerek benim adımla gelip birçok kişiyi aldatacaklar. Savaş gürültüleri, savaş haberleri duyacaksınız. Sakın korkmayın! Bunların olması gerek, ama bu daha son demek değildir. Ulus ulusa, devlet devlete savaş açacak; yer yer kıtlıklar, depremler olacak. Bütün bunlar, doğum sancılarının başlangıcıdır.

   “O zaman sizi sıkıntıya sokacak, öldürecekler. Benim adımdan ötürü bütün uluslar sizden nefret edecek. O zaman birçok kişi imandan sapacak, birbirlerini ele verecek ve birbirlerinden nefret edecekler. Birçok sahte peygamber türeyecek ve bunlar birçok kişiyi saptıracak. Kötülüklerin çoğalmasından ötürü birçoklarının sevgisi soğuyacak. Ama sonuna kadar dayanan kurtulacaktır. Göksel egemenliğin bu Müjdesi bütün uluslara tanıklık olmak üzere dünyanın her yerinde duyurulacak. İşte o zaman son gelecektir.

“Peygamber Daniel’in sözünü ettiği yıkıcı iğrenç şeyin kutsal yerde dikildiğini gördüğünüz zaman –okuyan anlasın– Yahudiye’de bulunanlar dağlara kaçsın. Damda olan, evindeki eşyalarını almak için aşağı inmesin. Tarlada olan, abasını almak için geri dönmesin. O günlerde gebe olan, çocuk emziren kadınların vay haline! Dua edin ki, kaçışınız kışa ya da Şabat Günü’ne rastlamasın. Çünkü o günlerde öyle korkunç bir sıkıntı olacak ki, dünyanın başlangıcından bu yana böylesi olmamış, bundan sonra da olmayacaktır. O günler kısaltılmamış olsaydı, hiç kimse kurtulamazdı. Ama seçilmiş olanlar uğruna o günler kısaltılacak. Eğer o zaman biri size, ‘İşte Mesih burada’, ya da ‘İşte şurada’ derse, inanmayın. Çünkü sahte mesihler, sahte peygamberler türeyecek; bunlar büyük belirtiler ve harikalar yapacaklar. Öyle ki, ellerinden gelse, seçilmiş olanları bile saptıracaklar. İşte size önceden söylüyorum.

“Bunun için size, ‘İşte Mesih çölde’ derlerse gitmeyin. ‘Bakın, iç odalarda’ derlerse inanmayın. Çünkü İnsanoğlu’nun gelişi, doğuda çakıp batıya kadar her taraftan görülen şimşek gibi olacaktır.

 “Leş neredeyse, akbabalar oraya üşüşecek.

 “O günlerin sıkıntısından hemen sonra,

‘Güneş kararacak,

Ay ışık vermez olacak,

Yıldızlar gökten düşecek,

Göksel güçler sarsılacak.’

   “O zaman İnsanoğlu’nun belirtisi gökte görünecek. Yeryüzündeki bütün halklar ağlayıp dövünecek, İnsanoğlu’nun gökteki bulutlar üzerinde büyük güç ve görkemle geldiğini görecekler. Kendisi güçlü bir borazan sesiyle meleklerini gönderecek. Melekler O’nun seçtiklerini göğün bir ucundan öbür ucuna dek, dünyanın dört bucağından toplayacaklar.

Matta 24:4-31

Burada İsa Mesih peygamber, Tapınağın yaklaşan yıkımının ötesine baktı. Tapınağın yıkılmasından Mesih’in dönüşüne kadar geçen sürenin, artan kötülükler, depremler, kıtlıklar, savaşlar ve takipçilerine zulüm ile karakterize edileceğini öğretti. Öyle olsa bile, İncil’in “tüm dünyada öğretileceğini” öngördü (14. ayet). Dünya Mesih’i öğrendikçe, onun ve dönüşü hakkında artan sayıda sahte peygamberler ve yanlış iddialar olacaktı. Savaşların, kaosun ve sıkıntının ortasında dönüşünün gerçek işareti, güneşin, ayın ve yıldızların tartışılmaz rahatsızlıkları olacaktır. Bir şekilde kararacaklar.

W Savaşın, sıkıntının ve depremlerin arttığını görebiliyoruz, bu yüzden dönüş zamanı yaklaşıyor. Ancak göklerde hâlâ hiçbir kargaşa yok, yani dönüşü henüz değil. Ama ne kadar yakınız? İsa Mesih bu soruyu cevaplamak için devam etti;

 “İncir ağacından ders alın! Dalları filizlenip yaprakları sürünce, yaz mevsiminin yakın olduğunu anlarsınız. Aynı şekilde, bütün bunların gerçekleştiğini gördüğünüzde bilin ki, İnsanoğlu yakındır, kapıdadır. Size doğrusunu söyleyeyim, bütün bunlar olmadan bu kuşak ortadan kalkmayacak. Yer ve gök ortadan kalkacak, ama benim sözlerim asla ortadan kalkmayacaktır.”

Matta 24:32-35

Bir gün öncesinde lanetlediği ve kuruttuğu İsrail’i simgeleyen incir ağacını hatırlıyor musunuz? Tapınak MS 70’de yıkıldığında İsrail’in kuruması meydana geldi ve binlerce yıl kurumuş olarak kaldı. Peygamber bize incir ağacından çıkan yeşil filizleri ve yaprakları aramamızı söyledi ve o zaman, zamanının ‘yakın’ olacağını bilecektik. Son 70 yılda hepimiz bu incir ağacının yeşermeye başladığını ve yeniden yaprakların filizlendiğine şahit olduk. Bu, İsrail’in modern yeniden doğuşunda başladı ve Yahudilerin İsrail’e dönmeye başlaması, sulamaya ve tarım alanlarına yeniden başlamasıyla devam etti. Evet, bu, günümüzde birçokları için savaşları ve sıkıntıları artırdı, ancak peygamber öğretisinde bu konuda uyardığı için bu bizi şaşırtmamalı. Pek çok yönden, bu ‘ağaç’ hala ölü, ancak incir ağacının yaprakları yeşermeye başlıyor.

Peygamberin dönmesi konusunda bizi dikkatsiz ve kayıtsız olduğumuz konusunda uyardığı için bu durum bizi günümüzde daha dikkatli yapmalıdır.

“O günü ve saati, ne gökteki melekler, ne de Oğul bilir; Baba’dan başka kimse bilmez. Nuh’un günlerinde nasıl olduysa, İnsanoğlu’nun gelişinde de öyle olacak. Nuh’un gemiye bindiği güne dek, tufandan önceki günlerde insanlar yiyip içiyor, evlenip evlendiriliyorlardı. Tufan gelinceye, hepsini süpürüp götürünceye dek başlarına geleceklerden habersizdiler. İnsanoğlu’nun gelişi de öyle olacak. O gün tarlada bulunan iki kişiden biri alınacak, biri bırakılacak. Değirmende buğday öğüten iki kadından biri alınacak, biri bırakılacak.

“Bunun için uyanık kalın. Çünkü Rabbiniz’in geleceği günü bilemezsiniz. Ama şunu bilin ki, ev sahibi, hırsızın gece hangi saatte geleceğini bilse, uyanık kalır, evinin soyulmasına fırsat vermez. Bunun için siz de hazır olun! Çünkü İnsanoğlu beklemediğiniz saatte gelecektir.

“Efendinin, hizmetkârlarına vaktinde yiyecek vermek için başlarına atadığı güvenilir ve akıllı köle kimdir? Efendisi eve döndüğünde işinin başında bulacağı o köleye ne mutlu! Size doğrusunu söyleyeyim, efendisi onu bütün malının üzerinde yetkili kılacak. Ama o köle kötü olur da içinden, ‘Efendim gecikiyor’ der ve öteki köleleri dövmeye başlarsa, sarhoşlarla birlikte yiyip içerse, efendisi, onun beklemediği günde, ummadığı saatte gelecek, onu şiddetle cezalandırıp ikiyüzlülerle bir tutacak. Orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacaktır.”

Matta 24:36-51

İsa Mesih, İncil’de geri dönüşünü öğretmeye devam etti ve bunun bağlantısı buradadır.

3. ve 4. Günün Özeti

Güncellenen zaman çizelgesi, İsa Mesih’in Yahudi liderlerle uzun tartışmaların öncesinde 3. Gün yani salı günü incir ağacını nasıl lanetlediğini gösteriyor. Bu eylem sembolik olarak İsrail’in kehanetiydi. Sonra, 4. Gün çarşamba günü, dönüşünün işaretlerini anlattı… en büyüğü tüm gök cisimlerinin karartılmasıydı.


İsa Mesih’in son haftasının 3. ve 4. günlerinde Tevrat yönetmeliğine göre işaretleri

Sonra hepimizi onun dönüşünü dikkatle izlememiz için uyardı. Artık incir ağacının yeniden yeşerdiğini görebildiğimiz için dikkatli yaşamalıyız.

İncil daha sonra Şeytan’ın (İblis) 5. Günde peygambere karşı nasıl hareket ettiğini kaydeder.


[i] Luka kitabı o hafta her günü anlatarak, bunu özetliyor:  İsa gündüz tapınakta öğretiyor, geceleri ise kentten dışarı çıkıp Zeytin Dağı’nda sabahlıyordu.

Luka 21:37

2. Gün: Bugün Mescid-i Aksa ve Kubbet’üs Sahra’nın olduğu yerde İsa Mesih seçildi

Kudüs’teki Mescid-i Aksa ve Kubbet’üs-Sahra’nın konumu neden bu kadar özeldir? Orada birçok kutsal olay meydana gelmiştir, ancak çok az kişi bu kutsal yerde Hz. İsa Mesih’e A.S. ne olduğunu bilir.

Peygamber İsa Mesih’in A.S. Yeruşalim’de karşılaştığı zorlukları daha iyi anlamak için, bunu Mekke’de Hz.Muhammed’in (SAV) meydan okumasıyla karşılaştırıyoruz. Fetih Suresi (48. Sure – Zafer) Kabe’ye girişi koruyan Kureyşliler hakkında şöyle söyler.

Onlar, inkâr edenler ve sizi Mescid-i Haram’ı ziyaretten ve (ibadet amacıyla) bekletilen kurbanlıkları yerlerine ulaşmaktan alıkoyanlardır. Eğer, oradaki henüz tanımadığınız inanmış erkeklerle, inanmış kadınları bilmeyerek ezmeniz ve böylece size bir eziyet gelecek olmasaydı, (Allah, Mekke’ye girmenize izin verirdi). Allah, dilediğini rahmetine koymak için böyle yapmıştır. Eğer, inananlarla inkârcılar birbirinden ayrılmış olsalardı, onlardan inkâr edenleri elem dolu bir azaba uğratırdık.

Fetih Suresi 48:25

Kureyş, Peygamber’i (SAV) ve takipçilerini Mescid-i Haramdan ve Mekke’deki kurban mahallinden alıkoydu. Yeruşalim’deki kutsal tapınakta ve kurban yerinde, İsa Mesih A.S. zamanında da benzer bir şey olmuştu. Dini liderler, çok uzaklardan gelen ibadetçiler için para takasını gerektiren, kurbanlık hayvanların alım satımına yönelik bir sistem yaratmışlardı. Bu, Tapınaktaki gerçek tapınmayı engelledi. Ancak Tapınak, RAB’bi uluslar arasında tanıtmak için yapılmıştı, O’nu onlardan alıkoymak için değil. İsa Mesih A.S. durumu düzeltmek için harekete geçti ve bu durum, Teğabun Suresi’nde anlatılan inanmayanların meydan okumasıyla sonuçlandı (64. Sure – Karşılıklı Hayal kırıklığı).

Peygamber, Yeruşalim’e tam da yüzlerce yıl önce peygamberlik ettiği gün girmiş , kendisini Mesih ve uluslara ışık olarak ifşa etmiştir. Yahudi takvimine göre bu tarih, Kutsal Haftanın 1. günü olan 9 Nisan Pazar günüydü. Tevrat’taki düzenlemeler nedeniyle ertesi gün, 10 Nisan günü, Yahudi takviminde benzersiz bir gündü. Uzun zaman önce Tevrat, Allah’ın yönlendirmesiyle Hz. Musa’nın (A.S.) Firavun’a karşı 10. vebayı hazırladığını kaydetmiştir:

RAB Mısır’da Musa’yla Harun’a, “Bu ay sizin için ilk ay, yılın ilk ayı olacak” dedi, “Bütün İsrail topluluğuna bildirin: Bu ayın onunda herkes ailesine göre kendi ev halkına birer kuzu alacak.

Mısırdan Çıkış 12:1-3

O sırada Nisan, Yahudi yılının ilk ayıydı. Dolayısıyla, Musa peygamberden bu yana her 10 Nisan’da her Yahudi ailesi, yaklaşan Fısıh bayramı için bir kuzu seçerdi – bu ancak o gün yapılabilirdi. İsa Mesih Peygamber zamanında Yahudiler Yeruşalim’deki Mabetlerindeki Fısıh kuzularını seçtiler – İbrahim Peygamber’in (A.S.) 2000 yıl önce oğlunun kurbanı için imtihan edildiği yer Günümüzde burası Mescid-i Aksa ve Kubbet’üs-Sahra’nın bulunduğu yerdir. Dolayısıyla, belirli bir yerde (günümüzde Mescid-i Aksa ve Kubbet’üs-Sahra’nın bulunduğu ve Hz. İsa Mesih zamanında Yahudi Tapınağının olduğu yer), Yahudi yılının belirli bir gününde (10 Nisan), Yahudiler her aile için Fısıh kuzusunu seçerlerdi (fakirler güvercinleri seçerdi). Tahmin edebileceğiniz gibi, çok sayıda insan ve hayvan, takas gürültüsü, döviz alışverişi (Yahudiler birçok yerden geldiği için yabancı paralar vardı) 10 Nisan’daki Tapınağı çılgın bir pazar yeri haline getirecekti. İncil, İsa Mesih’in o gün yaptıklarını kaydeder. Bölüm “ertesi güne” atıfta bulunduğunda, bu onun Yeruşalim’e kraliyet girişinden sonraki gündür (10 Nisan – Tapınakta Fısıh kuzularının seçildiği tam gün).

