İbrahim’in 2. İşareti: Doğruluk

Hepimizin Allah’tan ihtiyacı olan nedir? Bu sorunun birçok farklı cevabı vardır ama  Adem’in İşareti bize ilk ve en büyük ihtiyacımızın doğruluk olduğunu hatırlatıyor. Burada bize (Adem’in çocuklarına) ithaf edilmiş Sözleri buluyoruz.

Adem oğulları, size, bedenimizi örtecek ve süsleyecek elbiseler hazırladık. Erdemlilik elbisesi ise daha hayırlıdır. Bunlar, ALLAH’ın işaretleridir, olur ki öğüt alırsınız. (Sure 7:26)

O halde ‘doğruluk’ nedir? Tevrat bize Allah’ın… olduğunu söyler.

Kaya’dır, işleri kusursuzdur, Bütün yolları doğrudur. O haksızlık etmeyen güvenilir Tanrı’dır. Doğru ve adildir. (Yasa’nın Tekrarı 32:4)

Allah’ın Doğruluğu, Tevrat’ta bu şekilde resmedilmiştir. Doğruluk, birinin mükemmel olduğu anlamına gelir; birinin bütün (sadece bir kısmı veya çoğu değil, bütün) yollarının adil olduğu, hiç birinin (azıcık bile) yanlış olmadığı anlamına gelir, dürüstlüktür. Doğruluk budur ve Tevrat, Allah’ı bu şekilde tanımlar. Fakat neden doğruluğa ihtiyacımız vardır? Buna cevap vermek için Zebur’daki bir bölüme bakalım. 15. Mezmur (Davut tarafından yazılmış olan) şöyle der:

1Ya RAB, çadırına kim konuk olabilir? Kutsal dağında kim oturabilir?

2Kusursuz yaşam süren, adil davranan, Yürekten gerçeği söyleyen. 3İftira etmez, Dostuna zarar vermez, Komşusuna kara çalmaz böylesi.

4Aşağılık insanları hor görür, Ama RAB’den korkanlara saygı duyar. Kendi zararına ant içse bile, dönmez andından. 5Parasını faize vermez, Suçsuza karşı rüşvet almaz.

Allah’ın ‘Kutsal Dağında’ kim oturur sorusu, Allah’ın Cennetine kimin girebileceğini sormanın başka bir yoludur. Verilen cevaptan günahsız ve doğru (2. Ayet) olanların Allah’ın Cennetine girebileceklerini görüyoruz. Bu yüzden doğruluğa ihtiyacımız vardır. Allah mükemmel olduğu için, O’nunla olabilmek için doğruluk gerekmektedir.

Şimdi de İbrahim’in (Aleyhisselam) ikinci işaretini düşünün. Bu bölümü Kutsal Kitap’tan okumak için buraya tıklayın ( here) Tevrat ve Kur’an’da İbrahim (Aleyhisselam) ‘Allah’ın yolunu’ (Sure 37:83) seçtiği için, ‘doğru’ olma hakkına sahip olduğunu görüyoruz (Yaratılış 15:6) – Adem’in İşaretinin bize ihtiyacımız olduğunu söylediği şey. O zaman bizim için önemli olan soru şudur: Buna nasıl sahip oldu?

Genelde doğruluğa iki farklı yoldan biriyle sahip olabileceğimi düşünürüm. İlk yolda (benim düşünceme göre) Doğruluğa, Allah’ın varlığına inanarak veya kabul ederek sahip olabileceğimi düşünüyorum. Ben Allah’a ‘inanıyorum’. Bu düşünceye destek olarak, İbrahim de (Aleyhisselam) Yaratılış 15:6’da ‘Allah’a inanmamış mıydı?’ Biraz daha derin düşününce İbrahim’in sadece Tanrı’nın varlığına inanmamış olduğunu fark ettim. Hayır, Allah ona değişmez bir vaat vermişti – İbrahim’in bir oğlu olacaktı. Ve İbrahim’in (Aleyhisselam) inanıp inanmamaya karar vereceği vaat buydu. Düşünecek olursanız, şeytan da (iblis olarak da bilinir) Allah’ın varlığına inanır – ve kesinlikle doğruluk sahibi değildir. O halde ‘Yol’ dediğimiz, basitçe Allah’ın varlığına inanmak değildir. Bu yeterli değildir.

Doğruluğa sahip olabileceğimi düşündüğüm ikinci yol ise, iyi ve dini işler yaparak Allah tarafından bana verileceğine inanmaktır. Kötü şeylerden çok iyi şeyler yapmak, dualar, oruçlar ya da belli bir biçimde veya sayıda dini eylemler gerçekleştirmek, doğruluğa sahip olmama, kazanmama, hak etmeme sebep olur. Fakat Tevrat’ın hiç de böyle bir şey söylemediğine dikkat edelim.

Avram RAB’be iman etti, RAB bunu ona doğruluk saydı. (Yaratılış 15:6)

İbrahim doğruluk ‘kazanmadı’, bu ona ‘verildi’. O zaman fark nedir? Eğer bir şey ‘kazanılıyorsa’ onun için çalışmış olmanız gerekir – hak etmişsinizdir. Yaptığınız iş karşılığında aldığınız maaş gibidir. Fakat bir şey size itibat edildiğinde, size verilmiş olur. Kazanılmaz.

İbrahim (Aleyhisselam) tek olan Allah’ın varlığına derinden inanan bir adamdı. Ve aynı zamanda dua eden, adanmış ve insanlara yardım eden (yeğeni Lut’a yardım edip onun için dua ettiği gibi) biriydi. Bu tür şeyleri göz ardı edemeyiz. Fakat burada tanımlanan İbrahim’in ‘Yolu’ o kadar basit ki, gözden kaçırmak mümkündür. Tevrat bize, Allah tarafından verilen Vaade inandığı için İbrahim’e (Aleyhisselam) doğruluk verildiğini söyler. Bu da, Allah’ın varlığına inanmanın yeterli olduğunu düşünmek ya da yeterince iyi ve dini faaliyetler yaparak (dua, oruç, vs.) doğruluk elde etmeye çalışma anlayışlarını altüst eder. İbrahim’in seçtiği yol bu değildi. O, sadece verilen vaade inanmayı seçti

Şimdi, bu oğul vaadine inanmak belki de basitti ama kesinlikle kolay değildi. İbrahim (Aleyhisselam) kolayca, eğer Allah ona bir oğul verme isteğine ve gücüne sahip olsaydı şimdiye kadar verirdi, diye düşünüp, Allah’ın bu vaadini kolayca ciddiye almayabilirdi. Çünkü hayatının bu noktasında İbrahim ve karısı Saray yaşlılardı – çocuk sahibi olma yaşını epeyce geçmişlerdi. İbrahim’in ilk işaretinde memleketinden ayrılıp Kenan diyarına gittiğinde 75 yaşındaydı. O sıralarda Allah ona ‘büyük bir ulus’ vaadi vermişti. Bu vaatten beri çok zaman geçmişti ve İbrahim ve karısı Saray artık yaşlanmışlardı ve uzun bir süredir bekliyorlardı. Daha bir oğulları bile -ve tabii ki bir ‘ulus’ bile- yoktu. İbrahim, “Eğer Allah bana bir oğul verebilecekse neden hala vermedi?” diye düşünebilirdi. Başka bir deyişle, vaatle ilgili cevaplanmamış soruları olsa da, gelecek olan bir oğul olduğunu vaat eden söze inanıyordu. Bu vaade inanıyordu çünkü vaadi vermis olan Allah’a güveniyordu – vaatle ilgili her şeyi anlamıyor olsa da. Bu vaade inanmak (çocuk sahibi olma yaşını geçtikten sonra bile bir oğula sahip olmak) Allah’ın onun ve karısı için bir mucize yapacağına inanmayı gerektiriyordu.

Vaade inanmak aynı zamanda aktif bir bekleme gerektiriyordu. Bir anlamda, bütün hayatı, Vaadeilmiş Kenan Diyarında, çadırlarda yaşayarak vaadedilmiş oğlun gelmesini (uzun yıllar boyunca) bekleyerek geçiyordu. Vaadi umursamamayı seçip, eve, yıllar önce terk ettiği ve hala kardeşinin ve kardeşinin ailesinin yaşadığı Mezopotamya’daki (günümüzdeki Irak) medeniyete dönmek çok daha kolay olurdu. Böylece İbrahim vaade inanmanın getirdiği zorluklarla – her geçen gün – vaat gerçekleşene kadar yıllarca umut ederek yaşamaya devam ediyordu. Vaade olan inancı o kadar büyüktü ki, gündelik hedeflerinin önüne geçmeye başladı – konfor ve rahatlık. Gerçek anlamda, heyecanla vaadin gerçekleşmesini beklemek, günlük hedefleri için ölmesine neden oldu. Vaade inanmak, Allah’a olan sevgisini ve inancını gösterdi.

Böylelikle vaade ‘inanmak’ zihinsel anlaşmanın çok daha ötesine geçti. İbrahim gelecekteki bu vaat ile ilgili umut uğruna şu anki hayatını, itibarını, güvencesini ve eylemlerini tehlikeye attı. İnandığı için, aktif ve itaatkar bir şekilde bekledi.

İşaret, İbrahim’in (Aleyhisselam) Allah’ın oğul vaadine inanması, ve böylelikle ona verilmiş olan doğruluğu almasıdır. Gerçek anlamda, İbrahim kendini bu vaade adamıştır. İnanmamayı seçip, kendi vatanına dönmeyi seçebilirdi (günümüzdeki Irak). Aynı zamanda, Allah’ın varlığına inanmaya, dua etmeye, oruç tutmaya ve başkalarına yardım etmeye devam ederek bu vaade inanmamayı seçebilirdi. Fakat o zaman sadece dinini koruyor olurdu ve ona ‘doğruluk’ verilmezdi. Kur’an’ın bizlere, Adem’in çocuklarına’ söylediği gibi, -“doğruluğun giysileri – en iyisi”. İbrahim’in Yolu buydu.

Çok şey öğrendik. Doğruluk; Cennete gitmemiz için gereken şey kazanılmaz, bize bağışlanır. Ve bize Allah’ın Vaadine güvendiğimizde verilir. O halde kim doğruluğun bedelini öder? Sign 3. (3. İşaret) ile devam ediyoruz.

İbrahim’in 1. İşareti: Bereket

İbrahim! Aynı zamanda Avrahaman ve Avram (Aleyhisselam) olarak da bilinir. Musevilik, Hristiyanlık ve İslam gibi tektanrılı dinler, onu örnek alınması gereken bir model olarak görür. Günümüzdeki Araplar ve Yahudiler, atalarını, onun oğulları İsmail ve İshak aracılığıyla keşfederler.  Aynı zamanda peygamber soyu için de önemlidir çünkü sonraki peygamberler onun üzerine inşa edilirler. Bu nedenle İbrahim’in (Aleyhisselam) işaretini birkaç kısımda inceleyeceğiz. Kur’an ve Tevrat’taki ilk işaretini okumak için buraya tıklayın.

Kur’an’daki ayetten İbrahim’den (Aleyhisselam) ‘insan kabileleri’ geleceğini görebiliyoruz. Daha sonra bu insanlar ‘büyük Krallığa’ sahip olacaklardı. Fakat bir insanın ‘kabilelere’ sahip olabilmesi için önce en az bir oğlu olması gerekmektedir. Ayrıca bu insanların ‘büyük Krallığa’ sahip olabilmeleri için öncelikle bir yere sahip olması gerekmektedir.

İbrahim’in Vaadi (Aleyhisselam)

Tevrat’taki bölüm (Yaratılış 12:1-7) Allah’ın İbrahim’den (Aleyhisselam) gelecek olan ‘kabile’ ve ‘Büyük Krallık’ çifte vaadinin nasıl gerçekleştirdiğini gösterir. Allah ona gelecek için temel oluşturacak olan bir vaat verdi. Bunu detaylı bir şekilde inceleyelim. Allah’ın İbrahim’e şöyle söylediğini görüyoruz:

“Seni büyük bir ulus yapacağım, Seni kutsayacak, sana ün kazandıracağım, Bereket kaynağı olacaksın. Seni kutsayanları kutsayacak, Seni lanetleyeni lanetleyeceğim.Yeryüzündeki bütün halklar Senin aracılığınla kutsanacak.” (Yaratılış 12:2-3)

İbrahim’in Büyüklüğü

Yaşadığım yerdeki birçok insan Tanrı’nın gerçekten de var olup olmadığını ve kendini gerçekten Tevrat aracılığıyla gösterip göstermediğinden nasıl emin olabiliriz diye sorgularlar. Burada birçok kısmını doğrulayabileceğimiz bir vaat görürüz. Bu vaadin sonunda Allah İbrahim’e (Aleyhisselam) “Sana ün kazandıracağım” vaadini verdiğini açık bir şekilde görürüz. Şu an 21. Yüzyılda olmamıza rağmen, İbrahim/Avraham/Avram adı tarihte en çok bilinen isimlerden biri. Bu vaat hem gerçek hem de tarihi anlamda gerçekleşmiş durumdadır. Tevrat’ın günümüzde var olan en eski kopyası İ.Ö. 200-100 tarihli olan Ölü Deniz Tomarlarından gelir. Bu da, bu vaadin en azından o zamandan beri yazılı olduğu anlamına gelmektedir. O zamanlarda İbrahim’in kişiliği veya ismi, Tevrat’ı takip eden Yahudi azınlığı dışında çok fazla bilinmiyordu. Fakat bugün ismi çok büyük olduğu için vaadin tamamlanmasının yazıldıktan önce değil, sonra olduğunu söyleyebiliriz.

İbrahim’e verilmiş olan vaadin bu kısmı, imanlı olmayanlar için bile açıkça görüleceği gibi, kesin olarak gerçekleşti ve bu Allah’ın İbrahim’e vaadinin kalan kısmını anlamamız için bize daha fazla güven veriyor. İncelemeye devam edelim.

Bize olan bereketi

Tekrardan İbrahim’den ‘büyük ulus’ vaadini ve İbrahim’e verilen ‘bereketi’ görebiliriz. Fakat başka bir şey daha vardır, bu vaat sadece İbrahim için değildir çünkü “yeryüzündeki bütün halklar, senin aracılığınla kutsanacak” (yani İbrahim’den) deniyor. Bu sizin ve benim için çok önemlidir ve dikkate alınması gerekir. Çünkü dinimiz, etnik kökenimiz, yaşadığımız yer, sosyal statümüz, konuştuğumuz dil ne olursa olsun, siz de ben de ‘yeryüzündeki bütün halkaların’ bir parçasıyız. Bu vaat bugün var olan herkes için geçerlidir. Bu sizin vaadinizdir. Faklı dinlerimiz, etnik kökenlerimiz ve dillerimiz genel olarak insanlar arasında bölünme ve sorunlara neden olsa da, bize verilmiş olan bu vaat, bölünmemize sebep olan her şeyin üstesinden gelen bir vaattir. Nasıl? Ne zaman? Ne tür bir bereket? Bunların cevabı bu noktada açıklanmamıştı ama bu İşaret, İbrahim (Aleyhisselam) aracılığıyla size ve bana verilen bir vaat doğurmuştu. Bu vaadin bir kısmının tamamlanmış olduğunu bildiğimiz için bizim için geçerli olan bu diğer kısmının da net ve gerçek anlamda tamamlanacağı konusunda güvenimiz olabilir. Sadece kilidi açacak anahtarı bulmamız gerekir.

İbrahim’in bu vaadi aldıktan sonra Allah’a güvendiğini ve şunu görüyoruz;

“Avram RAB’bin buyurduğu gibi yola çıktı.” (4. Ayet)


İbrahim’in Ur Kentinden Kenan’a Olan Yolculuğunun Haritası

Vadedilen topraklara ulaşmak ne kadar sürdü? Buradaki bu harita bu yolculuğu gösteriyor. Aslen Ur Kentinde yaşıyordu (günümüzdeki güney Irak) ve daha sonra Harran’a taşınmıştı (Kuzey Irak). İbrahim (Aleyhisselam) daha sonra o zamanlarda Kenan adı verilen topraklara ulaşmıştı. Bunun uzun bir yolculuk olmuş olduğunu görebilirsiniz. Deveyle, atla veya eşekle yolculuk etmiş olduğundan en az birkaç ay sürmüştü. İbrahim ailesini, rahat yaşamını (o zamanlarda Mezopotamya medeniyetin merkeziydi), güvencesini ve ona tanıdık gelen her şeyi bırakıp ona çok yabancı olan bir diyara gitmek için yola çıkmıştı. Ayrıca Tevrat bize bunun İbrahim 75 yaşındayken olduğunu söyler!