İsa Yeruşalim’e varınca tapınağa gitti, her tarafı gözden geçirdi. Sonra vakit ilerlemiş olduğundan Onikiler’le birlikte Beytanya’ya döndü. Ertesi gün Beytanya’dan çıktıklarında İsa acıkmıştı. Uzakta, yapraklanmış bir incir ağacı görünce belki incir bulurum diye yaklaştı. Ağacın yanına vardığında yapraktan başka bir şey bulamadı. Çünkü incir mevsimi değildi. İsa ağaca, “Artık sonsuza dek senden kimse meyve yiyemesin!” dedi. Öğrencileri de bunu duydular. Oradan Yeruşalim’e geldiler. İsa tapınağın avlusuna girerek oradaki alıcı ve satıcıları dışarı kovdu. Para bozanların masalarını, güvercin satanların sehpalarını devirdi. Yük taşıyan hiç kimsenin tapınağın avlusundan geçmesine izin vermedi. Halka öğretirken şunları söyledi: “ ‘Evime, bütün ulusların dua evi denecek’ diye yazılmamış mı? Ama siz onu haydut inine çevirdiniz.”

Markos 11:11-17

İnsan seviyesinde Hz. İsa Mesih, 10 Nisan Pazartesi günü (kutsal haftanın 2. günü) tapınağa girerek ticari faaliyeti durdurdu. Alış-satış, özellikle diğer uluslar için cennete dua etmenin önünde bir engel oluşturmuştu. Peygamber bu uluslar için bir Işık’tı, bu yüzden ticari faaliyeti durdurarak yeryüzü ve cennet arasındaki engeli kırdı. Ama aynı zamanda görünmeyen bir şey de oldu. Bunu Yahya Peygamber’in (A.S.) İsa Mesih’e verdiği ünvandan anlayabiliriz. Hz. Yahya onu ilan ederken şöyle demişti:

Yahya ertesi gün İsa’nın kendisine doğru geldiğini görünce şöyle dedi: “İşte, dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu!

Yuhanna 1:29

Hz. İsa Mesih, “Tanrı’nın Kuzusu” idi. İbrahim’in kurbanı konusunda Allah, İbrahim için oğlunun yerine kuzuyu bir çalıda yakalayarak seçmiştir. Bu nedenle günümüzde Kurban Bayramı kutlanmaktadır. Tapınak, bu kuzunun seçildiği, günümüzde Mescid-i Aksa ve Kubbet’üs-Sahra’nın bulunduğu yerdeydi. Hz. İsa Mesih, 10 Nisan’da Tapınağa girdi ve Allah tarafından Fısıh Kuzusu seçildi. Seçilmek için tam o gün Tapınakta olması gerekiyordu ve oradaydı.

İsa’nın Fısıh Kuzusu Olmasının Amacı

Neden Fısıh kuzusu olarak seçildi? İsa’nın öğretisi cevabı sağlar. ‘Evime bütün ulusların dua evi denecek’ derken Peygamber Yeşaya’dan (A.S.) alıntı yapıyordu. Tam bölüm şöyledir;

“RAB’be hizmet etmek,

O’nun adını sevmek,

Kulu olmak için O’na bağlanan yabancıları,

Şabat Günü’nü tutan, bayağılaştırmayan,

Antlaşmama sımsıkı bağlı kalan herkesi,

Kutsal dağıma getirip

Dua evimde sevindireceğim.

Yakmalık sunularıyla kurbanları

Sunağımda kabul edilecek,

Çünkü evime ‘Bütün ulusların dua evi’ denecek.”

Yeşaya 56:6-7

Peygamber Yeşaya’nın (PBUH) Zebur’daki diğer bazı peygamberlerle birlikte Tarihsel Zaman Çizelgesi

Yeşaya’nın yazdığı ‘Kutsal Dağ’, Hz. İbrahim’in oğlunun yerine Allah’ın seçtiği kuzuyu kurban ettiği Moriya Dağı’dır. ‘Dua evi’, İsa Mesih’in 10 Nisan’da girdiği tapınaktı. Yahudiler için festivalin yeri ve tarihi, İbrahim’in kurbanı ve Musa’nın Fısıh’ını birleştirdi. Ancak sadece Yahudiler Tapınakta kurban kesebilir ve Fısıh’ı kutlayabilirdi. Ama Yeşaya, ‘yabancıların’ (Yahudi olmayanların) bir gün ‘yakılan sunuları ve fedakarlıklarının kabul edileceğini’ göreceğini yazmıştı. İsa, Hz. Yeşaya’dan alıntı yaparak, eserinin Yahudi olmayanlar için kabul göreceğini duyurdu. Bunu nasıl yapacağını bu noktada açıklamadı. Ama olaya devam ederken, Allah’ın seni ve beni kutsamak için bir planı olduğunu öğreneceğiz.

Kutsal Haftadaki Sonraki Günler

Yahudiler 10 Nisan’da kuzularını seçtikten sonra, Tevrat’taki yönetmelik onlara şunları emretti:

Ayın on dördüne kadar ona bakacaksınız. O akşamüstü bütün İsrail topluluğu hayvanları boğazlayacak.

Mısırdan Çıkış 12:6

Musa Peygamber zamanında ilk Fısıh Bayramı’ndan sonra Yahudiler 14 Nisan’da her Fısıh kuzularını kurban ettiler. Haftanın zaman çizelgesine ‘kuzuların bakımını yapma’ ve kurbanlarını Tevrat Kurallarına ekliyoruz. Zaman çizelgesinin alt yarısına, haftanın 2. Günü için peygamberin faaliyetlerini ekliyoruz – tapınağı temizlemesi ve Allah’ın Fısıh kuzusu olarak seçilmesi.


İsa Mesih’in – Tevrat’taki yönetmelikle kıyaslandığında – 2. Gün yani Pazartesi günü yaptığı faaliyetler

İsa Mesih A.S. Tapınağa girdi ve temizlendi, bu da insan seviyesinde bir etki yarattı. İncil şöyle devam ediyor:

Başkâhinler ve din bilginleri bunu duyunca İsa’yı yok etmek için bir yol aramaya başladılar. O’ndan korkuyorlardı. Çünkü bütün halk O’nun öğretisine hayrandı.

Markos 11:18

Tapınağı temizlerken öldürülmek üzere Yahudi liderler tarafından hedef alındı.

Peygamberin karşısına çıkarak başladır.  İncil daha sonraki günü anlatır…

Yine Yeruşalim’e geldiler. İsa tapınakta gezinirken başkâhinler, din bilginleri ve ileri gelenler O’nun yanına gelip, “Bunları hangi yetkiyle yapıyorsun, bunları yapma yetkisini sana kim verdi?” diye sordular.

Markos 11:27-28

Teğabun Suresi bu tür bir meydan okumanın o dönemde Peygamberlere verildiğini bize hatırlatır.

Daha önce inkâr edip de inkârlarının cezasını tadanların haberi size gelmedi mi? Onlar için elem dolu bir azap da vardır. Bu, peygamberlerinin, onlara apaçık mucizeler getirmeleri ve onların da, “(Bizim gibi) insanlar mı bizi doğru yola iletecekmiş?” deyip de inkâr etmeleri ve yüz çevirmeleri sebebiyledir. Allah da hiçbir şeye muhtaç olmadığını göstermiştir. Allah, her bakımdan sınırsız zengindir, övgüye lâyıktır. İnkâr edenler, kesinlikle, öldükten sonra diriltilmeyeceklerini iddia ettiler. De ki: “Hiç de öyle değil, Rabbime and olsun, mutlaka diriltileceksiniz, sonra da yaptıklarınız size elbette haber verilecektir. Bu, Allah’a kolaydır.”

Teğabun Suresi:64 5-7

Teğabun Suresi, İsa Mesih A.S.’nin, kafirlerin peygamberlere sürekli meydan okuduğu en zor sınavla otoritesini kanıtlamak zorunda kalacağını anlatıyor. Bu, peygamberin sadece ‘salt insan’ otoritesine göre hareket etmediğini gösteren Açık İşaret olacaktır. Teğabun’un da belirttiği gibi, imtihan ölümden kaldırılacaktı. Ama önce, o kader haftayı birkaç olay daha açmak zorunda kaldı.

Sonraki bölümde 3. ve 4. gün olaylarına bakarken, yetkililerin planlarının, peygamberin eylemlerinin ve Tevrat’tan gelen düzenlemelerin nasıl bir araya geldiğine bakıyoruz.

1.Gün: İsa Mesih – Uluslara Işık

İsa Mesih’in Palmiye Pazarı Yeruşalim’e Girişi son haftasını başlattı. Enbiya Suresi (21. Sure – Peygamberler) bize şöyle der:

Irzını korumuş olan kadını da (Meryem’i de) hatırla. Ona ruhumuzdan üflemiştik. Kendisini de, oğlunu da âlemlere (kudretimizi gösteren) birer delil yapmıştık.

Enbiya Suresi 21:91

Enbiya Suresi, Allah’ın İsa Mesih A.S.’yi sadece Hristiyanlar veya Yahudiler gibi bazı insanlar için değil, tüm halklar için bir işaret yaptığını açıkça söylüyor. İsa Mesih peygamber hepimiz için nasıl bir ‘işaret’ oldu? Allah’ın dünyayı yaratması tüm insanlar için evrenseldi. Yani bu son haftanın her günü İsa Mesih A.Ş. Yaratılışın altı gününe işaret eden bir şekilde konuştu ve hareket etti (Kuran ve Tevrat, Allah’ın her şeyi altı günde yarattığını öğretir

İsa Mesih’in son haftasının her gününü, tüm öğretilerinin ve eylemlerinin nasıl Yaratılış’a işaret eden işaretler olduğunu fark ederek ilerlemeye başlıyoruz. Bu haftanın her gününün, olayların zamanın başından itibaren Allah tarafından önceden bildirildiğini gösterir, çünkü insan, binlerce yıl arayla ayrılmış olayları koordine edemediği için hiçbir insan düşüncesi tarafından olamaz. Pazar gününden başlıyoruz, yani Birinci Gün.

Birinci Gün – Karanlıkta Işık

Nur Suresi (24. Sure – Işık) “Işık” ile ilgili bir benzetme anlatır:

Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun temsili şudur: Duvarda bir hücre; içinde bir kandil, kandil de bir cam fânûs içinde. Fânûs sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübarek bir ağaçtan, ne doğuya, ne de batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile neredeyse aydınlatacak (kadar berrak)tır. Nur üstüne nur. Allah, dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah, insanlar için misaller verir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.

Nur Suresi 24:35

Bu benzetme, Allah’ın Işığı yarattığı, Yaratılış’ın Birinci Gününe referans eder. Tevrat’ta şöyle der:

Tanrı, “Işık olsun” diye buyurdu ve ışık oldu. Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı. Işığa “Gündüz”, karanlığa “Gece” adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ilk gün oluştu. Tanrı, “Suların ortasında bir kubbe olsun, suları birbirinden ayırsın” diye buyurdu.

aratılış 1:3-6

Allah, karanlığı ortadan kaldırmak için Yaratılışın Birinci Gününde Işığı var etti. O saatteki olayların Yaratılışın Birinci Gününden beri planlandığını gösteren bir işaret olarak Mesih, kendisinin karanlığı alt eden Işık olduğundan bahsetti.

Işık Yahudi Olmayanların Üzerinde Parlıyor

Hz. İsa Mesih A.S. 500 yıl önce Hz. Zekeriya’nın A.S. kehanetinde bulunduğu gibi, tam da 550 yıl önce Hz. Daniel’in A.S. peygamberlik ettiği gün Yeruşalim’e bir eşeğe binmiş olarak girmişti Yahudiler, yaklaşan Fısıh Bayramı için birçok ülkeden geliyorlardı, bu nedenle Yeruşalim, Yahudi hacılarla doluydu (Hac zamanında Mekke gibi). Bu nedenle peygamberin gelişi Yahudiler arasında büyük bir heyecan yaratmıştı. Ancak İsa Mesih’in gelişini fark edenler sadece Yahudiler değildi. İncil, Yeruşalim’e girdikten hemen sonra olanları kaydeder.

 Bayramda tapınmak üzere Yeruşalim’e gidenler arasında bazı Grekler vardı. Bunlar, Celile’nin Beytsayda Kenti’nden olan Filipus’a gelerek, “Efendimiz, İsa’yı görmek istiyoruz” diye rica ettiler. Filipus gitti, bunu Andreas’a bildirdi. Andreas ve Filipus da gidip İsa’ya haber verdiler.

Yuhanna 12:20-22

 Peygamber zamanında Grekler ve Yahudiler arasındaki engel

Grekler’in (yani Yahudi olmayanların) bir Yahudi festivalinde olması son derece alışılmadık bir durumdu. O dönemin Grekler ve Romalıları, müşrik oldukları için, Yahudiler tarafından kirli sayılır ve dışlanırlardı. Ve Greklerin çoğu, (görünmeyen) tek Tanrılı Yahudi dinini ve festivallerini aptalca görüyorlardı. O zamanlar sadece Yahudiler tektanrıcıydı. Yani bu insanlar düzenli olarak birbirlerinden ayrı kaldılar.  Yahudi olmayan toplum, Yahudi toplumundan kat kat daha büyük olduğu için, Yahudiler dünyanın büyük bir kısmından bir tür tecrit içinde yaşadılar. Farklı dinleri, helal beslenmeleri, özel peygamber kitapları, Yahudiler ve Yahudi olmayanlar arasında, her iki tarafın da düşmanca olduğu bir engel oluşturdu.

Günümüzde, dünyanın çoğu tarafından reddedilen müşriklik ve putperestlikle, bu Peygamber zamanında bunun ne kadar farklı olduğunu kolayca unutabiliriz. Nitekim İbrahim A.S.’nin zamanında o peygamber dışındaki hemen herkes müşrikti. Hz.Musa A.S. zamanında, Firavun kendisinin tanrılardan biri olduğunu iddia ederken, diğer tüm milletler putlara tapıyorlardı. İsrailoğulları, çevresindeki tüm ulusların putlara tapındığı denizde küçük bir tektanrıcı adaydı. Ama peygamber Yeşaya’nın A.S. (MÖ 750) geleceği görmesine izin verilmişti ve tüm bu uluslar için bir değişiklik öngörmüştü. Şöyle yazmıştı:

Ey kıyı halkları, işitin beni,

Uzaktaki halklar, iyi dinleyin.

RAB beni ana rahmindeyken çağırdı,

Annemin karnındayken adımı koydu.

Kulu olmam için,

Yakup soyunu kendisine geri getirmem,

İsrail’i önünde toplamam için

Rahimde beni biçimlendiren RAB şimdi şöyle diyor:

–O’nun gözünde onurluyum,

Tanrım bana güç kaynağı oldu.–

     “Yakup’un oymaklarını canlandırmak,

Sağ kalan İsrailliler’i geri getirmek için

Kulum olman yeterli değil.

Seni uluslara ışık yapacağım.

Öyle ki, kurtarışım yeryüzünün dört bucağına ulaşsın.”

Yeşaya 49:1, 5-6

“Kalk, parla;

Çünkü Işığın geliyor,

RAB’bin yüceliği üzerine doğuyor.