Önceki Peygamberler gibi kurban olarak sunulan hayvanlar

Tevrat bize aynı zamanda İbrahim (Aleyhisselam) Kenan’a sağ salim vardığında şöyle yaptığını söyler;

“Avram kendisine görünen RAB’be orada bir sunak yaptı.” (7. Ayet)

Bir sunak, ondan önce gelmiş olan Habil’in ve Nuh’un da yapmış oldukları gibi, Allah’a hayvan kanı sunduğu bir yerdi. Peygamberlerin Allah’a tapınma şekillerinin böyle olduğunu görebiliriz.

İbrahim (Aleyhisselam) hayatının geç bir döneminde, bu yeni diyara gidebilmek için çok fazla şey feda etmişti. Ancak bunu yaparken, hem bereket almak hem de Halka bereket olmak adına kendisini Allah’ın Vaadine teslim etmişti. İşte bu yüzden İbrahim bizim için çok önemlidir. Bir sonrakinde İbrahim’in İkinci İşareti ile devam edeceğiz.

Lut’un İşareti

Lut (veya Tevrat’ta Lot) İbrahim’in yeğeniydi (AS). Kötü insanlarla dolu bir şehirde yaşamayı tercih etmişti. Allah bu durumu bütün insanlara peygamberlik işaretleri olsun diye kullandı. Peki bu işaretler nelerdir? Bu soruya cevap verebilmek için bu olayda geçen farklı insanları dikkatle incelememiz gerekmektedir. Bu olayı hem Tevrat’ta hem de Kuran-ı Kerim’de okumak için buraya tıklayın.

Tevrat’ta da Kuran’da da, Allah’ın meleklerine (elçileri) ek olarak üç grup insan olduğunu görebiliriz. Her birini tek tek ele alalım.

Sodom halkının erkekleri

Bu halkın erkekleri inanılmaz derecede sapkındı. Bu halkın erkekleri başka erkeklere tecavüz etmek istiyorlardı (erkek sandıkları aslında meleklerdi ama Sodom halkının erkekleri onların da erkek olduklarını düşündükleri için onlara toplu halde tecavüz etmeyi planlıyorlardı.) Bu tarz bir günah o kadar korkunçtu ki, Allah bütün şehri cezalandırmaya kararlıydı. Bu yargı, Adem’e verilmiş olan yargı ile tutarlıydı. Allah başlangıçta günahın sonucunun ölüm olduğu konusunda Adem’i uyarmıştı. Başka hiçbir ceza (dayak, hapis vs.) yeterli değildi. Allah Adem’e şöyle dedi:

“…ama iyiyle kötüyü bilme ağacından yeme. Çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün.” (Yaratılış 2:17)

Benzer şekilde, Sodom halkının erkeklerinin günahlarının da sonucu, onların ölmeleri gerektiği anlamına geliyordu. Hatta bütün şehir ve içinde yaşayanlar cennetten gelen ateş ile yok olacaktı. Bu İncil’de daha sonra açıklanan bir düzenin örneğidir:

“Çünkü günahın ücreti ölümdür…” (Romalılar 6:23)

Lut’un damatları

Nuh’un hikayesinde Allah bütün dünyayı yargılamıştı ve Adem’in işaretiyle uyum içinde olarak, Allah’ın yargısı büyük tufan ile ölüm oldu. Fakat Tevrat ve Kuran-ı Kerim bizlere o dönemde dünyanın çok ‘kötü’ bir yer olduğunu söyler. Allah, Sodom halkını çok sapkın ve kötü oldukları için yargılamıştı. Sadece bu hikayelere dayanarak Allah’ın yargısından kurtulduğumu düşünebilirim, çünkü ben o kadar kötü değilimdir. Her şeye rağmen Allah’a inanıyorum, bir çok iyilik yapıyorum ve hiç öylesine kötü eylemlerde bulunmadım. O halde güvende miyim? Lut’un damatları ile olan işareti bana bir uyarı oluyor. Lut ve damatları, homoseksüel tecavüz eylemi gerçekleştirmeye çalışmış olan grubun içinde yoktular. Fakat yine de, gelmek üzere olan Yargı uyarısını ciddiye almadılar. Hatta, Tevrat bize ‘Lut’un şaka yaptığını zannettiklerini’ söyler. Onların kaderi, şehirdeki diğerlerinin kaderinden farklı mı oldu? Hayır! Aynı kaderi çektiler. Bu damatlar ve Sodom halkının kötü adamlarının sonlarında hiçbir fark yoktu. Buradaki işaret, herkesin bu uyarıları ciddiye alması gerektiğidir. Bu uyarılar sadece sapkın insanlar için değildir.

Lut’un Karısı

Lut’un karısı bizim için harika bir işarettir. Hem Tevrat’ta hem de Kuran-ı Kerim’de diğer insanlarla beraber yok olmuştur. Kendisi bir peygamber karısıydı. Fakat Lut ile olan özel bağı, Sodom halkı gibi homoseksüel eylemler gerçekleştirmiş olmasa bile, onu kurtarmadı. Melekler onlara şöyle buyurmuştu:

‘İçinizden kimse ardına bakmasın’ (Hûd Suresi 11:81) veya

‘…arkana bakma’ (Yaratılış 19:17)

Tevrat bize böyle der

Ancak Lut’un peşisıra gelen karısı dönüp geriye bakınca tuz kesildi. (Yaratılış 19:26).

‘Arkaya bakmasının’ tam olarak ne anlama geldiği açıklanmaz. Fakat belli ki, Allah’ın küçük bir buyruğunu bile gözardı edebileceğini ve önemli olmayacağını düşünmüştü. ‘Küçük’ günahının sonucunda kaderi, Sodom halkının ‘büyük’ günahının sonucundaki kaderiyle aynı oldu…ölüm. Bu bizim için, bazı ‘küçük’ günahların Allah’ın yargısından muaf olduğunu düşünmeyi bırakmamız gerektiğini gösteren çok önemli bir işarettir. Lut’un karısı, bu yanlış düşünceye karşı bizlere bir uyarı olması için ihtiyacımız olan İşarettir.

Lut, Allah ve Melek Elçiler

Adem’in İşaretinde gördüğümüz gibi, Allah yargıladığı zaman aynı zamanda Merhamet de sağladı. O Yargısında bu Merhamet örneği deriden yapılmış giyecekler sağlamış olmasıydı. Nuh Örneğinde, Allah yargıladığı zaman, gemi sayesinde Merhamet de sağladı. Allah, Yargısında bile Merhametini göstermek konusunda dikkatlidir. Tevrat şöyle açıklar:

Lut ağır davrandı, ama RAB ona acıdı. Adamlar Lut’la karısının ve iki kızının elinden tutup onları kentin dışına çıkardılar. (Yaratılış 19:16)

Biz bundan ne öğrenebiliriz? Bir önceki İşaretlerde olduğu gibi, Merhamet evrenseldi ama tek bir şekilde sağlanabilirdi…şehirden çıkmaları için onlara rehberlik ederek… Örneğin Allah, onlara Göklerden gelen Ateşten korunmaları için bulundukları şehirde bir sığınak sağlamadı. Merhamete sahip olmak için tek bir yol vardı…şehrin dışına kadar melekleri takip etmek… Allah Lut’a ve ailesine, bu Merhameti Lut mükemmel olduğu için vermedi. Hatta hem Tevrat’ta hem de Kuran-ı Kerim’de Lut’un tecavüzcülere kızlarını almalarını teklif ettiğini okuyoruz…çok da erdemli bir teklif değil. Tevrat aynı zamanda bize, meleklerin uyarısı karşısında Lut’un ‘tereddüt ettiğini’ bile söylüyor. Bütün bunlara rağmen, Allah onu ‘tutup’ dışarı çıkararak, Merhametini gösterdi. Bu bizim için bir İşarettir: Allah bize Merhametini gösterecek ve bunun bizim sevaplarımızla hiçbir ilgisi olmayacak. Fakat Lut gibi bizlerin de, bu Merhameti almamız gerekiyor ki bize yardımcı olsun. Lut’un damatları bu Merhameti almadıkları için ondan yararlanamadılar da…

Tevrat bize, Allah’ın Lut’a Merhametini, amcası olan büyük İbrahim Peygamberin (AS) onun için dua ettiği için verdiğini söyler (Yaratılış’taki bölümü burada here okuyabilirsiniz). Tevrat Allah’ın, soyunun aracılığıyla yeryüzündeki bütün uluslar kutsanacak (Yaratılış 22:18) vaadine bağlı olarak, İbrahim’in işaretleriyle devam eder. Bu vaat bizi harekete geçirmelidir, çünkü; kim olursak olalım, hangi dili konuşuyorsak konuşalım, hangi dine mensup olursak olalım veya nerede yaşıyorsak yaşayalım, biliriz ki siz de ben de ‘yeryüzündeki bütün ulusların’ bir parçasıyızdır. Eğer İbrahim’in duası, Allah’ı, Lut’a Merhamet vermesi için harekete geçirdiyse – ve İbrahim bunun sonucunda bir şey elde etmemiş olsa bile – İbrahim’in İşaretleri ‘bütün uluslara’ ait olan bizlere, ne kadar Merhamet sağlayacaktır? Bununla beraber Tevrat’ta İbrahim’in bir sonraki İşaretiyle devam ediyoruz.