Dünyayı karanlık, halkları koyu karanlık örtüyor;

Oysa RAB senin üzerine doğacak,

Yüceliği üzerinde görünecek.

Uluslar senin Işığına,

Krallar üzerine doğan aydınlığa gelecek.

Yeşaya 60:1-3

Bu yüzden peygamber Yeşaya, Yahudinin (‘Yakup’un kabileleri’) olmasına rağmen, Rab’bin yaklaşmakta olan ‘hizmetkârının’ Yahudi olmayanlara “ışık olacağını” ve bu ışığın dünyanın sonuna kadar ulaşacağını önceden bildirmişti. Peki Yahudiler ve Yahudi olmayanlar arasında yüzlerce yıl süren bu engelle bu nasıl olabilirdi?

İsa peygamber Yeruşalim’e girdiği gün, peygambere yaklaşan bazılarını gördüğümüzde ışık ilk Yahudi olmayanları çekmeye başladı. İşte bu Yahudi festivalinde İsa Mesih A.S. peygamber hakkında bilgi almak için Yeruşalim’e giden Grekler vardı. Yahudilerin haram olduğunu düşündükleri peygamberi görebilecekler mi? Peygambere ricayı getiren İsa’nın arkadaşlarına sordular. Ne derdi? Din hakkında çok az şey bilen bu Grekler’in onunla tanışmasına izin verir miydi? İncil şöyle devam eder;

İsa, “İnsanoğlu’nun yüceltileceği saat geldi” diye karşılık verdi. “Size doğrusunu söyleyeyim, buğday tanesi toprağa düşüp ölmedikçe yalnız kalır. Ama ölürse çok ürün verir. Canını seven onu yitirir. Ama bu dünyada canını gözden çıkaran onu sonsuz yaşam için koruyacaktır. Bana hizmet etmek isteyen, ardımdan gelsin. Ben neredeysem bana hizmet eden de orada olacak. Baba, bana hizmet edeni onurlandıracaktır. Şimdi yüreğim sıkılıyor, ne diyeyim? ‘Baba, beni bu saatten kurtar’ mı diyeyim? Ama ben bu amaç için bu saate geldim. Baba, adını yücelt!” Bunun üzerine gökten bir ses geldi: “Adımı yücelttim ve yine yücelteceğim.” Orada duran ve bunu işiten kalabalık, “Gök gürledi” dedi. Başkaları, “Bir melek O’nunla konuştu” dedi. İsa, “Bu ses benim için değil, sizin içindi” dedi. “Bu dünya şimdi yargılanıyor. Bu dünyanın egemeni şimdi dışarı atılacak. Ben yerden yukarı kaldırıldığım zaman bütün insanları kendime çekeceğim.” İsa bunu, nasıl öleceğini belirtmek için söylüyordu. Kalabalık O’na şöyle karşılık verdi: “Kutsal Yasa’dan öğrendiğimize göre Mesih sonsuza dek kalacaktır. Nasıl oluyor da sen, ‘İnsanoğlu yukarı kaldırılmalıdır’ diyorsun? Kimdir bu İnsanoğlu?” İsa, “Işık kısa bir süre daha aranızdadır” dedi. “Karanlıkta kalmamak için ışığınız varken yürüyün. Karanlıkta yürüyen nereye gittiğini bilmez. Sizde ışık varken ışığa iman edin ki, ışık oğulları olasınız.” İsa bu sözleri söyledikten sonra uzaklaşıp onlardan gizlendi. Gözleri önünde bunca doğaüstü belirti gerçekleştirdiği halde O’na iman etmediler. Bütün bunlar Peygamber Yeşaya’nın söylediği şu söz yerine gelsin diye oldu:

“Rab, verdiğimiz habere kim inandı?

Rab’bin gücü kime açıklandı?”

İşte bu yüzden iman edemiyorlardı. Nitekim Yeşaya başka bir yerde de şöyle demişti:

“Tanrı onların gözlerini kör etti

Ve yüreklerini nasırlaştırdı.

Öyle ki, gözleri görmesin,

Yürekleri anlamasın

Ve bana dönmesinler.

Dönselerdi, onları iyileştirirdim.”

Bunları söyleyen Yeşaya, İsa’nın yüceliğini görmüş ve O’nun hakkında konuşmuştu. Bununla birlikte, önderlerin bile birçoğu İsa’ya iman etti. Ama Ferisiler yüzünden, havra dışı edilmemek için iman ettiklerini açıkça söylemediler. Çünkü insandan gelen övgüyü, Tanrı’dan gelen övgüden daha çok seviyorlardı. İsa yüksek sesle, “Bana iman eden bana değil, beni gönderene iman etmiş olur” dedi. “Beni gören beni göndereni de görür. Bana iman eden hiç kimse karanlıkta kalmasın diye, dünyaya ışık olarak geldim. Sözlerimi işitip de onlara uymayanı ben yargılamam. Çünkü ben dünyayı yargılamaya değil, dünyayı kurtarmaya geldim. Beni reddeden ve sözlerimi kabul etmeyen kişiyi yargılayacak biri var. O kişiyi son günde yargılayacak olan, söylediğim sözdür. Çünkü ben kendiliğimden konuşmadım. Beni gönderen Baba’nın kendisi ne söylemem ve ne konuşmam gerektiğini bana buyurdu. O’nun buyruğunun sonsuz yaşam olduğunu biliyorum. Bunun için ne söylüyorsam, Baba’nın bana söylediği gibi söylüyorum.”

Yuhanna 12:23-50

Peygamber, cennetten gelen bir ses de dahil olmak üzere bu çarpıcı karşılaşmada, ‘göklere alınacağını’ ve böylelikle sadece Yahudileri değil, ‘tüm insanları’ kendine çekeceğini söyledi. Pek çok Yahudi, yalnızca bir Tanrı’ya tapıyor olsalarda, peygamberin ne dediğini anlamadılar. Yeşaya peygamber, başkalarının korku nedeniyle sessizce inandıkları gibi, kökenlerinin sert kalplerinden – Allah’a teslim olma isteksizliklerinden – olduğunu söylemişti.

İsa Mesih, daha önceki peygamberlerin yazmış olduğu ‘bir ışık olarak dünyaya geldiğini’ (46. ayet) ve tüm uluslar üzerinde parlayacağını cesurca ilan etti. Yeruşalim’e girdiği gün, ışık ilk olarak Yahudi olmayanların üzerinde parlamaya başladı. Bu ışık tüm uluslara yayılacak mıydı? Peygamber “göğe alınmak” ile ne demek istedi? Bu soruları anlamak için son haftadan devam ediyoruz .

Aşağıdaki çizelge bu haftanın her gününü gösterir. Pazar günü, haftanın ilk günü önceki üç peygamber tarafından verilen üç farklı kehaneti yerine getirdi. Önce Zekeriya’nın önceden bildirdiği gibi bir eşeğe binmiş olarak Yeruşalim’e girdi,İkincisi, bunu Daniel’in kehanet ettiği zamanda yaptı. Üçüncüsü, mesajı ve mucizeleri Yahudi olmayanlar arasında bir ilgiyi uyandırmaya başladı – Yeşaya peygamberin milletlere bir ışık olarak parlayacağını ve dünyanın dört bir yanındaki halklar için daha parlak olacağını önceden bildirdi.


Tutku Haftasındaki Olaylar – 1. Gün – Pazar

İsa Mesih, şaşırtıcı bir şekilde, tam zamanında farklı bir düşmana karşı Cihat ilan ediyor

Tevbe Suresi (9. Sure – Tövbe) Cihadı ya da çabayı tartıştığı için tartışma yaratır. Ayetler fiziksel savaş için rehberlik eder, bu nedenle çeşitli âlimlerin farklı yorumları vardır. Tevbe Suresi’nden bu konuyu tartışan ayetler şunlardır:

Gerek yaya olarak, gerek binek üzerinde[259] Allah yolunda sefere çıkın. Mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Eğer yakın bir dünya menfaati ve kolay bir yolculuk olsaydı, (sefere katılmayan münafıklar da) mutlaka sana uyarlardı. Fakat meşakkatli yol, onlara uzak geldi. Gerçi onlar, “Eğer gücümüz yetseydi, elbette sizinle beraber çıkardık” diye Allah’a yemin edeceklerdir. Onlar kendilerini helâke sürüklüyorlar. Allah, biliyor ki onlar kesinlikle yalancıdırlar. 

Tevbe Suresi 9:41-42

Tevbe Suresindeki azarlamanın sebebi savaşa giden yolculuğun zor olmasaydı. Çünkü kolay olsaydı takip edeceklerdi, ancak ‘çabalamaya’ istekli olanlar zor olduğunda ortadan kayboldu. Sonraki ayetler, bu gönülsüz takipçilerin bahanelerini ve tartışmalarını kaydeder. Tevbe Suresi daha sonra şu hatırlatmayı verir;


De ki: “Bizim için siz, (şehitlik veya zafer olmak üzere) ancak iki güzellikten birini bekleyebilirsiniz. Biz de, Allah’ın kendi katından veya bizim ellerimizle size ulaştıracağı bir azabı bekliyoruz. Haydi bekleyedurun. Şüphesiz biz de sizinle birlikte beklemekteyiz.”

Tevbe Suresi 9:52

Uyarı, normalde iki olası sonuç olduğu için gelir: Ölüm (Şehitlik) veya zafer. Ama mücadele o kadar büyükse, HER İKİ sonuç, hem şehitlik hem de zafer ortaya çıkar. İsa Mesih’in A.S. Zebur peygamberlerinin yüzlerce yıl önce verdiği peygamberlikleri yerine getirmek için hilal ayının zamanına göre Yeruşalim’e giden uzun yolculuğundaki mücadelesi buydu.

Yeruşalim’e Giriş

İsra Suresi (17. Sure) Hz.Muhammed (SAV) ‘in gece Mekke’den uçan bir Burak üzerinde tek başına geldiği gece yolculuğunu anlattığı için tanınır.


Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.

İsra Suresi 17:1

İsa Mesih A.S. Gece Yolculuğu ile aynı yere gidiyordu. Ancak İsa Mesih’in farklı bir amacı vardı. İsa Mesih, İşaretler gösterilmek yerine İşaretleri göstermek için Yeruşalim’e girdi. Bu yüzden gece yerine gündüz halka geldi ve Burak yerine bir eşeğe bindi. Kanatlı bir Burak ile gelmek kadar etkileyici olduğunu düşünmesek de, o gün bir eşek üzerinde Yeruşalim’e Tapınağa gelişi halk için Açık bir İşaretti. Nasıl olduğunu açıklıyoruz.

İsa Mesih peygamber (A.S.), Lazar’ı canlandırarak görevini ortaya koymuş ve şimdi Yeruşalim’e (Kudüs) doğru yola çıkmıştır. Geleceği yol yüzlerce yıl önce kehanet edilmişti. İncil şöyle açıklar:


Ertesi gün, bayramı kutlamaya gelen büyük kalabalık İsa’nın Yeruşalim’e gelmekte olduğunu duydu. Hurma dalları alarak O’nu karşılamaya çıktılar. “Hozana! Rab’bin adıyla gelene, İsrail’in Kralı’na övgüler olsun!” diye bağırıyorlardı. İsa bir sıpa bulup üzerine bindi. Yazılmış olduğu gibi,
“Korkma, ey Siyon kızı!
İşte, Kralın sıpaya binmiş geliyor.”
Öğrencileri ilkin bunları anlamadılar. Ama İsa yüceltildikten sonra bu sözlerin O’nun hakkında yazıldığını, halkın bunları O’nun için yaptığını hatırladılar. Lazar’ı mezardan çağırıp ölümden dirilttiği sırada İsa’yla birlikte bulunan kalabalık buna tanıklık etti. İsa’nın bu doğaüstü belirtiyi gerçekleştirdiğini duyan halk O’nu karşılamaya çıktı. Ferisiler ise birbirlerine, “Görüyorsunuz, elinizden hiçbir şey gelmiyor. Bütün dünya O’nun peşine takıldı” dediler.

Yuhanna 12:12-19

İsa Mesih’in girişi – Davut’un kaleminden

Davut’tan (A.S.) başlayarak, eski Yahudi kralları her yıl kraliyet atlarına biner ve Yeruşalim’e doğru bir insan alayını yönetirlerdi. İsa Mesih, Palmiye Pazarı olarak bilinen günde bir eşeğe binerek Yeruşalim’e girdiğinde bu geleneği yeniden yaşattı. Halk, Davut için yaptıkları gibi İsa Mesih için de Zebur’dan aynı ezgiyi söylediler:

Ne olur, ya RAB, kurtar bizi,

Ne olur, başarılı kıl bizi!

Kutsansın RAB’bin adıyla gelen!

Kutsuyoruz sizi RAB’bin evinden.

RAB Tanrı’dır, aydınlattı bizi.

İplerle bağlayın bayram kurbanını,

İlerleyin sunağın boynuzlarına kadar.

Mezmur 118:25-27

İnsanlar, İsa’nın Lazar’ı ölümden dirilttiğini bildikleri için Krallar için yazılmış bu kadim şarkıyı söylediler ve Yeruşalim’e gelişinden heyecan duydular. Tıpkı Mezmur 118:25’in çok önceden yazdığı gibi, bağırdıkları kelime, “Hozana”, “kurtarmak” anlamına gelir. Onları neyden kurtaracaktı? Peygamber Zekeriya bize anlatıyor.

Zekeriya’nın Kehanet Ettiği Giriş

İsa Mesih, eski kralların yüzlerce yıl önce yaptıklarını yeniden canlandırsa da farklı yaptı. Mesih’in adını kehanet eden peygamber Zekeriya A.S., Mesih’in bir eşek üzerinde Yeruşalim’e gireceğini de kehanet etmişti. Zaman çizelgesi, Palmiye Pazarı olaylarını tahmin eden diğer peygamberlerle birlikte tarihteki Peygamber Zekeriya’yı gösterir.


       Palmiye Pazarı günü İsa’nın Yeruşalim’e girişini öngören Peygaberler

Bu kehanetin bir kısmı yukarıdaki Yuhanna İncili’nde (mavi metinde) alıntılanmıştır. Zekeriya’nın tam kehaneti ise şöyledir:

Ey Siyon kızı, sevinçle coş!

Sevinç çığlıkları at, ey Yeruşalim kızı!

İşte kralın!

O adil kurtarıcı ve alçakgönüllüdür.

Eşeğe, evet, sıpaya,

Eşek yavrusuna binmiş sana geliyor!

Savaş arabalarını Efrayim’den,

Atları Yeruşalim’den uzaklaştıracağım.

Savaş yayları kırılacak.

Kralınız uluslara barışı duyuracak,

Onun egemenliği bir denizden bir denize,

Fırat’tan yeryüzünün uçlarına dek uzanacak.