Nuh’un İşareti

Başlangıçtan beri olan dönemi krolonojik bir şekilde işlemeye devam ediyoruz (bkz. Adem/Havva ve Kabil/Habil) ve Tevrat’taki bir sonraki kayda değer peygamberimiz, Adem’den yaklaşık 1600 sene sonra yaşamış olan Nuh (AS) peygamberdir. Batı’daki birçok insan Nuh (AS) peygamberin ve tufanın hikayesinin inanılmaz olduğunu düşünür. Fakat dünya, tufan zamanında biriken tortulardan oluşan tortul kayaçlarla kaplıdır. Yani bu tufanın fiziksel kanıtına sahibizdir ama dikkat etmemiz gereken şey şudur: Nuh’un işareti neydi? Nuh’un (AS) Tevrat’ta ve Kuran-ı Kerim’de geçen olayını okumak için buraya.

Merhamet Görmeye Karşı Merhameti Kaybetmek

Batılarla Allah’ın yargısı hakkında konuştuğumda, genelde şöyle bir yanıt alırım, “Yargı konusunda çok endişelenmiyorum çünkü Allah çok merhametlidir. Bu nedenle beni gerçek anlamda yargılayacağını düşünmüyorum.” Bu düşünceyi sorgulamama neden olan şey Nuh’un (AS) olayıdır. Evet, Allah merhametlidir ve değişmediği için de Nuh’un (AS) zamanında da merhamet doluydu. Fakat yine de bütün dünya (Nuh ve ailesi dışında) bu yargı yüzünden yok oldu. Nuh Suresi (Sure 71 – Nuh) bize şunu söyler:

 Suçlarından ötürü boğuldular ve ateşe sokuldular. Kendilerine ALLAH’tan başka yardımcı da bulamadılar. (Nuh Suresi 71:25)

O halde Allah’ın merhameti o zaman neredeydi? Gemideydi. Kuran-ı Kerim bize şöyle der:

Biz (Allah) de onu (Nuh AS) ve gemide onunla beraber bulunanları kurtardık.(A’raf Suresi 7:64)

Allah kendi merhametinde, herkes için yararlı olabilmesi adına Nuh peygamber (AS) aracılığıyla, bir gemi sağladı. İsteyen herkes bu gemiye girebilir, merhamet görebilir ve güvende olabilirdi. Sorun şuydu, bu mesajı duyanlar buna inanmadılar. Nuh (AS) ile dalga geçtiler ve Yargı’nın gelecek olmasına inanmadılar. Eğer o gemiye binmiş olsalardı Yargı’dan kaçmış olacaklardı.

Kuran-ı Kerim’deki bölüm bize Nuh’un tek bir oğlunun Allah’a ve gelecek olan Yargı’ya inandığını söyler. Bir dağa çıkmaya çalışmış olması bize Allah’ın yargısından kaçmaya çalıştığını gösterir (böylelikle Allah’a ve Yargı’ya inanması gerekmekteydi). Fakat yine de bir problem vardı. İmanı ile teslim olmayı birbirinden ayrı tuttu ve bunun yerine Yargı’dan kendi çabalarıyla kaçmaya çalıştı. Fakat babası ona şöyle dedi:

Bugün Allah’ın hükmünden ancak O’nun esirgedikleri kurtulacaktır (Hûd Suresi 11:43)

Bu oğlun Yargı’dan kaçabilmek için Allah’ın Merhametine ihtiyacı vardı, kendi çabalarına değil. Dağın zirvesine çıkma çabaları boşunaydı. Bu nedenle onun karşılaştığı sonuç, Nuh (AS) peygamberlerle dalga geçenlerin karşılaştıkları sonuçla aynıydı – boğularak ölmek. Eğer o da gemiye binmiş olsaydı Yargı’dan kaçmış olacaktı. Bundan çıkarabileceğimiz sonuç, Allah’a veya Yargı’ya sadece inanmak ondan kaçmak için yeterli değildir. Merhamet göreceğimizden emin olmak için kendi fikirlerimiz yerine Allah’ın sağladığı Merhamete teslim olmak gerekmektedir. Nuh’un bize olan işareti budur – gemi. Bu Allah’ın Merhamet ve kaçış yollarının yanı sıra aynı zamanda Allah’ın Yargısının da halka olan işaretiydi. İnsanlar geminin inşa edilişini izlediklerinde, bu aynı zamnda Yargı ve sağlanabilecek olan Merhametin de ‘net bir işaretiydi’. Fakat O’nun Merhametinin sadece Allah’ın sağlamış olduğu tedarikle ulaşılabilir olduğu görülüyor.

O halde Nuh Allah’ın Merhametini nasıl buldu? Tevrat’ta birkaç kez şu cümle tekrarlanır:

Nuh Tanrı’nın bütün buyruklarını yerine getirdi.

Ben anladığım, sevdiğim veya aynı fikirde olduğum şeyleri yapmaya meyilli olduğumu fark ediyorum. Eminim Nuh’un (AS) da aklında, Allah’ın gelecek olan bir tufan konusundaki uyarıları ve yeryüzünde öylesine büyük bir gemi yapmasını emretmesi ile ilgili birçok soru işareti vardı. Eminim farklı konularda iyi bir adam olduğunu düşünüp bu geminin inşa edilmesi konusunda önem vermemeyi mantıklı bulabilirdi. Fakat o, ona verilen bütün buyrukları yerine getirdi – sadece babasının ona söylediklerini, anladıklarını, güvende hissettiklerini veya ona mantıklı gelenleri değil. Bu kendimiz için ders çıkarabileceğimiz harika bir örnektir.

Kurtuluşa Götüren Kapı

Tevrat aynı zamanda bize şunu söyler; Nuh, ailesi ve hayvanlar gemiye bindikten sonra,

“RAB Nuh’un ardından kapıyı kapadı.” (Yaratılış 7:16)

Geminin tek kapısının kontrolü Allah’taydı, Nuh’ta (AS) değil. Yargı geldiğinde ve sular yükseldiğinde, dışardaki insanlardan kim kapıyı çalarsa çalsın, kalkıp kapıyı açma yetkisi Nuh’ta değildi. O tek kapının kontrolü Allah’taydı. Fakat aynı zamanda içeride olanlar, kontrol Allah’ta olduğu için hiçbir rüzgarın veya dalganın kapıyı kırıp içeri giremeyeceğini bildikleri için kendilerini güvende hissediyorlardı. Allah’ın ilgi ve Merhamet kapısında güvendelerdi.

Allah değişmez olduğu için bugün bizim için de aynısı geçerlidir. Bütün peygamberler başka bir Yargı’nın – ateşle gelecek olan – gelmek üzere olduğu konusunda bizi uyarırlar. Fakat Nuh’un (AS) işareti, Allah’ın Yargı’sıyla beraber bize Merhamet sunacağını da gösterir. Bu merhameti alabilmek için tek kapısı olan ‘gemiyi’ aramamız gerekmektedir.