Size gelince,

Sizinle yaptığım kurban kanıyla yürürlüğe girmiş antlaşma uyarınca,

Sürgündeki halkınızı

Susuz çukurdan çıkarıp özgür kılacağım.

Zekeriya 9:9-11

Zekeriya’nın kehanet ettiği bu Kral, diğer krallardan farklı olacaktı. “Savaş arabaları”, “savaş atları” ve “savaş yayı” kullanarak Kral olmayacaktı. Aslında bu Kral bu silahları kaldıracak ve bunun yerine “uluslara barış ilan edecekti”. Ancak, bu Kral yine de bir düşmanı yenmek için mücadele etmek zorunda kalacaktı. En büyük cihatta olduğu için çabalamak zorunda kalacaktı.

Bu kralın karşılaşacağı düşmanı tanıdığımızda bu netleşir. Normalde, bir kralın düşmanı, muhalif bir ulustan başka bir kral veya başka bir ordudur, ya da halkının isyan ettiği veya ona karşı olan kişilerdir. Ancak Zekeriya peygamber, Kral’ın bir “eşek” üzerinde vahyettiğini ve “barışı ilan edeceğini”, “tutukluları susuz çukurdan kurtaracağını” yazdı (11. ayet). ‘Çukur’, mezara veya ölüme atıfta bulunmanın İbranice şekliydi. Bu Kral, tutuklu olanları, diktatörleri, yozlaşmış politikacıları ya da insan yapımı hapishanelerde mahsur kalanları değil, ‘mahkum’ olanları özgürlüğüne kavuşturacaktı.[1]

İnsanları ölümden kurtarmaktan bahsettiğimizde, ölümün ertelenmesi için birini kurtarmaktan bahsediyoruz. Örneğin boğulmakta olan birini kurtarabiliriz veya birinin hayatını kurtaracak bazı ilaçlar sağlayabiliriz. Bu “kurtarma” yalnızca ölümü erteler çünkü kurtarılan kişi daha sonra ölecektir. Ancak Zekeriya, insanları ‘ölümden’ kurtarmakla ilgili değil, ölümle hapsedilenleri, zaten ölmüş olanları kurtarmakla ilgili peygamberlik ediyordu. Zekeriya tarafından kehanet edilen bir eşekle gelen Kral, ölümle yüzleşip onu yenerek mahkumlarını özgürleştirecekti. Bu, daha önce hiç görülmemiş bir cihat olan muazzam bir çabayı gerektirecekti. Akademisyenler bazen iç mücadelelerimizin “daha büyük cihadına” ve dış mücadelelerimizin “daha küçük cihadına” atıfta bulunurlar. “Çukur” la yüzleşirken bu Kral bu iki mücadeleden veya cihattan geçecekti.

Kral bu cihatta veya ölümle mücadelede hangi silahları kullanacaktı? Zekeriya peygamber, bu kralın çukurdaki savaşına yalnızca “sizinle yaptığı antlaşmanın kanını” alacağını yazdı. Kendi kanı, ölümle yüzleşeceği silah olacaktı.

Yeruşalim’e eşekle girerek İsa kendini Kral ilan etti – Mesih.

İsa Mesih A.S. neden kederle ağladı?

Palmiye Pazar günü İsa Mesih, Yeruşalim’e (Muzaffer Giriş olarak da bilinir) girdiğinde din adamları ona karşı çıktı. Luka İncili İsa Mesih’in onların muhalefetine verdiği cevabı anlatır.

İsa Yeruşalim’e yaklaşıp kenti görünce ağladı. “Keşke bugün sen de esenliğe giden yolu bilseydin” dedi. “Ama şimdilik bu senin gözlerinden gizlendi. Senin için öyle günler gelecek ki, düşmanların seni setlerle çevirecek, kuşatıp her yandan sıkıştıracaklar. Seni de, bağrındaki çocukları da yere çalacaklar. Sende taş üstünde taş bırakmayacaklar. Çünkü Tanrı’nın senin yardımına geldiği zamanı farketmedin.”

Luka 19:41–44

İsa Mesih, özellikle liderlerin “bu gün” de “Tanrı’nın geliş vaktini fark etmeleri” gerektiğini söyledi. O ne demek istedi? Neyi kaçırdılar?

Peygamberler ‘Günü’ Kehanet Etti

Yüzyıllar önce Daniel Peygamber (A.S.), Mesih’in Yeruşalim’i yeniden inşa etme kararnamesinden 483 yıl sonra geleceğini kehanet etmişti. Daniel’in beklenen yılını MS 33 – İsa Mesih’in bir eşek üzerinde Yeruşalim’e girdiği yıl olarak hesaplamıştık. Giriş yılını, gerçekleşmeden yüzlerce yıl önce tahmin etmek şaşırtıcı. Ancak zaman güne göre hesaplanabilir. (Lütfen üzerine inşa ederken önce burayı inceleyin -.

Daniel peygamber, Mesih’in açıklanmasını 360 günlük bir yılı kullanarak 483 yıl olarak önceden tahmin etmişti. Buna göre gün sayısı:

483 yıl * 360 gün/yıl = 173880 gün

365.2422 gün / yıl olan modern uluslararası takvim açısından bu, 476 yıl ve 25 ekstra gündür. (173880 / 365.24219879 = 476 kalan 25).

Geri sayımı başlatan Yeruşalim’in iadesi kararı ne zaman çıktı? 

Kral Artahşasta’nın krallığının yirminci yılı, Nisan ayıydı …

Nehemya 2:1

Hangi Nisan günü olduğu (Yahudi takviminde bir ay) verilmez, ancak yeni yıl başlangıcı olduğundan dolayı muhtemelen 1 Nisan’dı, bu da Kralın kutlamada Nehemya ile konuşmasına neden oluyor. 1 Nisan aynı zamanda yeni bir ay halini işaret eder, bu nedenle (İslami takvim gibi) yeni bir ayı işaret ediyordu. Tanınmış erkeklerin ayın yeni hilalini (hilal) gözlemlemesiyle geleneksel Müslüman yöntemiyle yeni aylar belirlendi. Modern astronomiyle, MÖ 1 Nisan 444’ü işaretleyen yeni ayın ilk kez ne zaman görüldüğünü biliyoruz. Zorluk, ilk hilalin o gün gözlemciler tarafından gerçekten görülüp görülmediğini veya gözden kaçıp Nisan’ın başlangıcının bir gün geciktiğini bilmektir. Astronomik hesaplamalar, Pers İmparatoru Artahşasta’nın 20. yılı olan 1 Nisan ayını MÖ 4 Mart 444’te saat 22: 00’de modern takvime yerleştiriyor.[2]. 

Eğer hilal görüntüsü kaçırılsaydı, 1 Nisan bir sonraki gün olan, MÖ 5 Mart 444. Her iki durumda da, Yeruşalim’i onarma kararı, MÖ 4 Mart veya 5 Mart 444’te çıkarılacaktı.

Daniel’in kehanet ettiği 476 yıllık zamanı bu tarihe eklemek bizi 4 veya 5 Mart 33’e getirir. (0 yılı yoktur, modern takvim MÖ 1’den, MS 1’e bir yıl içinde gider, bu nedenle aritmetik olarak -444 + 476 + 1 = 33’tür). Daniel’in öngörülen zamanının kalan 25 gününü MS 4 veya 5 Mart 33’e eklemek, bize aşağıdaki zaman çizelgesinde gösterildiği gibi MS 29 veya 30 Mart 33’ü verir. 29 Mart, MS 33, Pazar günü (29, 33 AD, was Sunday) – Palmiye Pazarıydı – İsa A.S., Mesih olduğunu iddia ederek, eşek üzerinde Yeruşalim’e girdi. Bunu biliyoruz çünkü bir sonraki Cuma günü, Fısıh Bayramıydı ve Fısıh her zaman 14 Nisan’dadır. MS 14 Nisan 33, 3 Nisan’dı. 3 Nisan Cuma’dan 5 gün önce Palmiye Pazarı 29 Mart’taydı.

İsa A.S., MS 29 Mart 33’te, bir eşeğin üzerine oturmuş olarak Yeruşalim’e girerek hem Zekeriya’nın kehanetini hem de Daniel’in kehanetini günü gününe gerçekleştirdi. Bu, aşağıdaki zaman çizelgesinde gösterilmektedir.


Daniel, Mesih’in ortaya çıkmasından 173 880 gün önce tahmin etmişti; Nehemya zamanı başlatmıştı. MS 29 Mart 33’te İsa’nın Palmiye Pazarı günü Yeruşalim’e girmesiyle sona erdi.

Bir günde gerçekleşen bu pek çok peygamberlik, Allah’ın Mesih ile ilgili planını açıklamak için kullandığı açık alametleri göstermektedir. Ancak aynı gün İsa Mesih, Hz.Musa’dan A.S. bir başka peygamberlik sözünü daha yerine getirdi. Bunu yaparken, “çukur” ile cihadına yol açacak olayları, yani düşman ölümünü harekete geçirdi. Bundan sonra buna bakacağız.


[1] Peygamberler için ‘çukur’un nasıl ölüm anlamına geldiğine dair bazı örnekler:

Ancak ölüler diyarına,

Ölüm çukurunun dibine

İndirilmiş bulunuyorsun.

Yeşaya 14:15

Çünkü ölüler diyarı sana şükredemez,

Ölüm övgüler sunmaz sana.

Ölüm çukuruna inenler senin sadakatine umut bağlayamaz.

Yeşaya 38:18

Canı çukura,

Hayatı ölüm meleklerine yaklaşır.

Eyüp 33:22

Seni ölüm çukuruna indirecekler,

Denizlerin bağrında korkunç bir ölümle öleceksin.

Hezekiel 28:8

Mezarları ölüm çukurunun en dibinde, ordusu mezarının çevresinde duruyor. Yaşayanlar diyarında korku salanların hepsi kılıçtan geçirilmiş, ölmüş.

Hezekiel 32:23

Ya RAB, beni ölüler diyarından çıkardın,

Yaşam verdin bana, ölüm çukuruna düşürmedin.

Mezmur 30:3

[2] Eski ve modern takvimler (örn. Nisan 1 = 4 Mart 444) ve eski yeni ayların hesaplamaları arasındaki dönüşümler için, Dr. Harold W. Hoehner’ın Mesih’in Yaşamının Kronolojik Yönleri‘nden çalışmasını kullanıyorum. 1977. 176 sayfa.

Hz. İsa Mesih (A.S.) “kayıp” bir haini kurtarır

Şura Suresi (42. Sure) şöyle der;

İşte bu, Allah’ın, inanıp salih ameller işleyen kullarına müjdelediği şeydir. De ki: “Ben buna (yaptığım tebliğ görevine) karşılık sizden, akrabalıktan doğan sevgiden başka bir ücret istemiyorum.” Kim güzel bir iş yaparsa, onun iyiliğini artırırız. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.

Şura Suresi 42:23

Allah, iman edip salih ameller işleyenlerin dualarına karşılık verir; lütfundan onlara fazlasını da verir. Kâfirler için ise çetin bir azap vardır.

Şura Suresi 42:26

Aynı şekilde Kasas Suresi (28. Sure) şöyle ilan eder;

Ama tövbe edip iman eden ve salih amel işleyen kimsenin kurtuluşa erenlerden olması umulur.

Kasas Suresi 28:67

Peki ya “doğruluk” işlemediysek, “salih ameller” yapmadıysak ve iyi hizmet konusunda yetersiz kaldıysak? Musa Kanunu, Şura Suresi ve Kasas Suresi’ndeki bu ayetlerin onayladığı mutlak itaati ve yetersiz kalanlara verilecek ‘korkunç cezayı’ açıkladı. Hz.İsa Mesih A.S.’nin müjdesi bu âyetlerde anlatılan salih amelleri kaçıranlar içindi. Doğruluğu kusursuz bir şekilde işlememiş biri misiniz? Sonra İsa Mesih’in hiçbir doğruluk yapmayan, hatta hain olan bir adamla karşılaşmasını okuyun.

İsa Mesih Peygamber (A.S.) görevinin amacını ortaya koyarak ölümün kendisini yok etmek için, Lazar’ı ölümden hayata döndürmüştür . Şimdi görevini tamamlamak için Yeruşalim’e gidiyordu. Yolda Eriha’dan (bugün Filistin Batı Şeria’da) geçti. Birçok mucizesi ve öğretisinedeniyle onu görmek için büyük bir kalabalık toplandı. O kalabalığın içinde zengin ama hor görülen bir adam vardı… Zakay. Yahudiye’yi askeri güçle işgal eden Romalılar için vergi tahsildarı olduğu için zengindi. İnsanlardan Roma’nın gerektirdiğinden daha fazla vergi toplar ve fazlalıkları kendisine saklardı. Yahudiler tarafından hor görülürdü çünkü kendisi bir Yahudi olsa da Romalı işgalciler için bu şekilde çalışıyor ve kendi halkını kandırıyordu. Halkı onu hain olarak görüyordü.

Dolayısıyla kısa olan Zakay, İsa Mesih’i (A.S.) kalabalıkta göremedi ve kimse ona yardım etmeye istekli değildi. İncil, Peygamberle nasıl tanıştığını ve neler söylendiğini kaydeder:
            

İsa Eriha’ya girdi. Kentin içinden geçiyordu. Orada vergi görevlilerinin başı olan, Zakkay adında zengin bir adam vardı. İsa’nın kim olduğunu görmek istiyor, ama boyu kısa olduğu için kalabalıktan ötürü göremiyordu. İsa’yı görebilmek için önden koşup bir yabanıl incir ağacına tırmandı. Çünkü İsa oradan geçecekti.

İsa oraya varınca yukarı bakıp, “Zakkay, çabuk aşağı in!” dedi. “Bugün senin evinde kalmam gerekiyor.” Zakkay hızla aşağı indi ve sevinç içinde İsa’yı evine buyur etti.

Bunu görenlerin hepsi söylenmeye başladı: “Gidip günahkâr birine konuk oldu!” dediler.

Zakkay ayağa kalkıp Rab’be şöyle dedi: “Ya Rab, işte malımın yarısını yoksullara veriyorum. Bir kimseden haksızlıkla bir şey aldımsa, dört katını geri vereceğim.”

İsa dedi ki, “Bu ev bugün kurtuluşa kavuştu. Çünkü bu adam da İbrahim’in oğludur. Nitekim İnsanoğlu, kaybolanı arayıp kurtarmak için geldi.”

Luka 19:1-10

İnsanlar peygamberin yaptıklarından hoşlanmadı – kendisini Zakay’ın evine davet etti. Zakay kötüydü ve bunu herkes biliyordu. Ancak Zakay, günahkar olduğunu kabul etti. Çoğumuz günahlarımızı saklarız, üzerini örter veya günahımız yokmuş gibi davranırız. Ama Zakay böyle yapmadı. Yaptığı şeyin yanlış olduğunu anladı. Ancak Peygamberle tanışmak için ilk adımı attığında İsa Mesih’in cevabı o kadar sıcaktı ki herkesi şaşırttı.

İsa Mesih (A.S.), Zakay’ın tövbe etmesini , günahından yüz çevirmesini ve ‘Mesih’ olan ona dönmesini istedi. Zakay bunu yaptığında, Peygamber’in (A.S.) onu affettiğini ve “kaybolmaktan” “kurtardığını”söyledi.

Peki ya sen ve ben? Muhtemelen Zakay gibi utanç verici şeyler yapmadık. Ama o kadar da kötü olmadığımız için, Adem gibi yaptığımız ‘küçük’ günahları ve ‘hataları’ saklayabileceğimizi, örtbas edebileceğimizi veya taklit edebileceğimizi düşünüyoruz. Kötü işlerimizin bedelini ödeyecek kadar iyi şeyler yapabileceğimizi umuyoruz. Peygamberi görmeye gelen kalabalığın düşündüğü buydu. Bu nedenle İsa, ne kendisini evlerinden birine davet ettirdi ne de evlerden hiçbirinin ‘kurtarıldığını’ söyledi. Bu sadece Zakay için geçerliydi. Günahlarımızı Allah’a itiraf etmek ve onları gizlemeye çalışmamak bizim için çok daha iyidir. O zaman biz İsa Mesih’in lütfuna uzandıkça, bize hayal edebileceğimizin ötesinde bağışlama ve affın verileceğini göreceğiz .

Ama o andan itibaren, Yargı Günü’nü beklemeden, Zakay’ın kötü davranışları nasıl silinebilirdi ki, o andan itibaren affedilme güvencesine sahip olabilsin? Görevini tamamlamak için Yeruşalim’de devam eden İsa Mesih’i (A.S.) takip ediyoruz.

İsa Mesih’in Lazar’ı diriltme görevi

Dukhan Suresi (Sure 44 – Duman) bize, Kureyş kabilesinin Hz.Muhammed’in SAV mesajını ona aşağıdaki meydan okumayı vererek reddettiğini söyler.

Onlar (müşrikler) diyorlar ki: İlk ölümümüzden sonra bir şey yoktur. Biz diriltilecek değiliz. Doğru söylüyorsanız, atalarımızı getirin.

Duhan Suresi 44:34-36

Mesajının doğruluğunu kanıtlamak için ölümden birini diriltmesi için ona meydan okudular. Ahkaf Suresi (46. Sure) inanmayan birinden inanan ebeveynlerine benzer bir meydan okumayı anlatır.

Anne ve babasına, “Öf size! Benden önce nice nesiller gelip geçmiş iken, beni tekrar diriltilecek olmakla mı tehdit ediyorsunuz?” diyen kimseye, onlar Allah’a sığınarak, “Yazıklar olsun sana! İman et, Allah’ın va’di gerçektir” diyorlar, o da, “Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir” diyordu.

Ahkaf Suresi 46:17

İnançsız, dirilişi bir efsane olarak görmezden geldi, çünkü henüz gerçekleşmedi. Dukhan Suresi ve Ahkaf Suresi, peygamber a.s.’yi incelemek için ölülerden dirilme sınavını ve tüm tektanrıcıların temel bir inancını kullanarak inanmayanlara atıfta bulunur. Hz. İsa al Masih PBUH, muhalifleri tarafından aynı türden bir incelemeyle karşılandı. Bu testi hem otoritesinin bir işaretini hem de görevinin amacını ortaya çıkarmak için kullandı.

İsa Mesih’in görevi neydi?

İsa Mesih (A.S.) öğretti , iyileştirdi ve birçok mucize gerçekleştirdi . Fakat yine de öğrencilerinin, takipçilerinin ve hatta düşmanlarının akıllarında bir soru işareti vardı: neden gelmişti? Daha önceki birçok peygamber, Hz. Musa (A.S.) gibi, aynı şekilde birçok güçlü mucizeler göstermişti Musa yasayı çoktan vermiş olduğu ve İsa’nın kendisinin de “yasayı bozmaya gelmediğini” söylediğine göre, İsa neden gönderilmişti?

Peygamberin (A.S.) arkadaşı çok hastalanmıştı. Öğrencileri, Hz. İsa Mesih’in (A.S.) birçok kişiyi iyileştirdiği gibi, arkadaşını da iyileştirmesini bekledi. Ancak İsa Mesih (A.S.), görevini göstermek için arkadaşını kasten iyileştirmedi. İncil bu olayı şöyle açıklar;

İsa Mesih ölümle yüzleşir

 Meryem ile kızkardeşi Marta’nın köyü olan Beytanya’dan Lazar adında bir adam hastalanmıştı. Meryem, Rab’be güzel kokulu yağ sürüp saçlarıyla O’nun ayaklarını silen kadındı. Hasta Lazar ise Meryem’in kardeşiydi. İki kızkardeş İsa’ya, “Rab, sevdiğin kişi hasta” diye haber gönderdiler. İsa bunu işitince, “Bu hastalık ölümle sonuçlanmayacak; Tanrı’nın yüceliğine, Tanrı Oğlu’nun yüceltilmesine hizmet edecek” dedi. İsa Marta’yı, kızkardeşini ve Lazar’ı severdi. Bu nedenle, Lazar’ın hasta olduğunu duyunca bulunduğu yerde iki gün daha kaldıktan sonra öğrencilere, “Yahudiye’ye dönelim” dedi. Öğrenciler, “Rabbî” dediler, “Yahudi yetkililer demin seni taşlamaya kalkıştılar. Yine oraya mı gidiyorsun?” İsa şu karşılığı verdi: “Günün on iki saati yok mu? Gündüz yürüyen sendelemez. Çünkü bu dünyanın ışığını görür. 10Oysa gece yürüyen sendeler. Çünkü kendisinde ışık yoktur.” Bu sözleri söyledikten sonra, “Dostumuz Lazar uyudu” diye ekledi, “Onu uyandırmaya gidiyorum.” Öğrenciler, “Ya Rab” dediler, “Uyuduysa iyileşecektir.” İsa Lazar’ın ölümünden söz ediyordu, ama onlar olağan uykudan söz ettiğini sanmışlardı. Bunun üzerine İsa açıkça, “Lazar öldü” dedi. “İman edesiniz diye, orada bulunmadığıma sizin için seviniyorum. Şimdi onun yanına gidelim.” “İkiz” diye anılan Tomas öbür öğrencilere, “Biz de gidelim, O’nunla birlikte ölelim!” dedi. İsa Beytanya’ya yaklaşınca Lazar’ın dört gündür mezarda olduğunu öğrendi. Beytanya, Yeruşalim’e on beş ok atımıkadar uzaklıktaydı. Birçok Yahudi, kardeşlerini yitiren Marta’yla Meryem’i avutmaya gelmişti. Marta İsa’nın geldiğini duyunca O’nu karşılamaya çıktı, Meryem ise evde kaldı. Marta İsa’ya, “Ya Rab” dedi, “Burada olsaydın, kardeşim ölmezdi. Şimdi bile, Tanrı’dan ne dilersen Tanrı’nın onu sana vereceğini biliyorum.” İsa, “Kardeşin dirilecektir” dedi. Marta, “Son gün, diriliş günü onun dirileceğini biliyorum” dedi. İsa ona, “Diriliş ve yaşam Ben’im” dedi. “Bana iman eden kişi ölse de yaşayacaktır. Yaşayan ve bana iman eden asla ölmeyecek. Buna iman ediyor musun?” Marta, “Evet, ya Rab” dedi. “Senin, dünyaya gelecek olan Tanrı’nın Oğlu Mesih olduğuna iman ettim.” Bunu söyledikten sonra gidip kızkardeşi Meryem’i gizlice çağırdı. “Öğretmen burada, seni çağırıyor” dedi. Meryem bunu işitince hemen kalkıp İsa’nın yanına gitti. İsa henüz köye varmamıştı, hâlâ Marta’nın kendisini karşıladığı yerdeydi. Meryem’le birlikte evde bulunan ve kendisini teselli eden Yahudiler, onun hızla kalkıp dışarı çıktığını gördüler. Ağlamak için mezara gittiğini sanarak onu izlediler. Meryem İsa’nın bulunduğu yere vardı. O’nu görünce ayaklarına kapanarak, “Ya Rab” dedi, “Burada olsaydın, kardeşim ölmezdi.” Meryem’in ve onunla gelen Yahudiler’in ağladığını gören İsa’nın içini hüzün kapladı, yüreği sızladı. “Onu nereye koydunuz?” diye sordu. O’na, “Ya Rab, gel gör” dediler. İsa ağladı. Yahudiler, “Bakın, onu ne kadar seviyormuş!” dediler. Ama içlerinden bazıları, “Körün gözlerini açan bu kişi, Lazar’ın ölümünü de önleyemez miydi?” dediler. İsa yine derinden hüzünlenerek mezara vardı. Mezar bir mağaraydı, girişinde de bir taş duruyordu. İsa, “Taşı çekin!” dedi. Ölenin kızkardeşi Marta, “Rab, o artık kokmuştur, öleli dört gün oldu” dedi. İsa ona, “Ben sana, ‘İman edersen Tanrı’nın yüceliğini göreceksin’ demedim mi?” dedi. Bunun üzerine taşı çektiler. İsa gözlerini gökyüzüne kaldırarak şöyle dedi: “Baba, beni işittiğin için sana şükrediyorum. Beni her zaman işittiğini biliyordum. Ama bunu, çevrede duran halk için, beni senin gönderdiğine iman etsinler diye söyledim.” Bunları söyledikten sonra yüksek sesle, “Lazar, dışarı çık!” diye bağırdı. Ölü, elleri ayakları sargılarla bağlı, yüzü peşkirle sarılmış olarak dışarı çıktı. İsa oradakilere, “Onu çözün, bırakın gitsin” dedi.

Yuhanna 11:1-44

Kız kardeşler İsa Mesih’in hızla gelip kardeşlerini iyileştireceğini umdular. İsa Mesih, Lazar’ın ölmesini bile bile gezisini erteledi ve kimse nedenini anlayamadı. Ama bu örnekte yüreğinin içini görebiliyoruz ve kızgın olduğunu okuyoruz. Ama kime kızgındı? Kız kardeşlere mi? Kalabalığa mı? Öğrencilere mi? Lazar’a mu? Hayır, ölümün kendisine kızmıştı. Ayrıca İsa Mesih’in ağladığı kaydedilen sadece iki vakadan biridir. Neden ağladı? Arkadaşının ölüme tutunduğunu gördüğü için. Ölüm, peygamberde ağlamanın yanı sıra öfke uyandırdı.

İnsanları hastalıklardan iyileştirmek, ne kadar iyi olursa olsun, yalnızca ölümlerini erteler. İyileşmiş olsun ya da olmasın, ölüm sonunda iyi ya da kötü, erkek ya da kadın, yaşlı ya da genç, dindar ya da olmayan tüm insanları alır. Bu, itaatsizliği nedeniyle ölümlü hale gelen Adem’den beri doğrudur Sen ve ben dahil tüm soyu bir düşman tarafından rehin alınıyor – ölüm. Ölüme karşı bir cevap olmadığını, umut olmadığını hissediyoruz. Geriye sadece hastalık kaldığında ümit olur, Lazar’ın kız kardeşlerinin bu yüzden umutları vardı. Ama ölüm karşısında hiç umut hissetmediler. Bu bizim için de geçerlidir. Hastanede biraz umut vardır ama cenazede hiç yoktur. Ölüm bizim son düşmanımızdır. İsa Mesih’in bizim için yenilgiye uğrattığı düşman budur ve bu yüzden kız kardeşlere şunları beyan etmiştir:

“Diriliş ve yaşam Ben’im.”

Yuhanna 11:25

İsa Mesih (A.S.) ölümü yok etmeye ve isteyen herkese hayat vermeye gelmişti. Lazar’ı ölümden alenen dirilterek bu görev için yetkisini gösterdi.Ölüm yerine yaşam isteyen herkes için de aynısını yapmayı teklif ediyor.

Peygambere gelen yanıtlar

Ölüm tüm insanların son düşmanı olsa da, çoğumuz çevremizdeki diğer insanlarla sürekli devam eden çatışmalardan (siyasi, dini, etnik vs) kaynaklanan daha küçük “düşmanlara” yakalanırız. İsa Mesih zamanında da bu geçerliydi. Tanıkların cevaplarından bu mucizeye kadar o dönemde yaşayan farklı insanların temel kaygılarının neler olduğunu görebiliriz. İşte kaydedilen farklı tepkiler.

O zaman, Meryem’e gelen ve İsa’nın yaptıklarını gören Yahudiler’in birçoğu İsa’ya iman etti. Ama içlerinden bazıları Ferisiler’e giderek İsa’nın yaptıklarını onlara bildirdiler.

Bunun üzerine başkâhinler ve Ferisiler, Yüksek Kurul’u toplayıp dediler ki, “Ne yapacağız? Bu adam birçok doğaüstü belirti gerçekleştiriyor.

Yuhanna 11:45-57

Böylece gerilim yükseldi. İsa Mesih Hz. İsa Mesih (A.S.) kendisinin ‘yaşam’ ve ‘diriliş’ olduğunu ve ölümün kendisini yeneceğini bildirmiştir. Liderler, onu öldürmek için komplo kurarak karşılık verdi. İnsanların çoğu ona inanıyordu, ancak diğerleri neye inanacağını bilmiyordu. Lazar’ın dirilişine tanık olup olmadığımızı kendimize sormamız faydalı olabilir. Yakında tarihte unutulacak bir çatışmaya odaklanan ve ölümden gelen yaşam teklifini kaybeden Ferisiler gibi mi olacağız? Yoksa ona ‘inanıp’ hepsini anlamasak bile, diriliş teklifine mi güveneceğiz? O zamanlar İncil’in kaydettiği farklı tepkiler, bugün teklifine verdiğimiz tepkilerin aynısıdır.

Bu tartışmalar, Fısıh Bayramı yaklaşırken büyüyordu – Musa Peygamber’in (A.S.) 1500 yıl önce bir ölüm İşareti olarak başlattığı festivalin aynısıdır . İncil, İsa Mesih’in (A.S.) başkaları tarafından ‘hain’ olarak dışlanan birine yardım ederekölümü yenme görevini nasıl yerine getirmeye karar verdiğini göstererek devam ediyor.