Peygamberlerin Kurbanları

Tevrat aynı zamanda bize şunu söyler; Nuh (AS):

RAB’be bir sunak yaptı. Orada bütün temiz sayılan hayvanlarla kuşlardan yakmalık sunular sundu. (Yaratılış 8:20)

Bu, Adem/Havva ve Kabil/Habil in hayvanlarını kurban etmeleriyle uyumludur. Bu, bir kez daha, bir hayvanın ölümünün ve kanının akıtılmasının Nuh (AS) peygamberin tapınma şekli ve Allah tarafından kabul edilmiş olması anlamına gelir. Hatta Tevrat bize bu kurbandan sonra Allah’ın “Nuh’u ve oğullarını” (Yaratılış 9:1) kutsadığını ve insanları bir daha tufanla yargılamayacağı konusunda ‘Nuh’la antlaşma yaptığını’ (Yaratılış 9:1) söyler. Yani öyle görünüyor ki, bir hayvanın kurban edilmesi, ölümü ve kanının akıtılması, Nuh’un Allah’a tapınması konusunda önemli bir role sahipti. Bu ne kadar önemlidir? Araştırmamıza Tevrat’taki Peygamberler ile devam ediyoruz. Bir sonraki bakacağımız olan konu Lut’tur.

Kayin & Habil’in İşareti

Bir önceki makalede Adem ve Havva’nın işaretine bakmıştık. Adem ve Havva’nın, sürekli şiddetle birbirleriyle uğraşan iki oğlu vardı. Bu insan tarihindeki ilk cinayetin hikayesidir. Fakat onların İşaretleri hakkında farklı bir anlayışa sahip olmak için, aynı zamanda bu hikayenin evrensel prensiplerini de öğrenmeliyiz. O halde okuyalım ve öğrenelim. (Bölümleri farklı bir pencerede açmak için buraya tıklayın.)

Kayin & Habil: İki Oğul, İki Fedakarlık

Tevrat’ta, Adem ve Havva’nın oğullarının adları Kayin ve Habil’dir. Kuran-ı Kerim’de ise isimleri geçmez ama İslami geleneklere göre Kabil ve Habil olarak bilinirler. İkisi de Allah’a sunular sunmuşlardır ama Habil’in sunusu kabul edilirken Kayin’inki kabul edilmemiştir. Kayin kıskançlığından dolayı kardeşini öldürür ama utancını ve suçunu Allah’tan saklayamaz. Bu olaydaki önemli bir soru Habil’in sunusu kabul edilirken Kayin’inkinin neden kabul edilmemiş olmasıdır. Birçokları iki kardeş arasında olan bir farklılık yüzünden olduğunu düşünür.  Fakat olayı dikkatli okumak tam tersini düşünmemize sebep olacaktır. Tevrat net bir şekilde, getirdikleri sunularda farklılıklar olduğunu söyler. Kayin sunu olarak ‘toprağın ürünlerini’ (örn. meyve – sebze) getirdi, Habil ise ‘sürüsündeki ilk doğanların yağlarını’ getirdi. Bu da Habil’in sürüsünden kuzu veya keçi gibi bir hayvanı kurban ettiğini söylüyor.

Burada Adem’in işaretiyle paralel olan bir durum görüyoruz. Adem utancını yapraklarla örtmek istedi ama ancak hayvan derileri (yani hayvanın ölümü) etkili bir şekilde örtülmesini sağladı. Yaprakların, meyvelerin ve sebzelerin kanı yoktur ve bu nedenle insanlar ile hayvanların sahip oldukları yaşama sahip değillerdir. Kansız yapraklarla örtülmek Adem için yeterli değildi. Aynı şekilde de Kayin’in sunduğu kansız meyveler ve sebzeler kabul edilemezdi. Habil’in ‘hayvan yağları’ sunusu, aynı Adem ve Havva’nın utançlarının gizlenmesini sağlayan hayvanın olduğu gibi, bir hayvanın kanının aktığı anlamına gelir.

Belki de bu işareti küçük bir çocukken öğrenmiş olduğum bir söz ile özetleyebiliriz: ‘Cehenneme giden yol iyi niyetlerle döşenmiştir.’ Bu söz Kayin’e çok uyan bir sözdür. Allah’a inanıyordu ve inancını O’na bir kurban sunarak gösteriyordu. Fakat Allah sunusunu ve dolayısıyla da Kayin’i kabul etmedi. Neden? Kötü bir şekilde mi davranıyordu? Başta böyle olduğu söylenmiyor. Hatta en iyi niyete ve de davranışlara bile sahip olmuş bile olabilir. Babası Adem’in işareti bize bir ipucu verir. Allah Adem ve Havva’yı yargıladığında onları ölümlü yaptı. Dolayısıyla günahlarının bedeli ölüm oldu. Daha sonra da Allah onlara bir işaret verdi – çıplaklarını örten hayvan giysileri (derileri)… Fakat bu da söz konusu hayvanın ölmüş olması gerektiğini gösterir. Bir hayvan öldü ve akan kanı Adem ve Havva’nın utancını gizlemek için kullanıldı. Şimdi de oğulları sunular getirdiler ama sadece Habil’in sunusu (‘sürüsünden yağlar’) ölüm ve kanın akıtılmış olmasını gerektirdi. ‘Toprağın ürünleri’ aynı şekilde ‘hayatta’ olmadıkları için ölemezlerdi ve akacak kanları yoktu.

Bizim için Bir İşaret: Kanın Dökülmesi & Akıtılması

Allah bize burada bir ders gösterir. Allah’a nasıl yaklaşacağımıza biz karar veremeyiz. Standardı O belirler ve ona uyup uymayacağımızı biz belirleriz. Buradaki standart ise bir kanının dökülüp, akıtılmış olduğu bir kurban olmasıdır. Belki de ben başka bir gerekliliği tercih ederdim, çünkü o zaman kendi kaynaklarımdan sunabilirdim. Zaman, enerji, para, dua ve adanma sunabilirim ama hayat sunamam. Fakat o – kan kurbanı – Allah’ın tam olarak istediği şeydi. Başka hiçbir şey yeterli olmayacaktı. Gelecek olan peygamberlik işaretlerinde bu kurban deseninin nasıl devam edeceğini görmek ilginç olacaktır.

Adem’in İşareti

Adem ve karısı Havva direkt Allah tarafından yaratıldıkları ve Aden Bahçesi’nde yaşadıkları için eşsizlerdir. Bu nedenle öğrenmemiz gerek önemli işaretlere sahiplerdir. Adem hakkında,  Kuran-ı Kerim’de iki ve Tevrat’ta da bir tane ayet vardır. (Okumak için Buraya tıklayın).

Bu açıklamalar birbirine çok benzerler. Her iki açıklamada da söz edilen kişiler aynıdır (Adem, Hava, şeytan (İblis), Allah); her iki açıklamada da bulundukları yer aynıdır (Bahçe); her iki açıklamada da şeytan (İblis) Adem ve Havva’ya yalan söyler ve onları kandırır; her iki açıklamada da Adem ve Havva çıplaklıklarından utandıkları için vücutlarını yapraklarla örterler; her iki açıklamada da sonrasında Allah gelir ve yargı vermek için konuşur; her iki açıklamada da Allah çıplaklıklarının “utancını” kapatabilmeleri için onlara giysiler sağlayarak merhamet gösterir. Kuran-ı Kerim bunun “Adem’in Çocukları” olan bizler için Allah’ın bir işareti olduğunu söyler. Yani bu sadece geçmişte yaşanmış kutsal olayların tarih dersi değildir. Adem açıklamasından ders çıkarabiliriz.

Adem’in Bizlere Uyarısı

Adem ve Havva, Allah yargılamadan önce tek bir itaatsizlik günahı işlemişlerdi. Örneğin, Allah’ın dokuz kere uyardığı ve sonuncusunda yargısını getirdiği on adet itaatsizlik örneği yoktur. Allah tek bir itaatsizlik davranışını yargıladı. Birçok insan Allah’ın onları birçok kez günah işlediklerinden sonra yargılayacağını düşünür. Başkalarına göre “daha az günahları” veya iyi işlerinin kötü işlerini telafi edeceklerini ve sonuç olarak (belki de) Tanrı’nın onları yargılamayacağını düşünürler. Adem & Havva’nın deneyimi bizi durumun böyle olmadığı konusunda uyarır. Allah tek bir itaatsizlik günahını bile yargılar.

Eğer Allah’a karşı itaatsizliği bir ulusun yasalarını çiğnemekle kıyaslarsak daha anlamlı olabilir. Yaşadığım ülke olan Kanada’da eğer bir yasayı çiğnersem (örn, bir şey çalarsam), ülke beni yargılayabilir. Tek bir yasayı çiğnediğimi, cinayet veya adam kaçırma gibi suçlar işlemediğimi savunamam. Kanada’nın beni yargılayabilmesi için tek bir yasayı çiğnemem yeterlidir. Allah için de durum budur.