Hz. İsa Mesih (A.S.) & Yunus’un İşareti

Kureyş, Mekke ve Kabe’yi kontrol eden ve Hz. Muhammed’in (SAV) de geldiği Arap kabilesiydi. Kureyş Suresi (106. Sure ) Kureyş’in de hoşuna giden elverişli antlaşmaları açıklar.

Kureyş’e kolaylaştırıldığı, evet, kış ve yaz seyahatleri onlara kolaylaştırıldığı için onlar kendilerini açlıktan doyuran ve her çeşit korkudan emin kılan şu evin Rabbine kulluk etsinler.

Kureyş Suresi 106:1-2

Ancak Yunus Suresi (Sure 10 – Yunus), Hz. Muhammed mesajı Kureyş’e götürdüğünde neler olduğunu anlatır.

İçlerinden bir adama insanları uyar ve iman edenlere, Rableri katında kendileri için bir doğruluk makamı bulunduğunu müjdele diye vahyetmemiz, insanlar için şaşılacak bir şey mi oldu ki o kâfirler, “Bu elbette apaçık bir sihirbazdır” dediler?

Yunus Suresi 10:2

Kamer Suresi (Suresi 54 – Ay) mesajını reddederek Kureyşliler’i karşılaştıkları konusunda uyardı…

(Ey Mekkeliler!) Sizin kâfirleriniz onlardan daha mı hayırlı? Yoksa sizin için kitaplarda bir berat mı var? Yoksa «Biz, intikam almağa gücü yeten bir topluluğuz» mu diyorlar? O topluluk yakında (Bedir’de) bozguna uğrayacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır. Hayır, kıyamet, onların (görecekleri asıl azabın) vaktidir. Kıyamet (azabı) ise daha müthiş ve daha acıdır.

Kamer Suresi 54:43-46

Yunus Suresi ayrıca, çoğu peygamberin dinleyicileri tarafından (Kureyş’te olduğu gibi) görmezden gelinmesine rağmen, bir istisna olduğunu açıklar: Yunus (Yunus) A.S.

Yûnus’un kavminden başka, keşke (azabı görmeden) iman edip, imanı kendisine fayda veren bir tek memleket halkı olsaydı! (Yûnus’un kavmi) iman edince, dünya hayatında (sürüklenebilecekleri) rezillik azabını onlardan uzaklaştırmış ve onları belli bir zamana kadar yararlandırmıştık.

Yunus Suresi 10:98

Yunus Peygamber yabancı bir halka gönderildi. Yine de mesajını aldılar. Ama rolünü kabul etmemişti ve onlardan kaçmaya çalışırken büyük bir balık tarafından canlı canlı yutulmuştu. Kalem Suresi (Sure 68 – Kalem), balığın içindeyken kendi itaatsizliğinden nasıl tövbe ettiğini ve Peygamber olarak nasıl iade edildiğini anlatır.

Sen, Rabbinin hükmüne sabret. Balık sahibi (Yûnus) gibi olma. Hani o, (balığın karnında) kederli bir hâlde Rabbine yakarmıştı. Şayet Rabbinden ona bir nimet yetişmemiş olsaydı, o mutlaka kınanmış bir hâlde ıssız bir yere atılacaktı. Fakat ardından, Rabbi onu seçti (vahiy verdi) ve onu sâlihlerden kıldı.

Kalem Suresi 68:48-50

Hz. Muhammed gibi İsa Mesih de kendi halkına (Yahudiler) gitmiş ve onlar da onu büyücülükle suçlayarak mesajını reddetmişlerdi. Bu nedenle İsa Mesih, Yunus Peygamberden de İşaret olarak bahsetmiştir. Neyin işareti?

İsa Mesih’in otoritesi kendi halkı tarafından sorgulanıyor.

İncil’in, Hz.İsa’nın öğretilerini, şifalarını ve mucizelerini nasıl kaydettiğini gördük. İsa Mesih (A.S.). sık sık dinleyicilerini (ve bize) sunduklarını almaları için davet ediyordu. “Yaşam suyu” , günahkarlara merhamet teklif etti, bularak “Tanrı’nın Krallığına” girmekisteyen herkesi davet etti.

Bu öğretiler, zamanının (imamlara benzer) dini liderlerini şaşırttı. Özellikle hangi yetkiyi taşıdığını merak ettiler. Örneğin, gerçekten suçlu insanlara Tanrı’nın merhametini sunma yetkisine ve herkes için Tanrı’nın Krallığına girmek için ödeme yapma yetkisine sahip miydi? Bu yüzden dini liderler, otoritesini kanıtlamak için ondan bir işaret istedi. İncil konuşmalarını kaydeder:

İsa Yunus’un İşaretinden bahseder

Bunun üzerine bazı din bilginleri ve Ferisiler, “Öğretmenimiz, senden doğaüstü bir belirti görmek istiyoruz” dediler.

İsa onlara şu karşılığı verdi: “Kötü ve vefasız kuşak bir belirti istiyor! Ama ona Peygamber Yunus’un belirtisinden başka bir belirti gösterilmeyecektir. Yunus, nasıl üç gün üç gece o koca balığın karnında kaldıysa, İnsanoğlu da üç gün üç gece yerin bağrında kalacaktır. Ninova halkı, yargı günü bu kuşakla birlikte kalkıp bu kuşağı yargılayacak. Çünkü Ninovalılar, Yunus’un çağrısı üzerine tövbe ettiler. Bakın, Yunus’tan daha üstün olan buradadır. 

Matta 12:38-41

Tarihte Hz. Yunus

İsa Mesih (A.S.) Yunus Peygamber’i işaret ederek cevap verdi. Aşağıdaki zaman çizelgesinde, Yunus’un Hz. İsa Mesih’ten yaklaşık 800 yıl önce yaşamış olduğunu görebilirsiniz.

Tarihsel Zaman Çizgisinde Yunus Peygamber (Yunus veya Yunis)

Tarihi zaman çizelgesinde Hz. Yunus

Kur’an-ı Kerim’de Hz. Yunus

Yunus A.S. Peygamberlik yazılarında bulunan bir kitap yazdı. Kuran, kitabını şu şekilde özetler:

Doğrusu Yunus da gönderilen peygamberlerdendi. Hani o kaçıp yüklü gemiye binmişti. Gemidekilerle kur’a çekmiş ve kaybedenlerden olmuştu. Böylece, Yûnus kendini kınayıp dururken balık onu yuttu. Eğer o, Allah’ı tespih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı.

Saffat Suresi 37:139-144

Yunus Peygamber devasa bir balık tarafından yutuldu çünkü Allah’ın kendisine verdiği görevden kaçtı. Görevi Ninova şehrine (Irak’ta günümüz Musul’una yakın) tövbe vaaz etmekti. İslam alimi Yusuf Ali bu ayetler için şöyle der:

Bu sadece deyimdir. Bu, Yunus’un cenazesi ve mezarı olacaktı. Tövbe etmeseydi, tüm ölülerin diriltileceği Gün veya Diriliş’e kadar, kendisini yutmuş olan yaratığın bedeninden çıkamazdı.

Yusuf Ali’nin Kuran çevirisinin 4125 no’lu dipnotu

Yani, balığın içinde olmak, normalde yalnızca Kıyamet Günü verilecek bir ölüm cezasıydı.

Kendi kitabından Hz. Yunus

Yunus’un kitabı, büyük balıkta olmakla ilgili daha fazla ayrıntı veriyor. Bize şöyle anlatır:

Sonra denizciler birbirlerine, “Gelin, kura çekelim” dediler, “Bakalım, bu bela kimin yüzünden başımıza geldi.” Kura çektiler, kura Yunus’a düştü. RAB balığa buyruk verdi ve balık Yunus’u karaya kustu.

Yunus 1:17–2:10

“Yunus’un İşareti” nedir?

Normalde, birinin otoritesine meydan okunduğunda, Hz. İsa Mesih gibi, kendisini güç, zafer veya başarı gösteren bir İşaretle kanıtlamasını bekleriz. Ancak İsa Mesih, Yunus Peygamber’in 3 günlük “ölüler diyarında” – “çukur” ya da mezara atıfta bulunarak yetkisini savundu. Yunus bu 3 gün boyunca Allah’ın emrine itaatsizlik ettiğinden beri, “onun gözünden sürüldü”, yani Allah’ın gözünden. Allah’tan sürgün edilen siyah derinliklerde 3 gündür ölümün pençesindeki Yunus olayı beklediğimiz bir alamet değil. İsa Mesih neden yetkisini iptal edecek gibi görünen bir işaret  seçsin?

Bu, ilk kez zayıflık ve ölümün İşaret olarak verilmesi değildir. Yeşaya peygamber Gelmekte Olan Hizmetkar‘la ilgili kehanetlerde bulunmuştu. Yeşaya, bu Hizmetçinin “küçümseneceğini”, “insanlar tarafından reddedileceğini”, “Tanrı tarafından cezalandırılacağını”, “yaşayanların ülkesinden atılacağını” ve “kötülerin mezarına atanacağını” kehanet etti. Yine de garip olan, “Rab’in Hizmetkâr’ı ezme arzusuydu.” Bu, Yunus’un yaşadıklarına ve dolayısıyla İsa Mesih’in işaret ettiği şeye çok benzer.

Anlayış getiren ipucu, Yunus’un balığın karnındaki duasının sonudur. Duasının son sözü “Kurtuluş Rab’den gelir” idi. Gelecek Dalın peygamberlik adının ‘İsa’ olduğunu gördük Peki “İsa” adı ne anlama gelir? İbranice’de “Rab kurtarır” anlamına gelir. Yunus Peygamber duasında, kendisinin (ve bizim) ‘kurtarılmamız gerektiğini’ ve bunu yapacak olanın Rab olduğunu itiraf etti. Onun duası, hem kurtarılma ihtiyacımızı hem de Allah’ı kurtarıcı olarak ilan etti. İsa Mesih’in (İbranice’de Yhowshuwa) adı,”Rab kurtarır” anlamına geldiğinden, balıktaki Yunus’un nihayet kabul ettiği aynı gerçek anlamına gelir.

Hz. İsa Mesih, din adamlarıyla olan konuşmasını Ninova halkının (Yunus’un vaaz vermek üzere gönderildiği şehir) Yunus’un mesajına inandıklarını ve pişman olduklarını hatırlatarak sonlandırdı. Ancak İsa Mesih’i dinleyen liderler tövbe etmeye istekli değildi. Kurtarılmaları gerektiğini kabul etmek istemiyorlardı. Ninova’nın adamları (tövbe eden) ya da Yahudi liderler (yapmayanlar) gibi olup olmadığımızı görmek için kendi kalbimizi incelemeliyiz. Siz hangisisiniz?

İsa Mesih’in bu görevi sona ererken Yunus’un İşareti’nin nasıl yerine getirildiğini ve “Rab’bin nasıl kurtardığını görmek için İsa Mesih’i takip etmeye devam ediyoruz.

Hz. İsa Mesih (A.S.) ‘Hac’ yolculuğuna çıkar

Hac Suresi (22. Sure bize farklı zamanlarda farklı ayin ve törenlerin yapıldığını söyler. Ama belli bir et kurbanı değil, en önemli olan içimizdekidir.

Her ümmet için, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık. İşte sizin ilâhınız bir tek ilâhtır. Şu hâlde yalnız O’na teslim olun. Alçak gönüllüleri müjdele!

Hac Suresi 22:34,37

Hacılar Zem Zem kuyusunun suyunu içmeye çalışırken su, Hac ayinlerinin ve törenlerinin önemli bir parçasıdır. Ama Mülk Suresi (67. Sure) bize önemli bir soru sorar;

De ki: “Söyleyin bakalım: Suyunuz çekiliverse, size kim temiz bir akar su getirir?”

Mülk Suresi 67:30

Hz. İsa Mesih (A.S.) bu soruya Musa’nın (A.S.) emrettiği bir Yahudi haccında ele almıştır. We take a look at this here through the lens of Hajj.

Hac, çok iyi bilinir. Daha az bilinen ise 3500 yıl önce Musa’nın (A.S.) Şeriat yasasının Yahudi inananların her yıl Yeruşalim’e (Kudüs) kutsal hac ziyaretleri yapmalarını gerektirdiğidir. Bir hac ziyareti, Çardaklar Bayramı (veya Sukkot) olarak adlandırıldı. Bu hacın bugünkü Hac ile pek çok benzerliği vardır. Örneğin, bu hac ziyaretlerinden her ikisi de takvimin belirli bir haftasındaydı, her ikisi de hayvanların kurban edilmesini içeriyordu, her ikisi de özel bir su almayı içeriyordu (zemzem gibi), her ikisi de dışarıda uyumayı ve her ikisi de yedi kez kutsal bir yapının etrafında yürümeyi içeriyordu. Çardak Bayramı Yahudiler için bir Hac gibiydi. Bugün Yahudiler hala Çardak Bayramı’nı kutluyorlar, ancak Yeruşalim’deki Tapınakları MS 70’te Romalılar tarafından yıkıldığı için bunu biraz farklı yapıyorlar

İncil, Hz. İsa Mesih’in (A.S.) haccını nasıl tamamladığını kaydeder. Olay bazı açıklamalar ile kaydedilmiştir.

İsa Çardak Bayramına Gidiyor
(Yuhanna 7)

Bundan sonra İsa Celile’de dolaşmaya başladı. Yahudi yetkililer O’nu öldürmeyi amaçladıkları için Yahudiye’de dolaşmak istemiyordu. Yahudiler’in Çardak Bayramı yaklaşmıştı. Bu nedenle İsa’nın kardeşleri O’na, “Buradan ayrıl, Yahudiye’ye git” dediler, “Öğrencilerin de yaptığın işleri görsünler. Çünkü kendini açıkça tanıtmak isteyen bir kimse yaptıklarını gizlemez. Mademki bu şeyleri yapıyorsun, kendini dünyaya göster!” Kardeşleri bile O’na iman etmiyorlardı.

Yuhanna 7:1-5

İsa Mesih’in kardeşleri, peygambere inanmadıkları için alaycı davranıyorlardı. Ancak daha sonra, iki kardeşi Yakup ve Yahuda’nın Yeni Antlaşma’nın (İncil) bir parçası olan mektuplar (Yakup ve Yahuda (Jude) olarak adlandırılır) yazması nedeniyle fikirlerini değiştiren bir şey oldu. Onları ne değiştirdi? İsa Mesih’in dirilişi.

İsa onlara, “Benim zamanım daha gelmedi” dedi, “Oysa sizin için zaman hep uygundur. Dünya sizden nefret edemez, ama benden nefret ediyor. Çünkü yaptıklarının kötü olduğuna tanıklık ediyorum. Siz bu bayramı kutlamaya gidin. Ben şimdilik gitmeyeceğim. Çünkü benim zamanım daha dolmadı.”