Adem ve Havva, kendilerine yapraklardan giysiler yaptıklarında utandıklarını ve çıplaklıklarını saklamaya çalıştıklarını görürüz. Aynı şekilde, bana utanç getiren şeyler yaptığımda ben de aynı şekilde üstünü örtmeye ve diğerlerinden saklamaya çalışırım. Fakat Adem’in çabaları Tanrı için boştu. Allah onların başarısızlıklarını gördü ve sonrasında hem Eyleme Geçti hem de Konuştu.

Allah’ın Yargı -ve aynı zamanda- Merhamet Eylemleri

Üç eylem görebiliriz:

  1. Allah onları ölümlü yaptı – artık ölecekler.
  2. Allah onları Bahçe’den kovdu.  Artık Dünya’da çok daha zor bir hayat sürdürmek zorundalar.
  3. Allah onlara deri giyecekler verdi.

Günümüzde bile halen daha bu olaydan etkileniyor olmamız çok ilginçtir. Herkes ölür; hiç kimse — ne bir peygamber, ne de bir başkası — Bahçe’ye geri dönmedi; herkes kıyafet giymeye devam eder. Hatta bu üç şey o kadar “normal” olarak görünür ki, Allah’ın Adem & Havva’ya yaptıklarının etkisinin binlerce yıl sonra bile halen daha hissedildiğini neredeyse gözden kaçırırız. O gün yaşananların sonuçları hala etkilidir.

Allah’ın sağladığı giyecek bir merhamet armağanıydı – utançlarının üzeri artık örtünmüştü. Evet, Allah yargıladı – ama aynı zamanda merhamet de gösterdi – ki buna mecbur değildi . Adem & Havva giysilere, kötü davranışlarına karşı iyi davranışları sayesinde kazandıkları “ödüllerle” sahip olmadılar. Adem & Havva Allah’ın armağanına ödüllerle veya hakederek sahip olamazlardı. Fakat birisi bunun için bir bedel ödedi. Tevrat bize giysilerin derilerden yapıldığını söyler. Yani bu deri bir hayvandan gelmişti. Bu noktaya kadar hiç ölüm olmamıştı ama şimdi derisi giysi olmaya müsait olan bir hayvan bunun bedelini ödemiş oldu — hayatıyla… Adem & Havva’nın Allah’ın merhametine sahip olabilmeleri için bir hayvan öldü.

Kuran-ı Kerim bize bu giysilerin onların utancını örttüklerini söyler ama asıl ihtiyaçları olan örtü “doğruluk” örtüsüydü. Sahip oldukları giysiler (deriler) aslında bir şekilde doğruluk işaretiydi ve bizim için de bir işaretti.

“Ey Âdemoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise verdik. Takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) elbisesi var ya, işte o daha hayırlıdır. Bu (giysiler), Allah’ın rahmetinin alametlerindendir. Belki öğüt alırlar (diye onları insanlara verdik).” [A’raf Suresi 7:26]

Şöyle güzel bir soru sorulabilir: bu “doğruluk giysisini” nasıl elde edebiliriz? Daha sonraki peygamberler bu çok önemli sorunun cevabını gösterecekler.

Allah’ın Yargı ve Merhamet Sözleri

Allah, Adem & Havva ve bizler için (çocukları) sadece bu üç şey yapmaz. Aynı zamanda Konuşur. Her iki olayda da Allah “düşmandan” söz eder ama Tevrat, “düşmanın” kadın ve yılan (şeytan) arasında olacağını da ekler. Bu spesifik mesaj aynı zamanda aşağıda da yer alır. Bahsedilen kişileri belirtmek için () kullandım. Allah konuşur:

“Seninle kadını, onun soyuyla (şeytan) senin soyunu
Birbirinize düşman edeceğim (Allah).
Onun soyu (kadının soyu) senin (şeytan) başını ezecek,
Sen (şeytan) onun (kadının soyu) topuğuna saldıracaksın.” (Yaratılış 3:15)

Bu bir bilmecedir – ama anlaşılabilir. Eğer dikkatlice bakarsanız beş farklı karakterden bahsedildiğini VE geleceğe yönelik olduğu için bunun bir peygamberlik sözü olduğunu (devamlı olarak gelecek zaman kullanıldığı için) anlarsınız. Karakterler:

  1. Tanrı (veya Allah)
  2. Şeytan (veya iblis)
  3. Kadın
  4. Kadının soyu
  5. Şeytanın soyu

Aynı zamanda bu bilmece gelecekte bu karakterlerin birbirlerine nasıl bağlı olacaklarını da gösterir. Bu aşağıda yer almaktadır.

 Karakterler ve Allah’ın Cennette verdiği Vaat ile olan ilişkileri
Karakterler ve Allah’ın Cennette verdiği Vaat ile olan ilişkileri

Kadının kim olduğundan bahsetmiyor. Fakat Allah şeytanın “soyundan” ve kadının “soyundan” söz ediyor. Bu biraz gizemlidir ama kadının soyu hakkında bir şey biliyoruz. Soyundan “o” (İngilizce’deki “him” kelimesi tekil erkek için kullanılır) diye bahsettiği için soyunun tek bir erkek olduğunu biliyoruz. Bu bilgiye dayanarak birkaç farklı açıklama boşa çıkar. Kullanılan kelime “he” (Türkçe’de erkek olan “o”) olduğu için soyunun bir kadın olamayacağını biliyoruz – ama “he” (erkek “o”) bir kadından gelir. Tekil kullanıldığı için “onlar” olamaz (çoğul değildir). Böylelikle bahsi geçen soy, belli bir ulusa veya dine mensup olan bir grup insan DEĞİLDİR. “He” (Türkçe’de erkek olan “o”) bir insandır, başka bir varlık değildir. Bu bariz bir şekilde görülse bile, soyun belli bir felsefe, öğreti veya din olma ihtimalini elemiş olur. Sonuç olarak soy (örneğin) Hristiyanlık veya İslam değildir. Çünkü öyle olsaydı, kullanılan kelime “it” (Türkçe’de canlı olmayan şeyler için kullanılan “o” kelimesi) olurdu. Aynı şekilde Hristiyanlar, Yahudiler veya Müslümanlar da değildir, çünkü öyle olsaydı “onlar” denirdi. “Soy” konusu halen daha gizemini koruyor olsa da, doğal olarak aklımıza gelebilecek olan ihtimalleri elemiş olduk.

Bu vaat gelecek zamanda geçtiği için Allah’ın İsteğininin maksatlı planının sonucu olduğunu görebiliyoruz. Bu “soy” şeytanın başını ezecek (onu yok edecek) ama aynı zamanda da şeytan “onun topuğuna saldıracak”. Bunun ne anlama geldiği bu noktada gizemini koruyordu. Fakat Tanrı’nın planının açıklanacağını biliyoruz.

Allah’ın Adem’e neyi SÖYLEMEDİĞİNE dikkat edin. Erkeğe, kadına söz verdiği gibi bir soyun sözünü vermiyor. Özellikle Tevrat, Zebur & İncil’de babadan gelen oğulların ne kadar vurgulandığını düşününce bu oldukça ilginç bir hal alıyor. Tevrat, Zebur ve İncil’de yer alan soy ağaçları genelde sadece babadan gelen oğullarından söz eder. Fakat Bahçe’deki bu vaat farklı – erkekten gelecek olan bir soy vaadi yok. Tevrat sadece kadından olan bir soyun geleceğini söyler – erkekten bahsetmez.

Var olan bütün erkeklerin içinden yalnızca ikisinin fiziksel babaları yoktu. İlki, direk Tanrı tarafından yaratılmış olan Adem’di. İkincisi ise bakireden doğan – yani babası olmayan – İsa Mesih’ti. Bu, soyun erkek, kadın ya da onlar olmadığının açıklaması ile uyum içindedir. İsa Mesih kadından gelen soydandır. O halde O’nun düşmanı kimdir? Şeytanın “soyu” mu? Bunu detaylı incelemek için zamanımız olmasa da Kitaplar “Yıkım’ın Oğlu”, “Şeytanın Oğlu” ve başka ünvanlarla Mesih’e karşı gelecek olan bir insan hükümdardan bahsederler. Aynı zamanda Deccal olarak bilinir. Sonraki Kitaplar bu “Mesih-Karşıtı” ile Mesih’in arasında olacak olan çatışmadan bahsederler. Fakat önce, bundan embriyo halinde tarihin başlangıcında bahsedilir.