İsa bu sözleri söyleyip Celile’de kaldı.

     Ne var ki, kardeşleri bayramı kutlamaya gidince, kendisi de gitti. Ancak açıktan açığa değil, gizlice gitti. Yahudi yetkililer O’nu bayram sırasında arıyor, “O nerede?” diye soruyorlardı. Kalabalık arasında O’nunla ilgili bir sürü laf fısıldanıyordu. Bazıları, “İyi adamdır”, bazıları da, “Hayır, tam tersine, halkı saptırıyor” diyorlardı. Bununla birlikte yetkililerden korktukları için, hiç kimse O’ndan açıkça söz etmiyordu. Bayramın yarısı geçmişti. İsa tapınağa gidip öğretmeye başladı. Yahudiler şaşırdılar. “Bu adam hiç öğrenim görmediği halde, nasıl bu kadar bilgili olabilir?” dediler.

İsa onlara, “Benim öğretim benim değil, beni gönderenindir” diye karşılık verdi. “Eğer bir kimse Tanrı’nın isteğini yerine getirmek istiyorsa, bu öğretinin Tanrı’dan mı olduğunu, yoksa kendiliğimden mi konuştuğumu bilecektir. Kendiliğinden konuşan kendini yüceltmek ister, ama kendisini göndereni yüceltmek isteyen doğrudur ve O’nda haksızlık yoktur. Musa size Kutsal Yasa’yı vermedi mi? Yine de hiçbiriniz Yasa’yı yerine getirmiyor. Neden beni öldürmek istiyorsunuz?” Kalabalık, “Cin çarpmış seni!” dedi. “Seni öldürmek isteyen kim?” İsa, “Ben bir mucize yaptım, hepiniz şaşkına döndünüz” diye yanıt verdi. “Musa size sünneti buyurduğu için –aslında bu, Musa’dan değil, atalarınızdan kalmadır– Şabat Günü birini sünnet edersiniz. Musa’nın Yasası bozulmasın diye Şabat Günü biri sünnet ediliyor da, Şabat Günü bir adamı tamamen iyileştirdim diye bana neden kızıyorsunuz? Dış görünüşe göre yargılamayın, yargınız adil olsun.” Yeruşalimliler’in bazıları, “Öldürmek istedikleri adam bu değil mi?” diyorlardı. “Bakın, açıkça konuşuyor, O’na bir şey demiyorlar. Yoksa önderler O’nun Mesih olduğunu gerçekten kabul ettiler mi? Ama biz bu adamın nereden geldiğini biliyoruz. Oysa Mesih geldiği zaman O’nun nereden geldiğini kimse bilmeyecek.”

Yuhanna 7:6-27

O dönemde Yahudiler arasında tartışma, Hz. İsa’nın (A.S.) Mesih olup olmadığı idi. Bazı Yahudiler, Mesih’in geleceği yerin bilinemeyeceğine inanıyordu. Onun nereden geldiğini bildikleri için Mesih olamayacağını düşündüler. Peki Mesih’in kökeninin bilinmeyeceğine dair bu inancı nereden aldılar? Tevrat’tan mı? Peygamberlerin Yazılarından mı? Alakası yok! Peygamberler, Mesih’in nereden geleceğini açıkça belirtmişlerdi. Mika Peygamber (A.S.) MÖ 700 yılında şöyle yazmıştır;

Ama sen, ey Beytlehem Efrata,

Yahuda boyları arasında önemsiz olduğun halde,

İsrail’i benim adıma yönetecek olan senden çıkacak.

Onun kökeni öncesizliğe, zamanın başlangıcına dayanır.

Mika 5:2

Bu kehanet (daha fazla ayrıntı için burayabakın) yöneticinin (= Mesih Beytlehem’den geleceğini belirtmişti. Mesih’in doğumunda, doğumundan 700 yıl önce tahmin edildiği gibi gerçekten de Beytlehem’de doğduğunu gördük.

Mesih’in geldiği yerin bilinmeyeceğini söyleyen sadece zamanın dini geleneğiydi. Bir hata yaptılar çünkü peygamberlerin yazdıklarına göre değil, bunun yerine sokaktaki fikirlere, günlerinin fikirlerine, hatta din bilginlerinin fikirlerine göre yargıladılar. Aynı hatayı yapmaya cesaret edemeyiz.

Olay devam ediyor…

Ama biz bu adamın nereden geldiğini biliyoruz. Oysa Mesih geldiği zaman O’nun nereden geldiğini kimse bilmeyecek.”

O sırada tapınakta öğreten İsa yüksek sesle şöyle dedi: “Hem beni tanıyorsunuz, hem de nereden olduğumu biliyorsunuz! Ben kendiliğimden gelmedim. Beni gönderen gerçektir. O’nu siz tanımıyorsunuz. Ben O’nu tanırım. Çünkü ben O’ndanım, beni O gönderdi.”

Bunun üzerine O’nu yakalamak istediler, ama kimse O’na el sürmedi. Çünkü O’nun saati henüz gelmemişti. Halktan birçok kişi ise O’na iman etti. “Mesih gelince, bunun yaptıklarından daha mı çok mucize yapacak?” diyorlardı.

Ferisiler halkın İsa hakkında böyle fısıldaştığını duydular. Başkâhinler ve Ferisiler O’nu yakalamak için görevliler gönderdiler.

İsa, “Kısa bir süre daha sizinleyim” dedi, “Sonra beni gönderene gideceğim. Beni arayacaksınız ama bulamayacaksınız. Ve benim bulunduğum yere siz gelemezsiniz.”

Bunun üzerine Yahudiler birbirlerine, “Bu adam nereye gidecek de biz O’nu bulamayacağız?” dediler. “Yoksa Greklerarasında dağılmış olanlara gidip Grekler’e mi öğretecek? ‘Beni arayacaksınız ama bulamayacaksınız. Ve benim bulunduğum yere siz gelemezsiniz’ diyor. Ne demek istiyor?”

  Bayramın son ve en önemli günü İsa ayağa kalktı, yüksek sesle şöyle dedi: “Bir kimse susamışsa bana gelsin, içsin. Kutsal Yazı’da dendiği gibi, bana iman edenin ‘içinden diri su ırmakları akacaktır.’ ”

  Bunu, kendisine iman edenlerin alacağı Ruh’la ilgili olarak söylüyordu. Ruh henüz verilmemişti. Çünkü İsa henüz yüceltilmemişti.

Yuhanna 7:27-39

Festivalin bu gününde Yahudiler, Yeruşalim’in güneyindeki özel bir kaynaktan su alıp, ‘su kapısından’ şehre girerler ve suyu tapınaktaki sunağa götürürlerdi. İsa Mesih (A.S.) bu kutsal su töreni sırasında daha önce de söylediği gibi ‘Yaşam Suyu’ olduğunu haykırdı. Bunu söylerken onlara peygamberlerin yazılarında bahsettiler, yüreklerimizde günaha sebep olan susuzluğu hatırlatıyordu.

Halktan bazıları bu sözleri işitince, “Gerçekten beklediğimiz peygamber budur” dediler.

Bazıları da, “Bu Mesih’tir” diyorlardı.

Başkaları ise, “Olamaz! Mesih Celile’den mi gelecek?” dediler. “Kutsal Yazı’da, ‘Mesih, Davut’un soyundan, Davut’un yaşadığı Beytlehem Kenti’nden gelecek’ denmemiş midir?”

Böylece İsa’dan dolayı halk arasında ayrılık doğdu. Bazıları O’nu yakalamak istedilerse de, kimse O’na el sürmedi.

Yuhanna 7:40-44

O zamanlar tıpkı bugün olduğu gibi insanlar İsa Mesih (A.S.) peygamber konusunda bölünmüştü. Yukarıda gördüğümüz gibi, peygamberler Mesih’in doğumunun Beytlehem’de (İsa’nın doğduğu yer) olacağını tahmin etmişlerdi.Peki ya Mesih Celile’den gelmediği sorusu? Yeşaya peygamber (A.S.) MÖ 700 yılında şöyle yazmıştı:

Bununla birlikte sıkıntı çekmiş olan ülke karanlıkta kalmayacak. Geçmişte Zevulun ve Naftali bölgelerini alçaltan Tanrı, gelecekte Şeria Irmağı’nın ötesinde, Deniz Yolu’nda, ulusların yaşadığı Celile’yi onurlandıracak.

Karanlıkta yürüyen halk

Büyük bir ışık görecek;

Ölümün gölgelediği diyarda

Yaşayanların üzerine ışık parlayacak.

Yeşaya 9:1-2

Peygamberler, Mesih’in öğretisine, İsa’nın gerçekten de öğretmeye başladığı ve mucizelerinin çoğunu yaptığı ‘Celile’de başlayacağını (bir ışık doğdu) tahmin etmişlerdi. Yine insanlar yanılıyordu çünkü peygamberleri dikkatlice incelememişlerdi ve bunun yerine sadece genel kabul görenlere inanıyorlardı.

Görevliler geri dönünce, başkâhinlerle Ferisiler, “Niçin O’nu getirmediniz?” diye sordular.

Görevliler, “Hiç kimse hiçbir zaman bu adamın konuştuğu gibi konuşmamıştır” karşılığını verdiler.

Ferisiler, “Yoksa siz de mi aldandınız?” dediler. “Önderlerden ya da Ferisiler’den O’na iman eden oldu mu hiç? Kutsal Yasa’yı bilmeyen bu halk lanetlidir.”

İçlerinden biri, daha önce İsa’ya gelen Nikodim, onlara şöyle dedi: “Yasamıza göre, bir adamı dinlemeden, ne yaptığını öğrenmeden onu yargılamak doğru mu?”

Ona, “Yoksa sen de mi Celile’densin?” diye karşılık verdiler. “Araştır, bak, Celile’den peygamber çıkmaz.”

Yuhanna 7:45-52

Yeşaya aydınlanmanın ‘Celile’den geleceğini öngördüğü için Yasa uzmanları tamamen yanılıyorlardı.

Bu olaydan akla iki ders geliyor. Birincisi, dini faaliyetlerimizi büyük bir gayretle ama çok az bilgiyle yapmak çok kolaydır. Bu karar bizim için doğru mu?

Onlara ilişkin tanıklık ederim ki, Tanrı için gayretlidirler; ama bu bilinçli bir gayret değildir. 

Romalılar 10:2

Doğru şekilde bilgilendirilmek için peygamberlerin yazdıklarını öğrenmemiz gerekiyor.

İkincisi İsa Mesih (A.S.) bir teklifte bulunur. Onların haccı sırasında şöyle demiştir;

Bayramın son ve en önemli günü İsa ayağa kalktı, yüksek sesle şöyle dedi: “Bir kimse susamışsa bana gelsin, içsin. Kutsal Yazı’da dendiği gibi, bana iman edenin ‘içinden diri su ırmakları akacaktır.’ ”

Yuhanna 7:37-38

Bu teklif, ‘susayan’ ‘herkese’ (dolayısıyla sadece Yahudilere veya Hristiyanlara vs. değil) verilir. Susadın mı? (buraya . Zemzem kuyusundan içmek iyidir. Neden içimizdeki susuzluğu giderebilecek Mesih’ten de içmeyelim?

İsa Mesih (A.S.) Kaybolanı bulmaya gelir

Fussilet Suresi (41. Sure) insanların tenlerinin bile kendilerine karşı şahitlik edeceği ve saflar haline yürüyecekleri Kıyamet Gününü öngörür. Onlara şöyle söylenecek:

“İşte bu sizin, Rabbiniz hakkında beslediğiniz zannınızdır. O, sizi mahvetti de ziyâna uğrayanlardan oldunuz.”

Fussilet Suresi 41:23

Onlar hakkındaki nihai karar şu olacak

Biz onların başına birtakım arkadaşlar sardık da bu arkadaşlar onlara geçmişlerini ve geleceklerini süslü gösterdiler. Böylece kendilerinden önce gelip geçmiş olan cin ve insan toplulukları ile ilgili o söz (azap), onlar için de gerçekleşti. Çünkü onlar ziyana uğrayanlardı

Fussilet Suresi 41:25

Bu, çoğumuzun ‘tamamen kayıp’ olduğunun güçlü bir hatırlatmasıdır. Belki sizin bile… Bu Mü’minun Suresinde de bahsedildiği gibi bir sorun ortaya çıkarır (23. Sure) şöyle açıklar;

Artık kimin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. Kimlerin de tartıları hafif gelirse, işte onlar da kendilerini ziyana uğratanların ta kendileridir. Onlar cehennemde ebedî kalacaklardır.

Mü’minun Suresi 23: 102-103

İyilik dengesi ağır olanların kurtuluş umudu vardır ancak dengesi hafif olanlar umutsuzca ‘kaybolurlar’.  Ve Mü’minun Suresi yıkıma sürüklendiklerini söyler.  Böylece dindar ve temiz olanlar (kurtuluş umudu olan) ve olmayanlar, şeklinde bir bölünme vardır. İsa Mesih özellikle Fussilet Suresi ve Mü’minun Sure’sinde uyarıldığı gibi cehenneme gidecek olan kirli insanlara yardım etmek için geldi.

Çoğu zaman dindar kişiler dindar olmayanlardan ayrı kalırlar, böylece kirli kalmazlar. Bu, İsa Mesih (A.S.) döneminde şeriat hocaları için geçerliydi. Temiz kalmaları için kendilerini kirli olandan ayrı tuttular. Fakat İsa Mesih (A.S.), saflığımızın ve temizliğimizin her şeyden önce yüreğimizin önemi olduğunu öğretmişti. Böylece ritüel olarak temiz olmayanlarla birlikte olacaktı. İncil, hem günahlarla olan ilişkisini hem de şeriat yasası öğretmenlerinin tepkilerini şöyle kaydeder.

Bütün vergi görevlileriyle günahkârlar İsa’yı dinlemek için O’na akın ediyordu. Ferisiler’le din bilginleri ise, “Bu adam günahkârları kabul ediyor, onlarla birlikte yemek yiyor” diye söyleniyorlardı.

Luka 15:1-2


Peki İsa Mesih (A.S.) niye günahkarları karşılasın ve onlarla yemek yensin? Günahtan zevk mi aldı? Peygamber, eleştirmenlere üç benzetme, veya öykü anlatarak cevap verdi.

Kaybolan Koyun Benzetmesi

Bunun üzerine İsa onlara şu benzetmeyi anlattı: “Sizlerden birinin yüz koyunu olsa ve bunlardan bir tanesini kaybetse, doksan dokuzu bozkırda bırakarak kaybolanı bulana dek onun ardına düşmez mi? Onu bulunca da sevinç içinde omuzlarına alır, evine döner; arkadaşlarını, komşularını çağırıp onlara, ‘Benimle birlikte sevinin, kaybolan koyunumu buldum!’ der. Size şunu söyleyeyim, aynı şekilde gökte, tövbe eden tek bir günahkâr için, tövbeyi gereksinmeyen doksan dokuz doğru kişi için duyulandan daha büyük sevinç duyulacaktır.”