Tarih’in zirvesi, şeytan ve Allah arasındaki çekişmenin sonucu, aynı başlangıçta – ilk Kitapta- peygamberlik edildiği gibi Bahçe’de başlamıştır. Birçok soru vardır ve varolan sorulara başka sorular da eklenmiştir. Buradan devam etmek ve başarılı olmuş Elçilerden öğrenmek, bu sorularımıza cevap vermeyi ve içinde bulunduğumuz zamanı anlamaya yardımcı olacaktır. Adem ve Havva’nın oğulları olan Kayin ve Habil den devam edeceğiz.

Giriş: Kuran-ı Kerim’de Allah’ın İşareti Olan “İncil” Deseni

Kuran-ı Kerim’i ilk okuduğum zaman birçok açıdan çok şaşırmıştım. Öncelikle İncil’e (Müjde) birçok referans yapıldığını gördüm. Fakat ilgimi çeken asıl şey İncil’den bahsedilirken kullanılan spesifik desen oldu. Aşağıda direkt olarak İncil’den bahseden Kuran-ı Kerim ayetleri yer almaktadır. Belki siz de benim farkettiğim deseni fark edersiniz.

O, sana Kitab’ı hak ve kendisinden öncekileri (adım adım) doğrulayıcı olarak indirdi. O,  daha önce Tevrat’ı (Musa peygamberin) ve İncil’i (İsa peygamberin) insanlar için birer hidayet olarak indirmişti. Furkan’ı da (doğru ve yanlış yargısı) indirdi. Şüphesiz, Allah’ın âyetlerini inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah, mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir. [Ali İmran Suresi 3:3-4]

Ve Allah ona (İsa) kitabı, hikmeti, Tevrat ve İncil’i öğretecek. [Ali İmran Suresi 3:48]

Ey kitap ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz. Oysa Tevrat da, İncil de ondan sonra indirilmiştir. Siz hiç düşünmüyor musunuz? [Ali İmran Suresi 3:65]

O peygamberlerin izleri üzere Meryem oğlu İsa’yı, önündeki Tevrat’ı doğrulayıcı olarak gönderdik. Ona, içerisinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat’ı doğrulayan, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için doğru yola iletici ve bir öğüt olarak İncil’i verdik. [Maide Suresi 5:46]

Eğer onlar (Kitap Ehli) Tevrat’ı, İncil’i ve Rableri tarafından kendilerine indirileni gereğince uygulasalardı, elbette üstlerinden ve ayaklarının altından yiyeceklerdi. [Maide Suresi 5:66]

Ey Kitap ehli! Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirileni uygulamadıkça hiçbir şey üzere değilsiniz. [Maide Suresi 5:68]

Sana (İsa) Kitab’ı, Hikmet’i, Tevrat’ı ve İncil’i öğretmiştim (Allah).[Maide Suresi 5:110]

Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’ân’da, O’nun üzerine hak olan vaaddir. [Tevbe Suresi 9:111]

İşte bu, onların Tevrat’ta (Yasa) ve İncil’de anlatılan durumlarıdır: Onlar filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ziraatçıların hoşuna giden bir ekin gibidirler.  [Fetih Suresi 48:29]

Kuran-ı Kerim’deki bütün İncil referanslarını ele aldığımızda ilgi çekici olan “İncil’in” hiçbir zaman tek başına bulunmamasıdır. Her durumda “Tevrat” (Yasa) kelimesi onu takip eder. “Yasa” Musa peygamberin (aleyhisselam) kitaplarındandır. Genelde Müslümanlar tarafından “Tevrat”, Yahudiler tarafından ise “Torah” olarak bilinir. İncil (Müjde) hiç bir zaman kendi başına söz edilmediği için Kutsal Kitaplar arasında eşsizdir. Bunun zıttı olarak Tevrat’ın (Yasa) ve Kuran-ı Kerim’in tek başlarına bahsedildiği ayetler bulabilirsiniz. Bazı örnekler şunlardır:

Sonra iyilik yapanlara nimeti tamamlamak, her şeyi açıklamak, hidayet ve rahmete erdirmek için Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik ki, Rablerinin huzuruna varacaklarına iman etsinler. [En’am Suresi 6:154-155]

Hâlâ Kur’an’ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, mutlaka onda birçok çelişki bulurlardı. [Nisa Suresi 4:82]

Başka bir deyimle, Kuran-ı Kerim’de ne zaman İncil’den bahsedilse, her zaman ya Tevrat (Yasa) ile birlikte bahsedildiğini ya da hemen arkasından geldiğini görüyoruz. Bu eşsizdir çünkü Kuran-ı Kerim kendisinden söz ederken kendini diğer Kutsal Kitaplardan ayrı tutar. Aynı zamanda Tevrat’ı (Yasa) da, diğer Kutsal Kitaplardan ayrı tutabilir.

Peygamberlerden bize bir İşaret?

O halde bu desen (İncil’in her zaman Tevrat ile birlikte adının geçmesi) dikkate değer midir? Bazıları bunu sadece bir rastlantı veya İncil’den bu şekilde bahsedilmesinin bir gelenekten ibaret olduğunu düşünebilirler. Kitaplar’daki bu tür desenlerin ciddiye alınması gerektiğini öğrendim. Belki de Allah’ın kendisinin kurduğu prensipi anlamamıza yardımcı olmak için önemli bir işarettir. Bu prensip de, İncil’i gerçek anlamda anlayabilmemiz için öncelikle Tevrat’ı (Yasa) okumamız gerektiğidir. Tevrat, İncil’i anlamadan önce bilmemiz gereken bir ön koşuldur. O halde öncelikle Tevrat’a bakmamız ve İncil’i (Müjde) anlayabilmemiz için neler öğrenebileceğimizi görmemiz gerekir. Kuran-ı Kerim, önceki peygamberlerin bizim için “İşaretler” olduklarını söyler. Ne söylediğini düşünün:

Ey Âdemoğulları! İçinizden size benim âyetlerimi anlatan Peygamberler gelir de her kim Allah’a karşı gelmekten sakınır ve hâlini düzeltirse, artık onlara korku yoktur. Onlar üzülecek de değillerdir. Âyetlerimizi yalanlayanlar ve onlara uymayı kibirlerine yediremeyenlere gelince, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır. [A’raf Suresi 7:35-36]

Başka bir deyimle, bu peygamberlerin hayatlarında işaretleri ve Adem’in Oğullarına (her birimiz de onun çocuklarıyız) mesajları vardı. Bilge ve sağduyulu olanlar bu işaretleri anlamaya çalışacaklardır. O halde İncil’i Tevrat’a (Yasa) bakarak takip edelim. Düz Yolu anlamamıza yardımcı olmak için başlangıçtaki ilk peygamberlerin bizlere nasıl İşaretler verdiklerine bakalım.

Zamanın en başından Adem’in İşareti ile başlıyoruz. Tabii, Tevrat, Zebur ve İncil’in bozulmuş olup olmadıkları sorusuyla başlamak isteyebilirsiniz. Bu önemli soru ile ilgili Kuran-ı Kerim ne söyler? Peki ya Sünnet? Yargı Gününde, Tevrat ve Düz Yol için nasıl bir İşaret olduğu hakkında bilgi sahibi olmak için buna zaman ayırmış olmak iyi olacaktır.

 

Tevrat’tan: İsmail peygamberin (Aleyhisselam) hikayesi nedir?

İsmail’e ne olduğuyla ilgili çok kafa karışıklığı vardır. 3500 yıl önce Musa peygamber (Aleyhisselam) tarafından yazılmış olan Tevrat  bizi bu konuda aydınlatır. Allah’a İbrahim’e (Aleyhisselam), onu bereketleyeceğini ve soyunu kumsaldaki kum taneleri kadar çoğaltacağını söylemişti (bakınız  here). İbrahim’in (Aleyhisselam) sonunda iki kadından iki oğlu oldu, fakat kadınların arasındaki rekabet, Hacer ve İsmail’in oradan ayrılmasına sebep oldu. Bu rekabet iki aşamalı oldu. İlk aşama İsmail’in ve İshak’ın doğumundan önce gerçekleşti. Bu rekabet hakkında Tevrat’ın söyledikleri; Allah’ın nasıl Hacer’i koruduğu, ona göründüğü ve İsmail’i (Aleyhisselam) nasıl kutsadığı şu ayetlerde yer alır.

1 Karısı Saray Avrama çocuk verememişti. Sarayın Hacer adında Mısırlı bir cariyesi vardı. 2 Saray Avrama, ‹‹RAB çocuk sahibi olmamı engelledi›› dedi, ‹‹Lütfen, cariyemle yat. Belki bu yoldan bir çocuk sahibi olabilirim.›› Avram Sarayın sözünü dinledi. 3 Saray Mısırlı cariyesi Haceri kocası Avrama karı olarak verdi. Bu olay Avram Kenanda on yıl yaşadıktan sonra oldu. 4 Avram Hacerle yattı, Hacer hamile kaldı. Hacer hamile olduğunu anlayınca, hanımını küçük görmeye başladı. 5 Saray Avrama, ‹‹Bu haksızlık senin yüzünden başıma geldi!›› dedi, ‹‹Cariyemi koynuna soktum. Hamile olduğunu anlayınca beni küçük görmeye başladı. İkimiz arasında RAB karar versin.››

6 Avram, ‹‹Cariyen senin elinde›› dedi, ‹‹Neyi uygun görürsen yap.›› Böylece Saray cariyesine sert davranmaya başladı. Hacer onun yanından kaçtı. 7 RABbin meleği Haceri çölde bir pınarın, Şur yolundaki pınarın başında buldu. 8 Ona, ‹‹Sarayın cariyesi Hacer, nereden gelip nereye gidiyorsun?›› diye sordu. Hacer, ‹‹Hanımım Saraydan kaçıyorum›› diye yanıtladı. 9 RABbin meleği, ‹‹Hanımına dön ve ona boyun eğ›› dedi, 10 ‹‹Senin soyunu öyle çoğaltacağım ki, kimse sayamayacak. 11 ‹‹İşte hamilesin, bir oğlun olacak, Adını İsmailfü koyacaksın. Çünkü RAB sıkıntı içindeki yakarışını işitti.

12 Oğlun yaban eşeğine benzer bir adam olacak, O herkese, herkes de ona karşı çıkacak. Kardeşlerinin hepsiyle çekişme içinde yaşayacak.›› da ‹‹Bütün kardeşlerinin yaşadığı yerin doğusuna yerleşecek››. 13 Hacer, ‹‹Beni gören Tanrıyı gerçekten gördüm mü?›› diyerek kendisiyle konuşan RABbe ‹‹El-Roi›› adını verdi. 14 Bu yüzden Kadeşle Beret arasındaki o kuyuya Beer-Lahay-Roi adı verildi. anlamına gelir. 15 Hacer Avrama bir erkek çocuk doğurdu. Avram çocuğun adını İsmail koydu. 16 Hacer İsmail’i doğurduğunda, Avram seksen altı yaşındaydı. (Yaratılış 16:1-16)

Hacer Tanrı’yla konuşmuş olduğu için onun bir peygamber olduğunu görüyoruz. Ona oğlunun adının İsmail olması gerektiğini söyleyen ve İsmail’in “sayılamayacak kadar çok” nüfusa sahip olacağını vaat eden Tanrı’ydı. Bu karşılaşmadan sonra hanımının yanına döndü ve böylece aralarındaki rekabet kısa bir süre için durdu.

Rekabet Büyüyor

Fakat bundan 14 sene sonra Saray’ın İshak adında bir oğlu olduğunda rekabet kaldığı yerden devam etti. Tevrat bunun nasıl olduğunu açıklar.

 8 Çocuk büyüdü. Sütten kesildiği gün İbrahim büyük bir şölen verdi. 9 Ne var ki Sara, Mısırlı Hacerin İbrahimden olma oğlu İsmailin alay ettiğini görünce, 10 İbrahime, ‹‹Bu cariyeyle oğlunu kov›› dedi, ‹‹Bu cariyenin oğlu, oğlum İshakın mirasına ortak olmasın.›› 11 Bu İbrahimi çok üzdü, çünkü İsmail de öz oğluydu. 12 Ancak Tanrı İbrahime, ‹‹Oğlunla cariyen için üzülme›› dedi, ‹‹Sara ne derse, onu yap. Çünkü senin soyun İshakla sürecektir. 13 Cariyenin oğlundan da bir ulus yaratacağım, çünkü o da senin soyun.››

14 İbrahim sabah erkenden kalktı, biraz yiyecek, bir tulum da su hazırlayıp Hacerin omuzuna attı, çocuğunu da verip onu gönderdi. Hacer Beer-Şeva Çölüne gitti, orada bir süre dolaştı. 15 Tulumdaki su tükenince, oğlunu bir çalının altına bıraktı. 16Yaklaşık bir ok atımı uzaklaşıp, ‹‹Oğlumun ölümünü görmeyeyim›› diyerek onun karşısına oturup hıçkıra hıçkıra ağladı. 17 Tanrı çocuğun sesini duydu. Tanrının meleği göklerden Hacere, ‹‹Nen var, Hacer?›› diye seslendi, ‹‹Korkma! Çünkü Tanrı çocuğun sesini duydu.

18 Kalk, oğlunu kaldır, elini tut. Onu büyük bir ulus yapacağım.›› 19 Sonra Tanrı Hacerin gözlerini açtı, Hacer bir kuyu gördü. Gidip tulumunu doldurdu, oğluna içirdi. 20 Çocuk büyürken Tanrı onunlaydı. Çocuk çölde yaşadı ve okçu oldu. 21 Paran Çölünde yaşarken annesi ona Mısırlı bir kadın aldı. (Yaratılış 21:8-21)

Sara’nın (ismi Saray’dan Sara olmuştu) Hacer ile aynı evde yaşamayacağına karar verdiğini ve gönderilmesini emrettiğini görüyoruz. İbrahim (Aleyhisselam) isteksiz olsa da, Allah, Hacer’I ve İsmail’i (Aleyhisselam) bereketleyeceğine söz verdi. Gerçekten de daha sonra Allah Hacer ile tekrar konuştu, çölde su görebilmesi için gözlerini açtı ve İsmail’i (Aleyhisselam) “büyük bir ulus” yapacağına söz verdi.

Tevrat bu ulusun nasıl gelişmeye başladığını göstermeye devam eder. İbrahim’in (Aleyhisselam) ölümüne yakın İsmail (Aleyhisselam) hakkında okuyoruz.

 8 Kocamış, yaşama doymuş, iyice yaşlanmış olarak son soluğunu verdi. Ölüp atalarına kavuştu. 9 Oğulları İshakla İsmail onu Hititli Sohar oğlu Efronun tarlasında Mamreye yakın Makpela Mağarasına gömdüler. 10 İbrahim o tarlayı Hititlerden satın almıştı. Böylece İbrahimle karısı Sara oraya gömüldüler. 11 Tanrı İbrahimin ölümünden sonra oğlu İshakı kutsadı. İshak Beer-Lahay-Roide yaşıyordu. 12 Saranın cariyesi Mısırlı Hacerin İbrahime doğurduğu İsmailin öyküsü: 13 Doğum sırasına göre İsmailin oğullarının adları şunlardır: İlk oğlu Nevayot. Sonra Kedar, Adbeel, Mivsam, 14 Mişma, Duma, Massa, 15 Hadat, Tema, Yetur, Nafiş, Kedema gelir.

16 İsmailin oğulları olan bu on iki bey oymakların atalarıydı. Köylerine, obalarına da bu adları verdiler. 17 İsmail yüz otuz yedi yıl yaşadıktan sonra son soluğunu verdi. Ölüp halkına kavuştu. 18 İsmailoğulları Aşura doğru giderken Mısır sınırı yakınında, Havila ile Şur arasındaki bölgeye yerleştiler. Kardeşlerinin yaşadığı yerin doğusuna yerleşmişlerdi. (Yaratılış 25:8-18)

İsmail gerçekten de çok uzun zaman yaşadı ve her bir oğlu 12 oymağın başına geçti. Allah söz verdiği gibi onu bereketledi. Araplar bugüne kadar hala daha atalarının İsmail aracılığıyla İbrahim’e kadar ulaştığını görebilirler.