Luka 15:3-7

Peygamber (A.S.) bu hikâyede koyunların çobanı iken bizi koyunlara benzetmektedir. Kayıp bir koyunu arayacak her çoban gibi, kendisi de kayıp insanları bulmak için dışarıdadır. Belki bir günaha yakalandınız – hatta ailenizden kimsenin bilmediği bir sırrınız vardır. Ya da belki hayatınız, tüm sorunlarıyla birlikte, o kadar kafa karıştırıcı ki, sizi kaybolmuş hissettiriyor. Bu hikaye umut veriyor çünkü peygamberin (A.S.) sizi bulmaya ve yardım etmeye çalıştığını biliyorsunuz. Zarar sizi ele geçirmeden önce sizi kurtarmak istiyor.

Daha sonra ikinci bir hikaye anlattı.

Kaybolan Para Benzetmesi

“Ya da on gümüş parası olan bir kadın bunlardan bir tanesini kaybetse, kandil yakıp evi süpürerek parayı bulana dek her tarafı dikkatle aramaz mı? Parayı bulunca da arkadaşlarını, komşularını çağırıp, ‘Benimle birlikte sevinin, kaybettiğim parayı buldum!’ der. Size şunu söyleyeyim, aynı şekilde Tanrı’nın melekleri de tövbe eden bir tek günahkâr için sevinç duyacaklar.”

Luka 15:8-10

Bu hikayede değerli ama kayıp parayız ve madeni parayı arayan da O’dur. İronik olan şudur ki, madeni para evin bir yerinde kaybolsa da, kaybolduğunu “bilmiyor”. Kaybı hissetmiyor. Kaybetme duygusunu hisseden kadındır ve bu nedenle o değerli parayı bulana kadar tatmin olmayarak, her şeyin altına ve arkasına bakarak evi çok dikkatli bir şekilde süpürür. Belki de kaybolmuş “hissetmiyorsunuz”. Gerçek şudur ki hepimizin tövbe etmesi gerekir ve eğer tövbe etmediyseniz, öyle hissetseniz de, hissetmeseniz de kaybolmuşsunuz demektir. Peygamberin gözünde sizi değerli ama kayıp bir parasınızdır ve bu kaybı hissettiği için arar ve tövbeyi size netleştirmek için çalışır.

Üçüncü hikayesi en güçlü olandı.

Kaybolan Oğul Benzetmesi

İsa, “Bir adamın iki oğlu vardı” dedi. “Bunlardan küçüğü babasına, ‘Baba’ dedi, ‘Malından payıma düşeni ver bana.’ Baba da servetini iki oğlu arasında paylaştırdı.

“Bundan birkaç gün sonra küçük oğul her şeyini toplayıp uzak bir ülkeye gitti. Orada sefahat içinde bir yaşam sürerek varını yoğunu çarçur etti. Delikanlı her şeyini harcadıktan sonra, o ülkede şiddetli bir kıtlık baş gösterdi, o da yokluk çekmeye başladı. Bunun üzerine gidip o ülkenin vatandaşlarından birinin hizmetine girdi. Adam onu, domuz gütmek üzere otlaklarına yolladı. Delikanlı, domuzların yediği keçiboynuzlarıyla karnını doyurmaya can atıyordu. Ama hiç kimse ona bir şey vermedi.

“Aklı başına gelince şöyle dedi: ‘Babamın nice işçisinin fazlasıyla yiyeceği var, bense burada açlıktan ölüyorum. Kalkıp babamın yanına döneceğim, ona, Baba diyeceğim, Tanrı’ya ve sana karşı günah işledim. Ben artık senin oğlun olarak anılmaya layık değilim. Beni işçilerinden biri gibi kabul et.’

“Böylece kalkıp babasının yanına döndü. Kendisi daha uzaktayken babası onu gördü, ona acıdı, koşup boynuna sarıldı ve onu öptü. Oğlu ona, ‘Baba’ dedi, ‘Tanrı’ya ve sana karşı günah işledim. Ben artık senin oğlun olarak anılmaya layık değilim.’

“Babası ise kölelerine, ‘Çabuk, en iyi kaftanı getirip ona giydirin!’ dedi. ‘Parmağına yüzük takın, ayaklarına çarık giydirin! Besili danayı getirip kesin, yiyelim, eğlenelim. Çünkü benim bu oğlum ölmüştü, yaşama döndü; kaybolmuştu, bulundu.’ Böylece eğlenmeye başladılar.

“Babanın büyük oğlu ise tarladaydı. Gelip eve yaklaştığında çalgı ve oyun seslerini duydu. Uşaklardan birini yanına çağırıp, ‘Ne oluyor?’ diye sordu.

“O da, ‘Kardeşin geldi, baban da ona sağ salim kavuştuğu için besili danayı kesti’ dedi.

“Büyük oğul öfkelendi, içeri girmek istemedi. Babası dışarı çıkıp ona yalvardı. Ama o, babasına şöyle yanıt verdi: ‘Bak, bunca yıl senin için köle gibi çalıştım, hiçbir zaman buyruğundan çıkmadım. Ne var ki sen bana, arkadaşlarımla eğlenmem için hiçbir zaman bir oğlak bile vermedin. Oysa senin malını fahişelerle yiyen şu oğlun eve dönünce, onun için besili danayı kestin.’ “Babası ona, ‘Oğlum, sen her zaman yanımdasın, neyim varsa senindir’ dedi. ‘Ama sevinip eğlenmek gerekiyordu. Çünkü bu kardeşin ölmüştü, yaşama döndü; kaybolmuştu, bulundu!’ ”

Luka 15:11-32

Bu hikayede biz ya büyük, dindar oğuluz ya da çok uzaklara giden küçük oğuluz. Büyük oğul tüm dini kuralları gözetmesine rağmen, babasının sevgi dolu kalbini asla anlamadı. Küçük oğul, evi terk ederek özgürlüğünü kazandığını düşündü, ancak kendini açlık ve aşağılama tarafından köleleştirilmiş buldu. Sonra “aklını başına topladı” ve evine geri dönebileceğini fark etti. Geri dönmek, ilk başta ayrılmasının yanlış olduğunu ortaya çıkarır ve bunu kabul etmek tevazu gerektirir. Bu, Yahya (A.S.) peygamberin gerçekten cesurca öğrettiği ‘tövbe’nin ne anlama geldiğini anlamamıza yardımcı olmak için bize verilen bir örnektir.

Gururunu bir kenara bırakıp babasına döndüğünde, sevginin umduğundan çok daha fazla olduğunu gördü. Sandaletler, kıyafet, yüzük, bayram, kutsama, kabul – bunların hepsi sevgiden bahsediyor. Bu hikaye, Allah’ın bizi ne kadar sevdiğini ve ona dönmemizi istediğini anlamamıza yardımcı olur. Bu, ‘tövbe etmemizi’ gerektirir, ancak bunu yaptığımızda O’nu bizi almaya hazır bulacağız. İsa Mesih’in (A.S.) öğrenmemizi istediği de budur. Kendinizi böylesine bir sevgiye teslim edip, kabul edebilir misiniz?

Hz. İsa Mesih (A.S.) Merhamet eli uzatır


Şeriat yasasında hiçbir emri çiğnediniz mi? Hiçbirimiz bunu yapmak istemiyoruz, ancak gerçek şu ki, çoğumuz başarısızlıklarımızı saklıyoruz, başkalarının günahımızı keşfetmeyeceğini ve utancımızı ifşa etmeyeceğini umuyoruz. Peki ya başarısızlığınız keşfedilirse, o zaman ne umuyorsunuz?

Lokman Suresi (31. Sure – Lokman) bize hatırlatır:

Bunlar, hikmet dolu Kitab’ın; iyilik yapanlara bir hidayet ve rahmet olarak indirilmiş âyetleridir.

Lokman Suresi ‘iyilik yapanların’ merhamet bekleyebileceğinden bahseder.  Böylece Hicr Suresi (15. Sure) çok önemli bir sorar

Lokman Suresi 31:2-3

Dedi ki: “Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?”

Ya yoldan sapanlar? İsa Mesih’in görevi, yoldan çıkmış ve haksız merhamete ihtiyaç duyanlar içindi. Peygamber A.S., utançla ifşa olan birine bunu gösterme fırsatı buldu. 

Hicr Suresi 15:56

Bu, İsa Mesih’in (A.S.) bir öğretisi sırasında genç bir kadının başına geldi. İncil bunu şöyle kaydetmiştir; bö

ylErtesi sabah erkenden yine tapınağa döndü. Bütün halk O’nun yanına geliyordu. O da oturup onlara öğretmeye başladı. Din bilginleri ve Ferisiler, zina ederken yakalanmış bir kadın getirdiler. Kadını orta yere çıkararak İsa’ya, “Öğretmen, bu kadın tam zina ederken yakalandı” dediler. “Musa, Yasa’da bize böyle kadınların taşlanmasını buyurdu, sen ne dersin?” Bunları İsa’yı denemek amacıyla söylüyorlardı; O’nu suçlayabilmek için bir neden arıyorlardı. İsa eğilmiş, parmağıyla toprağa yazı yazıyordu. Durmadan aynı soruyu sormaları üzerine doğruldu ve, “İçinizde kim günahsızsa, ilk taşı o atsın!” dedi. Sonra yine eğildi, toprağa yazmaya başladı. Bunu işittikleri zaman, başta yaşlılar olmak üzere, birer birer dışarı çıkıp İsa’yı yalnız bıraktılar. Kadın ise orta yerde duruyordu. İsa doğrulup ona, “Kadın, nerede onlar? Hiçbiri seni yargılamadı mı?” diye sordu. Kadın, “Hiçbiri, Efendim” dedi.

Yuhanna 8:2-11

Bu kadın, tam da zina eyleminde yakalanmıştı ve Hz.Musa’nın (A.S.) Şeriat yasasının hocaları onun taşlanmasını istemişler, ancak onun neye karar vereceğini görmek için önce Hz. İsa Mesih’e götürmüşlerdi. Yasanın doğruluğunu kabul edecek miydi? (Bu arada, kanuna göre hem erkek hem de kadın taşlanmaya tabi tutulmuş, ancak cezaya sadece kadın getirilmişti.)

Allah’ın Adaleti & insanlığın günahı

İsa Mesih (A.S.) yasayı tersine çevirmedi – yasa Allah’ın verdiği bir standarttı ve kusursuz adaleti yansıtıyordu. Ancak ilk taşı yalnızca günahı olmayanların atabileceğini söyledi. Öğretmenler bunu düşünürken, Zebur’dan gelen şu ifadenin gerçekliği onlara yerleşti.

RAB göklerden bakar oldu insanlara,

Akıllı, Tanrı’yı arayan biri var mı diye.

Hepsi saptı,

Tümü yozlaştı,

İyilik eden yok,

Bir kişi bile!

Mezmur 14:2-3

Demek ki günah işleyenler sadece kâfirler ve müşrikler değildir, Allah’a ve peygamberlerine inananlar bile günah işliyorlardır. Nitekim bu ayetlere göre Allah insana baktığında, iyilik yapacak ‘birini’ bile bulamamaktadır.

Musa’nın (A.S.) Şeriat yasası, Tanrı’nın insanla mutlak adalete dayanan bir düzenlemesiydi ve ona uyanlar doğruluk elde edebilirlerdi. Ancak standart, tek bir sapmaya bile izin vermeden mutlaktı.

Allah’ın Merhameti

Ancak ‘hepsi yozlaştığı’ için başka bir düzenlemeye ihtiyaç vardı. Bu düzenleme liyakate dayalı bir adalet olmayacaktı – çünkü insanlar yasal yükümlülüklerini yerine getirmiyorlardı. Bu yüzden Allah’ın başka bir karakterine yani merhamete dayanmalıydı. Zorunluluk yerine merhamet gösterirdi. Bu, Musa Peygamberin (A.S.) Yasasında, kapı direklerini kan ile boyayanlara, Fısıh kuzusuyla ve Harun’un İnek’i (2. Sure olan Bakara Suresi adını buradan almıştır) ile merhamet ve yaşam verdiği zaman görülmüştür. Hatta Adem’e verilen giysi merhametinde, Habil’in (A.S.) kurbanında ve Hz. Nuh’a (A.S.) gösterilen merhamette) de bu bekleniyordu. Aynı zamanda Allah’ın Zebur’da verdiği vaatte de bekleniyordu;

Bir günde bu ülkenin günahını kaldıracağım.

Zekeriya 3: 9

Şimdi Hz. İsa Mesih (A.S.), merhametten başka ümidi olmayan birine bunu uzattı. İlginçtir ki bu kadının dininden hiç bahsedilmemiştir. Hz. İsa Mesih’in Dağdaki Vaazında (taught in his Sermon on the Mount) şundan bahsettiğini biliyoruz;

Ne mutlu merhametli olanlara!

Çünkü onlar merhamet bulacaklar.

Matta 5:7

Ve

“Doğruluğunuzu insanların gözü önünde gösteriş amacıyla sergilemekten kaçının. Yoksa göklerdeki Babanız’dan ödül alamazsınız.

“Bu nedenle, birisine sadaka verirken bunu borazan çaldırarak ilan etmeyin. İkiyüzlüler, insanların övgüsünü kazanmak için havralarda ve sokaklarda böyle yaparlar. Size doğrusunu söyleyeyim, onlar ödüllerini almışlardır. 

Matta 7:1-2

Merhamet bulmak için merhamet ver

Sen ve benim de kıyamet gününde bize merhamet verilmesine ihtiyacımız olacak.İsa Mesih (A.S.), emirleri açıkça çiğneyen – hak etmeyen birisine bile bu eli uzatmak istiyordu.

Ama istediği şey, etrafımızdakilere de merhamet etmemizdir. Peygambere göre, vereceğimiz merhamet düzeyi alacağımız merhameti belirleyecektir. Başkalarının günahlarını yargılamakta çok hızlı olduğumuz için çevremizde çok fazla çatışma vardır. Bizi incitenlere merhamet etmemiz daha akıllıca olacaktır. Allah’tan, Peygamber İsa Mesih (A.S.) gibi hak etmeyenlere merhamet eden insanlar olmamız için bize yardım etmesini isteyelim ki, biz de hak etmediğimiz halde, ihtiyaç duyduğumuzda merhamet alabilelim. O zaman İncil’in müjdesinde bize sunulan Merhameti anlamaya hazır olacağız.